Adem ile Havva Her Yerde – Mineke Schipper

 

“Dünyada başka hiçbir hikâye insan soyunun anne ve babası Âdem ile Havva kadar meşhur değildir. Onları konu edinen bilmeceler, atasözleri, şarkılar, şiirler, romanlar, operalar ve filmler vardır. Kitab-ı Mukaddes’teki Âdem ile Havva hikâyesi, Mezopotamya, Arabistan, Anadolu ve Mısır’ı geniş ölçüde dolaşan Bedevi kabilelerinin sözlü geleneğiyle gelişti ancak çoğunlukla Vaat Edilmiş Topraklar ya da bunun dışında tek tek sayarsak Filistin, Fenike, Aram, İsrail, Yehuda ve Samarya diye de bilinen bir bölgeye de yerleşti. Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman anlatıları, Âdem ile Havva hikâyesini aktarıp genişletti. Cennetteki bitki örtüsü, ağaçlar, çiçekler, meyveler, hayvanlar ve ilk insanlar yerel kültürel nitelikler kazandı. Kimi zaman portakal, nar, incir, üzüm, muz ve ekmekağacı meyvesi elma yerine cennetin yasak meyvesi ilan edildi. Çağlar boyunca hikâyeler bir kuşaktan diğerine sözlü olarak aktarıldı ve gitgide yazıya dökülüp estetik biçimde tasvir edilir oldu. Anlatılarda görülen farklılıklar sadece birbirinden uzaklaşan dini fikirlerden değil, aynı zamanda hikâye anlatıcılarının ve sanatçıların şahsi yaratıcılıklarından da kaynaklanıyordu. Yazar Mineke Schipper, bu kitapta Âdem ile Havva inancının farklı dinlerdeki yerini ve anlatı biçimini göz önüne sererken, görsel kaynaklarla zengin bir bakış olanağı verir. Lillith’ten Havva’ya, Tanrı’dan Şeytan’a ve yılana kadar insanlık tarihinin zengin kültür parçalarını bir arada ve çok boyutlu bir bakış açısıyla sunar.” Adem ile Havva Her Yerde’den okuma parçası yayımlıyoruz.

Keşke sadece ilk erkek yaratılsaydı. (Yahudi atasözü)
Âdem’in kaburgası yarardan çok zarar getirir. (Alman atasözü)
Cenneti ancak bir kadın mahvedebilirdi. (Arap atasözü)

Karısı yaratılmadan önce Âdem’in Cennette mutlu olduğu kabul edilir çoğunlukla. İyice benimsenmiş bir kilise görüşüne göre, Martin Luther eğer yılan ilk olarak Âdem’e yönelseydi, “Âdem’in galip geleceğine” inanırdı. Âdem yılanı ayağıyla ezecek ve şöyle diyecekti: “Kes sesini!”

Kitab-ı Mukaddes’te Havva’dan sadece Âdem’in karısı diye bahsedilirdi, “onları erkek ve dişi olarak yarattı” sözleri (Yaratılış 1:27) başka bir kadını ima etmiyorsa tabii. Yaratılış hikâyesinin ilk uyarlaması, Tanrı kadını erkeğin vücudunun küçük bir kısmından yaratır diyen ikincisinden daha az hiyerarşiktir. İki hikâyeyi nasıl bağdaştıracağız? Kitab-ı Mukaddes uydurması üzerine çok kafa patlatıldı ve öyle popüler oldu ki kimi zaman kilise kanuna göre belirlenen el yazmalarını gölgede bıraktı. Talmut ve Midraş’taki hikâyeler kadının sadece üreme amaçlı yaratılmadığında hemfikirdi: “Eşi olmayan bir erkek mutsuz, neşesiz, uğursuz, huzursuz ve kefaretsiz, hayatı olmayan bir insandır.”

Lilith

Âdem şöyle dedi: “Senin altında yatmayacağım, sadece üstünde olacağım. Çünkü sen ben üstteyken altta olmaya uygunsun.” Lilith cevap verdi: “Mademki ikimiz de topraktan yaratıldık ikimiz de birbirimize eşitiz.”

Tanrı Âdem’in yalnızlığına ona bir eş vererek çözüm buldu. Bazıları o kadının Lilith olduğunu söyler ve hikâyeye göre Tanrı Âdem ve Lilith’i kendi suretinde yaratmıştır. Ne yazık ki kısa ilişkileri ahenkten uzaktı.

Bu ikisi arasında yanlış giden neydi? Mesele aynı maddeden yaratılmaları mıydı? Ya da Tanrı, ilk kadını yaratırken Âdem’i yarattığında özenle seçtiği aynı saf toprağı mı kullanmadı? Bilen yok ama onlar tamamen uyumsuzdu. Farklı versiyonlarına rağmen hikâye anlatıcıları sadece tek bir şey üzerinde hemfikirdi. Lilith imkânsız bir şey istedi: tam bir eşitlik, seks meselesinde bile. Talmut hikâyelerine göre, Âdem “misyoner pozisyonu” diye bilinen pozisyonda seks yapmak istiyordu fakat inatçı Lilith, onun yanında ya da üzerinde olmakta diretiyordu ve teslim olmayı reddediyordu. Âdem onu kendi tercih ettiği pozisyona zorlamaya çalıştı fakat Lilith onu küçümsedi ve ondan, Cennetten ve görüş alanından uzaklaştı. Âdem, Yaratıcısının huzurunda dua ederek şikâyetini dile getirdi: “Kâinatın hükümdarı! Bana verdiğin kadın kaçıp gitti.” Onun geri gelmesini istedi ve Tanrı gidip Lilith’i bulması için melek Senoy, Sansenoy ve Semangelof’u onunla gönderdi. Onlar Lilith’i şehvet düşkünü iblislerle birlikte yaşadığı Kızıldeniz’in yakınında yakaladılar (daha eski Yahudi inanışına göre su şeytanları cezp eder). Melekler Lilith’i yakalayıp Cennet Bahçesi’ndeki Âdem’e geri götürmeye çalıştı fakat Lilith, Kutsal Olan’ın emrini hiçe sayarak bunu kabul etmedi. Onu başına gelecek korkunç cezayla –eğer onlarla gelmezse her gün iblislerden peydahladığı yüz iblis çocuğu öldürülecekti– tehdit etmelerine rağmen Lilith kayıtsız kaldı. Âdem’e geri dönmeyi reddetmeyi sürdürdü ve kendisi bir iblise dönüştü. En sevdiği eğlence –şeytanlarla seks yapma– sayesinde Lilith, o zamandan bu yana günde yüz iblis çocuk doğurdu.

Lilith hikâyesi kilise kanunlarına göre belirlenen Kitab-ı Mukaddes’te geçmemesine rağmen, Lilith ve kızlarına, Lilim, yönelik inanç ya da korku, yüzyıllarca kahredici bir senaryo olarak kaldı. Bu seks düşkünü iblis kızların yalnız uyuyan zayıf erkeklerle ilişkiye girmeye çabaladığına inanılırdı. Annelerinin öğretisini takiben, Lilim erkeklerin rüyalarına giriyor ve onların bedenlerine yerleşip zavallı erkekler boşalana kadar ne kadar meni varsa emiyorlardı. Çalıntı menilerle daha fazla iblis çocuk doğurmaya devam ediyorlar.

Lilith’e bildirilen uygulandı ve melekler Lilith’in her gün doğurduğu yüz bebek iblisi öldürmeye başladı. Lilith intikamını başkalarının bebeklerinden alacağına yemin etti. O zamandan sonra yeni doğan bebekleri, tercihen de sünnet edilmemiş oğlanları boğarak öldürdü. Beşiğinde ölü bulunan bebek vakaları Lilith’in intikamı olarak açıklandı. Hikâyeye göre Havva yaratıldıktan sonra bir gün Lilith, Havva’yı kocasına sarılırken gör-dü ve Âdem’in eşsiz güzelliğine çarpıldı. Asiliğinden pişman mıydı ve aşırı kininin sonucu kıskançlık mıydı?

Onun şeytani hilelerinden kaçınmanın tek yolu, bebeklere Lilith’i Âdem’e geri götürmekle görevli üç meleğin isimleri yazılı bir muska takmaktı çünkü Lilith iyice korunan çocukların canlarını bağışlayacağına söz vermişti. Muskalar aynı zamanda kem göze, genelde iblislere ve kısmen de Lilith’e karşı semboller ve büyülü sözler de içeriyordu.

Talmut’a göre, Âdem Cennetten Kovulmalarından sonra 430 sene Havva’dan uzak durmuştu. Bu süre boyunca Âdem’in menisi ceset yutan canavarlar ve iblisler yarattı, bu korkunç canavarların annesi olarak saptanan kişi Lilith’di.

Kitab-ı Mukaddes’teki Yaratılış hikâyesi baştan çıkarıcı ola-rak şeytanı kastetmeden sadece yılanı ima eder. Bununla birlikte Yahudi din âlimleri ve Hıristiyan yazarlar, Lilith’in hikâyesini yılanın Cennetteki yıkıcı aracılığıyla ilişkilendirir. Lilith, Âdem üzerindeki etkisini kaybedince son çare bir hileye başvurur. Yaratılış’taki Düşüş hikâyesini Talmut’a bağlayanlar için yılan, intikam amacıyla rakibi Havva’ya ve belki Âdem’e de Cehennem azabı çektirmek isteyen Lilith’tir. Gerçi Kuran’da ve Hadis-i Şeriflerde Lilith’e dair hiçbir gönderme yoktur.

Âdem, Lilith ve iblislerin ayaklanmasında hiçbir rol oynamadığı için cezalandırılmadan Cennette kaldı. Yaratıcı onu derin bir uykuya daldırdı ve “onun bedeninden bir beden”, Havva’yı yarattı, böylece Havva onunla daha uyumlu olacaktı.

Hıristiyan sanatçılar hikâyeyi biliyor olmalıydılar çünkü İyi ile Kötüyü Bilme Ağacı’ndaki yılan, çoğunlukla kalçasından aşağısı yılana dönüşen baştan çıkarıcı kadın vücuduyla Lilith’e benzer. Bazı tasvirlerde yılanın kafası, ağacın yanında dikilmiş tasvir edilen Havva’ya çarpıcı şekilde benzer. Erkeklerin kadın cinsine duydukları korku, Lilith ve Havva karakterlerinin baştan çıkarma ve lanetlenme betimlenmesiyle ortaya çıkar.

Paris’teki Notre Dame Katedrali’nin ön cephesinde, kanatlı ve uzun saçlı, gövdesinin belden aşağısı yılan olan, kolsuz ve başsız bir kadın heykeli Havva’ya, rakibinin Âdem’i baştan çıkarmasını onaylayan memnun bir ifadeyle bakar. Eski kocasının karşı koyamayacağını kesinlikle bilmektedir.

Michelangelo’nun Sistina Şapeli’ndeki freskleri, Düşüş’ün, Hz. İsa’nın yaşamı ve ölümüyle devam eden hikâyesine bir başka ünlü görsel örnektir. Hıristiyan bakış açısına göre ilk Havva ikinci Havva’nın geleceğini ilan eder. Tüm canlıların annesi, İsa’nın, tüm insanlığı acı çekerek ölmekten kurtarıp hayata döndüren kurtarıcının bakire annesine üstün gelir.

Diğer Kadınlar

Ben Sira Alfabesi, Âdem’in başka bir karısından bahseder, Tanrı tarafından, Lilith Âdem’i terk ettikten sonra, Havva’dan önce, yine topraktan yaratılmıştır. Orada bulunan Âdem, Tanrı’nın, müstakbel eşinin tüm kemik, doku ve organlarını, kanını, mukusunu ustalıkla yerleştirmesini, bir tutam kıl da ekleyerek vücudunu deriyle kaplamasını dehşet içinde izledi. Tüm güzelliğiyle oradaydı fakat Âdem yaratma süreci boyunca hissettiği tiksintiden kurtulamıyordu ve böylece Tanrı her şeye yeniden başlamak zorunda kaldı. (Düş kırıklığına uğratan bu deneyimden sonra, Tanrı daha fazla risk alamadı ve bir sonraki teşebbüsle kaburgasını almadan önce Âdem’in derin uykuya daldığından emin oldu). Yaratılış hikâyesi o kadına ne olduğundan bahsetmez. Adı yoktu ve Âdem onu almayı reddedince Tanrı onu yok etti ya da ebediyen bakire kalarak bahçeyi terk etti. Fakat burada Lilith ve ardından gelen, İyi ile Kötüyü Bilme Ağacı’nın lanetiyle hiçbir ilgisi olmayan isimsiz kadın: İkisi de Tanrı’nın buyruğu çiğnenmeden önce bahçeyi zaten terk etmişlerdi. Âdem ölümlüyken, Lilith’in yaşamaya devam etmesinin nedeni buydu.

Bazı Avrupa, örneğin Rusya hikâyelerinde, Tanrı Âdem’i topraktan, karısını hamurdan yaratmıştı. Henüz canlı değillerdi ve melek Mikâil onları canlanmaya hazır olana kadar koruyacaktı. Meleklere özgü bir dalgınlık anında, bir hayvan (genellikle bir köpek) o ilk kadını mideye indirdi. O zaman Tanrı, kaburgasından bir parçayı alıp yeni bir eş yaratmadan önce ilk erkeği diriltti.

Bir Alman-Yahudi hikâyesinde, Havva ortaya çıkmadan önce başka bir kadın yaratıldı. Âdem yaratılırken uzun ve yumuşak bir maymun kuyruğu vardı. Tanrı ona eti etinden, kemiği kemiğinden bir arkadaş vermeye karar verdiğinde, Âdem’in kuyruğunu çekici bir canlı yaratmak için kesti. Maalesef yeni canlı kendi türüne sadıktı. Enerjikti, aşağı yukarı zıplıyor, Âdem’in etrafında onu bir dakika yalnız bırakmadan dört dönüyordu. Tanrı, Âdem’in böyle bir şeyi hiçbir şekilde kendine eş tutmayacağını anladı. Ciddi bir erkek ciddi bir kadına ihtiyaç duyar, böylece Tanrı, daha hoş yeni bir kadını Âdem’in bir kaburgasından yarattı. Her iki Havva’nın da müteakip nesilleri dünyaya yerleşmeye başlar ve hikâye şöyle sona erer: “Bildiğimiz kadarıyla, hâlâ maymun kuyruğu diye nitelendirilen, iyi ve becerikli olmanın yanı sıra faydasız olan kadınlar var.”

Hıristiyan hikâyelerinde Lilith’in yanı sıra Âdem’le ilgili başka bir “ilk kadın” daha vardır. Tanrı onu çiçeklerden yaptı ve müthiş güzellikteydi, Âdem kendi bedeninden yaratılmış bir eşi tercih etti. Böylece Tanrı karar verdi ki O her şeye kadirdir, bu kadını “Kendi Oğlunun müstakbel annesi” olarak gizli tuttu: Böylece bu hoş kadının, en başından Bakire Meryem olarak kaderi çizildi. Tablolarda çoğunlukla Meryem’le ilişkilendirilen çiçekler gül ve leylak, bazen de mavi süsendir. İkinci yüzyıla ait bir efsane, sadece ruhunun değil aynı zamanda bedeninin de Cennete alındığını kanıtlamak için bir gün mezarının açıldığından bahseder, mezarı hoş kokulu güller ve leylaklarla doldurulmuştur.

Havva’nın Yaratılışı

Ben öldüm ve doğmamış idim.
Babamla evlendim
Ben bir günlükken
Bir annem yoktur.

Havva’nın yaratılışı sonsuz sayıda hikâye ve hayale ilham verdi. Bir Yahudi tefsire göre bir kadını yaratmak çok karmaşıktı çünkü doğurma özelliği eklenmek zorundaydı ve aynı zamanda bir kadının zekâsı bir erkeğinkinden daha hızlı olgunlaşıyordu.

Bazı hahamlar Talmut’ta, Kitab-ı Mukaddes’e ait ilk hikâyeyi iki ayrı canlının yaratılması olarak yorumlar (Yaratılış 1:27: Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı’nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı). Bazıları Âdem’in aslında çift cinsiyetli yaratıldığını, sırttan birbirleriyle birleşen bir kadın ve bir erkek bedeninden meydana geldiğini öne sürer. Maalesef bu yaratılış, etrafta hareket etmek için çok elverişli değildi ve sırt sırta olmak iyi bir iletişim için yetersiz bir pozisyondu. Böylece Tanrı bu canlıyı ikiye ayırdı ve her birine kendi sırtlarının yarısını verdi. Ayrılmalarından sonra Tanrı onları Cennet Bahçesi’ne yerleştirdi.

Meşhur çift cinsiyetli insan miti, Yaratılış hikâyesinin iki uyarlamasını birleştirmenin etkili bir yolu olarak ortaya çıktı. Havva’yı meydana getiren çift cinsiyetli bir Âdem tasviri üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda geliştirildi. Aziz Efraim (306-373) Havva’nın “yaratıldığı kaburganın kendi kendine çıktığını, onun sayesinde kemiğin kemikleri, duyuları ve eklemleri meydana getirdiğini” ileri sürdü. Kaburga “erkekten çıkan bağ çubuğuydu”. Efrail, Havva’nın erkeğin gövdesinden kademe kademe büyüdüğünü vurguladı ve Âdem ile Havva’nın ayrılmadan önce bir bütün olduklarında ısrar etti: Tam bir vücutta tek bir insan.

Yirminci yüzyılın sonunda tercüme edilen bir Papua hikâye-sinde, Tanrı, ilk olarak, elmacık kemikleri sakallı, kadın göğüslerine sahip çift cinsiyetli bir canlı yarattı.

Sonra Tanrı kalktı ve baktı. Kadın memeleri dikkatini çekti ve dedi ki: “Tüh, bu erkeğin kadın memeleri var, bu iyi durmaz. Bir kadın yaratmayı yeğlerim.” Ve Tanrı bu erkeğin kaburgasından bir kemik aldı ve kadının içine yerleştirdi. Sonra erkek nefes aldı ve bir kadın ortaya çıktı. Bu kadının adı Havva ve erkeğin adı Âdem idi. İki canlı büyük bir aile oluşturdu ve böylece biz varolduk.

Surinam’da bir Ndyuka hikâyesi tüm insanların her şeyin sahibi Tanrı’dan geldiğini anlatır. “O iki insan yarattı. İlkine Âdem dedi. O, ikinci insanı yaratmak için Âdem’in bedeninin yarısını aldı. Âdem’den yaratılana Havva dedi.”

Sanatçılar Havva’nın yaratılışını gerçekçi bir şekilde göstermek için ellerinden geleni yaptılar. Bazı resimlerde Âdem ile Havva, “Tanrı’nın suretinde” ayrı ayrı yaratılır. Diğerlerinde Âdem ile Havva, özgün, çift cinsiyetli bir canlıdır. Âdem ile Havva’nın gövdeleri sırtlarından birleşiktir, sadece iki kol ve iki bacağı paylaşırlar.

Bu çiftli yapı Burgonya’daki Anzyle-Duc Kilisesi’nin ana sütunundaki bir heykelde görülebilir. Âdem’in eli Havva’nın sağ göğsünün üzerindedir, Havva’nın kolu eksiktir fakat hâlâ orada bulunan elle ortak cinsel organlarını mahcupça gizler (resim 37).

Havva’nın yaratılışının sanatsal tasvirleri Avrupa’da dokuzuncu yüzyıldan ortaçağa kadar kayda değer oranda arttı. Kimi zaman Âdem’in gövdesinden meydana geliyor, iki eli takvayla yukarı doğru açık gösteriliyordu. Yahudi Hagadalarında Tanrı’nın kutsayıcı ya da yardımcı eli yoktur fakat Hıristiyan sanatçılar Tanrı’yı Havva’nın etkin yaratıcısı olarak tasvir eder. Bazı resimlerde Tanrı, Âdem’in gövdesinden bir kaburga alır ve Havva’yı o kaburgadan yaratır. Çoğu kez sürecin tamamı sahne sahne resmedilmiştir: Tanrı Âdem’den bir kaburga alır, açık yarayı diker ve Havva’yı yaratır. Bir ya da birkaç sahne, sanatçı ya da tefsircinin fikirlerine bağlı olarak dahil edilmeyebilir.

Batı Flamanların ortaçağ resimli el yazmalarında Tanrı’yı arka planında yıldızlarla dolu karanlık Cennette karşıdan dikilirken görürüz. Âdem’in gövdesinden aldığı devasa kaburga sol elinde, Havva’nın başını ve üst bedenini çoktan yapmıştır. Az önce yaratılmış ve ellerini imanla kavuşturmuş Havva, kendisini sağ eliyle kutsayan yaratıcısına bakmaktadır. Bu arada Âdem mışıl mışıl uyumaktadır.

On birinci yüzyılın ikinci yarısında ilk insanın yaratılışını betimleyen başarılı sahneler, doğrudan ilk kadına ilk erkeğin hayat verdiği izlenimini vererek birbirleriyle harmanlanır. Tanrı, sağ eliyle kutsama hareketi yaparken sol eliyle Âdem’in kalçasındaki küçük bir tünelde bulunan Havva’yı yumuşatır. Çoğu cahil olan inançlılar o dönemde böyle resimleri sevdi. Yumuşak Havva, derin uykudaki Âdem’in sağ tarafından çıkar: Cennette doğum sancısı yoktur…

On üçüncü yüzyıldan on beşinci yüzyıla kadar doğurgan Âdem teması, Almanya Augsburg’tan Rusya Novgorod’a, Paris’teki Sainte-Chapelle’den Montreal’daki Sicilian Duomo ve San Giminiano’daki Collegiata Kilisesi’nde görülebileceği gibi, kilise ve katedrallerdeki heykel, resim ve fresklerde sayısız sanatçıya ilham kaynağı oldu. On beşinci yüzyılda Lorenzo Ghiberti’nin, Âdem’in bedeninden çıkan, sadece ayakları ve ayak bilekleri kaburgasında saklı yaratılışı tamamlanmış Havva tasvirini görürüz. Bu tasvir Michelangelo’nun Sistina Şapeli’ndeki fresklerine ilham vermiştir.

Resimler, Âdem’e doğuran kişi, Tanrı’ya da yaratıcı ve ebe rolü vererek yaratılışın doğurmaya dönüştüğünü usulca gösterir. Fakat kadının ve erkeğin doğal işlevlerinin tersine, ilk erkek ilk kadını doğurur.

Ana tanrıçalar hakkındaki mitler, doğum ve ölümü dişi tanrı vücudunda birleştirirdi. Yaratılış hikâyesinde bu roller bölüşüldü: Tanrı Baba yaşam verme, yaratma rolünü üstlendi, oysa insan kadın itaatsizliği nedeniyle ölüme sebebiyet vermekten mesul tutuldu.  Yaratılış hikâyesinde (3:20) bile Âdem, karısı Havva’yı “Çünkü o tüm yaşayanların annesiydi” diye adlandırır, erkek yorumcular Havva’nın hayat verme rolü yerine ölümlülüğe yol açan hatalarını vurgulamakta hemfikirdiler.

Doğuran Âdem ne ilk Yaratılış hikâyesine ne de Tanrı’nın Havva’yı Âdem’in “bununla etini kapladığı” kaburgasından yarattığı ikinci Yaratılış hikâyesine uyar. Ruhani otoriteler, Kitab-ı Mukaddes hikâyesinden açıkça sapmış bu tasviri tasvip etmemek yerine neden ona rıza gösterdi?

“Tüm yaşayanların annesi” olmanın, ilk kadına ve kızlarına her iki cinste çocuklar doğurma imkânı vermesi dehşet verici derecede güçlü bir durumdu. Doğuran Âdem resimleri, doğuran ilk insanın aslında Âdem –demek ki erkeğin– olduğunu kanıt-lama işlevi görüyordu ve Havva’nın Âdem’in kaburgasından ortaya çıkması kara cahil inançlılara ilk önce Âdem’in yaratıldığını, Havva’nın onun ardından ve onun bedeninden geldiğini izah ediyordu. Kilise, erkeğin ailenin reisi statüsünü, karısı ve çocukları üzerindeki süreğen gücünü korumak istedi, doğurma çoğu kez Âdem’in işi olarak temsil edilmek zorundaydı. Doğuran Âdem resimlerinin açık ve basit bir mesajı vardı: Karının kocasına, çocukların ailelerine, kölelerin efendilerine kulluk etmesi “eşyanın tabiatı”ydı. On dördüncü yüzyıla ait, terbiye ve görgü kuralları hakkındaki bir kitap, iyi bir erkek evladın babasını sevdiğini, babasına hürmet duyduğunu ve itaat ettiğini öne sürer, “çünkü annesi babasına yardımcı olurken, onu babası dünyaya getirdi.”

Çözülmesi gereken biraz şaibeli bir husus, bu türden hadiselerin baba-kız ensesti olarak yorumlanıp yorumlanamayacağı sorusudur. Thomas Aquinas’tan güvenilir bir yanıt geldi: Hayır, Havva Âdem’in kızı değildi çünkü bu sadece “doğal” bir doğum olması halinde enseste yol açabilirdi. Havva istisnai bir doğumdu.

Hamile kalma korkusu olmadan doğurma ve annelik erkek sperminden daha önemli görünüyordu. Mantık, tüm kız ve erkek çocukların babadan geldiğiydi çünkü Havva, Âdem’in vücudundan gelmişti. İnananların, kilise ve katedrallerin bronz kapılarındaki, rölyeflerindeki, renkli mozaik ve fresklerindeki görsellerle tasdiklendiğini gördüğü bir mantıktı bu.

Birçok kaynak Kitab-ı Mukaddes’in her iki Yaratılış hikâyesinin de ilk çift arasındaki yakın ilişkiyi tasvir ettiğini ileri sürse de erkek ve kadının Tanrı’nın suretinde eşit hayat arkadaşları olarak yaratıldığı fikri, hiyerarşik uygunluk açısından arka plana itildi.

Kaburga ya da Kuyruk

Tanrı Havva’yı yaratmak üzereyken şöyle dedi: “Onu, kibirli olmasın diye erkeğin kafasından değil; davetkâr bakışlı olmasın diye gözünden değil, kulak misafiri olmasın diye kulağından değil, küstah olmasın diye sırtından değil, dedikoducu olmasın diye ağzından değil, kıskançlığa meyilli olmasın diye kalbinden değil, işgüzar olmasın diye elinden değil, gezenti olmasın diye ayağından değil ama gövdesinin iffetli kısmından yaratacağım.” Ve biçim verdiği her uzuv ve organa Tanrı şöyle dedi: “İffetli ol! İffetli ol!” Alınan muazzam tedbire rağmen yine de kadın, Tanrı’nın gidermeye çalıştığı kusurların hepsine sahiptir.

1543’te, Flaman anatomist Vesalius her erkek ve kadının on ikişer kaburgası olduğunu keşfettiğinde duyduğu öfkeyi içine attı çünkü bu gözlem Kitab-ı Mukaddes’te Havva’nın yaratılması için kaburgalarından birini feda eden Âdem hikâyesiyle çelişiyordu. Şüphesiz bilim dinle ters düşmeye cüret etmemeli.

Fakat neden bir kaburga? İlk kadının yaratılma yönteminin ve bu kelimenin anlamının ardında Sümerlilere ait daha eski bir hikâye gizlidir. Hayat ve kaburga kelimelerinin Sümerce’si ti’ydi ve Sümer mitolojisine göre Ninhursag adlı bir tanrıça, Tanrı Enki’ye kızgındır ve onun hastalanmasını sağlar. Enki kaburgasında (ti) acı hisseder ve hayatını (ti) kaybetme tehlike-siyle yüz yüze gelir. Ninhursag üzülür ve yeni bir tanrıça yara-tarak Enki’nin ölümünü erteler. Tanrıçanın adı Ninti’ydi: Nin “hanımefendi” anlamındadır, adının anlamı “Hayatın/yaşayanların Hanımı” ya da “Kaburga Hanım” olarak çevrilebilir. Bu durum İbranice çeviride çok farklı bir cinasa yol açar: tselanın öteki anlamı (kaburga) “engel” ya da “talihsizliktir”.  Havva’nın yaratılışı, ilk başta Yahudilik, ardından Hıristiyanlık ve son olarak da İslamiyet’te her tür günahkâr hikâyeye ilham verdi.

Fakat başlangıçta her şey hâlâ kusursuzdu. Bir Yahudi hikâyesine göre Tanrı, yeni biçim verdiği ilk kadını yıkadı, ona krem sürdü, makyaj yaptı ve saçlarını kıvırcık hale getirdi. Onu bir gelin gibi yirmi dört takıyla süsledi ve ardından onu görünce tamamen şaşkına dönen Âdem’i kendine getirdi. En üstün çift Cennet Bahçesi’ne yerleşti ve kutlu şarkılar söyleyerek birlikte oldular, Tanrı ilk insanları evlilikle birleştirdi. Bazı melekler arplar, ziller, kemanlar getirdi ve müzik çaldılar. Güneş, ay, yıldızlar ve dünya Âdem ile Havva’nın etrafında dans ederek dönüyordu. Ölümsüz Olan, onları, incilerden yapılmış bir masada rosto gibi lezzetli yemekler sunulan ve melekler tarafından soğuk şarap ikram edilen bir ziyafete davet etti.

Hıristiyan hikâyeleri böyle şenlikler üzerinde Düşüş hadise-sinden daha az durmaya meyillidir fakat İslami hikâye anlatıcıları şenliklerle ilgili tasvirleri en az Yahudi meslektaşları kadar aktarırlar. Bir Yemen hikâyesinin anlattıklarına bakılırsa, Âdem Cebrail’e, Allah’ın kendisine Havva ile desti izdivaç bahşedip bahşedemeyeceğini sorar. Bunun üzerine Allah da Havva adına ve meleklerin şahitliğinde bu isteğe onay verir. Melek Rıdvan, düğün süslemelerinin yedi Cennette de göz alacağından emin olur ve tüm melekler, Âdem ile Havva’nın üzerine Cennet çiçeklerinden konfetiler yağdırır.

Allah, Havva yaratılmadan önce, Âdem’in yedi Cennette aylak aylak gezindiğini görmüştü. Allah ilk insanı uykuya yatırmaya karar verdi, ardından o rüyasında Allah’ın sol tarafındaki kaburgalardan birini ona benzeyen yeni bir insan yaratmak için aldığını görür:

Âdem uyandı ve rüyasında gördüğü yaratığı yanında otururken bulunca irkildi… Âdem şöyle dedi: “Neden buradasın?” Yaratık cevap verdi: “Birbirimize eşlik edelim diye.”

Yaratıcı, Âdem’in gövdesinden yaratılan Havva’nın “onun kadar akıllı olduğunu” ekler. Melekler bu yeni yaratığı merak ederler ve Âdem onlara, ikisinin birbirleri için yaratıldığını açıklar. Evlilik hediyesi olarak Âdem ile Havva’ya değerli taşlardan yapılmış sandalyeler getirirler.  Bu hikâyede Havva’nın bir kaburgadan yaratıldığına dair açık bir gönderme yoktur, bu sadece Âdem’in rüyasında yer alır.

Çinli bir Müslüman hikâye anlatıcısı kaburga hikâyesinden öyle etkilenir ki Âdem’in üçüncü kaburgasında gizemli bir yumru belirdiğini hayal eder: “Büyüdükçe büyüyordu. Ve hiç kimse yumrunun patlayıp bir kadın meydana getirmeden önce ne kadar süre geçeceğini bilmiyordu. Ve hiç kimse Allah’ın ona neden “Haierma” adını verdiğini de bilmiyordu.”

Diğer uyarlamalar Havva’nın gerçekten Âdem’in kaburgasından gelip gelmediğinden şüphe eder, çünkü Havva’nın yaratılışına bir hadise vesile olmuştur. 1970’lerde, Kongo’da Sudanlı bir mülteci, bana, Havva’nın sözümona kaburgadan yaratılmasının Yahudilerin maymun kuyruğu hikâyesini hatırlatan yaygın bir İslami uyarlamasını anlattı. Hikâyede Allah, Âdem’in uyuyan bedeninden kaburgayı alması için Cebrail’i Cennetten aşağı gönderir. Cebrail geri dönerken kendisini içtenlikle selamlayan Şeytan’la karşılaşır. Cebrail kibarca karşılık verir. Şeytan tabii ki Cebrail’in elindeki tuhaf nesneyi hemen görmüştür. Baş meleğe yaklaşıp merakla sorar: “O nedir?”

Cebrail, Cennete geri dönme telaşıyla kısaca cevaplar: “Seni ilgilendirmez.” Ardından Şeytan, Cebrail’in elindeki kaburgayı atik bir hamleyle kapıp uçar. Cebrail Cennete eli boş dönemez ve çabucak onun ardından gider, kaçmasına izin vermemeye kararlıdır. Sonunda düşmanını kuyruğundan yakalamayı başarır. Şeytan ondan kurtulmaya çalışır, fakat Cebrail onu o kadar sıkı tutar ki kuyruğu kopar. Şeytan, Âdem’in kaburgasıyla kaçar ve meleğin hiçbir şansı kalmaz fakat Allah’a şeytanın kuyruğunu teslim eder ve Allah bundan ilk kadını yaratır.

Yaklaşık on sene önce, bu Afrika hikâyesini Sofya’da bir ders sırasında anlattığımda, Bulgar öğrencilerin çoğu buna benzer bir hikâyenin Doğu Avrupa’da da çok meşhur olduğundan bahsetti. Belarus’a ait bir başka versiyonda Tanrı, Âdem’i kuyruklu yaratır ve insanın bir hayvana benzeyeceğini anladığında Âdem’i derin bir uykuya daldırır ve kuyruğunu keser. Tanrı kesilmiş kısmı Âdem’in yanına koyar ve bu parça kendiliğinden Havva’ya dönüşür.

Slovenya, Yunan ve Avustralya hikâyelerinde Tanrı, Âdem’in yarasını dikerken kaburgayı bir dakikalığına yere koyar ve bir köpek ya da kedi taze etin kokusunu alarak kaburgayı kapıp kaçar. Tanrı hayvanın peşinden gider ve onu kuyruğundan yakalar, kuyruğunu koparır. O bayağı kuyruk ardından ilk kadına dönüşür. Bir diğerinde ise kaburgayı yılan çalar ve Tanrı onu cezalandırmak için bacaklarını koparır ve o bacaklardan Havva’yı yaratır.

Hikâyeler Âdem ile Havva arasındaki hiyerarşiyi destekler. Eğer Havva, Âdem’den daha sonra ve onun kaburgasından ya da vücudunun bu kısmıyla yer değiştiren güvenilmez bir mad-deden yaratıldıysa, Âdem ile Havva arasındaki eşitsizlik Düşüş’ten önce zaten mevcuttu.

Bununla birlikte Yaratılış hikâyesinde insanın yaratılmasına dair her görüş böyle olumsuz bir cinsiyet eşitsizliğiyle başlamaz. Bazen “dayanışmacı” bir hiyerarşi bulunsa da eşitliği onaylarken bile erkeğin “liderliğine” izin verir.  Eşitlik fikri daha çok Âdem ile Havva’nın birlikte yaratıldığı ilk Yaratılış hikâyesinin temelidir. Kaburga hikâyesinde hiyerarşiyi savunmak daha kolay olduğundan kaburga, üzerinde daha sık durulan bir özne haline geldi.

İlk erkeğin topraktan ve ilk kadının bir kaburgadan yaratıldığı hikâyesi geniş sonuçlar doğuracaktı. Yahudi yorumculara göre, cinsiyetler arasındaki temel fark, diğer şeylerin yanı sıra, kadınların parfüme ihtiyaç duyması, erkeklerin duymaması gibi manalara da gelir. Çünkü toprak katiyen değişmez, ne kadar süre geçtiğinin önemi yoktur, oysa etin çürümekten korunması gerekir. Bundan başka:

Kadınların sesi tizdir, erkeklerinki öyle değildir; yumuşak gıdalar pişirilirken hiç ses duyulmaz fakat tencereye kemik koyunca takırtılar başlar. Bir erkek kolay yatıştırılır fakat kadın öyle değildir; birkaç damla su, toprak parçasını yumuşatmaya yetebilir oysa bir kemik suyu günlerce içine çekse bile sert kalabilir. Erkek kadından karısı olmasını isteyebilir, kadın erkekten kocası olmasını isteyemez çünkü kaburgasını kaybeden erkektir ve kaybını tazmin etmek için ortalığa düşer.

Vesaire. On beşinci yüzyılda Müslümanların Peygamberlerin Hikâyeleri kitabının Türk versiyonu, Âdem ile Havva’nın farklı maddelerden yaratılmalarının onlardan sonraki tüm kadın ve erkekler için doğurduğu sonuçları vurgular:

Âdem topraktan yaratıldı. Zaman geçtikçe toprak daha da güzelleşir. Fakat Havva etten yaratıldı. Zaman geçtikçe et çürümeye başlar. Bu nedenle bir kadın yaşlandıkça çirkinleşir.

Çağlar boyunca Hıristiyan yorumcular Havva’nın Âdem’e karşı itaatkâr olması gerektiğinde de ısrar etti. Âdem’den yaratıldı, “böylece erkeğin emir vereceği, diğerinin uyacağı açıktır”.  Tartışma yaratan bir başka konu da Tanrı’nın, Havva’yı Âdem’in kaburgasından yarattığına göre Havva’nın doğrudan Tanrı’nın suretinde yaratılmadığıdır. Sonuç olarak Havva, Âdem’den daha az “Tanrı’nın sureti”ndendir. Ortaçağ din âlimi Hugh of Saint Victor’un hiyerarşik bakış açısına göre Havva, “kocasından daha hızlı büyümesin diye onun kaburgasından yapılmıştır” fakat o, “kadının ayaklar altına alınmaması gerektiğini” de cesurca ekler.

Kuran’da 4. surenin 1. ayeti der ki: “Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının.” Burada kaburgaya atıf yoktur. Bunun yanı sıra kaburga, İslamiyet’te hararetli tartışmalara yön veren rahatsız edici bir konu haline geldi. “Kaburgayı düzeltmeye kalkarsanız kırılır.” Bu, bugün bile meşhur olan bir Arap deyişidir. Bazıları ilk kadın eğri kaburgadan yaratıldığından tüm kadınların hem davranışlarının hem karakterlerinin doğuştan çarpık olduğuna inanırdı ve insan bu çarpık tabiatı zorla düzeltme ihtiyacı duyardı. Oysa müritlerinden birine göre, Hz. Muhammed’in sözleri şu anlama geliyordu: “Bir kadında bir şey bulursan… onun eğri olduğunu düşündüğünden dolayı kınama: Bunu onun tabiatının doğal bir gereği gibi düşünerek görmezden gel. Eğer onu düzeltmeye kalkarsan kırılacak: Ondan fayda görmek istiyorsan onun eğriliğine rağmen bunu yapabilirsin.”

Fakat katıldığım hoş bir tartışmada Kahire Üniversitesi’nden bir öğrencinin sözleri, “Havva’nın Allah’ın isteğiyle kusursuz yaratıldığının” önemle üzerinde durulmasının, ilk kadının kaburgadan yaratıldığına dair bir açıklık getirmediği üzerineydi. Peki bu görüş tüm sorunları çözemez miydi? Öğretmenlerinden biri onun iyimserliğine kapıldı: Havva Kuran’da, kesinlikle Hıristiyanlıkta olduğu kadar Cennetten Kovulmalarına neden olmakla ilgili suçlanmadı. Oysa bu ayrıcalık, “Havva’nın Âdem’in kaburgasından yaratıldığı gerekçesiyle kadınları küçümsemeyi amaçlayan sayısız olumsuz yorum”la günlük yaşamda ortadan kaldırıldı. Görünüşe göre Havva’nın Âdem’in küçük bir uzvundan yaratılması hikâyesi üç dinde de çoğu kez bu amaca hizmet etmekte.

Cennet Bahçesi’nde Evlilik ve Seks

Havva: “Beni seviyor musun?”
Âdem: “Başka kimi sevebilirdim ki?”

Âdem ile Havva’nın yaratılış hikâyesi bir çift olmalarıyla sona erer. Yaratılış’ta şöyle der (1:28): “Tanrı onları kutsayarak, ‘Verimli olun, çoğalın’ dedi, ‘Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun.’ ”

Havva’nın Âdem’in kaburgasından yapıldığı ikinci hikâye-den sonra öykü şöyle devam eder: “Bu nedenle insan annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak” (Yaratılış 2:24). On beşinci yüzyıla ait hoş bir resimde Âdem ile Havva, tevazu içinde kendi cinsel organlarını sol elleriyle örterek mahcup iki çocuk misali Tanrı’nın her iki tarafında dikilirler. Tanrı yeryüzünden epey yüksekte bir tahtta oturmaktadır, aşağıdaki hayvanların şahitliğinde sağ eliyle kutsama işareti yaparken sol eliyle Havva’nın sağ elini Âdem’in eline koyar. Bu minyatür Yaratılış ve Şeytan’ın Düşüşü’yle ilgili bir dizi resmin bir parçasıdır.

(…)

*Bu okuma parçasının yayını için Ayrıntı Yayınları’na teşekkür ederiz.

Mineke Schipper, Hollandalı yazar ve araştırmacı, daha çok kurgu dışı kadın edebiyatı çalışmalarıyla tanınır. Sahip olduğu küresel bakış açısı, yazarın sadece akademik değil akademi dışı çevrelerce de tanınmasını sağlamıştır. Araştırmaları için farklı dinlerden ve kültürlerden yüzlerce köylü kadınla görüşmeler yapmıştır. Dünya genelinde sözlü gelenekler, atasözleri, mitler ve yaratılış mitolojileri üzerine sürdürdüğü çalışma büyük ilgi görmüştür. Eserleri birçok dile tercüme edilmiş olan Schipper aynı zamanda bir edebiyatçıdır. Roman, deneme ve akademik kitapları dışında Hollanda’da ve uluslararası basında yayınlanmış sayısız yazısı bulunmaktadır. Yazarın yayınlanmış kitapları: Bloot of bedekt. Van niets om het lijf naar strak in het pak (2015); China’s Creation and Origin Myths. Cross-cultural Explorations in Oral and Written Traditions (2011); Trouw nooit een vrouw met grote voeten (2012); Overal Adam en Eva De eerste mensen in jodendom, christendom en islam (2012); In het begin was er niemand. Hoe het komt dat er mensen zijn (2010); Na ons de zondvloed. Mythische verhalen over het einde van de mensheid (2009); Belle femme, gros ennuis (2008); Vogel valt vogel vliegt (2007); Never Marry a Woman with Big Feet. Women in Proverbs from Around the World (2004, 2005 Eureka Ödülü: Kurgu dışı en iyi kitap); Imagining Insiders. Africa and the Question of Belonging (1999); En de boom blijft maar geven. Caribische en Latijns-Amerikaanse spreekwoorden en zegswijzen over vrouwen (1998); De zieleneters (1998); De rib uit zijn lijf. Joodse spreekwoorden en zegswijzen over vrouwen (1996); Een wenkbrauw als een wilgenblad. Aziatische spreekwoorden en zegswijzen over Vrouwen (1995); De boomstam en de krokodil. Kwesties van ras, cultuur en wetenschap (1995); Een vrouw is als de aarde. Afrikaanse spreekwoorden en zegswijzen over vrouwen (1994); Conrads rivier (1994); Een goede vrouw is zonder hoofd. Europese spreekwoorden en zegswijzen over vrouwen (1993); Source of All Evil. African Proverbs and Sayings on Women (1991); Beyond the Boundaries. African Literature and Literary Theory (1989); Afrikaanse letterkunde. Tradities, genres, auteurs en ontwikkelingen in de literatuur van Afrika ten zuiden van de Sahara (1983); Realisme. De illusie van werkelijkheid in literatuur (1979); Toneel en maatschappij in Afrika (1977); Le Blanc et l’Occident au miroir du roman afri¬cain de langue française (1973). Türkçede Mineke Schipper: Erkek Acı Çeker Kadının Ruhu Duymaz: Dünya Dillerinden Atasözleriyle Kadınlar, Çev. Taciser Ulaş Belge, NTV Yayınları, İzmir, 2000.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.