‘Coğrafyamızın çoğu açık yara.’

 

“Biz onlara dedik ki, elbette sizin bilmediğiniz öyküleri biz biliriz. Seni yazdıkların için küçümseyenler bilmiyorlar mı, onların akıllarını açıp yazdıklarını biz koyduk. Zenginlik istediler, verdik. Pahalı kumaşlar ve kervanlar dilediler; bir sabah kapılarının önüne koyduk. Ama yine de senin öykülerine güldüler. İçine yeis dolmasına izin verme. Sabretmekten vazgeçersen onlardan ne farkın kalır. Hem senin neyi becereceğini de biz bilirdik. Onun için çabalasan da, vazgeçsen de fark etmez. Ama vazgeçmemende büyük mükâfatlar olabilir. Olmayabilir de.” Ahmet Büke ile nefes molası sayılabilecek kadar kısa bir aralıkta Yüklük’ü konuştuk.

Kitabın açılış öyküsünde iskeleti oluşturan ama lafı edilmeyen bir ‘vahşet’ seziyor okur. Devlet korumasına bırakılmış çocuklara böyle davranıyorsa devlet, ‘diğerlerine’ neler yapmaz? Vahşetin kökünü karıştırıyor olabilir misiniz bu öyküde?
Kitabın ikinci öyküsünden bahsediyorsunuz sanırım.  Fiilen devletin korumasına bırakılmış çocuklar değil onlar. Maalesef zaman zaman neredeyse rehin muamelesi gören siyasi tutsaklardan çocuk yaşta olanları konu alıyor. Dolayısıyla şiddete karşı en açık olanlar. Şiddetin kökleri içeride, dışarıda, evde, okulda, parkta her yerde var. Hem yüzeyin hemen altında. Bu yüzden coğrafyamızın çoğu açık yara.

AB.1a AB.1b

Giden Çocuklar İçin Müfredat’ta ne işe yaradığını sürekli sorguladığımız okul dersleri üzerinden toplumsal bir yaranın panoramasını çıkarıyorsunuz. Bu dersler yalnızca yaralarımızı daha da kanatmak için mi öğretiliyor dersiniz?
Gezi’de bizden kopartılanları anlatmak istedim. Ece Ayhan’ın şiirinin kötü bir devamı sayalım.

“Annem: Bütün anneler gibi bu dünyada adalet istiyor.” Bu oldukça dokunaklı bir tümce, ayrıca siyasi bir yanı da var inceden. Bu ülke, annelerin bu dileğini bir türlü gerçekleştir(e)meyen kirli bir mekanizmaya mı sahip acaba?
Kadınlar adaletle daha ilgililer. Çünkü varoluşları uzun bir adaletsizlik hikâyesi üzerinde yükseliyor. Özellikle de çocukları (yani bu dünyaya emanet ettikleri zamanları) söz konusu olunca adaletsizliğe karşı daha da güçlü itiraz ediyorlar. 12 Eylül sonrasında İnsan Hakları mücadelesinin, yine kayıplar konusundaki hassasiyetin ana omurgası kadınlardır. Annelerin bu dünyadaki adalet arayışına en güzel örnek geçende İran’da yaşandı. Bir anne, oğlunun katilini idam sehpasında -ona bir tokat attıktan sonra- af etti. Bunda bize büyük dersler var bence.

Her Şeyin Teorisi, bir kaza sonucu şehre dağılan anguslar üzerinden iç gıdıklayan bir hiciv. Sahi “devlet (bu kadar manasız ve) ağır dönen bir değirmen taşı mı?”
Manasızlığını Gezi gösterdi biraz. Devletin çekildiği yerde milyonlarca insan birbirinin ayağına basmadan günlerce yaşadı. Demek ki, yaşamamız için şart değil devlet.

AB.2a AB.2b

“bakiye” bölümündeki öyküler bir şekilde birbirleriyle bağlantılı ilerliyor. Anlatıcı konuştuğu yazarları içselleştirerek çizmiş hayatını sanki. Burada şöyle bir şey görüyorum ben: Okur okuduğu yazarlarla bir müddet sonra doğrudan bağlantıya geçiyor ve gizli gizli onlarla konuşmaya başlıyor. Yanılıyor muyum?
Sevdiğim sanatçılarla onların tarafına geçerek sohbet etmek istedim. Kitapları severiz, sevdiğimiz kitapların yazarlarını da onlar öldükten sonra sevebiliriz belki. Yaşarken tanımak çoğu zaman hayal kırıklığıdır.

“En sevdiğiniz öyküyü usul usul yeniden okuyun. Yazarı sizden gözlerini kaçırmaya uğraşacaktır. Ama nafiledir bu da. Bir sarraf tartısı gibi anlarsınız onun kıymetini.” Öykü yazarı olarak okuyucuya verdiğiniz bir ipucu mu bu? Yani yazdığınız birçok öykünün içerisinde kendinizi yakalatmamak için biteviye kaçıyor musunuz?
Bilmiyorum. Yani öykü benim için bir bilinç hâli değil. Uykuya dallarken görmek istediğiniz rüyayı siz belirleyemezsiniz.

Yüklük, son aylarda yaşanan çocuk ve genç cinayetlerini hatırlatır biçimde çocukların öyküleriyle açılıyor. Biraz bundan söz edelim istiyorum. Katilleri sokakta dolaşan o çocuklara mı ithaf edildi Yüklük?
Kızım için yazdım. Büyüdüğünde daha iyi bir dünya olur inşallah.

Yüklük / Yazar: Ahmet Büke / Can Yayınları / Dizi Editörü: Faruk Duman / Yayına Hazırlayan: Mustafa Çevikdoğan / Kapak Tasarımı: Utku Lomlu / 1. Basım Nisan 2014 / 87 Sayfa

Ahmet Büke; 1970′te Manisa’nın Gördes ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gördes’te, liseyi İzmir Atatürk Lisesi’nde bitirdi. Bir süre ODTÜ Jeoloji Mühendisliği’nde okudu. 1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Öyküleri E, Adam Öykü, Ünlem, Patika, İmge Öyküler, Özgür Edebiyat, Eşik Cini, Notos Öykü, Yeni Yazı, Ğ, Sus, Har gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. 2004′te İzmir Postasının Adamları’nı, 2006′da Çiğdem Külahı’nı, 2008′de Alnı Mavide’yi, 2010′da Kumrunun Gördüğü’nü (2011 Sait Faik Hikâye Armağanı), 2011′de Ekmek ve Zeytin’i, 2012’de Cazibe İstasyonu’nu yayımladı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.