‘Türkiye, çağıyla baş edemeyen ülkelerden.’

 

“Ahmet Tulgar, yeni öykülerini bir araya topladığı Trajik Nüans’la okurunun karşısına çıkıyor. Tulgar’ın kalemini artık tanıyorsunuz: Sıradan bir günü, bir çay sohbetini, bir yolculuğu, bir market alışverişini anlatarak başladığı öykülerinin içine derin sarsıntılar saklıyor hep; hepimizi, her kesimden insanı rahatsız etmeye yönelik doğal bir huzursuzluğu var. Bu kitaptaki öyküler de öyle: Günümüzün tüm bireysel, toplumsal tartışmalarını derinden ve acı bir biçimde gözden geçireceksiniz.” Ahmet Tulgar ile Trajik Nüans’ı ve onun anımsattıklarını konuştuk.

Bu kitaptaki öyküler nüansların önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Kimi zaman detayları fark edebilmek büyük resmi görmekten daha mı önemli dersiniz?
Büyük resim her zaman statik, durağan olanı çağrıştırır ya da biz öyle algılarız. Büyük resim bir durumdur. Ama detaylar öyle mi? Ya da büyük resimlerin arasındaki ya da her bir büyük resmin içindeki nüanslar? Bu nüanslar durağan durumu dinamik bir alana, sahaya dönüştürür. Nüans, dinamizmin sebebidir. Durağan ya da bizim durağan algıladığımız durumun aniden bir virajı alarak bir harekete dönüşmesine, bir hareket alanına dönüşmesine nüanslar yol açar.

“…aileyi aile yapan onun trajik nüanslarıymış.” Kitaba adını veren bu tümceden hareketle kitabın bütününe ulaşmak da kolaylaşıyor. Trajik Nüans’taki her öykü, bir bütün olarak Türkiye’nin tek bir aile ve onun trajik nüanslarının mühim olduğunu mu ifade ediyor?
Bu kadar makro bir alegori peşinde değildim bunu derken. Ya da bu öykümdeki aile böyle bir metafor değil benim için. Böyle de yorumlanabilir tabii. Her öykümün farklı yorumlara yol açması ya da imkân vermesi beni sevindirir. Ben bu öykümde şunu diyorum: “Her ailede trajediler var, hatta aile başlı başına trajik bir yapı ve durum. Çünkü biyolojik zorunlulukla kurulmuş bir ilişkiye uzak bir mesafeden ulvi anlamlar yükleniyor. Bu mesafe bir uçurum. Büyük bir çelişki. Bununla baş etmeye çalışmak son derece trajik bir durum, heroyik bir çaba. Ailelerin trajedileri arasında nüanslar var ve bu nüanslar ailelere özgül niteliklerini verirken, bu aile yapılarının her birinin işleyişini belirliyor.”

IMG_4492

Piyango ve Kopuk Gerdanlık başlıklı öyküler gerek peş peşe gelmesinden gerekse ortaklıkları üzerinden benzer bir izleğe işaret ediyor gibi duruyor, yanılıyor muyum? Siz bu iki öykünün yakınlığı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Çocukluğum 1960’lar ve 1970’lerde geçti. Mütevazı bir dönemdi Türkiye’de. İstanbul’da da sosyal yaşam mütevazıydı. İnsanlar mutluluklarını inşa etmede daha etkinlerdi, daha iradiydi mutluluklar. Mutluluk beklenmez, daha çok üretilirdi. Ben de bu öykülerimde mutluluk beklentisini çağrıştıran yılbaşlarında, mutluluğunu üretmeye çalışan insanları, özellikle de kadınları anlattım. Aslında Kütük Pasta, Tablo ve Çakmak adlarındaki üç öyküm daha aynı ya da benzer izleklere sahip.

Topuğunda Yırtık Çorap başlıklı öykü kitaptaki diğer öykülerden ayrı bir noktaya yerleşti benim için. Tıpkı o öyküdeki gibi, yırtık bir çorabı metaforlaştıran anlam bütünü mü işçiyi, emekçiyi ayırıyor diğerlerinden?
Yırtık çorap bu öykümde çokanlamlı bir metafor. Fakirlik değildir ama çağrıştırdığı. Kapitalizmin işbölümüne sıkıştırılmış insanın kendine sakladığı bir açılma durumu ya da bu insanın kendisine sakladığı bir özgürlük sırrı. Bu özgürlük sırrı, gözlerden uzak bir yerdeki bu açılma durumu, işçiyi, emekçiyi gündelik hayat içinde bir başka yere taşıyor. Kapitalizmin göremediği, kapitalizmin denetiminden saklanan bir yer, bir özgürlük durumu yırtık çoraptan çıkan topuk.

Bir apartmanda yaşayan ailenin adım adım yok oluşu komşular üzerinden anlatılıyor Bohemya Avize başlıklı öyküde. Komşular yalnızca seyirci kalıyor. Bu öykü için, bu seyircilik hali için küçük ölçekli bir Türkiye fotoğrafı diyebilir miyiz? Tanık olmanın getirdiği sorumluluğu sessiz kalarak bastırmaya çalışmak bir tür sistematik korunma mekanizması mı acaba?
Bu yorumu da sevdim. Evet, başkalarının felaketini bir seyirlik olarak kabul etmek ve sessiz kalmak.  Üzerine konuşurlarsa felaketin kendilerini de çekeceğini düşünüyorlar. Türkiye’yi ne kadar iyi anlatmışım. Sonra dağılmanın kabullenilmesi. Sadece Birlik Apartmanı’ndaki topluluğun değil, felaketlerin altında cereyan ettiği ve tavana sağlam bağlanmış, iktidarı sembolize eden avizenin kristallerinin de dağılması.


“Halk bugünkü bu irrasyonalizmden pek memnun. Bunu arzu ediyor,” diyor Oyundan Sonra’nın kahramanlarından biri. Halk irrasyonalizmi neden seviyor diye düşünüyor bu kahraman?
Bugün etrafınıza baktığınızda bunu görmüyor musunuz? Bu toplum bu kadar felaketten sonra irrasyonalizme sığınmayacak, kendisiyle oyun oynamayacak da ne yapacak. Türkiye, çağıyla baş edemeyen ülkelerden.

Her kitap başlangıcı ve bitişi arasında yazarını da değiştirir kanısındayım. Trajik Nüans’ı okurken aklımda aynı soru dönüp durdu: Bu kitabın başlangıcı ve bitişi arasında sizde neler değişti? Bu öyküler hangi kilitlerin kırılmasına veya kapalı kapıların açılmasına neden oldu?
Elbette. Her kitap benim için yoğun bir düşünme ve hissetme döneminin ürünü. Ama bu dönemin sebep olduğu değişimi adlandırmak zor.

Özgür Gündem gazetesi de Kıymık Çocuk başlıklı öyküde bir tür öykü kahramanına dönüşüyor. Öykü içindeki bu kullanım üzerinden Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay ve tutuklu diğer isimler ve bu tutukluluk durumu üzerine söyleyeceklerinizi merak ediyorum, nasıl yorumluyorsunuz bu meseleyi?
Türkiye, düşünceyi ve barışı hapse tıkarak kendisine büyük kötülük yapıyor. Bunun etkilerini çok uzun süre hissedecek bu ülke insanları. Yazarlar, gazeteciler ve siyasi tutsaklar için özgürlük talep ediyorum.

IMG_4493

Trajik Nüans / Yazar: Ahmet Tulgar / Can Yayınları / Öykü / Editör: Faruk Duman / Düzelti: Aylin Samancı Elmasdağ, Burçak Başpınar / Mizanpaj: Atahan Sıralar / Kapak Tasarımı: Utku Lomlu / 1. Basım: Eylül 2016 / 140 Sayfa

Ahmet Tulgar, 1959’da İstanbul’da doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi’ni bitirdikten sonra Viyana Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi, Boğaziçi Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu. 1984-1987 yılları arasında siyasi mahkûm olarak cezaevindeydi. 29 yıl boyunca çok sayıda gazete ve dergide çalıştı, halen çalışıyor. Çok sayıda siyasi televizyon programı yaptı, halen yapıyor. Makale ve denemelerini Şehrin Surlarındalar (1992), Tam Yakalandığımız Yerden (2004), Ne Olmuş Yani? Korsan Yazılar (2005), Ben Onlardan Biriyim (2007), Diller Çehreler Barış (2010), Henüz Zaman Var (2013), söyleşilerini Mahallede Herkes Kahramandır (2004) adlı kitaplarda topladı. İlk öykü kitabı Evsiz Ülke Hikâyeleri 1989’da, ikinci öykü kitabı Birbirimize 2009’da, üçüncü öykü kitabı Duygusal Anatomi 2015’te yayımlandı. İlk romanı Volkan’ın Romanı 2006’da, ikinci romanı Çocuklar ve Canavarları 2012’de yayımlandı. Makaleleri Almanca, İngilizce, Fransızca olarak çeşitli yayın ve derlemelerde yer aldı. Volkan’ın Romanı, 2013’te Makedonya’da Romani i Vollkanit adıyla Arnavutça olarak yayımlandı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.