“Kazılarda yöre halkı, hepimizi defineci sanıyor. Ama zaman içinde gerçek definenin bilgi olduğunu da anlıyorlar.”

 

Gıda mühendisi ve arkeolog Ahmet Uhri’nin Boğaz Derdi başlıklı bilimsel çalışması, kültür tarihi hakkındaki kitapların arasında hemen kendini gösteriyor. Aklınıza gelebilecek hemen her tarım ürününün geçmişi, hayatımıza girişi ve arkeolojik bilgiler ışığında değerlendirilişi, edebiyatın, sosyal hayatın renkli merceğinden geçirilerek anlatılışı mutlaka ilginizi çekecek. Hakkında yazılanlara baktığımızda, oldukça kendine özgü renkleri olan bir bilimadamıyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Ahmet Uhri’yle, güzel kitabını, insanlığın “boğaz derdi”ni konuştuk…

Sizi, Artun Ünsal, bir yazısında “Arkeolog, aylak düşünür ve muzip” diye tanımlıyor. Siz kendinizi nasıl tanıtırdınız?
Bir başka dostumun deyişiyle tanıtırdım: “Kalabalık ve gürültülü.”

Metro-Gastro dergisinde evrensel kültür, özellikle yeme içme tarihi üzerine yazılar yazıyorsunuz. Hatta bu kitabın kimi bölümleri de o yazılardan oluşuyor. Yazdıklarınız okurlar tarafından nasıl değerlendiriliyor?
Bu konuda zaman zaman aldığım geri dönüşler şimdiye dek hep olumlu yöndeydi. Umarım öyle de kalır.

Bu yazıların (ve tabii kitabınızın) hedeflediği okur kim? Tarım ve beslenmeyle ilgili bilimsel bilgiye ulaşmak isteyen kişiler mi, kültür tarihinde gezinmek isteyen meraklı kitap kurtları mı?
Aslında hedefim sadece kendim ve kendim gibi olanlardı; yani yaşamın anlamını “öğrenmek” olarak tanımlayanlar. Zira bu kitabı sadece kişisel merakım için yazdım. Yazarken de bu konuları öğrenmiş oldum.

“İnsanoğlunun dünyadaki macerasında ilk sırayı avcılık ve toplayıcılık alır” diyorsunuz. Hatta ilk alet, yırtıcı hayvanlardan artakalanların kemiklerindeki iliği çıkarmak için yapılmış. Uygarlığın itici gücü, “boğaz derdi” mi?
Başta belki boğaz derdi ama sonrasında çok daha temel bir olgu uygarlığın biçimlenmesinde boğaz derdine eklemleniyor bence. Ölüm ve ölüm olgusu karşısında insanın yaptıkları ki, bunu da doktora tezimden geliştirdiğim Ölümün Tarihöncesi adlı kitabımda yazdım.

ahmetuhri1 ahmetuhri2

İnsanlık, baharat, hayvansal gıdalar ve bitkilerden, bugün bildiğimiz anlamda “yemek yapma”ya nasıl geçti?
Bir bilsem! Ah bir bilebilsem nasıl olduğunu ama maalesef bu konuda sadece spekülasyon yapabiliriz. Belki bir gün bilebiliriz ama şu an eldeki arkeolojik ve atnoarkeolojik verilere bakarak sadece bazı kısır yorumlarda bulunmaktan başka bir şey gelmiyor elden.

Kitabın birçok yerinde, Mezopotamya, Anadolu, Batı Anadolu’dan bahsediliyor birçok bitkinin anavatanı olarak, kullanımının uygarlık tarihinde başlanması olarak… Bu toprakları bu kadar özel ve imkânlarla dolu yapan neydi?
Olasılıkla holosen dönemle birlikte başlayan yeni iklimsel ortam ve Ortadoğu’nun üç kıtanın birleştiği yer olarak coğrafi konumu.

Kitabınızda aklımıza gelebilecek her tarım ürününün, kültürel geçmişi, ortaya çıkışı ve kullanılışıyla ilgili benzersiz güzellikte bilgiler ve anlatımlar var. Her tarım ürünü için bilimsel bilginin tüm birikimini oldukça eğlenceli bir biçimde yansıtmışsınız. Bu kitabın oluşum sürecini anlatır mısınız, nasıl bir çalışmanın sonucu?
Bu konuda iki kişiye çok şey borçluyum Metro Gastro dergisi editörü Nilhan Aras ve Metro Gros Market’in eski genel müdürü Hakan Ergin. 2004 yılından itibaren bana dergilerinin sayfalarını açtılar ve bunların yazılabilir olduğu konusunda yüreklendirdiler. Kısacası yaklaşık 7-8 yıllık bir birikimle başladı her şey.

Bu kitabı bir sözlük formatında yapmak da mümkün olabilirdi, hiç aklınızdan geçti mi? Ya da bu anlatım akışını neden tercih ettiniz?
En başta bir ansiklopedi tasarlamıştım ve sadece ben değil konusunun uzmanı Biyolog Cenk Durmuşkâhya, sanat tarihçisi Mehmet Kâhyaoğlu gibi dostlarımla beraber yapmak istemiştim ama zamansal olarak bir türlü gerçekleştiremeyince tek başıma ancak bu kadarını yapabildim. Bu anlamda halen eksikleri olan bir kitap ve bir ilk çalışma olduğu için belki ileride yapılacak bir ansiklopediye başlangıç sayılabilir. Bize inanan bir sponsor bulabilirsem eğer böyle bir ansiklopedi için de çalışma başlatmak isterim.

IMG_7442

Neden bu konuda kaynaklar az? Tarih ve arkeoloji neden beslenme ve tarım konularına fazla eğilmedi?
Türkiye’de kaynak az. Başka ülkelerde bu türden çalışmalar var. Zira Türk arkeolojisi malzeme (çanak çömlek vb.) ağırlıklı bir arkeoloji olduğu için diğer konulara pek ilgi duyulmamış, bu türden interdisipliner çalışmalar daha yeni yeni başlamakta Türkiye’de.

Son yıllarda artan doğal tarım ürünlerine yönelişi nasıl yorumluyorsunuz?
New Age dinlerle de ilgili olan bu sorunun yanıtını başka yerlerde ve kişilerde aramak gerek. Ama bir Slow Food üyesi olarak şu kadarını söyleyeyim, çok geç kalmadan doğayı biraz daha kendi haline bırakmamız gerek.

Bitki, baharat ve organik ürünlerde şifa arayanları ve bu yeni eğilimin sözcüsü araştırmacıları, “yazar” aktarları, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir kısmının şarlatan olduğunu düşünüyorum ama içlerinde gerçekten konusuna hâkim olanlar da var.

Artun Ünsal, “Alexandre Yorgi, Mirza İskender Haytabay, Alim İskender Egeli, Suzan Saygın ve Aslı Akyay imzalı yazılara rastlarsanız, bilin ki, hepsinin yazarı aslında o sayıya birden fazla makale vermiş olan Ahmet Uhri’dir” diyor. Farklı kimliklerle yazı yazmanızın nedeni, gerçekten dergide aynı imzanın çok görünmemesi mi yoksa bu sizi eğlendiriyor mu?
Hem de çok eğlendiriyor.

Farklı isimlerle yazı yazmak bir yana, “Alexandre Yorgi” adıyla neredeyse ikinci bir hayatınız varmış. Şaka bir yana, Alexandre Yorgi’nin resimsiz nüfus kâğıdından giysilerine, valizine, sigara tabakasına, saygın bir İzmir sanat galerisinde enstalasyon sergisi açmışsınız. Bize Alexandre Yorgi’nin gerçek hikâyesini (!) anlatır mısınız?
Her şey arkeolog Şükrü Tül’ün bana İskender adını takmasıyla başladı. Aslında biraz da benimle kafa bulmak için yapmıştı ama Türkiye’de ve Almanya’da açılan sergiler sonunda baktı ki pabuç pahalı bu kez başka isimlerle benimle dalga geçmeyi denedi. Hatta son dönemlerde sanırım biraz da bana kızdığı için yeni iki isim taktı kendisi: Alexandros Logoklephtes ve Alexandros Dallamas. Elbette karşılık olarak bu isimlerle de bir şeyler yazacağım ya da sergi vb. bazı işler yapacağım. Hatta oğlum Derya’nın isteğiyle kedimiz Şerafettin Demirkuyruk adıyla da yazmayı düşünüyorum ama editörüm Nilhan Aras bu isme asla izin vermeyeceğini söyledi. Metro Gastro sadece benim eğlence alanım değilmiş. Haklıdır. Editörün kestiği parmak acımaz.

Sergilenen objeler arasında, İhsan Oktay Anar’ın yardımıyla kaleme alınmış NASA’nın astronot programına katılmak için Alexandre Yorgi imzasıyla gönderilmiş “gerçek” bir başvuru ve de resmi kabul belgesi yer alıyormuş. Bu yalnız sizin değil, arkadaşlarınızın da eğlence kaynağına mı dönüştü?
Alexandre Yorgi’yim diyen herkes, Alexandre Yorgi’dir.

ahmetuhri5 ahmetuhri3

Ege, Marmara, Efes ve Akdeniz kıyıları üzerine dört gezi rehberi yayımladınız. Bu rehberler, klasik gezi kitaplarından öteye, gezilen yerlerin kültürel geçmişini ortaya koyan, özel okurlara yapılmış kitaplar. Bu kitaplara ilgi nasıl?
Bildiğim kadarıyla onların baskısı çoktan tükendi. 2010 yılında bir de Efes gezi rehberi yazmıştım o da sanırım iyi satıyormuş.

“Kazılarda elinde kazma kürek ya da fırça, hep sessiz duran bir köylü amele, bir gün sana yaşamla ilgili bir şey söyler, öyle kalırsın…” demişsiniz. Bu kazılarda yöre halkıyla olan iletişim, kazılarda çalışan insanların oradaki “iş”e bakışı ne oluyor?
Başta klasik olarak hepimizi defineci sanıyorlar hatta yanlış yeri kazdığımızı, definenin orada olmadığını söyleyenler de oluyor ama zaman içinde gerçek definenin bilgi olduğunu ve bizim onun peşinde olduğumuzu da anlıyorlar. Gerçek Anadolu bilgeliği başka bir şey ve çok güzel…

Boğaz Derdi – Arkeolojik, Arkeobotanik, Tarihsel ve Etimolojik Veriler Işığında Tarım ve Beslenmenin Kültür Tarihi / Yazar: Ahmet Uhri / Ege Yayınları /  1.baskı / 2011 / 448 Sayfa

Ahmet Uhri; 1963 İzmir Doğumlu. Arkeolog, Gıda Mühendisi, Öğretim Üyesi. Hocalık dışında, Metro-Gastro Dergisi’nde evrensel kültür, özellikle yeme-içme tarihi üzerine düzenli yazıları çıkıyor. “Turgutlu Sinerjik Yol Haritası”,  “Ateşin Kültür Tarihi”, “Adım Adım Marmara”, “Adım Adım Akdeniz”, “Adım Adım Ege”, “Ölümün Tarih Öncesi” yazarın diğer kitapları.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.