okuryazar.tv
Şub 2012
0 Yorum

PAYLAŞ

Akif Poroy: Avrupa’da Cinselliğin Tarihi


 “Cinsel tutuculuk iktidarsız ve sevgisiz insanların oluşturduğu sorunlardır”

 

Dr. Akif Poroy’un ‘Avrupa’da Cinsellik Tarihi’ kitabı, Kadın erkek ilişkisi, nişan, düğün gelenekleri ve bunlara bağlı olarak cinsel yaşam, toplumsal yaşamın çok önemli bir yönünü yansıtan kitap. Avrupa’da uzun yıllar yaşamış ve tıbbi seksoloji alanında çalışmış biri olarak Poroy, Türk ve Avrupa toplumları arasında cinsellik konusundaki farklılıkları tüm açıklığı ile sergileyebilmek için cinsellikle ilgili ülkemizden de ilginç örneklere yer veriyor.

Kitabınızın en çok hangi amaca hizmet edeceğini düşünüyorsunuz? Bilgi aktarımı mı yoksa cinsellikle ilgili kalıplarımızın tartıştırması mı hedefiniz?

Kitabın esas kurgusu “Antik çağdan günümüze Avrupa’da cinsel yaşamın dokümantasyonudur.”  Her ne kadar ben tıbbi seksoloji ile uğraşıyorsam da, yani kadınlardaki orgazm olamama, vajinismus gibi cinsel işlevsel bozuklukların tedavisini yapıyorsam da bütün dünyadaki ve geçmişteki cinsellikle ilgili birikimleri aktarmaya çalıştım. Bunu yaparken tarafsız bir açıdan bakarak, olguları olduğu gibi aktarmaya çalıştım. Avrupa’daki cinsel yaşam “doğru” veya “yanlış” demek bizim görevimiz değil, tabii ki.

“İnsanın başlıca üç içgüdüsünden biri üremedir.” Kitabınızda hem çoğunu bildiğimiz fakat unuttuğumuz tarihi bilgileri hatırlatıyor hem de günlük hayatımızda görsel ve yazılı basında sıkça karşımıza çıkan olayları farklı bir bakış açısıyla değerlendiriyorsunuz. Sizce neden insanlar cinsellik konuşmaktan korkuyor?
Toplumumuzda cinsel eğitim verilmediği için, insanlar genelde cinsel iç  güdülerini nasıl yönlendireceklerini bilemiyorlar. Bu yüzden cinselliği konuşmaktan korkuyorlar. Çoğu bir şekilde yanlış anlaşılmaktan korkuyorlar. Bu yüzden ikiyüzlülük oldukça sık görülüyor.

Cinsel ahlak ne demek? Geçmişten bugüne Türkiye ve Avrupa toplulukları arasındaki değişmeyen cinsel ahlak farklılıkları nelerdir?
Cinselliğin ahlâkı çok iyi yansıttığı şüphesizdir. Cinsel ahlâkla ilgili pek çok şey yazılıp çizilmiştir. Bu konu toplumların değer yargılarını, dolayısıyla ahlâkını bir yerde gösterdiği için, bu konuyu kitabımda derinlemesine işledim. Ahlâk konusu belki en çok anne babaların, eğitimcilerin, din adamlarının iyi bilmesi ve herkese öğretmesi gereken bir kavramdır. Ahlâk aynı zamanda belki felsefe ile uğraşanların, hukukçuların alanına giren önemli bir olgudur. Çağımızın hızlı yaşam şekli ve tüketici toplumu insanları “paraya tapar” hale getirmiş ve ahlâk anlayışında da değişiklikler olmuştur.

Ahlâkî davranışların özellikleri nelerdir?
Ahlâk kurallarının temelinde o toplumun dini inanışları çok önemli yer tutar. Bizim toplumda İslam felsefesi ve gelenekleri, Avrupa toplumuna göre farklı bir toplum şekillenmesi yaratmıştır. İslam aleminde İbni Rüşt’ten ilk ahlâk kitabı yazarı İbni Miskeveyh’e kadar bir çok düşünürün etkisi Avrupa düşünce sisteminden çok farklıdır. Bu yadsınamaz bir gerçektir. Hele cinsel ahlâk daha zor şekillenir. Cinsel ahlâkla ilgili her toplumun yazılı olmayan kanunları vardır. Ve her toplumdaki cinsel ahlâkla ilgili yazılı olmayan kurallar, o toplum için yazılı kanunlardan daha geçerlidir ve bunların değişimi zaman içinde çok yavaş olarak gelişir. Cinsellikte söz edilen “doğru” ve “yanlış”, o toplum için “ahlâklı” ve “ahlâksızı” da belirlemektedir.

“Avrupa’da Aydınlanma Çağı olarak tanımlanan 18.yüzyıl, yeni bir cinsel ahlak anlayışının doğuşuna tanıklık etmiştir.” Bu anlayışın temelleri nelerdi?
Epikuros ve Lukretius, Rabelais ve Montaigne, Descartes ve Diderot, Voltaire ve Ansiklopedi’ciler, Marx ve Darwin gibi büyük akılcılar her çağda hep hor görülmüş ve iftiraya uğramışlardır. Özgür düşünceyi her şeyin üstünde tuttuklarından ötürü hep bozgunculuk ve ahlaksızlıkla suçlanmışlardır. Avrupa’da Aydınlanma Çağı olarak tanımlanan 18. yüzyıl, yeni bir cinsel ahlak anlayışının doğuşuna tanıklık etmiştir. Yaşanan sanayi devrimi sonucu 18.yüzyılın getirdiği sınıfsal değişimlere bağlı olarak evlilik yaşının giderek daha ileriye atılması ve dolayısıyla bireyin yaşamında evlilik öncesi döneminin uzaması, cinsel ahlak anlayışı üzerinde etkili oldu. Sonuç olarak 18.yüzyılda Avrupa’da evlilik öncesi ilişkilerin her zamankinden daha bollaştığı ve buna bağlı olarak evlilik dışı doğumların da olağanüstü ölçüde arttığı gözlenmiştir. Aydınlanma Çağının düşünürleri Uzakdoğu ülkelerini ziyaret eden Cizvit rahiplerinin Çin ve Konfüçyüs ilkeleri üzerine yazdıklarını çok olumlu bir ışık altında yorumluyorlardı. “Doğal ahlak” deyimi ilk olarak bu yazılardan kaynaklanarak Avrupa düşüncesine yerleşti. Çünkü doğal ahlak anlayışı kişiye bireysel davranışlarında tam bir özgürlük için gerekli izni vermekteydi. Yani toplum içinde egemen konumdaki kişiye her türlü davranışı için bir çeşit “açık kart” hakkı tanımaktaydı. Düşünürlerin cinsellik alanında doğal olanın ne olduğu konusunda kuşkuları yoktu. Bu anlayışın temelleri Doğu Asya öğretilerinde idi. Tantra gibi

‘Prezervatif’ kullanılmaya başlandığı bu dönemde birçok evlilik dışı çocuğun bakımevlerine verildiğini vurguluyorsunuz. Avrupa’da bu dönemde kadın erkek ilişkisinde nasıl değişiklikler oldu?
“Prezervatif’ dediğimiz doğum kontrol aracı ilk kez bu yıllarda kullanılmaya başlamıştı. Gerçi bu aracı 16. yüzyılda ilk bulan ünlü İtalyan anatomist Gabriele Fallopius bunu bulaşıcı frengi hastalığına karşı bir önlem olarak düşünmüştü, ama araç 18. yüzyılda doğum kontrolü amacına hizmet eder biçimde yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Koyun bağırsağından, bazen de balık derisinden yapılan bu nesneler genelevlerde bulundurulup satılmaktaydı. Bazı toptancı şirketler de bunları eczanelerden başka elçiliklere, gemi kaptanlarına, yabancı uyruklulara ve dış ülkelere yolculuk yapanlara teklif etmekteydiler. Kadınlar cinselliği daha doğal ve özgür olarak yaşamağa başladılar.

“Avrupa’da yüzyıllar süren baskıcı cinsel ahlakın olumsuz sonuçları günümüzde de görülmektedir: İktidarsızlık ve soğukluk gibi cinsel işlev bozuklukları, cinsel baskı ve sorunlardan kaynaklanan ruhsal hastalıklar.” Ayrı bir kültür olduğumuz halde aynı baskılar ülkemizde de görüldü. Sizce bunun nedeni nedir?
Hıristiyanlıktan sonra Avrupa’da cinsel baskı biraz arttıysa da sadece Orta çağın bir kısmında ve 19. Yüzyıl Viktorya döneminde yoğundu. Bizdeki nedenler say say bitmez. Bunları 2005 yılında çıkmış olan “Türkiye’de Cinsellik” adlı üç yüz küsur sayfalı adlı kitabımda okuyucuya sunmuştum.

Serbest aşk kavramı nedir? Bunu bugünün modern dünyasındaki ‘serbest seks’ anlamında mı kullanıyorsunuz?
Kilise ve asillerin Avrupa’daki baskıcı rejimlerine karşı gelişen 1789 Fransız İhtilali’nde serbest aşk adeta bir karşı direnişin sonucu olarak kitleleri etkilemiştir. Özellikle aç kalmamak için istemeden yaptığı evliliklerde ihtilalin getirdiği yenilikler kadın için yeni bir çıkış noktası olmuştur. Benzer bir serbest aşk kavramı ve yaşam şekli 1917 Sovyet İhtilali’nden sonra komünist proletarya arasında ortaya çıkmıştır. Proletarya için bütün zamanlarda serbest aşk veya daha doğru bir deyimle serbest cinsellik hiçbir zaman günah olarak görülmemiştir. II.Dünya Harbinin baskısından kurtulurken Avrupa’da cinsel yaşam serbest aşka dönüşmüştür denebilir. Eşcinsellerin takip edilmesi ve cezalandırılması ilk önce 1944’te İsveç’te kaldırılmıştır. 1950’lerden bugüne süregelen cinsel devrim Avrupa’da tüm olanaklarıyla insanlara serbest aşkı tadacak ortamı yaratmıştır. Cinsel tabular yıkılmış eşcinseller ve lezbiyenler dernekler kurmuşlardır. Yani serbest aşk her gün değişerek özgürleşerek sürmektedir denebilir.

Kadın erkek ilişkisinin parayla şekillendiği durumlarda nasıl bir sosyallik ortaya çıkmıştır?
Ne yazık ki fuhuş ülkemizde çok yaygın. Avrupa’da ise daha çok cinsel sapmalara hizmet eden bir fuhuş sektörü söz konusu. Dünyanın en eski mesleği tabii Avrupa’da geleneksel şekli ile de sürmektedir.

“Yüzlerce yıllık bir cinsel özgürlük döneminden sonra Hindistan, Tayland, Japonya ve Okyanusya gibi ülkeleri de etkisi altına alan cinsel tutuculuk sadece dinsel ve kültürel etkenlerden kaynaklanmamıştır.” Cinsel tutuculuğun esas sebebi sizce nedir?
Tarihe baktığımızda emperyalist bir ülkenin başındaki kişinin cinsellikle ilgili görüşlerini kendi ve diğer toplumlara dayattığını izliyoruz. Cinsel tutuculuğun nedeni inanmasak da çoğu zaman iktidarsız ve sevgisiz insanların oluşturduğu sorunlardır.

Günümüzde Avrupa cinsel yaşamı nasıl yaşıyor? Tarihe armağan ettiği cinsel özgürlük kavramları ve deneyimlerini düşünürsek, bugün hedeflenen özgürleşme sağlanmış mıdır? Yoksa bu anlayış muhafazakarlaşmaya yenildi mi?
İkinci Dünya harbi sonrası, kadınların siyasal hakları için verilen mücadelede, seçme ve seçilme haklarının elde edilmesi gibi somut başarılar kazanmıştır. Günü­müzde Batı dünyasında ve azgelişmiş ülkelerin kentsel kesimlerinde kadınların yaşamı sadece çocuk yetiştirme ve ev işleriyle uğraşmadan ibaret değildir. Top­lumsal yaşama daha geniş ölçüde katıl­makta ve eğitimlerini sürdürme ve geliştir­me olanağını bulmaktadırlar. Ama birçok yazar, bunun kadınların gerçek anlamda özgürleşmesi demek olmadığını, “toplu­mun ve çalışmanın kendisi özgür değilken, bu toplumun içindeki kadının da özgür olamayacağını” söylemektedirler. Ne olur­sa olsun, modern sanayi toplumunda, kadınlar da erkeklerle aynı koşulları paylaşma eğilimindedirler. Cinsel devrimin bir diğer boyutu da, 1960′lardan itibaren, cinsellikle ilgili ahlaki sınırlamaların gevşemeye başlamasıdır. “Cinsel özgürlük” sorunu kitle haberleşme araçlarında ateşli tartışmaların konusu olurken, erotik yayın ve filmler üzerindeki sansür de hafiflemeye başlamıştır. Pornografi günlük yaşamın parçası olmuştur. Avrupa’da cinsel yaşamda genelde zorbalık yoktur.

Türkiye’de cinsellik nasıl yaşanıyor?
Türkiye’de cinselliğin nasıl yaşandığını bu yazıyı okuyan herkes kendi dünyasına göre anlatabilir. Gazetelerin 2. Ve 3. Sayfalarına bir göz atarsak her şeyin yaşandığını görüyoruz. İkiyüzlülük çok fazla. Avrupa’dan en önemli fark bizde zorbalığın, şiddetin çok fazla olmasıdır.

Türkiye’de her üç kişiden birinin cinsel sorunu olduğu doğru mu?
Doğrudur.

“Porno ve müstehcenlik her yerde aynı zamanda sansürü de getiriyor.” diyorsunuz. Tarihsel olarak ortaya çıkışına bakarsak pornografi neydi ve insanlara ne vaad etti?
Pornografi antik Yunan’da fahişelerin yaptığı çizimlere denirmiş. Cinsel nesnelerin ki buna insan vücudunun her kısmı ve bir takım yapay aletler giriyor, cinsel anlamda tahrik etmek amacıyla, herhangi bir yazılı veya resimli şekilde gösterilmesi ve sergilenmesidir. Yani, cinselliğin akla gelebilecek her türlüsünün, imalar ve gölgelerin arkasına saklama gereği duymaksızın açıkça işlenmesidir. Bu konuda “Cinsellik El Kitabı” adlı çalışmamda ayrıntılı bilgi vermiştim. Porno kelimesi Yunanca kökenlidir. Genelev duvarlarına resimler yapan Yunanlılar bu kelimeyi ‘uygunsuz resim’ veya ‘fahişe resmi’ anlamında kullanmaya başladılar. Pornografi belki insanlık tarihi kadar eskidir denebilir. Pornografi, çıplak kadın resmi daha doğrusu fotoğrafı ülkemizde günlük gazetelerde çarşaf çarşaf her gün karşımıza çıkar. Ancak bir ressam “nü”, yani çıplak kadın resmi yaparsa, ona yurdumun insanı genelde pek bir bozulur. Ressam nü çalışmalarını sergileyecek galeri bulamaz veya sergide yağlıboya çalışmada neyin ne olduğunun tam anlamı ile fotoğrafta olduğu gibi net gözükmeyen göğüslerinin üstünün bir bezle örtüldüğü veya resmin sergiden kaldırıldığına şahit oluruz. Porno da birçok olgu gibi, mutluluk arayan insana aldatıcı bir mutluluk ümidi veren yapay gerçekdışı mutluluklar vaat ediyor diyebiliriz.

“Cinselliğin yaşanışındaki değer yargıları, o toplum için çok önemlidir ve o toplumu yansıtır.” diyorsunuz. Cinselliğin yaşanışına bakarsak, bu aynada Türkiye’nin nasıl göründüğünü söyleyebilirsiniz?
Oldukça karmaşık, sıkıntılı, sevgisiz. Yapılan son araştırmaların verilerini TANTRA adlı Dharma yayınlarından geçen yıl çıkan kitabımda ayrıntıları ile yazdım. Orgazm tedavisi yaptığım için % 40 kadının orgazm olamadığını söyleyebilirim. Erkeklerde ise %60-70 oranında sertleşme sorunu izlendiği söyleniyor.

Akif Poroy; 1946 İstanbul doğumlu. 1974’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra, Almanya’da kadın hastalıkları ve doğum ihtisası yaptı. Kadın Hastalıkları ve Doğum dalları dışında tıbbi seksoloji ile ilgili yurt dışında yaptığı çalışmalar, deneyimler ve birikimlerle, cinsel sağlık konusunda da aydınlatıcı kitaplar yazdı. Yayınlanmış yüzlerce makale, röportaj ve 24 kitabı vardır.

 

Söyleşi Yazarı:

Didem Üst


didemust@okuryazar.tv
http://www.twitter.com/didemst
http://www.facebook.com/didem.ust

Promote Post

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.


Posting your comment...






http://www.okuryazar.tv/wp-content/themes/press