‘Bugüne kadar hiçbir şeyin roman yazmaktan daha keyifli olmadığını fark ettim.’

 

‘Tarihi Değiştirenler Serisi’ kitaplarıyla tanıdığımız gazeteci Ali Çimen, ‘Kırık Heykel’ adında bir politik-gerilim, macera romanıyla karşımıza çıktı. ‘Kırık Heykel’ oldukça ilginç bir kitap, çünkü Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun değişen dengeleri, Türkiye’nin giriştiği yeni ‘misyon’ konu ediliyor. Gerçeğin kurguya karıştığı sürükleyici roman atmosferi bu yanıyla hem eğlenceli, hem de günümüzün politik gerçeklikleriyle yola çıktığı için okuyucuları akıl oyunlarının cazibesiyle kuşatıyor… Ayrıca, romanın yazarı Ali Çimen, tarihi değiştiren olaylar, savaşlar, diktatörler, gizli servisler, askerler, liderler hakkında kitapları olan uluslararası bir gazeteci ve yazar olunca ‘eğlence’ de, ‘akıl oyunları ’ da olabildiğince büyüyor. Tayyip Erdoğan’dan, Netanyahu’ya sayısız politik çehrenin roman kişisi olduğu, Hakan Fidan’ın ‘başrole kadar yükseldiği’ ilginç bir politik – gerilim romanı ile karşı karşıyayız…

Ali Çimen, birçok inceleme kitabının ardından bir roman ile karşımızdasınız. Ayrıca samimiyetle söylemeliyim, alışageldiğimiz bir ‘gazeteci kitabı’ değil, üzerinde ciddiyetle çalışılmış, dünyadaki formatları aratmayacak da bir politik gerilim romanı ile çıktınız. Edebiyatta misafir misiniz, yoksa artık bu yolda mı yürüyeceksiniz?
Kesinlikle kalıcı olmak istiyorum… Kesinlikle diyorum çünkü bugüne kadar hiçbir şeyin, halen sürdürdüğüm ve bana sürekli yeni ufuklar açan ve eğlendiren gazetecilik de dahil, roman yazmaktan daha keyifli olmadığını fark ettim. Politik gerilim dalındaki bu ilk romanımın devamını getirmeyi düşünüyorum. Dünyada John Grisham, Frederick Forsyth, Tom Clancy gibi ünlü kalemlerin öncülüğünü yaptığı siyasi gerilim/aksiyon tarzının ülkemizdeki temsilcisi olmak niyetindeyim.

Kitabınız iki temel hat üzerinden gelişiyor. MİT Karşı İstihbarat Masası Şefi Sibel Ulutürk ile onun mücadelesi ve aşk hikâyesi… Fonda ve diğer paralel akışta ise, Dünya ve Ortadoğu politikalarına hükmeden gerçek politik kişilerin hikâyesi.
Evet özellikle böyle kurguladım. Sadece kurgulanmış kahraman ve onun hikâyesine odaklansaydım, öncelikle bu beni tatmin etmeyecekti. O yüzden hem daha gerçekçi bir arka plan vermek hem de roman okuma keyfinin yanı sıra satır aralarına bölgemizde olup bitenlerle ilgili bilgi kırıntıları serpiştirmek istediğim için böyle bir yol seçtim.

ali_cimen_1 ali_cimen_2

Neyin gerçek neyin kurgu olduğunu takip etmenin heyecanı ve eğlencesinden söz etmeliyiz… Kâbe baskını çok fantastik duruyorsa da gerçek bir olaydı ve sizin roman dünyanızdaki yerini almış. Dolayısıyla finale doğru çığırından çıkan gelişmeler romanın gerilim vaadini iyice ürkütücü hale getiriyor. Romanınızı bu anlamda çok başarılı buluyorum, her şey gerçekmiş gibi başlıyor, gerçek olamayacak kadar dehşetli manzaralara ulaşıyor. Sürpriz finali konuşmayalım ama siz bu akış hakkında ne söyleyebilirsiniz?
20 yıllık bir gazetecilik tecrübesi ve uluslararası analiz deneyimin getirdiği noktanın dışa vurumu bu ilk romanım. Doğal olarak romancılığa sağlam ve hızlı bir giriş yapmak istedim. Dünyadaki baş döndürücü gelişmelerin odağında olayları izliyor olmak bu anlamda anlatımımdaki adrenalini arttırdı. Zaten okuyanlar da sık sık ‘sanki bir aksiyon filmi izledik’ türünden yorumlar yapıyorlar, ki memnun oluyorum. Romanın öncelikli vazifesi,  iyi vakit geçirtmek, heyecanlandırmak, rutin hayatlarımıza başka dünyalardan bir parça renk getirmek değil mi zaten? Ben bir de buna, bazı tarihi olaylara vurgu yapmak istediğim için, Ortadoğu tarihinden bir dekor kattım. Akış sorunuza gelince. Her şey gerçekmiş gibi başlıyor, doğru, zira açılış sahnesi olan Kâbe Baskını, çok fazla bilinmese de, işaret ettiğiniz gibi, gerçek bir hadise. “Ürkütücü” kısmına ise şerh düşmek isterim. 11 Eylül saldırılarını hatırlayın. Yıkılan ikiz kuleler görüntüsü hafızalarımızda halen taze. Zaten silinecek gibi de değildi. Halen bile inanmakta zorlandığımız o görüntüler, ne yazık ki gerçekti. Tüm bunların ışığında, romanımın akışını, dünyanın gidişatına bakarsak, fazlasıyla gerçekçi ve ürkütücü buluyorum.

Romanı okumamış okurlarımız için biraz özetleyebilir miyiz? Sizce ‘Kırık Heykel’ nasıl bir hikâye?
Ne derece soğukkanlı bir cevap verebilirim bu sorunuza bilemiyorum ama kısaca şunu söyleyebilirim. Bölgemizde neler olup bittiğini ve neler olabileceğini merak ediyor ve bunu bir macera tadında öğrenmek istiyorsanız, Kırık Heykel ideal bir çalışma diyebilirim. Biraz da dünyada olup bitenler karşısında sık sık sorduğumuz “neler oluyor?” sorusunun arka planı hakkındaki merakı ve geleceğe dair bir projeksiyonu içinde barındıran bir hikâye bu.

Bu romanı yazmaya nasıl hazırlandınız, nasıl bir süreç içinde yazdınız?
Özel bir zihinsel hazırlık gerektirmedi. Malum, mesleğim gereği zaten dünya olaylarıyla, özellikle de Ortadoğu’da olan bitenlerle fazlasıyla ilgiliyim. O yüzden gazetecilik mesaimi yaparken romanınım içeriğiyle ilgili Arap Baharı, Türkiye-İsrail ilişkileri gibi konu başlıklarını yakından takip etmeye odaklandım. Ekstradan yaptığım tek iş, romanda bahsi geçen, Afganistan hariç, tüm ülkelere gidip, bahsettiğim mekânların havasını koklamak oldu… Ayrıca romancılık tekniği üzerine incelemeler yaparak, zihinsel olarak hazırlandım. Bugüne zaten dek daha çok tarih üzerine yazdığım için, romanın arka planını belirleme konusunda pek zorluk çekmedim.

ali_cimen_4 ali_cimen_12

Türkiye, bir politik/aksiyon yazarı için bol malzeme içeren ‘cennet’ bir ülke midir?
Malum biz Akdenizli ve Ortadoğuluyuz. Bu coğrafyada insanlar öfke patlamalarıyla cinayet işlerler oysa ince, planlı, şaşırtıcı cinayetler, ne bileyim seri katiller, dehşetengiz soygun planları vb. türü atraksiyonlar daha çok Batı toplumlarında görülür. Ama kendi seçtiğim janr açısından cennet diyebilirim. Türkiye, özellikle de İstanbul ve Ankara, her zaman casusların ve istihbarat servislerinin gözdesi olmuştur. Çiçero, Aldrich Ames, Alan Dules gibi birçok istihbarat kahramanının yolu ülkemizden geçti. Halen bile ülkemizde birçok uluslararası operasyon yapılıyor. Bunlar bazen kiralık tetikçiler vasıtasıyla basit yollardan bazen de ekonomik manipülasyonlar, medya faaliyetleri gibi daha ‘şık’ yöntemlerle gerçekleştiriliyor. Bunlar bilinenler. Bir de bilinmeyenler var. Bu casus trafiği, mevcut konjonktürde, Soğuk Savaş bitmesine rağmen (ki o da tartışılır) hızlanarak devam ediyor. Özetle, seçtiğim tarz bakımından bu topraklar gerçekten bir maden. İşlemesini bilene…

Siz romanınızın nasıl bir okur ihtiyacına denk düşmesini istediniz? Bahsettiğiniz politik olaylar hakkında fikirlerini ve tarafını gizlemeyen bir anlatıcı kimliğiyle yazdığınız için soruyorum; bu romanın hangi politik  tezlerle birlikte algılanmasını istiyorsunuz?
Hayır, öyle bir tercih kriterim yok… Sonuçta bu bir roman. Her ne kadar basında, özellikle romanda İsrail’in özrünü önceden öngördüğüm için, içerikle ilgili farklı tezler geliştirilse de, her şeyden önce Kırık Heykel’in bir roman olarak değerlendirilmesini isterim. Benzer romanlardan farkı, meslekten gelen bir tercübeyle olacak, arka planı elimden geldiği kadar gerçekçi olarak vermeye çalışmam ve özür meselesinde olduğu gibi, bazı meseleleri önceden tahmin edebilme imkânımın olması. Ama bunların hiçbiri, bunun bir roman olduğu gerçeğini değiştirmiyor.  Roman okumaktan ve ayrıca Ortadoğu meselelerinden ve istihbarat edebiyatından hoşlanan her okura ulaşmayı hedefliyorum ve istiyorum.

Mesela, Netanyahu, konuştuğu bölümlerden birinde ‘Erdoğan hükümetini ülkenin kendi iç dinamikleriyle istikrarsızlaştırma şansımız neredeyse sıfır’ diyor. Perez ise, 28 Şubat’ta markaja aldıkları subayları hükümete karşı manipüle ettiklerini söylüyor. Kitapta bu gibi sayısız ifade var. Şimdi bunları roman kahramanının fikri diye okumak imkânlı değil… Çizdiğiniz siyasi fon nasıl bir analizle şekillendi?
Yakın tarihten süzdüğüm bilgileri karakterlerin ağzından diyaloglara dönüştürdüm. Bu konuşmalar hali ile kurgu… Ama İsrail’in özellikle 28 Şubat sürecinde Türk iç politikası üzerindeki yönlendirme girişimlerini, özellikle de orduyla kurduğu sıkı ilişkileri vb. gayet iyi biliyoruz. Bunların ışığında, metodumun siyasi analizlere dayandığını söyleyebilirim.  Bahsettiğiniz türden diyalogların geçmemiş olması düşünülemez haliyle. Üç aşağı beş yukarı bu türden konuşmaların yapıldığını tahmin ediyorum. Kaldı ki romandaki karakterlerin diyaloglarını mümkün olduğu kadar haberlere/arşivlere yansıyan ifadelerini göz önünde bulundurarak kaleme aldım.

ali_cimen_10 ali_cimen_6

Romandaki politik arka plan, Türkiye’nin bugününe hakim olan liberal – muhafazakâr paradigmanın penceresinden oluşturulmuş gibi görünüyor… Örneklemem gerekirse Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu’ya yön veren bir lider olduğunun tartışmasız ön kabulü gibi…  Siz endişe duydunuz mu, kitaptaki bu fikirler kimi okurda mesafe yaratabilir mi?
Hayır, öyle bir endişem olmadı zira ben romanda ‘Ortadoğu Fatihi bir Erdoğan’dan ziyade ‘Ortadoğu Fatihi olmaya soyunmuş bir Erdoğan’dan bahsediyorum ve satır aralarında bunun ne kadar riskli bir politika olduğunu karakterlerim aracılığıyla yansıtmaya çalışıyorum. Bahsettiğiniz türden tehlikeyi biz de editörlerimle yaptığımız görüşmelerde hissettik zaten. Yani, bunun asla bir siyaset güzellemesi olması ya da ‘Kahraman Erdoğan’ gibi kolaycılığı barındırmaması konusunda çok hassas olduk. Bu bir romanın ya da romancının görevi değil. Roman sanatına ve okuruna tezat teşkil edecek bir yazar olmaktan ısrarla kaçındım. Dikkat ettiyseniz, böylesi bir siyasetin Türkiye’nin başına açabileceği dertleri, özellikle son 100 sayfasında, fazlasıyla çarpıcı ve gerçekçi bir şekilde dillendirmeye çalıştım. Özetle bu hali ile sadece roman okurunu önceleyen bir çalışma olmasını hedefledim, belli bir siyaset seçmenini ya da karşıtlarını değil. Bu türden bir hedef, romancılığın şanına da yakışmaz ve olmak istediğim başarılı romancı profiline de zaten uygun olmazdı görüşündeyim.

Bir Mit müsteşarı her politik kurgu yazarının avucunu kaşındırır. Hele de Hakan Fidan gibi, sayısız tartışmanın ortasında kalmış, çok ortalıkta ve görünür olmasına rağmen gizeminden hiçbir şey kaybetmeyen ilginç bir karakter ise… Roman kahramanınız Hakan Fidan, sizin için nasıl bir roman figürü?
Bence de fazlasıyla gizemli biri.  Ki zaten benzer konumda olan bürokratlar için de bu gizem durumu söz konusu. Demokratik Almanya’nın ünlü casus şefi Marcus Wolf’u hatırlayalım. Batılılar adamın hiçbir zaman fotoğrafını çekemediği için, emekli olduğu ana kadar bir gizem bulutu içinde yaşamış ve ‘hayalet adam’ olarak isimlendirilmişti. MI5’in ilk kadın şefi Stella Rimington da güzel bir örnek olabilir. Özetle Fidan’ın gizemli olması asıl vurucu nokta değil. Beni bir roman karakteri olarak çeken yönü, on yıl gibi kısa bir sürede, astsubaylıktan, Obama ile aynı masada oturup bölgesel meselelerde belirleyici bir aktör konumuna yükselmesiydi. Sanmıyorum ki istihbarat tarihinde böylesi hızlı bir yükseliş olsun. Ama yine de onu ve diğer politik kişileri romanıma karakter olarak seçmemin bunlarla bir ilgisi yok. Kişisel hikâyeleri benim için belirleyici olmadı yani. Zaten başrolde olanlar kurgu karakterler. Fidan, Erdoğan ya da Obama, romanı daha gerçekçi ve ilgi çekici bir zemine oturtmak için seçtiğim gerçek kişiler…

Romanınızın bu güncel kişilikleri kullanmış olması herhangi bir tepki alıyor mu?
Hayır, şu ana kadar olumsuz bir tepki ile karşılaşmadığım gibi gerçek kişilerden hareket etmem bilakis romana yönelik ilgiyi daha da arttıran bir unsur oldu.

Zor bir işe soyunmuşsunuz. Kahramanınız Sibel Ulutürk’ün karıştığı entrika bile nefes nefese okunabilecek bir gerilim romanı malzemesi iken, siz bunu dünyanın bütün aktörlerinin içinde olduğu büyük bir kurguya dönüştürmeyi başarmışsınız. Bundan sonraki kitaplarınızda da bu yönde anlatılar olacak mı?
Başarılı bulmanıza sevindim. Dediğim gibi, en baştan itibaren hedefim, ‘gerçek gibi ama gerçek değil, realitenin kendisi değil değil fakat gerçek yanlara sahip’ diye tanımlanabilecek, bol aksiyonlu bir öykü yazmaktı. Dediğiniz türden geniş arka plan, özellikle de içinden geçtiğimiz zaman dilimi, iç ve dış siyaset dinamikleriyle bunun için fazlasıyla bereketli bir malzeme oluşturuyordu. Ki zaten politik gerilim doğası gereği güncelden bağımsız olamıyor.

ali_cimen_9 ali_cimen_8

Sibel Ulutürk’ün CIA ajanı sevgilisiyle ilişkisi de başlı başına bir gerilim hikâyesi… Her macera kitabı gibi, bu kitapta da ‘aşk’ var… Ajanların ‘aşk hayatı’ hakkında ne söyleyebilirsiniz? Bu soğuk ve kontrollü kişilikler nasıl âşık oluyor?
Gayet de güzel âşık oluyorlar! Yani meslekleri icabı daha bir soğukkanlı ya da ağırdan alan bir tarzları yok. En azından olan bitenler, bize bunu söylüyor. Hatırlarsınız daha yakınlarda ABD Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) Direktörü David Petraeus, evlilik dışı bir gönül ilişkisinden dolayı görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı. Biz zihinlerimizde yarattığımız imgelerden dolayı yakıştıramayabiliriz ama koca CIA’nın patronu, ‘kontrolsüz bir şekilde’ âşık oluyor, liseli âşık gibi romantizm kokan e-mailler yolluyor ve bu e-mailler bir şekilde dışarı sızıyor! Yani aşk, meslek, konum, vatan-millet dinlemiyor, ezip geçiyor. Sonuncuyu şundan dolayı dedim: İstihbarat tarihi, ayartmakla görevlendirildiği karşı cepheden kadın ya da erkeğe âşık olup taraf değiştiren istihbaratçılarla doludur.  Özetle o karanlık dünyadaki aşk meşk işleri de normal hayattan pek farklı değil.

Gerilim roman türüne hâkim olduğunuz, ‘Kırık Heykel’in başarılı kurgusundan net bir biçimde anlaşılıyor. Kimleri okursunuz, hangi yazarları beğenirsiniz?
John Grisham, Frederick Forsyth ve Tom Clancy’den daha önce bahsetmiştim zaten. Son tahlilde bunlara tabi ki Don Brown’ı da eklemek isterim.

Türkiye’den bu türe yakın hangi yazarları okuyorsunuz?
Birkaç bilindik ismi okudum ama ne yalan söyleyeyim pek tatmin etmedi. O yüzden sürekli takip ettiğim bir isim yok.

Sibel Ulutürk’ün maceralarının süreceğini söylediniz. Neler planlıyorsunuz?
Evet, Sibel Ulutürk’ü ve onun akıl hocası konumundaki emekli gazeteci; MİT’in arşiv görevlisi Ercüment Baba karakterini bir seri olarak sürdürmek niyetindeyim. Sibel’i derinliği olan, bu topraklardan çıkmış ama küresel ölçekte maceradan maceraya koşan bir karakter olarak yerleştirmek arzusundayım. Merkezinde Türkiye’nin ve MİT’in olduğu bir istihbarat/aksiyon serisiyle coğrafyamızdaki sıcak gelişmeleri roman olarak işlemek istiyorum. Ya da kısaca şöyle diyeyim: Benim kahramanlarım sabah uyandığında ‘sert bir kahve’ içen değil, ‘ocağa bir çay koyan’ insanlar olacak.

Türkiye’deki hangi olaylar ve politik gelişmeler bir politik gerilim yazarı olarak sizi heyecanlandırıyor? Romanlarınıza fon olacak siyasi gelişmelerden şimdi üzerinde çalıştıklarınız neler?
Aslına bakarsanız Osmanlı dönemi de dâhil olmak üzere, tarihimizin her dönemi fazlasıyla ilham verici. Soğuk Savaş dönemi de dahil olmak üzere bu ülke öyle ya da böyle hep kilit bir bölge konumunda oldu, bazen başrol oynadı, bazen yan rol. Dolayısıyla anlatılacak, fon olarak kullanılacak hikâyesi çok. Bir sonraki macerada Sibel’i yine merkezinde Türkiye’nin olacağı küresel bir enerji komplosunda terleteceğim.

Bakalım macera bu kez bizi nerelere götürecek?

Kırık Heykel / Yazar: Ali Çimen / Roman / Timaş Yayınları / Kapak Tasarımı: Zahid Yıldırım / Mart 2013 / 384 Sayfa

Ali Çimen; 1971 İstanbul doğumlu. 1991’de İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümündeki eğitimiyle eş zamanlı olarak Zaman gazetesinde gazeteciliğe başladı. Uzun yıllar gazetenin İstanbul′daki merkezinde Dış Haberler, Haber Merkezi ve Magazin servislerinde çevirmen, muhabir, redaktör ve editör olarak görev yaptı. Aynı gazetenin Frankfurt, Amsterdam ve Londra merkezlerinde de uzun süre çalışan yazar, İngilizce, Almanca, Hollandaca ve Fransızca bilmektedir. Başlıca kitapları; “Echelon”, “İnsanoğlunun Uzay Macerası”, “İpler Kimin Elinde?”, “Tarihi Değiştiren Askerler”, “Tarihi Değiştiren Bilginler”, “Tarihi Değiştiren Diktatörler”, “Tarihi Değiştiren Gizli Servisler”, “Tarihi Değiştiren Günler”, “Tarihi Değiştiren İmparatorluklar”, “Tarihi Değiştiren Kadınlar”, “Tarihi Değiştiren Konuşmalar”, “Tarihi Değiştiren Olaylar”, “Tarihi Değiştiren Savaşlar” Timaş Yayınları’nda yayınlanıyor. ‘Kırık Heykel’ yazarın ilk romanı…

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.