‘Alper Kamu düşünsel dışa dönük, duygusal içe dönük bir karakter gibi düşünülebilir.’

 

“Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde. Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler… En çok da yüzler. Neden söz ettiğimiz biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikâyeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte bu yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür. Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.” Alper Canıgüz ile, Alper Kamu karakterinin yeni macerası, ‘Cehennem Çiçeği’ni konuştuk…

Alper Kamu’nun maceralarını anlatan ilk kitabınız “Oğullar ve Rencide Ruhlar”da ve daha sonra Cehennem çiçeğinde olayların hangi zamanda geçtiği pek anlaşılmıyor sanki. Zaman kavramını Alper Kamu’nun her çağın büyümeyen çocuğu olduğunu kanıtlamak için mi böyle değişken yaptınız?
Bunun etkisi vardır, evet. Bilgisayar, cep telefonu gibi teknolojiler var ama çok kritik bir yer tutmuyor hikayelerde. Kahramanın çocuk olması da o anlamda kolaylaştırıyor işimi. Öte yandan, her iki romanda da psikolojik olarak yetmişler atmosferinin baskın olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde.


Oğullar ve Rencide Ruhlar ve Cehennem Çiçeği kitaplarınızın her ikisinde de Alper Kamu hariç her şey ve herkes öylesine gerçek ve normal ki, böylesine bir gerçeklik içinde Alper Kamu’nun tek başına gerçekdışı (sıradışı) bir karakter olmasındaki sır nedir?
Bence bir karakter canlılığını en gerçek dışı ya da uygunsuz görünen özelliklerinden alıyor. Tiple karakter arasındaki farkı yaratan da bu. Öte yandan bir karakteri tesis ettikten sonra iç tutarlılık önem kazanır. Yani olaylar ya da karakterler sıra dışı özellikler taşıyabilir, bunu baştan belirtirsiniz, okurla yazar arasında bir anlaşma sağlanır. Diyelim Süpermen uçar dersiniz ve okur bunu kabul eder. Bu noktada örneğin, Süpermen’in ağaçta kalmış bir kediyi kurtarmak için uçması değil ağaca tırmanması hikayeyi bozar. Ben de elimden geldiğince sıra dışı özelliklere sahip bu kahramanı kendi içinde tutarlı çizmeye gayret ediyorum.

Arkadaşlarına bakınca insanoğlunun alçakça eğilimlerinin en çıplak halinden başka bir şey görmeyen, aralarında orman kanunlarının geçerli olduğunu söyleyen Kamu, çocukluğa dair çok iyi analizler yapmasına rağmen pek çok yönüyle çocukluğunu koruyor. Pencereden dışarı bakınca Tanrı’nın her şeyin bir şakadan ibaret olduğunu söyleyeceğine inanıyor mesela. Alper Kamu’nun bir yanı özellikle çocuk bırakılmıştır diyebilir miyiz?
Evet, daha önce de birkaç kez söyledim, Alper Kamu düşünsel dışa dönük, duygusal içe dönük bir karakter gibi düşünülebilir, duygusal yönü daha çocuksudur.

Kendinizi “uydurukçu” olarak tanımlamışsınız. Neden “uydurukçu”? Baron Munchaussen, çocukken hayretle ve severek okuduğumuz meşhur “Palavracı Baron”, uydurukçulukta size ilham vermiş midir?
Vermiştir, evet. Bu arada uydurukçuluk hayli zor bir iştir kanaatimce. Bir şeyleri birbirine uydurabilme becerisi gerektirir. Ve birbirinden ne kadar farklı unsuru birbirine uyumlu hale getirebiliyorsanız, hikayenizin zenginliği ve derinliği de o kadar artar. Mesela bunun tersi “uysa da uymasa da” bir şeyleri, sırf orada görmek istediğiniz için arka arkaya sıralamaktır.

FullSizeRender

Alper Kamu’da Albert Camus vurgusu olduğu çok açık. Aralarında hayatın anlamsızlığına, bir anlamı olsa bile bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine dair inanç benzerliği var. Yalnız Albert Camus intiharı hiçbir zaman düşünmemiş ve doğru bulmamıştır. Alper Kamu ise sıklıkla intihar planları yapıyor. Nedir bu intihar merakı?
Albert Camus, mâlum, hayatta yanıtlamaya değer tek soru hayatın yaşamaya değer olup olmadığı sorusunu soruyor. Kendisi, en azından bir noktaya kadar, bu soruya olumlu yanıt veriyor olmalı ki yaşamayı sürdürüyor. Alper Kamu, yanıtın zamanla değişebileceğine ve bu yüzden o meşum sorunun sürekli gündemde kalması gerektiğine inanıyor diyelim. Mesela sadece biraz daha matematik öğrenmek için yaşamak cazip görünebilir.

Oğullar ve Rencide Ruhlar ve Cehennem Çiçeği’nde oedipus kompleksi, Tatlı Rüyalar kitabınızda rüya analizleri var. Bunlardan yola çıkarak Freudyen bir yazar olduğunuzu söyleyebilir miyiz ve gelecek kitaplarınız da psikanalitik mi olacak?
Psikanaliz farklı disiplinlerden pek çok sanatçıyı büyüleyen bir yapı kuşkusuz. Freud’un teorisinin kökeninin mitolojiye dayanıyor olması önemlidir bu anlamda. Temelini büyük anlatılara dayandıran bir paradigmanın yeni anlatıları esinlemesi kaçınılmaz herhalde. Benim de çoğunlukla bireyden yola çıkan hikâyeler anlatmayı seven bir yazar olarak, psikanalizden etkilendiğim doğrudur.

Ve Adalet… Aralarında hayat gailesi dışında hiçbir ortak noktanın bulunmadığı ailesi, Hatice Abla’ya ve Begüm Gülüm’e duyduğu karşılıksız aşk, kahramanımızın aşka bakış açısını olumsuz etkilerken Adalet ortaya çıkıveriyor. Adalet’in etkisi nedir sizce?
Cehennem Çiçeği, bir kavram olarak adalet ile adalet duygusu arasındaki problematik ilişki üzerine bir hikayedir. Romandaki Adalet karakteri, birilerinin hayalinde yüceltip yaşattığı, çoktan ölmüş ve aslında bir sürü hayatın mahvına yol açmış bir kadın.

 

Gizemli ve hüzünlü Hatice abla, sevdiği kadına ulaşamayan Kız Tevfik, Feriha’nın aşkından acılar içinde ölen amca… Cehennem çiçeği hüzünlü hikâyeler kitabı mıdır?
Diğer romanlarıma göre daha hüzünlü galiba, evet.

Alper Kamu her iki kitabınızda da polisiye olayları çözüyor. Ancak kitaplarınızı polisiye kitap kategorisine koymak yeterli değil bence. Siz nasıl kategorilendiriyosunuz?
Bu konu üzerinde pek düşünmüyorum doğrusu. Bu hikayeleri kategorize etmenin zorluğu da hoşuma gidiyor galiba biraz. Zizek “gerçekçi edebiyatın” bitişiyle polisiye edebiyatın yükselişinin aynı döneme denk geldiğine işaret ediyor. Gerçek dışı bir kahramanın, sosyal gerçekçi diyebileceğiniz bir dünyadaki maceralarını polisiye paradigması üzerinden anlatmayı tercih etmem bu anlamda sezgisel bir tercih oluşturmuş olabilir.

Bir röportajınızda Gizliajans kitabınızın sinemaya uyarlanacağını söylemişsiniz. Alper Kamu için de benzer teklifler geldi mi ve sizce animasyon-çizgi film daha uygun olabilir mi?
Gizliajans’la ilgili de diğer romanlarla ilgili de çeşitli dönemlerde çeşitli öneriler geliyor. Alper Kamu hikayelerinin animasyonuyla ilgili bir şeyler de konuştuk birileriyle. Belki bir gün biri gerçekleşir, bilemiyorum açıkçası.


Cehennem Çiçeği
/ Yazar: Alper CANIGÜZ / A.P.R.I.L Yayıncılık / Roman / Sayfa Düzeni ve Dizgi: Meriç KÖSTEM / Kapak Tasarımı: Murat Yılmaz / 1. Baskı Haziran 2013 / 221 Sayfa

Alper Canıgüz; 1969 yılında İstanbul doğumlu. Darüşşafaka Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi psikoloji bölümünü bitirdi. Canıgüz’ün romanları: Tatlı Rüyalar (2000) Oğullar ve Rencide Ruhlar (2004) Gizliajans (2008) Alper Kamu Cehennem Çiçeği (2013)

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.