‘Direnişin ruhunu hissettim, başka hiçbir şeye benzemiyor.’

 

Gezi direnişi boyunca sosyal medyada sayısız fotoğraf paylaşıldı. İçlerinden bir tanesi kitaplarla, kelimelerle ve onların anlamlarıyla yaşamını kurmaya çalışan insanları çok etkiledi, gözlerini doldurdu. 19 yaşında, yazar olmak isteyen bir genç, Arda Yetmişbir, Gezi Parkında kurulan ‘Çapulcu Kütüphanesine’ arkadaşı için bir kitap bırakmış ve içine de şu notu iliştirmişti:

“Ben Arda Yetmişbir. 19 yaşında, yazar olma hayaliyle yanıp tutuşan biriyim.

Kütüphane kurulduğunu duyunca heyecanlandım, sana verebileceğim bence en değerli şey kelimelerim ve kitaplarımdı. Sana kendimden bir parça katabilme imkanı bulduğum için çok mutluyum! İleride bir gün yazar olmayı başarırsam satırlarımın en derininde sen olacaksın.

Günlerdir evden kaçıp direnişimiz için yanına geliyorum. Okulum taksimde, şuan okula gitmem gerek ancak bu hükümetin ‘hiçbir şey olmuyormuş gibi’ gösterme çabasına uymak için değil, asla! Okula gidiyorum çünhkü kapısını direnişte yardıma ihtiyacı olanlara açan okuluma nankörlük etmek istemiyorum ve sorumluluklarından kaçanları eleştirirken onlara benzemek istemiyorum. Metronun kapalı veya açık olması da umurumda değil yeterince antreman yaptık son günlerde. Ruhum her daim senin yanında arkadaşım, lütfen bana kızma. Sabah yine uğrayacağım, her sabah ve her okul çıkışı. Bu yüzden bir şey istersen bana söyle, dışarıdan temin edip getireyim. Bu mail adresim; (…) hiçbir şey olmasa bile sırf içini dökmek için yazabilirsin. Dayan, seni çok seviyorum. Umarım yüzünde bir gülümseme olur bu kitap ve satırlar. Okuldan sonra görüşürüz.

Aldığı darbelerden üstü başı parçalanan çapulcu,

gece havuz gözlüğü ile gezen marjinal,

içki içmeyip arkadaşlarına kan veren alkolik dostuma.

Gözyaşlarım senin şerefine.

Tüm içtenliğimle

Arda Yetmişbir.”

Okuryazar.tv yazarlarla kitaplarını konuşmak üzerine kurulu bir söyleşi platformu. İlk defa hiç kitap yayınlatmamış bir yazar adayıyla konuşuyoruz. Onun, ‘ileride bu günleri de yazacaklar, yazmazlarsa ben yazarım, beraber okuruz. Söz’ diye yazdığı notu, bize göre bir yazarı haber veriyor. Bu hevesi, bu kendini hayattan ve yazmaktan alıkoyamama halini çok sevdiğimiz için Arda Yetmişbir’i tanımak, size de tanıtmak istedik.

arda_yetmisbir_1 arda_yetmisbir_2

Bu notu iliştirdiğin ve Gezi Çapulcu Kütüphanesine bağışladığın kitap, hangi kitaptı?
Sosyal medyada resmi yayılan kitap “Yazmak Eylemi” isimli kitap ancak onunla birlikte gezi kütüphanesine on dört kitap bırakmıştım. “Yazmak Eylemi” dışında, bana haberi gelen dört kitap var. Diğerlerine ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok, açıkçası korkuyorum müdahaleler sırasında okunmaz hale gelmiş olabilirler diye, ancak twitterdan bir takipçim korkma hepsi alındı dedi. Umarım öyledir.

Gezi direnişini ilk nasıl fark ettin ve katılmaya karar verdin?
Taksim benim evim gibi, her gün oradayım. Gezinirken çadırlar sayesinde fark etmiştim eylemi. Yaptıklarına hayran kaldım, içlerinde arkadaşlarım da vardı. Hepsi ile gurur duydum fakat okul nedeniyle onlarla kalamadım. Bir şekilde yardım etmeliydim, vicdanım onları yalnız bırakmaya el vermedi. Perşembe gecesi onlara götürmek için kahvaltılık bir şeyler hazırladım. Cuma sabahı onlara hazırladıklarımı götürürken cep telefonuma “böreği falan boş ver, limon getir yanıyoruz!” diye bir mesaj geldi. Beynimden aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi hissettim. Son sürat onların yanına koştum, kâbus gibi bir sabahtı. Benim için direniş böyle başladı.

Sonra?
Cuma sabahı gelen mesajdan sonra soluğu Taksim’de aldım ancak o sabah matematik sınavım vardı, bir miktar “temiz hava” aldıktan sonra sınav saati geldiğinde “bir kere daha kalırsan okuldan atılacaksın sınavına git!” diyerek beni okuluma kovaladı arkadaşlarım. Okula gittiğimde sinirlerim çok bozuktu, düşünebildiğim tek şey tanık olduğum müdahalelerdi. Sınavı da yapamadım zaten. Arkadaşlarım için korkuyordum. Sınavdan sonraki ders olanların konusu açılınca dayanamadım, nefessiz kalana kadar ağladım bir süre, sürekli olarak “sadece kitap okuyorlardı.” diyordum. Etrafıma baktığımda kendime “burada ne işin var” sorusunu sordum. O an içimdeki en büyük duygu arkadaşlarımı koruma iç güdüsüydü. Ancak onların iyi olduğunu gördükten sonra bu gösterilerin anlamını tekrar düşünüp, kavrayabilecek fırsatım oldu. Bu yüzden olanları düşünmeden önce katılmaya ilk iten “arkadaşlarımı koruma iç güdüsüydü” diyebilirim. O sabahı hatırladıkça hala gözlerim doluyor…

Direnişteki arkadaşlarınla, bu yaşanılanlar hakkında neler konuştunuz? Olup bitenle ilgili düşünceleriniz nelerdi?
Arkadaşlarımla neler konuşmadık ki… Sürekli irtibat halindeydik, toplu olarak mesajlaşıyorduk. Oturup hep birlikte nasıl daha faydalı olabiliriz diye düşünüyorduk sürekli. Aklımızdan geçen tek şey direnen arkadaşlarımıza faydalı olmaktı. Örneğin sınıf arkadaşlarım ile okulumuzun kapılarının açılmasını sağladık, direnişe desteğe giden arkadaşlarımıza evde kalanlar yol durumlarını aktardı, yayınlanan ihtiyaç listelerindeki maddeleri kendi aramızda paylaşıp hep birlikte gönüllülere yardım götürdük. Bunların dışında sokakta olan bir arkadaşımız varsa tüm gecemiz onun için dua ederek geçti. Eve döndüğünü haber vermediği için adeta bir anne gibi sinirlendiğimiz arkadaşlarımız oldu. Birbirimize sahip çıktık. Hepsi ile gurur duyuyorum, gerçekten.

Sınıf arkadaşlarımın dışında olaylara en başında benimle birlikte dâhil olan bir arkadaş grubum vardı. Hepimiz bu olanların bir yönden harika, bir yönden iğrenç olduğunu düşündük. Direniş ruhu ile gurur duyarak bu olanların devam etmesini gönülden istiyorduk. Diğer yandan ise yaralanan ve ölen arkadaşlarımızın haberleri geldikçe tarif edilemez bir hüzne kapılıp “yeter artık!” diyerek isyan ediyorduk. Biz isyan edip direnişin ruhuna kapılmışken ne ölen insanların, ne yaralananların, ne direnişin en ufak bir karesinin medyada yer almaması mesajların ana konusu haline geldi. Sonrasında ise hükümetin açıklamalarının yayımlandığı saatler oturup onları da hep birlikte izledik, mesajlarımızın ana konusu yine bu açıklamalarda kullanılan üslup ve bunların amacı oldu. Sanırım herkes neden bahsettiğimi biliyor. Fakat bunlara fazla takılmadık, takılacak zaman yoktu. Biz en çok “nasıl daha faydalı olabiliriz?” sorusuna cevap aradık. Planlı bir şekilde elimizden geldiğince çok yardım ettik.

arda_yetmisbir_3 arda_yetmisbir_4

Direniş sırasında duyguların nelerdi, neler yaşadın?
Yazsam roman olur denir ya, şu an sayamayacağım kadar çok şey yaşadım. Örneğin metroda tek başına direnişe destek kazandırmak için çevredeki sert eleştirileri umursamadan şarkı söyleyerek yürüyen bir kız tanıdım, onunla birlikte şarkı söyledim. O kız benim kahramanım oldu. İstiklal caddesinin ara sokaklarında açılan bir revire ilaç bırakıyordum, gözlerimdeki kızarıklığı fark edip yumuşacık bir ses tonuyla “hadi oğlum biraz dinlen, uyu.” diyen hemşire ablayı tanıdım, ona sarıldım. Fakat Aylin’i tanıyamadım mesela, kan vermeye gitmem gerek dediğimde “ölmüş” dedikleri. Sonra Ethem ile de tanışamadım, hiç değilse cenazesine saygı duyun diye haykırdığım. Abdullah ile de tanışamadım, Mehmet ile de, fakat göz yaşlarımı onların şerefine akıttım. Mustafa Sarı’yı da tanıyamadım, kim bilir o da neler çekmişti günlerdir emir altında. Hayal ediyorum, hepsinin bir bulutta çay içerek olayları yorumladığını. Kısacası bu soruya ayrıca cevap vermeye gerek yok sanırım, ne yaşıyorsak hep birlikte yaşıyoruz zaten…

Gezi Parkına girilip, direnişin dağıtılmaya çalışıldığı günlerde orada mıydın?
Her gün orada olamadım maalesef fakat gidebildiğim kadar gittim. Okulum, bakmam gereken bir köpeğim ve sınavlarım vardı. Çalışma masamdan direndim, sağlıklı bilgi akışı sağlamaya çalışarak ve yazarak. Bir yandan da eğitim hayatıma devam etmeye çalışarak. Kaçabildiğim her an ise soluğu orada aldım.

Direnişçilerin arasına katıldığında neler hissediyordun?
Su çok güzel, ilk girince biraz korkuyorsunuz ama kulaç attıkça alışıyorsunuz. Herkesi beklerim, mevsim yaz. İşin mizahi yanı bir yana taşıması kolay duygular değildi. Olayların içindeyken hissettikleriniz bir çok duygunun karışımı. Başka hiçbir şeye benzemiyor. Direnişin ruhunu hissettim diyebilirim bunun için. İçinde korku, cesaret, gurur, kızgınlık, merhamet gibi pek çok duygu var. Dondurma tezgahında çalışan çocuğun her çeşit dondurmadan ağzına bir kaşık atması ve sonra soğuktan beyni donması gibiydi hissetiklerim. Evde kaldığım anlar ise çok daha yavaş geçti zaman, durdu diyebilirim. Her saniyesinde eksildim. Evde otururken sadece korku, kızgınlık ve telaş vardı. Sokaktaki arkadaşlarım için korkuyor, onlara orantısız şiddet ile saldıran polislere sinirleniyor, onların yanında olmak ve onlara sağlıklı bilgi akışını sağlamak için her an sabırsızlanıyordum.

Herhangi bir siyasi fikre, kimliğe yakın hissediyor musun kendini? Kendini nasıl tanımlarsın?
Aslına bakarsanız hayır, kendimi yakın hissettiğim bir siyasi kimlik yok. Beni tam olarak yansıttığını düşündüğüm siyasi bir kişi de yok. Fikirlerim var. Ancak ben bu olaylara da siyasi bir bakış açısı ile yaklaşmıyorum. Voltaire’nin bir sözü var yanlış isem düzeltin beni; “fikirlerinden nefret ediyorum ama özgürce söyleyebilmen için canımı vermeye hazırım” diyor. Benim için durum biraz bundan ibaret. Bunun dışında bir de ben kişilik olarak aptal yerine konulmaya çok kızarım. Bizi (nesil olarak) bilgisayar karşısında beynini eritmiş aptallar sanıyorlardı, aptal yerine koyup özgürlüğümüze (anamızın babamızın karışmadığı şeylere) el uzattılar. Sinirlendik. Bizi aptal yerine koyamazsınız deme şeklidir bu gençliğin.

arda_yetmisbir_7 arda_yetmisbir_6

Biraz gündelik yaşamından bahseder misin? Neler yapıyorsun ve gelecekte neler yapmak istiyorsun?
Garip gelebilir ama en zor cevap verdiğim sorulardan biri bu çünkü sanırım bir gündelik hayatım yok. Sürekli bir işin peşinden koşuyor oluyorum, yaptığım işi seviyorsam ve ya faydalı olduğuna inanmışsam onunla meşgul olmak bana zevk verir. Örneğin sosyal sorumluluk projelerinde gönüllü çalıştım, tiyatro ile bir süre ilgilendim (şu sıralar sadece tiyatro metinleri okuyorum sahneye çıkmıyorum) ve sürekli çeşitli konferanslara katılıyorum. Felsefe hakkında bir kaç konferansa katıldım ama en çok keyif aldığım organizasyon, dünya sorunlarının tartışıldığı konferanslardı. Özellikle katıldığım birkaç EYP (European Youth Parliament) formatında düzenlenen konferans ilham vericiydi. Orada harika insanlar tanıdım. Neslime apolitik diyen ve ya ilgisiz sanan saygıdeğer büyüklerime sesleniyorum, lütfen bu konferanslarda yaptıklarımızı biraz inceleyin. Bu konferans aralarında ise zamanımı arkadaşlarımla gezmeye, eğlenmeye ayırıyorum. Yazarlık yaşamın neresinde peki diye bir soru gelirse hemen söyleyeyim, zaten kalemimi elimden hiç düşürmüyorum, o hayatımın temelini oluşturuyor, geri kalanları kalemimin üzerine kuruyorum. Gelecekte yapmak istediğim şey de bu yüzden oldukça net, yazar olmak istiyorum ve olacağım. Hayalperest bir kişiliğim var pek çok hayal kurarım ama en büyük idaelim bu. Bunun dışında küçükken kekemeliği yendiğim için benim gibi çocuklara yardım etmek amacıyla kekeme çocuklara yardımcı dersler vermek istiyorum. Tabiki tüm bunlardan önce bir üniversite sınavı gerçeği var önümde… Hangi bölümde okuyacağım konusunda soru işaretlerim var. Yazar olmak istediğimden eminim ama bu yönümü en çok hangi bölümün besleyeceğine karar verebilmiş değilim. Öncelikle bu soru işaretlerimi çözmem gerek, acilen!

Hangi yazarları okuyorsun? Kütüphanende hangi kitaplar var?
Kitaplığım dört bölümden oluşuyor.

1) Okulun okumayı zorunlu kıldığı kitaplar.

Bu kitapları biz seçmiyoruz, sınavda bunlar hakkında soru çıkıyor, okuyoruz. Zamanımın çoğunu bu kitaplar aldığı için kendi istediğim kitapları sadece yaz dönemlerinde okuyabiliyorum. Açıkçası içlerinde nefret ettiğim kitaplar da oldu çok sevdiklerim de. Ancak çok sevdiğim kitaplarla sınav için okurken bütünleşemediğim için yazın tekrar okumak zorunda kaldım. Bunların arasından favorim, Stefan Zweig’in “Satranç” isimli kitabı ve İhsan Oktay Anar’ın “Efrasiyap Hikayeleri” adlı kitabı.

2) Tiyatro metinlerinin olduğu bölüm.

Okul döneminde uzun kitaplar okuyacak vakit bulamadığımda genelde tiyatro metinleri okuyorum. Bu bölümden favorim Eric-Emmanuel Schmitt’in “Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler” adlı kitabı. Okurken çok keyif almıştım.

3) Çizgi roman ve mangaların olduğu bölüm.

Japon mangalarını ve çizgi romanları çok severim. Türkiye’de aradığım her mangayı bulamamak oldukça üzücü aslında ama sevdiklerimden bulabildiklerimi okuyorum. Örneğin “Fullmetal Alchemist”, “Death Note” gibi mangaları okudum. Fransız eseri olan “Cıty Hall” isimli mangayı okuyorum şuan. Fransızca eğitim veren liselerin ve burada yaşayan Fransız arkadaşlarımızın da okulunun olduğu bir şehirde Fransa’dan bir kitap sipariş etmek istediğinizde bulamıyorsunuz. Üzücü ve komik bir durum. Öğrendiğim dilde istediğim eserleri okumayı ve Türkçeye çevrilmiş daha çok manga bulabilmeyi isterdim.

4) Son bölüm karma bir bölüm.

Burada kendim alıp okuduğum kitaplar var. Genelde öykü kitapları okumayı seviyorum örneğin Emrah Serbes’in öykülerini gerçekten çok severim. Şuan bana yazarlık konusunda cesaret veren harika bir insanın tavsiyesi ile Mahir Ünal Eriş’in son iki öykü kitabını okuyorum (Bangır bangır Ferdi çalıyor evde – Olduğu kadar güzeldik). Ancak bu bölümde duran ve hepsinin içinde favori kitabım kesinlikle Paul Coelho’nun “Brida” isimli kitabı. İçlerinde en çok bütünleştiğim kitap oydu.  Kitaplarım hakkında hiç susmadan konuşmaya devam edebilirim…

arda_yetmisbir_9 arda_yetmisbir_8

Nasıl kitaplar yazmak istiyorsun? Kafanı neler kurcalıyor?
Kafamı kurcalayan o kadar çok konu, yazmayı denemek istediğim o kadar farklı fikir var ki! Daha önceki bir öykümde yazdığım bir cümle vardı; “ben ruhumdan taşanları yazıyorum”. Benim için yazmak ruhunu sayfalara taşırmayı seçmek ile alakalı. Yaşarız, yaşadıkça ruhumuz dolar ve bazen bunları boşaltmamız gerekir, ben de bunları sayfalara akıtmayı seçtim. Yazmaya bu şekilde başladım bu yüzden yazdıklarımın geneli insani duygular üzerine. Ruhumu taşıran aşırı olan her duygu sayfalara akıyor. Duygularımın taştığı bu yazıların ne kadar profesyonel olduğunu açıkçası bilmiyorum ama bu anıların beni getirdiği yere bir nevi teşekkür etmek adına bu yazılarımı bir kitapta toparlamak istiyorum. Bunların dışında sadece ruhumdan taşan kendi duygularımla değil de kalemimle yaratmak istediğim kafamda pek çok fikir var yazmaya başladığım ve ya denemek istediğim. Özür dileyerek bu fikirleri kendime saklamayı tercih ediyorum, bunun mantıklı bir nedeni yok tamamen duygusal, bitmeden anlatırsam devam etme gücünün kaybolmasından endişeleniyorum ve ya sonrasında birkaç fikirden vazgeçersem size karşı borçlu hissetmek istemiyorum. Ancak bu fikirlerin arasında öncelikli olarak bir öykü kitabı yazma planımın olduğunu söyleyebilirim. Bunu kesinlikle yapacağım çünkü.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.