Aşk Diyorlar Buna – Ayhan Bozkurt


“Ayhan Bozkurt burçların izinde aşkı kovalarken kimi zaman öfkeye kapılıp, “Sen gidiyorsun çiçekler kalıyor mu sanki? Kokunu da alıp gidiyorsun. Utandırma beni yalnızlığımdan…”diyor. Kimi zaman da umuda sarılıp, “Gözlerini benden kaçırma gerisi hallolur de bana!” diyerek aşkı yeniden var etmeye çalışıyor. Aşk Diyorlar Buna, aşkın umudunu ve umutsuzluğunu anlatırken delibozuk bir heyecana sürüklüyor bizleri.” Aşk Diyorlar Buna kitabından okuma parçası yayımlıyoruz.

 

bitmişti
bir kez daha hayatınızdan gitmişti

 

Metroda cama yanağınızı dayamış karanlık tüneli seyrediyorsunuz. Koltuğunuzun altında şu anda okumakta olduğunuz kitap var. Bir sayfada durup kalmışsınız… Nefesiniz daralıp o an fenalaştınız. Okuduklarınız sizi ona götürmüş, ilişkiniz aklınıza gelmişti.

Zaten bir gün bile çıkmıyor ki aklınızdan… Utandınız acılarınızdan. Utandınız o an yalnızlığınızdan…

Kokusunu unutmuştunuz. Sesini özlemiştiniz. Uzun zamandır telefonlarınıza yanıt vermiyordu. Onu görmek için, konuşmak için gidebileceği yerlere gitmiştiniz ama o yoktu. Bir anda hayatınızdan kaybolmuştu.

Tren, durağa yaklaşınca insanlarla bakıştınız. Kalabalığı sevmiyordunuz. Koşuyordu insanlar, duruyordu insanlar. Sağda solda her yerde insanlar… Tren yavaşladı, bir anda kalabalığın içinde onu gördünüz. Tam da onun önünde durmuştu tren. Göz göze geldiniz. Aranızda sadece trenin pencere camı vardı. Yutkundunuz. İnanılmaz bir tesadüftü, mutluluktan deliye döndünüz. Böyle karşılaşacağınızı hiç beklemiyordunuz. Onu göreceğinizi hiç ummuyordunuz.

Onunla yeniden konuşmak, ona sarılmak, dudağına öpücük kondurmak istediniz. Bugüne kadar nerelerdeydin, neler yaptın, n’oldu diye soracaktınız. Usandım yalnızlığımdan, utandım bu ayrılıktan diyecektiniz. Ona o güne kadar söylemediğiniz her şeyi söyleyecektiniz. Alnına düşen kâkülünü elinizle düzeltecektiniz.

Kapı açıldı. O gözlerini kaçırdı, trene binmedi ve hızla yürüdü. Bir hamle… Heyecanla kapıya koştunuz. Belki her şeyi yeniden toparlayacaktınız. Siz inerken o diğer vagona bindi. Aniden kapılar kapandı. Hareket eden trenin arkasından bakakaldınız.

Bitmişti. Bir kez daha hayatınızdan gitmişti…

kendi uydurduğum

yalana ağlıyorum

Hiç konuşmamış, hiç görmemiş, hiç tanımamış gibi davranmak da ne öyle? Benim seni unutacak cesaretim bile yokken… Hatırla! Bir sesin vardı kalbimi titreten. Bir sözün vardı beni bu aşka bağlayan…

O günü, gittiğin günü unutamıyorum. Hâlâ beni sevdiğini düşünüyordum. Hayal kuruyordum. Bir hayalden hüzünlü bir hayale koşuyordum. Bunu anlamamıştım. Hafızamı kaybetmiştim. Bir cesaret geliyordu bana; biz hâlâ sevgiliyiz diye kendimi kandırıyordum. Kendim bile inanmazken, kendi kendimi kandırmayı beceriyordum. Belki becerebildiğimi zannediyordum. Telaşlanıyordum, ağlıyordum…

Sevgilim!

Gül kokan meleğim.

Beni artık sevmeyen bebeğim!

Sana bir isim verdim bu gece; sana kalbimden bir ses verdim bu gece… Hiç konuşmamış, hiç görmemiş, hiç tanımamış gibi davranmak da ne öyle? Sana olan aşkım için savaşa giderim. Senin aşkınsa mevzu, gözüm açık giderim. Apoletlerimi sökerim. Bana böyle davranmakla yok sayıyorsun beni. Aşağılıyorsun. Birlikte olduğumuz günlerin hiç mi hatırı yok? İnsan bir parça aşk bırakır… İnsan bir parça can bırakır!

İçim titriyor, içime şeytan giriyor. Beni bilmediğim bir yere götürüyor, ağzıma zehir sürüyor. Senin yüzünden oluyor. Senin bana verdiğin hüzünden oluyor. Bunun için kutlarım seni. Bravo! Seni nasıl ödüllendirmeliyim?

Yok be meleğim, ben ağlamıyorum. Ne ağlaması… Aşktan kalan tebessüm o. Gözlerimden taşan aşk o… Ben ağlamıyorum, böyleyim.

Nedense çok çabuk unutuldum.

Nedense olanlardan hep ben sorumluydum.

Nedense hâlâ seviyordum.

Aslında sevgilim; ben her gece kendi uydurduğum yalana ağlıyordum*…

oğlak

Çok yakın dostunuza aniden âşık olmak… Hiç istemediğiniz halde tokat yemek gibi kalbinizi onda unutmak. Geri bir daha alamamak… Bir suskunluğa hapsolmak… Kaybolmuş eski sevgililerinizi sahaflarda aramak… Ağlamak. İşe yaramasa da hüngür hüngür ağlamak!

İstanbul’da geçen klasik bir aşk filmi senaryosu yazmak… İçinden çıkamamak… Saçmalamak… Babanın öldüğü tarihte onun doğduğunu öğrenmek. Babanın gidişine üzülüp onun gelişine sevinmek…

Olamayacak hayallerin altında kalmak! Hiçbir soruya yanıt alamamak. Yaşadığın yalnızlıklar… İç çekişler, dış çekişler, sonu gelmeyen belirsizlikler… Neden arıyorsan onun gözlerinin içine bak! İyi bak!

Hoş bir şey ona âşık olmak. Hoş bir şey onun varlığıyla mutlu olmak. Gereksiz sevdalardan uzak durmak, hoş bir şey… Hasarlı sevdaları unutmak, hoş bir şey…

En güzel şey ona âşık olmak!

Kalbin böylelikle daha bir güvencededir… Bambaşka hayallere rüzgâra inat at sürmektir! Onu kırmamak için elinden geleni yapmaktır. Kılıktan kılığa girmektir. Kötü değildir, yapmacık hiç değildir. Hayaller kapıya dayanınca gerçekler sahtedir!

Deniz basar ama aniden yaşadığın semti. Semtini seviyorsundur fakat o seni sevmiyordur!

Tırmanarak çıktığın merdivenlerden bir türlü inemiyorsundur.

Hoş bir şey değildir âşık olunca ağlamak.

Yüzün

En afili şiir olurdu gülümsediğin yazlarda…

Bazen hüzün derdin bazen de neşe

Sen ne dersen de; hiç mi hiç yeri yok aşkın bu gezegende

Yüzün

Tabiata doğru akıyor bütün gece

onunla aşkınız bir masaldı

gerisi hikâye

Her hikâyeden bir ders çıkartır insan. Sen de dersini çıkardın ve her şeyin farkına vardın ama masala aldandın!

Geceydi. Toprağa düşen çiy tanelerinde boğuluyordun. Uzun bir yolculuğa çıkmıştınız. O, konuşsa sanki birdenbire sabah olacaktı. Gün ağaracaktı. Karanlık yok olacaktı. Boğulmaktan kurtulacaktın. Ama o hiç konuşmuyordu. Dışarıyı seyretti uzun uzun. Çok geçmeden gözkapakları ağırlaştı. Başı omzuna düştü. Sessizce uyudu.

Yol süratle akıyordu önünden. Gecenin içinden yavaşça geçiyordun. Gözlerin yoruldu, dönüp ona son kez baktın. Su gibiydi… Su gibi akıyordu. Bir söz söyleyebilsen, buna cesaret edebilsen… Deliler gibi sevmiştin onu. Aşk yüzünden ölüneceğini bile bile sevmiştin. En çok da buna inanmıştın. En arabesk şiirleri onun için yazmıştın.

Elini tuttun. Başını diğer tarafa çevirdi. Senden çok uzağa dayar gibi alnını usulca pencereye dayadı. Bir an tereddüt ettin ama elini elinden çektin. Masumdun, çaresizdin. Karanlık gökyüzü sana bakıyordu. Dünya sana bakıyor zannettin…

Geceydi. Aklın bir karış havadaydı. Sanki bir şifre vardı, onu çözmeye çalışıyordun. Şifreyi çözdüğün an

ona yakınlaşacağını düşünüyordun. Yorgundun. Kim bilir nereden nereye koşuyordun?

Âşıktın! Yanında uyuyan suya âşıktın! Titriyordun. Bir hayale akıyordun. Sanki uzun bir yolculuğa çıkmamıştın. Hiçbir yerden hiçbir yere gidecek gücün kalmamıştı. Bir yere gitmiyordun sanki. Yol gidiyordu. Yol hiç bitmiyordu. Hayallerin büyüyordu. Su gibiydi o. Su gibi akıyordu.

Âşıktın! Yanında uyuyan suya çok âşıktın.

Kıpırdamadan uyuyordu. Suyun üzerinden yürüyüp gidiyordu. Elini tutmak için yeniden hamle yaptın. Tutamadın. Hava aydınlanıyordu. Gözlerini kapattın…

Yanında o yoktu…

*(Puşkin)

(…)

*Bu okuma parçasının yayını için Alfa Kitap’a teşekkür ederiz.

Ayhan Bozkurt, 6 Haziran 1971 yılında doğdu. İlk kitabı, Ömür Ölümün Önsözü ile Rıfat Ilgaz Cide Edebiyat Ödülü olan “Övgüye Değer Şair Ödülü”nü aldı. 28 Numaralı Oda, Şehir Soyuldu, Al sana Aşk adlı şiir kitaplarının yanı sıra Herkes Sevdiğini Öldürür isimli bir öykü ve Barikattaki Çocuk isimli bir de romanı var. Öküz, Hayvan Ve Yine Hişt dergilerinin yayın kurulunda çalıştı. Sağır Oda, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Ölüm Çiçekleri isimli televizyon dizilerinde oyunculuk ve senaryo yazarlığı yaptı. Ayrıca birçok dizi ve sinema filminde konuk oyuncu olarak rol aldı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.