‘Neye ulaşmak için nelerden vazgeçtiğine, neleri feda ettiğine dönüp bakmalı insan.’

 

“Felsefenin derinliğini fantastik edebiyata taşıdığı çocuk romanlarıyla çok sevilen Aslı Der, Küçük Cadı Şeroks’u maceraya kaldığı yerden devam ettiriyor. Dizinin ikinci kitabı Büyük Tuzak’la Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından 2007 Yılın En İyi Çocuk Romanı ödülüne değer görülen ve 2010 yılında Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu (IBBY) Onur Listesi’ne giren yazar, dizinin üçüncü ve şimdilik son kitabında ise barış ve uzlaşma üzerine düşündürüyor. Sorunlara konuşarak ve tartışarak çözüm aramanın, barışı birlikte kurmanın önemine değinen roman, fantastik unsurlarla iç içe felsefi metni, tempolu kurgusu ve siyah-beyaz desenleriyle keyifli bir okuma vaat ediyor. Birlikte yaşamanın evrensel sorunlarını ve deneyimlerini hassasiyetle öyküleştirirken, çocuklara, eğitimcilere ve ailelere keyifli bir okuma ve tartışma olanağı sunuyor.” Aslı Der ile Küçük Cadı Şeroks serisini konuştuk.

İlk kitap Küçük Cadı Şeroksta yeni masalların üretilmemesi, ikinci kitap Büyük Tuzakta sözcüklerin hızlı biçimde yitirilmesini eksen alarak masal yazmak işleniyor. Hikâyenin geçtiği ülkenin adı Masallar Ülkesi. Tam burada okuyucu şöyle düşünmeden edemiyor: Yazar günümüzde masalların yeterli derecede üretilip okutulmadığını mı düşünüyor acaba?
Bence yazarın hayal aleminde yaşadığı düşünülebilir bu noktada. Şaka bir yana, benim derdim masalların üretilip üretilmemesi değil, kafamda dönüp dolaşan, bence ciddi olduğunu düşündüğüm soruları okurla nasıl paylaşabileceğim. Ortaya çıkan metnin masala yakın olduğu da bence söylenemez doğrusu. Yani masal yaratmak gibi bir kaygım yok, ancak masalları severim.

“Senin hep en güzel masalları dinlemeni, en güzel masallarla büyümeni istedim. Sanırım bunu isterken, günü geldiğinde senin masalların en güzellerini anlatacağını düşledim.” Bir önceki soruma ek olarak, ilk kitapta geçen bu iki tümcenin çok önemli olduğuna inanıyorum. İnandırıcılığı tek sözcükte dahi yok etmeden, yazarın da sesi çınlıyor gibi, yanılıyor muyum yoksa?
Bu cümleye masal yerine ‘nezaket, adalet, vicdan, eşitlik, erdem’ gibi sözcükleri de koyup cümleyi ona göre düzenleyebilirsiniz. Prens Hortim’in derdi kızının en güzel masalı sadece dinlemesi değil, o güzel masalın kızına adil, eşitlikçi, vicdanlı, nazik, erdemli bir insan olma yolunda yardım etmesi. Kızının gerçekten böyle bir birey olup günün birinde bunu çevresine de yansıtabilmesi.

image13

Serinin özellikle son iki kitabında Şeroks ve Prenses Alina arasındaki küskünlük de işleniyor. Alinanın küskünlük nedeni yalnızca Borga gibi gelmedi bana. Sanki bu küskünlükte Alinanın prenses oluşunun da bir etkisi var gibi?
Birine küskün olmak ve bu durumu konuşmak yerine susarak çözmeyi umut etmek hep tuhaf gelmiştir bana. Prenses olsun ya da olmasın Alina da yaşının çalkantılarını yaşayan bir kız; gereksiz de olsa küsebiliyor. Şeroks’la anlaşmanın, iletişim kurmanın yolunu açınca küslük falan kalmıyor zaten. Kendimizi doğru sözcüklerle ifade edip karşımızdakini dinleyecek nezaketi koruduğumuzda nedeni ne olursa olsun küsmek anlamını yitiriyor.

Üçüncü kitap Barış Odaları’nda geçmişte şahane bir biçimde işleyen, insanların konuşarak, birbirini dinleyerek ve birbirine bakarak anlaşabildikleri Barış Odaları fikri var. Barış Odaları tasarısı Prens(Kral mı demeliydim?) Hortimin kendisini merkeze almasıyla, görevi üstüne almasıyla yıkılıyor ve fakat sonucunda Hortim hata yaptığının farkına varıyor. Barış, uzlaşma, tanıma her seferinde birilerinin kendini merkeze almasıyla mı bir türlü kotarılamıyor dersiniz?
Bence birinin kendini merkeze almasından çok kimlerin o kişiyi merkeze oturttuğuna bakmak gerek. Acaba o kişi mi merkezde olup karar veren sıfatına konmuştur, yoksa diğerleri mi kendi hak ve özgürlüklerinden kolayca vazgeçmiştir? Bence bunun üzerine düşünmek gerek. Neye ulaşmak için nelerden vazgeçtiğine, neleri feda ettiğine dönüp bakmalı insan.


“İnsan doğruyu bile bile, nasıl olur da yalana inanır?” İkinci kitapta geçen bu tümce üçüncü kitap Barış Odaları’nda da geçerliliğini koruyor bana kalırsa. Bunun nedeni Masallar Ülkesindeki insanların aceleci tavırları ve saflıklarının getirdiği her şeye inanma isteği sanırım. Böyle olmasaydı şehirde bir anda ortaya çıkan Poturasa böyle kolayca inanmazlardı, güvenmezlerdi herhalde?
Masallar Ülkesi halkı tam da söylediğiniz gibi saf tarafını koruyan bir halk. Böyle olmaları hoşuma gidiyor doğrusu; bozulmamış, iyi kalpli bir tarafları var. Evet, biraz tembeller belki, özellikle düşünsel anlamda, ama ben de yazar olarak bu saf yanlarını abartarak kullanıyor olabilirim.

Şeroks için, Barış Odaları’nın bir yerinde şöyle deniliyor: “Daha rahat bir giysiyi değil de, bu elbiseyi giymesi için baskı yapan annesine bir kez daha kızdı. Oysa, pantolonla ne kadar da rahat ederdi şimdi.” Bu kısım günümüz Türkiyesinde de bir yerlere denk düşmüyor mu sahiden?
Zorlama, baskı, başkaları adına karar verme, sorgusuz sualsiz kabul etme, karşı gelememe, sindirme, kısıtlama ve daha nice olumsuzluk keşke günümüz Türkiye’sinde hiçbir yere denk düşmese, ama maalesef düşüyor işte. Yine de ben şunu özellikle göstermek için kullandım bu giysi işini: hayatın, senin kararların dışında, başkasının aldığı/buyurduğu kararlar doğrultusunda ilerlemeye küçük şeylerle başlar. Önce çok ufak şeylere ses çıkarmazsın, sonra büyükler için zaten nefessiz kalırsın.

Kitapların resimlendirme kısmında Huban Korman’ın adını özellikle anmak gerektiğini düşünüyorum. Fakat şunu da merak etmeden edemiyorum: Kitaplarda(özellikle çocuk kitaplarında) çizilerin renkli olması çocukları, gençleri, kısacası okuru daha memnun edecekmiş gibi hissederim hep. Siyah beyaz kullanılmasının özel bir sebebi var mı yoksa yayınevi tercihi mi?
Huban Korman muhteşem bir çizer, çizdiği her karaktere bayılıyorum. Şeroks kitaplarındaki çizgileri bana ve metnime çok şey kattı. Desenlerin siyah beyaz olması tercih, ama doğrusu ben böyle daha etkileyici buluyorum.

image15

1. Kitap: Küçük Cadı Şeroks, 2. Kitap: Büyük Tuzak, 3. Kitap: Barış Odaları / Yazar: Aslı Der / Günışığı Kitaplığı / Roman

Aslı Der, 1975’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’ndeki eğitimini tamamladı. İngilizce ve Fransızca’dan çeviriler yaptı, firmalar için yayınlar hazırladı. Kitaplarına felsefe eğitiminin derinliğini ve zenginliğini taşıyan yazarın ilk kitabı Küçük Cadı Şeroks ’tan sonra ikinci fantastik romanı Tehlikeye 3 Yolculuk yayımlandı. Küçük Cadı Şeroks ’un ikinci macerası olan Büyük Tuzak, 2007’de Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından Yılın En İyi Çocuk Romanı seçildi. Yazar, aynı kitapla Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu’nun (IBBY) 2010 Onur Listesi’ne girdi. Son olarak Şeroks’un üçüncü macerası olan Barış Odaları’nı kaleme aldı. Fantastik çocuk romanları Tehlikeye 3 Yolculuk ve Kayıp Rüyacı ’nın ardından ilk gençlik romanı Defne’yi Beklerken’i kaleme alan Aslı Der, eşi ve iki çocuğuyla birlikte İstanbul’da yaşıyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.