‘Normalde neyi nasıl diyeceksem, romanda da öyle dedim.’

 

“Çektiği uykusuzluğu mor göz altlarıyla ele veren ama taşıdığı büyük sırrı asla açık etmeyen Aslı. Kedi sevmeyen bir yazar. Hayatındaki en önemli kişiyi, anneannesini yakın zamanda kaybetmiş. Şu sıralar neredeyse görünmez olmayı diliyor. Ancak uluslararası bir yazar programına kabul edilmesiyle kendisini Avusturya’da buluyor. Vampir olduğundan kuşkulandığı, yaptığı tüm hesaplarda yaşı 130 çıkan bir hanımefendiyle tanışıyor. Bu yaşlı hanım ölümsüz mü; kaldığı evdeki kedi, anneannesinin reenkarne olmuş hali mi; bir insan kaç kez katil olabilir; peki şimdi hiç aşkın sırası mı?!” Aslı E. Perker ile Bana Yardım Et’i konuştuk.

Bana Yardım Et’in anlatım dili diğer romanlarınızdan ayrılıyor. Bu romanın, sizin edebiyatınız açısından başka bir dile geçiş ya da yeni bir dil denemesi olduğu söylenebilir mi?
Öncelikle bu soru için çok teşekkürler. Zira bu romanın dil olarak diğerlerinden ayrılması çok önemsediğim bir meseleydi. Bana Yardım Et’in dili tam olarak beni yansıtıyor. İlk üç romanımda kullanmaya yanaşmamıştım. Kendimce daha usturuplu, edebiyata daya uygun bir dil kullanmıştım. Bunda ben kimim ki öyle kendimi hemen ortaya koyacağım düşüncesi de vardı. Doğru ya da yanlış öyle yaptım. Fakat bu sefer kendime mani olamadım, olmak da istemedim. Normalde neyi nasıl diyeceksem romanda da öyle dedim.

Kitapla ilgili röportajların neredeyse tamamında kitabın kahramanı Aslı ile sizin aranızda bağlar bulmaya çalışıyor röportörler. Siz de kabul ediyorsunuz bağları, benzerlikleri. Tabii her kahraman yazarından parçalar taşır. Fakat durumla birlikte, yani baş kahramanın adının Aslı olmasıyla, röportaj soruları için özel olarak bırakılmış açık bir kapıdan, bir göndermeden söz edebilir miyiz?
Aslında tam tersi, o kapıyı kapamak için karakterin adını Aslı koymuştum. Yani bu romanın kahramanı siz misiniz sorusuyla karşılaşmamak için. Bütün yazarlar bu soruyu alır. Çünkü ben de dâhil olmak üzere her okur baş kahraman ile yazarı özdeşleştirir. Madem öyle dedim, baştan bu işi çözelim, evet bu kahraman benim.


Aslı, Bana Yardım Et romanının içinde aynı isimde bir roman yazıyor. Kendi yaşadıklarını, başından geçenleri yalnızca ismini değiştirdiği karakterler üzerinden romanına alıyor. Siz, kendi isminizi verdiğiniz kahraman üzerinden bir roman yazıyorsunuz. Burada da bir oyunun gizli olduğunu düşünüyorum, yoksa kendi hayatından kesitleri yalnızca adını değiştirdiği kahramanların başından geçiyor gibi romanlarına alan yazarlara yönelik bir eleştiri mi gizli burada?
Eleştiri? Ben edebiyatta hemen hemen hiçbir şeyi eleştirmem. Daha doğrusu sanatta diyelim. Bana göre her şey yapılabilir, hepsinin de bir severi, alıcısı vardır. Okunduğu sürece ne okunduğunun benim için bir önemi yok. Kızım matruşkaları çok seviyor, en çok da onlarla oynuyor. Belki de genetiktir. Gördüğünüz üzere ben de bir matruşka oluşturmuşum roman içinde roman yaparak.

Aslı, bilim-kurgu ve fantastik edebiyata pek ilgi duymayan bir okur. Hal böyleyken, “fantastik olan” bir gerçekliğe kapılıyor. Bu durum onun inandıklarını gözden geçirmesine, hatta belki de ruhunda başka kapıların açılmasına fayda sağılıyor olabilir mi? Aslı, kendisini, uzağında tuttuğu bir edebi türün içindeymiş gibi hissederken daha fazla tanıyor olabilir mi bu romanda
Aslı’nın kendisiyle ilgili yeni şeyler keşfettiği kesin. Birden kedi sevmeye başlaması da aynı mesele. Demek ki içinde o sevgi varmış ama dışa vurumu için zamanı şimdi gelmiş.

Aslı’nın Daniella’yı, yazar toplantısında tanıştığı Ursula’dan uzak tutmaya çalışması da dikkat çekici. Aslı’nın bu tavrı yazar refleksi olarak okunabilir, Aslı’nın “önüne düşen” hikâyeyi bir yazar refleksiyle sahiplendiği söylenebilir; yanılıyor muyum?
Yanılmıyorsunuz, haklısınız. Ama aynı zamanda kendinden de şüphe duyuyor olabilir. Yani yaşadığının gerçekliğini sorguluyor olabilir.

Daniella ile Aslı’nın ilk buluşması… Aslı, Daniella’nın evine girdiği anda değil ama evin mutfağına girdiği anda şöyle bir şey söylüyor anlatıcı: “Mutfağa girdiğinde etrafına bakınıyor. Ona daha önce burada olduğunu hatırlatan herhangi bir şey var mı? Dejavu?” Aslı’nın bir evi, evin tarihini ve o evle ilişkisini mutfak üzerinden test etmesi bana Sufle romanınızı anımsattı. Sufle’deki mutfak bakışının bu romanda da izlerinin sürdüğünü söylemek mümkün mü bu anlamda?
Aslında bu romanda mutfağa dair tek vurgu bu alıntıladığınız bölümde. Sufle’dekilerin tersine bu romanın baş kahramanı Aslı’nın yemekle hiç arası yok. Ne yapmayı biliyor, ne yemeyi seviyor. Bu da benim bilinçli yaptığım bir şeydi. Sufle yayımlandıktan sonra o kadar çok yemek ve sufle yapmak zorunda kaldım ki, bu sefer çevreden beklentiyi sıfıra indirmek için mutfaktan uzak durdum.


Roman boyunca sınırları olan tek kişi olarak Aslı’yı görüyoruz. Aslı’nın bu sınırları, kendine hudutlar çizmesi, fakat bir yandan da bu hudutları yeni tanıştığı Daniella’yla olan ilişkisinde esnetmesi de bir şey anlatıyor. İnsan, kendine yabancı bir kişi karşısında içini, içinin en özelini daha mı kolay anlatıyor dersiniz?
Öyle olabildiği durumlar oluyor diyelim. Otobüs durağında yanınızda oturan teyzeye annenize anlatamayacağınız bir şeyi anlatabilirsiniz. Bir de tabii Aslı Daniella’yı yine anneannesi yerine koyuyor ve ona karşı kalkanını kaldırmıyor olabilir. Bu romanda pek çok anneanne var. Daniella, kedi. Sanki romanın ana kahramanı anneanneymiş gibi.

Bana Yardım Et ölüm üzerine olduğu kadar, yazmak ve yazarlar arası ilişkiler, yazarların nasıl göründüğü üzerine de bir roman. Sizin yazıyla, yazarlarla ilişkiniz ve okurun sizi nasıl gördüğüyle “derdiniz” nasıl? Aslı gibi, biteviye edebi cümleler kurmak mecburiyetinde hissediyor musunuz kendinizi?
Aslı’nın yazarlıkla ilgili bütün hisleri benim hislerimdir. Zaten ortak tek noktamız da budur herhalde. Kendimi sırf edebiyat hakkında konuşmak zorunda hissettiğim zamanlarda evet çok sıkılıyorum. Kitaplardan konuşmayı çok seviyorum, okuduğum kitapları anlatmayı ve hatta başkalarına okumayı çok seviyorum ama bunun mecburiyet olmasından hoşlanmıyorum.

Romanın kurgusunu ve hikâyenin sonunu açık etmeden, anlatıcının kurduğu “…insan kendi yarattığı mitolojiye inanır,” cümlesi üzerinden şunu sormak isterim: İnsan hakikaten, kendi yarattığı mitolojiye inanıp, bu mitolojiye başkalarını da inandırabilir mi? Nasıl bir amaçla yapar böyle bir şeyi?
Bunun yapıldığına her gün şahit oluyoruz, öyle değil mi?

Bana Yardım Et / Yazar: Aslı E. Perker / Everest Yayınları / Roman / Yayına Hazırlayan: Didem Ünal Biçicioğlu / Kapak Tasarımı: Beste Doğan / Sayfa Tasarımı: Zülal Bakacak / 1. Basım: Eylül 2015 / 246 Sayfa

Aslı E. Perker 1975’te İzmir’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini babasının görevi nedeniyle farklı Anadolu şehirlerinde okuyarak tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra sırasıyla Aktüel Dergisi, Radikal, Yeni Binyıl ve Sabah gazetelerinde gazeteci-röportör olarak çalıştı. 2001 yılında New York’a taşınmasıyla birlikte edebiyat çalışmalarına ağırlık verdi ve ilk romanı Başkalarının Kokusu 2005 yılında yayımlandı. 2009 yılında çıkan ikinci kitabı Cellat Mezarlığı sekiz, 2011’de onu takip eden Sufle yirmi iki dile çevrildi. Perker, Kar İzleri Örttü adlı karma öyküler kitabında “Ziu’nun Kar Küresi” adlı öyküsüyle yer aldı. Aynı hikâye Almanya’da Random House tarafından yayınlanan Einmal werdet ihr noch wach… isimli suç antolojisinde de yer aldı. On dört kadın yazarın öykülerinden oluşan Alis, Harikalar Diyarı’ndan Tüymüş Bulunuyor’a “Terapi” adlı kısa hikâyesiyle katkıda bulundu.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.