‘Bir insan dişil enerjisine açıksa, hiçbir özelliğini, birilerine karşı kullanma ihtiyacında olmaz. Gücümüzü elimize almak böyle bir şey.’

 

Aykut Oğut’un ilk kitabı ‘Evrenden Torpilim Var’, kişisel gelişim alanında oldukça dikkat çekmiş, yüksek satış rakamlarına ulaşmış bir kitaptı. ‘Çekim Yasası’ tartışmalarının Türkçe’de ete kemiğe büründüğü kitaplardan biri olduğunu söyleyebileceğimiz ‘Evrenden Torpilim Var’ hala yayınlanmaya ve satılmaya devam ediyor.  Aykut Oğut, yeni kitabı “Keşke Kadın Olsam” da ise, kişisel gelişim fikirlerini, kadın erkek ilişkileri üzerinden geliştirmesiyle dikkat çekiyor: “Evet, ben bir erkeğim. Evet, savaşı kazanan tarafın bir üyesiyim. Ama sizlerin casusu olmaya karar verdim. Size bizim tarafın bütün sırlarını, bütün güçsüzlüklerini, bütün açıklarını anlatacağım.” Kitabı annesine, eşine ve doğmamış kızına adayan Oğut, kitapta kadınların erkeklerden ne açıdan üstün olduklarını, onların üstünlüğünün neden kabullenilmesi gerektiğini ve toplum tarafından bastırılan dişil gücün nasıl geri kazanılabileceğini anlatıyor.


Kitabınızı elime aldığım zaman ilk dikkatimi çeken şey, erkek bir yazarın “Keşke Kadın Olsam” isimli kişisel bir gelişim kitabı yazmış olması oldu. Aykut Bey, bu kitap kadınları mı yoksa erkekleri mi dize getirmek için yazıldı?

Dize getirmek diyemem açıkçası. Farkına vardırmak, uyandırmak, haberdar etmek arzusu diyebilirim. Kadınlarımızın duruma uyanmaları gerekiyor. Şimdilik hakları olduğunu düşündükleri her şeyi erkeklerden bekliyorlar. Umarım günün birinde o otobüsün bu durağa gelmeyeceğini anlarlar. Kitabı elbette kadınlara hitaben yazdım çünkü erkeklerden önce kadınların artık uyanışa geçmeleri gerekiyor.

Bir erkek olarak erkeklerden nefret etmek… Yanlış anlamadıysam böyle ifade ediyorsunuz… Sosyal yaşantınızda da bunu dile getirebiliyor musunuz? Nasıl tepki alıyorsunuz?
Aslında erkeklerden nefret etmiyorum. Kitaptan böyle bir sonuç çıkmasını gerçekten istemem. Bu arada nasıl bir erkekten bahsediyoruz bunu anlamak da çok önemli. ERKİL ENERJİNİN hakimiyetini sevmiyorum ben. Bir kadın da son derece ERKİL ENERJİSİNİ ön plana çıkarmış olabilir. O zaman o kadınla da paylaşacak fazla bir şeyim olacağını sanmıyorum. Bir şeyleri sosyal yaşantımda dile getirme kısmına gelince, kendime yıllar önce verdiğim bir sözü hala tutuyorum, lafımı, inandığımı asla saklamam. Sosyal ortam vs. benim için gerçekten hiç fark etmez. Ne tepki alacağım gerçekten hiç önemli değil. Kendim olabilmek bana verilmiş en büyük hediye, bundan vazgeçmek bence büyük bir hata.


Siz erkekler, kadınları baş tacı etmek istiyorsunuz ve nasıl yapacağınızı bilemiyorsunuz öyle mi? (!) Sanırım biraz feminist bir bakış açısıyla yaklaşıyorum. Nasıl yapmanız gerektiğini sizlere kim öğretecek ya da bunu gerçekten başarabilecek misiniz?

Hayır, hayır tam olarak öyle değil. O tam bir züğürt tesellisi olurdu. (!) Benim anlatmaya çalıştığım; erkekler, kadınlarla ilişkilerinde lider olma kapasitesinde değiller. Bu rolü zorla siz ona verdiğinizde ve o da bayıla bayıla bunu kabul ettiğinde, ne yapacağını şaşırıyor. Kendi içinizde erkeklerle ilgili çok çelişki yaşıyorsunuz.
– Erkek güçlü olsun,
– Beni korusun, kollasın,
– Beni anlasın duygularımı paylaşsın,
– Beni özgür bıraksın.

Bir şirket olsa ve gazeteye şöyle bir eleman aranıyor ilanı verse;
– Üniversite mezunu,
– 3 dil bilen,
– 5+ yıl deneyimli,
– Düşük maaşla çalışabilecek,
– İyi çay ve kahve yapmayı bilen, ofis temizliğinden sorumlu hizmet elemanları aranıyor…

Sizce kaç başvuru gerçekleşebilir? İş başvurusuna gelince bunun saçma olduğunu görebiliyorsunuz ama ilişkilere gelince aslında aynı şekilde çelişkileri istediğinizin farkında değilsiniz. Birisinin sizi koruyup kollaması gerektiğine inanıyorsanız, o insanın bunu yapabilmesi için belli özellikleri olması, yapısı olması gerekir. Aynı insandan bir sonraki adımda duygusallık bekleyemezsiniz çünkü yapısına aykırı. Eşimle ilk tanıştığımızda ben de tipik erkek formlarına girmeye, onu korumaya ve kollamaya çalıştım. Bana o kadar güzel bir şey söyledi ki ”Senin koruman olmadan 32 sene yaşamayı becerdim, bir o kadarını daha becerebilirim.” Bana yüklediği sıfatlar konusunda, benden ne istediği ve ne istemediği konusunda son derece netti. Sonuç olarak ben de ona ne verebileceğim ve ne isteyebileceğim konusunda netleştim.

Binlerce sene önce kadınların şimdiki kadınlardan daha çok söz hakkına sahip olduğunu yazmışsınız. Gerçekten de öyle. Böyle bir tezatlığın sebebi ne? Aslında tam tersi olması gerekmez mi?
Bilemiyorum bunu yayınlayabilir misin? Ben yine de cevaplayayım. Bunun yegane sebebi DİN. Hem de her türlü DİN. Bu arada şu an uygulanmakta olan yobazlaşmış dinlerden bahsediyorum. Din kadını ikinci sınıf ilan ediyor. En azından bizim okuduğumuz şekli öyle. Şahsen ben elimizde olan bütün dinlerin orijinal hallerinden oldukça değiştirildiğine inanıyorum. Tanrı’dan gelen bir şeyin içinde çelişki barınamaz, bu mümkün değil. Doğru düzgün oturup okuduğunuzda bütün kitapların kendi içlerinde çeliştiğini çok kolay görebilirsiniz. Öyle insanlar tanıyorum ki, dinin “yap” dediklerini yapıyorlar fakat kitaplarını bir defa bile okumamışlar.

Kadınları erkeklerden daha üstün yapan özelliklerden en etkilisi hangisi? Bir erkek olarak bu özelliği lehimize kullanmamızı tavsiye eder misiniz?
Burada bir şeyi bir daha tekrarlamak isterim. Kitabım sadece kadın-erkek olarak bahsetmiyor. Kitap, kadın ve erkeğin ötesinde ERKİL ve DİŞİL enerjiden bahsediyor. Bir insan dişil enerjisine son derece açıksa zaten hiçbir özelliği, birilerine karşı kullanma ihtiyacında bile olmaz. Gücümüzü elimize almak böyle bir şey. Eşim Esra bana karşı hiç bir şeyini savunmak, korumak, çırpınmak vs. zorunda değil. Benden üstün olduğunu ispatlamak durumunda bile değil çünkü ben bir erkek olarak DİŞİL enerjime son derece açık bir insanım. DİŞİL ve ERKİL enerji hem kadında hem erkek de olan harmanlanmış enerjilerdir.

Kitabınızda nasıl bir çocukluk geçirdiğinizi çok içten bir şekilde okuyucuya aktarmışsınız. Yaşadığınız olumsuz olayların size yansıması bence çok başarılı olmuş. Bu başarıda annenizin payı inkar edilemez bir gerçek. Bireysel olarak nasıl bir çaba sarf ettiniz?
Öncelikle teşekkür ederim beni bu kadar güzel gördüğünüz için. Kişisel olarak bir erkek olarak gerçekten ciddi çabalar harcadım daha iyi olabilmek adına. Çocukluğumda erkeğin, ERKİL enerjinin nasıl kısıtlayıcı olabildiğini zaten görmüştüm ama bunun karşısında ne yapabileceğimi bilmiyordum. Kişisel gelişim bu anlamda bana çok yardımcı oldu. Hem hocam Darel hem de eşim Esra, DİŞİL enerjilerini gani gani kullanan iki insan. Onlardan öğrendiklerim her şeyi değiştirmeme yardım etti. Bu arada elbette benim de rolüm çok önemli. Ne zaman yeni bir alanla karşılaşsam, ERKİL enerjinin tipik tepkisi olan “Hayır bu böyle değildir, bu şöyledir” gibi at gözlüklerinden bakmak yerine, “Dur bakayım yahu evet ben buna inanıyorum ama acaba farklı bir bakış açısı mümkün olabilir mi?” diyerek daha açık bir alana çıkmayı becerdim.

image2

Erkeklerdeki bu ispatlama kaygısı nedir? Böyle yapmakla aslında özgüvensiz bir kişilik olduğunu ispatlamaktan başka bir işe yaramıyorlar bence. Siz bu kaygıyı o kadar güzel anlatmışsınız ki bayıldım. Verdiğiniz mesajın tam yerine gittiğini düşünüyor musunuz?
Mesajı ben çok güzel verdim Ama ne kadar güzel aldılar bilemiyorum. (!) Şaka bir yana bazı erkek okuyucularımdan o kadar güzel tepkiler aldım ki kulaklarıma inanamadım. “Yaptığım hataları anladım” diyen bile oldu. Bu elbette muazzam bir şey. İşte burada DİŞİL ve ERKİL enerjinin sadece KADIN ve ERKEK olmadığını bir örnekle vermek isterim. “Böyle kadın mı olur bu saçmalık” ,diyen sadece ERKİL yönünü besleyerek büyümüş KADIN okuyucumu da duydum.

Soruyu o kadar güzel sormuşsunuz ki “Evet erkekler bu kadar ispat çabasıyla sadece özgüvensiz olduklarını ortaya koyuyorlar” ama bunu bu kadar net anlayabilmek DİŞİL enerjiye has bir durum işte. Bunu siz anlayabiliyorsunuz ama ERKİL bir enerjiye bunu söylediğin zaman bir kulağından girip diğerinden çıkıyor. Şöyle bir diyalogu hepimiz bir yerde bir şekilde duymuşuzdur: “Oğlum dağıtıcam ağzını burnunu dayılık yapma lan bana.”, “Ne öfkeleniyon ki?”, “Sana ne öfkelenecem lan sen kimsin?” …  İşte size komedi filmi, daha ne arıyorsunuz. Yaptığının farkında bile değil. Farkında olsa, olabilse, emin olun yapmazdı.

Eşiniz Esra’yı ve anneniz Sema’yı o kadar güzel bir uslubla anlatmışsınız ki hayran oldum. Hayatınızda önemli bir yere sahip olan iki bayanı kitap dışında anlatmak isterseniz ne söylerdiniz?
Annemi uğurlayalı bu hafta tam 20 sene oldu. Elbette ilk zamanlardan beri çok özlüyorum ama son 10 senedir anneme şükranlığım geçmişte olandan daha fazla. Eskiden sadece annem diye hatırlardım. Elbette sevgiyle ve özlemle hatırlardım ama yaşam koçluğu yapmaya başladığımdan beri binlerce insanın hayat hikayesini o kadar derinine duydum ki, yaşadıkları çocukluklara o kadar yakından şahit oldum ki, bir gün kendi kendime “Ben kral gibi çocukluk yaşamışım yahu, derdim ne benim neye şikayet ediyorum” dedim. Yani muazzam sevgimin dışında annemin son derece özel bir kadın olduğunu anlamam daha sonra başladı. Ben herkesi benim gibi, annem gibi zannediyordum. Eşime gelince, biraz klişe olacak farkındayım ama “Tanrı dünyanın üzerine bir melek bırakmış biz bir şeyler öğrenelim diye.” Ben de iyi bir şeyler yapmış olmalıyım ki onunla birlikte olmayı hak edebilmişim. İnanın bunu sadece ona aşık olduğum için söylemiyorum. Birlikteliğimizin 11. yılındayız. O kadar çok olay yaşadık ki birlikte, kendisinin olaylara bakış açısını o kadar çok defa deneyimledim ki, sonunda “Ancak bir melek olaylara böyle bakabilir” demekten kendimi cidden alamadım.

Annenizin içsel rehberine “Yeter artık, seni dinlemek istemiyorum” dediğiniz anlar oldu mu? Çocuk ya da genç Aykut bu içsel rehberin farkında mıydı?
Annemin içsel rehberine “yeter artık” demiş miyimdir bilemiyorum ama egosuna “hayır” dediğimi çok iyi hatırlıyorum. O zamanlar elbette hissettiklerimi bu şekilde “içsel rehberlik” veya “ego” gibi adlandıramıyordum ama şöyle bir ölçümleme metodum vardı. Bir şey bana kendimi iyi hissettirmiyorsa yapmadım. Zaten karşınızdakinin veya sizin içsel rehberliğinden gelerek söylediği bir şey, önerdiği bir şey hiçbir zaman kötü hissettiremez. “Oğlum dersini çalıştın mı?”, “Kızım gece geç saatte dışarı çıkamazsın.”, “Dedeni ara bak çok ayıp.” gibi cümleler zaten içsel rehberlik falan değildir. Bunlar ego cümleleridir.

Eşinizin güçlü olduğunu bilmek ya da hissetmek sizde nasıl bir his uyanmasına sebep oluyor? Hem cinslerinizin bu konudaki yaklaşımları sizi olumsuz anlamda etkiliyor mu?
Muazzam bir his. Biz hayat denilen oyunu oynayan bir takımız. Bir takım oyununda kim istemez ki partnerinin güçlü olmasını. Benim kafamda “erkek şöyle olmalı böyle olmalı” gibi kalıplar olmadığı için şahsen olaya takılmıyorum. Esra benden çoook daha önde ve değerlidir. Burada bir parantez açmadan geçmek istemem. Elbette taraflardan birinin diğerini sırtında taşıması ayrı bir durum. Bence öyle bir durum ne kadın ne de erkek için hoş değil. Ben ve eşim zaten bireysel olarak son derece güzel bir şekilde var olabilen insanlarız. O yüzden aramızda bir yarış durumu söz konusu değil. Hem cinslerimin değil sadece kimsenin ne dediği hiç umurumda olmaz. O yüzden etkilenmiyorum kesinlikle. Beğenen gelir kapım sonuna kadar açık, beğenmeyen kapıyı çıkarken arkasından kapatsın cereyan yapıyor. (!)


Bir akşam bir grup erkek arkadaşımla (hepsi evli) dışarı çıktık. Bir iki saat kadar sonra ben müsaade istedim ve kalkmak üzere harekete geçtim. Mecbur olduğum için değil, korktuğum için değil, eşim bir şey dediği için değil, sadece kendisi özlediğim ve o masada olmak yerine onunla gecemi geçirmek istediğim için. Kalkarken elbette bir sürü şakalar yapıldı; “Ooo yenge sana kayışı geçirmiş oğlum.”, “Sen böyle durumlara düşecek adam mıydın?”, “Bak işte kadın dırdırından uzak bir gece geçiriyorduk yahu niye gidiyorsun?” …  İnsanların hayatlarına burnumu sokmam ama kutuyu açtığım zaman da tam açarım. Kalkarken aynen şunu söyledim; “Ben eve daha çok eğlenmeye gidiyorum, siz evden daha çok eğlenebilmek için çıkıyorsunuz. Gerçekten üzücü.” Ne eşim, ne ben bizi doyurmayan, bize güzellik katmayan, enerjimize enerji, eğlencemize eğlence, coşkumuza coşku katmayan bir ilişkinin içinde asla durmayacağımız için, içinde durduğumuz sürece muazzam bir ilişki yaşıyoruz.

Kadınların “mal” olması konusunda yazdıklarınızı okuyunca size bir kadın olarak hak verdim. Aslında korktum da… Rahatsız edici ama doğru.  Fark etmeden bunu yapıyoruz galiba…
Hiç şüpheniz olmasın. Bu arada okuyucularımız için hemen açıklamak isterim “kadınların mal olmasını” kitabımda bir eşya, bir obje olarak kullandım, hakaret şeklinde değil. Böyle gelmiş böyle gider zihniyetinin sonucunda oluşmuş bir durum bu ama değiştirebilmek için, daha önce belirttiğim gibi, erkeği bulunmaz nimet ve kadınlığımızın ispatı olarak görmekten vazgeçmeniz gerekiyor.

“Keşke kadın olsam” derken kadınların hakim olduğu dişil enerjiyi hissetmek istediğinizi söylemişsiniz. Bu enerjinin eril bir enerji ile bütünleşmesi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Niye bütünleşsinler ki? Tuz kendi başına harika bir şey, şeker de öyle. Niye aynı kaba koyup karıştıralım ki? Hepimizin içinde hem tuz hem de şeker var (ERİL ve DİŞİL enerji) istediğimiz zaman istediğimiz kavanozu açıp, o durum için gerekeni kullanabilmek en güzeli. Sorun sadece ve sadece bir tanesi ile bütün yemekleri yapmaya kalktığınızda başlıyor. Mesela erkeklerin büyük bir çoğunluğu her durumu ERİL ENERJİ ile çözmeye kalkıyorlar. Tam bir kaos. Eğer bir kadın da her durumu sadece ERİL ENERJİ ile çözmeye kalkarsa tam bir kaos olur. İkisinin de yeri ve zamanı ayrı. Benim, ERİL ENERJİ ile yoğrulmuş bir erkek olarak yapmaya çalıştığım şey, hayatımda zaman zaman şeker kullanmayı da becerebilmek. Her şeyi ama her şeyi ERİL ENERJİ ile erkek gibi halletmeye çalışmamak.

Erkekler kadınları ne zaman anlayacak? Kadınların duygusal dünyası erkekleri neden bu kadar sıkıyor, tahammülsüz yapıyor? 
Bir ilkokul çocuğunu üniversite master programına koyarsan en fazla 10 dakika tahammül edebilir. (!) Bu arada her kadın ERİL ENERJİSİNİ tamamen elinde tutamıyor. Özellikle Türkiye’de benim tanıştığım kadınlarım %99,9’u sadece kadın oldukları için DİŞİL ENERJİYE hükmedebildiklerini, sahiplenebildiklerini zannediyorlar. Alakası bile yok. Benim bile etrafımda saçmalıklarına 10 dakika tahammül edemediğim kadınlar oldu ama bunun dişil ve eril ile hiç ilgisi yok. Fakat üstün bir varlık olarak siz kendinizi iyice yere indirip dibe vurdurur sonra da anlaşılmayı bir erkekten beklerseniz. Benim söyleyecek pek bir lafım kalmıyor. Size bir örnek vermeye çalışayım ki konu tam anlaşılsın. Bu örneğe kısaca kitabımda da değişmiştim. 30 yaşlarında bir doktor bayan, sevgilisi izin vermediği için yoga derslerine gitmekten vazgeçiyor. Sebep, yogaya erkeklerinde geliyor olması. Bu kadın bu duruma “peki” dediği andan itibaren, o erkeğin onu anlamasını, dertlerini dinlemesini falan hiç beklemesin. Olmayacak duaya “amin” demek bile belki bir gün işe yarar ama bu durumu düzeltmenin imkanı yok.  Beş yaşında bir çocuğa son model araba verir ve direksiyonun başına geçirirseniz, sonra sakın “Niye kırmızı ışıkta durmadı?” diye sormayın, siz komik duruma düşersiniz.

image8

“Erkek 5 yaşında bir çocuktan farksızdır ve sürekli korku içinde yaşar” diyorsunuz ben de şunu eklemek istiyorum, “Erkekler yaşları ilerledikçe sanki bazı korkuları daha derin yaşıyorlar ve daha çocuklaşıyorlar” sizce bu düşüncem doğru mu? Eğer bana hak veriyorsanız erkeklerin bu zaafı neden kaynaklanıyor?
Erkek ve kadın demeyelim ERİL enerjide olanlar diyelim. Çünkü ERİL enerji ile yaşayan bir kadın da aynı şekle dönüşüyor. Evet, gözlemin bence son derece doğru. ERKİL enerji sadece doğru ve yanlışlarla hayatını idame ettirebilir. Her şey kurallar dahilinde olmalıdır. Eğer tanıdığınız böyle bir kadın varsa, işte MEMELİ ERKİL aynen öyle olunuyor. Demin dedim ya, ERKİL sadece erkek, DİŞİL sadece kadın, demek çok yanlış olur. Kurallar dahilinde yaşıyorsunuz, doğru ve yanlışlar ile hayatınızı belirli bir yere getiriyorsunuz iyi güzel, sonra birden bire zamanın değiştiğini, doğru ve yanlışların artık sizin gençliğinizde ki gibi işlemediğini fark ediyorsunuz ve ne yapacağınız hakkında en ufak bir fikriniz bile yok. Eski doğrularınız artık işe yaramıyor, eski çözümleriniz artık yeni sorunlarınızı çözmüyor. İşte esas korkular, hırçınlık, çocuk gibi davranışlar o zaman başlayacak.

Bakın ben 44 yaşındayım. Benim zamanımda bir diplomanız yoksa aç kalırdınız. Bu 1970’li yılların doğrusuydu. Çünkü o yıllarda internet icat edilmemişti, hatta bilgisayar bile evlerimize girmemişti. O yıllarda imkanlar farklıydı. Para kazanmanın sadece iki yolu vardı. Bir işe girmek veya bir iş kurmak. Zaman ilerledikçe sadece ERKİL enerjide olanlar bu değişimi yakalayamadılar. Şimdi durum çok daha farklı, internet dükkan bile kurabilir ve hayatınızı kazanabilirsiniz. Diploma belki hala değerli ama eskisi kadar değil. Diplomanız yoksa artık sadece bulaşıkçı olarak iş bulabileceksiniz diye bir kural yok. Bugün dünyanın gidişatını değiştiren muazzam insanların birçoğu okuldan atılmış veya hiç okula gidip üniversite diploması almamış insanlar. Yarın benim çocuğum gelip “okumak istemiyorum” dese hiç itirazım olmaz. Hayatta yapabileceği o kadar çok şey var ki, işte bu değişimi görüp ayak uydurabilmek DİŞİL enerjiye ait bir özelliktir.

‘Dişi olmak’ ve ‘seksi olmak’… Bu iki kavramın arasındaki fark nedir?
Hiç bir benzerlik yoktur. (!) Seksi olmak, bir diğer bireyin görsel ve hormonal kısmına hitap edebiliyor olmaktır. Kadın-erkek, kadın-kadın, erkek-erkek hiç fark etmez. Birine baktığınızda hormonlar devreye girmeye başlıyorsa bu karşınızdakinin size göre seksi olduğunu gösterir.

Kadınlar erkeklerle asla eşit olamaz, peki erkeklerden daha mı zeki, daha mı güçlüyüz?
Daha üstün donanımlısınız. Bunu kullanırsınız veya kullanmazsınız bu size kalmış. Zeki, atılgan, çevik, sakin, neşeli gibi kavramlar insan olmanın kavramlarıdır. Bir insan sadece kadın veya erkek diye bunlar konusunda diğer tarafa üstünlük sağlayacak diye bir kural yok. Çok aptal kadın tanıtım, çok güçsüz kadın tanıdım. Benim bahsettiğim donanım. Evrenden düzenin içinde var olabilme donanımları. İçsel rehberlik, duyguları analiz edebilme kapasitesi, sevgiyi anlayabilme derinliği ve en önemlisi yaşamı içinde yaratabilme özelliği. Çok geyik bir tartışma vardır ”Biz de sperm veriyoruz ama” diye. Kitapta söylediğim gibi, kadın muazzam bir arabaysa, erkek o arabayı bir saniye içinde çalıştırmaya yarayan buji gibidir. Erkek yaşamı yaratamaz, erkek sadece yaşamı tetikleyebilir.

Kitabınızın sonunda “Hayatı ciddiye almayın” derken, kadınların ciddiye alınması gerektiğini söylemişsiniz. Bunun için bir kadın olarak size çok teşekkür ediyorum. Bir erkeğin ağzından böyle sözler duymak hem şaşırtıcı hem de çok keyifli… Böyle bir kitap yazdığınız ve gücümüzün farkına varmayı bize öğrettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Öncelikle ben teşekkür ediyorum. Son olarak şunu söylemek isterim; Belki bir ilişki içindesiniz ve kafanız karışık, belki bir erkek tarafından ezilen çoğunluğun içindesiniz, belki iş dünyasında kadın olduğunuz için sıkıntı çekiyorsunuz. Hak ettiğiniz huzuru ve mutluluğu elde edebilmek için bir erkeğin değişmesini bekliyorsanız, daha çok beklersiniz. Hak ettiğinizi siz alacaksınız, size verilmeyecek. Sevgilerimle.

image1

Keşke Kadın Olsam / Yazar: Aykut Oğut / Doğan Novus Yayıncılık / Kişisel Gelişim / Kapak Tasarımı: Funda Çolpan / 1. Baskı Aralık 2014 / 211 Sayfa

Aykut Oğut; aslında bir sinema, tiyatro oyuncusu ve seslendirme sanatçısıdır. 1996 yılında mesleğini yapmak üzere “dil bilmeden” Amerika’ya yerleşecek kadar da dik kafalıdır. 1996 yılında, “Hayatta istediğim her şeyi elde edebilirim” diyecek kadar pozitif olan Aykut, büyük hayaller ile gittiği Amerika’da benzin istasyonlarında çalışmaktan, bulaşıkçılık yapmaktan, yıllarca dil bilmediği için bir tek arkadaş bile bulamamaktan, beş parasız kaldığı için parklarda yatmaktan, kaçak olduğu için sürekli polisten kaçmaktan depresyona girmiş ve su yerine alkol içmeyi tercih etmiştir. Pozitif kelimesini ve bu kelimeyi her kullananı da hayatından çıkartmıştır. 2000 Yılında Amerika’nın saygın hayat koçlarından biri olan Darel Rutherford ile tanışması ile hayatı 180 derece değişmeye başlamıştır. Darel’ın yarattığı sistem olan “Çözüm Olmak” sistemini önce öğrenmeye sonra öğretmeye başlamış ve bu süre içinde “SIR – SECRET ” belgeselinden tanıdığımız Mike Dooley ile çalışmaya başlamıştır. 2009 Yılında piyasaya çıkan kitabı “Evrenden Torpilim Var” 70 baskının üzerinde basılmıştır. Şu an hem Los Angeles hem İstanbul’da yaşayan Aykut, bir yandan oyunculuğa devam etmekte bir yandan da bire bir ve Esra Banguoğlu Oğut ile grup hayat koçluğu workshopları yapmaktadır. (Kendi kaleminden biyografisi)

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.