“Kadınlar, geçmişte hamileliği gizleyecek giysilerle, karınlarının büyümesini saklıyordu.”

 

Ayşe Öner, 22 yıllık bebek hemşiresi… Meslek hayatında yaşadıklarını, tecrübelerini “Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakım Kitabı”nda toplamış. Hamilelik süreci, doğum esnasında ve doğum sonrasında dikkat edilmesi gerekenleri kısaca rahat bir hamileliğin tüyolarını veriyor.

“Kadınlar, 1960’lı yıllarda hamileliği gizleyecek giysilerle karınlarının büyümesini saklıyordu.” diyorsunuz. Hamileliğin saklanması gereken bir kadınlık hali olmasından bugünlere nasıl gelindi?
20. yüzyıl modernizmle birlikte demokrasinin, kentleşmenin, endüstriyel devrimin ivme kazandığı, hızlı biçimde değiştiği bir dönemdir. Bu dönem, insan hakları ve buna bağlı olarak da kadın haklarının da konuşulmaya başlandığı bir dönemi temsil etmektedir. Kadının toplumsal yapıdaki alanı ailesiyle sınırlı olup; erkek dışarısıyla olan bağı kurarken ve ev için gerekli olan ihtiyaçları sağlarken, kadın -ilk başta biyolojik yapısından dolayı; hamilelik, doğum, çocuğun bakımı, büyümesi, onun için oluşturulması gereken sağlıklı ortam sebebiyle ev içinde kalmıştır. Kadın, ailenin özel-mahrem alanı olan evin, erkek ise, kamusal alanın temsilcisi olarak gösterilmiştir. Evin dışında yapılan çoğu iş erkeklerle ilişkilendirilmiştir.

Kadın, hamilelik ve doğum sürecini bu mahremiyet içinde yaşamış olması sebebiyle de, gizli ve ev içinde etrafa hissettirmeden ve hamileliğini kamufle ederek yaşardı. Benim de çocukluğumu 60’lı yıllarda yaşamam sebebiyle, bir hamile kadın görüntüsü anımsamıyorum. Kadınlar o zamanlar yalnızca aile için yapılması gerekenleri yapardı.

Bu durum nasıl değişti?
Yüksek öğrenime katılımın artmasıyla kadınların bilim, iş, sanat ve edebiyat alanlarında belirgin varoluşlar sergiledikleri de görülmektedir. Kadın üzerindeki her türlü baskının ortadan kaldırılarak, eşit biçimde yaşam koşullarının sağlanması için başlayan hareket, zamanla toplumsal cinsiyet rollerine değinen ve kadın lehine pozitif ayrımcılığa giden uç noktalarıyla değişimler yaşamıştır. Kendi içinde de değişen-dönüşen bu hareket aynı zamanda toplum içinde cinsel anlamda “öteki” diye adlandırılan gruplar açısından da olumlu adımlar atılmasına öncülük etmiş  (eşcinseller, zenciler, etnik gruplar, Yahudiler… vb.) gruplar daha insanca haklar elde edebilmek için eylemler yaptıkları görülmektedir. Kadının bedenin kimliğini kazanmasında cinselliğin, cinsel keşfin önemli bir yeri vardır. Bu sebeple günümüz kadını hamileliğini, kadın cinselliğinin yaratıcı, tanrısal boyutu olarak algılayıp, tüm güzelliği ve kutsallığı ile sergiliyor olması bu değişimin en önemli kanıtıdır.

çocukbakımı çocukbakımı1

Verdiğiniz eğitimlerde en çok rastladığınız duygu, kadınların sabırsızlığıymış.  Doğum anına kadar süren bir gerilim mi bu?
Sabırsızlık, insanın doğasında var. Hamilelik süresi uzunmuş gibi görünmekle birlikte, hızlı geçen bir süreç, yepyeni bir yaşam kapısı açılıyor çiftlerin önlerinde, anne, baba ve çocuktan oluşan bir aile yapısına dönüşüyor yaşamları. Bazen sabırsızlık yaşayan anne adayları oluyor, özellikle ilk aylar da ama doğum tarihi yaklaştığında, bu defa da henüz tamamlayamadıkları hazırlıkları için acele ediyor ve bebeğin doğru zamanda gelmesini diliyorlar. Ortada ki üç aylık dönemde kursuma katılan anne adaylarının, son haftalara doğru nasıl bir annelik olgunluğu kazandığını izlemek çok keyifli, tabii ki bu süreci donanım kazanarak geçirdiklerin de, daha sakin, daha bilge, kendilerine güvenen ve doğum yapmaya, bebekli yaşama hazır anne – baba adayları oluyorlar.

Doğum yapan bir kadının elini sıkıca tutmanın ne kadar önemli olduğunu ne zaman, nasıl anladınız?
Benim hemşire olarak hastane de çalıştığım 70’li yılların sonu ve 80’li yıllar da kadınlar, doğum için hastaneye geldiklerinde korkuyu bakışlarında görebilir, vücutlarında hissedebilirdiniz. Ağrıya şartlanmış olarak, öğrenilmiş korkularıyla, endişeleriyle, cesaretsizlikleriyle zor ve acılı doğum deneyimleri yaşarlardı. Onlara cesaret verebilmek, güvende hissetmelerini sağlamak, enerji aktarmak, empati kurmak, yanında olduğunuzu hissettirmenin en iyi yoludur elini sıkıca tutmak, el vermek, ben de bunu yapıyor ve doğum yapan anne ile birlikte ıkınarak, bebeğin dünyaya gelmesine yardımcı olduğumu hissediyordum. Doğum sonrasın da anneler de “ hemşire hanım iyi ki vardınız, sizden aldığım güçle bebeğimi doğurdum, inşallah elinizi çok sıkarak canınızı yakmadım” dediklerinde, hissettiklerimin doğru duygular olduğunu anlıyordum.

Hamile kalmayı planlayan bir kadının öncelikle yapması gerekenler nelerdir?
Hamile kalmayı planlıyorsak, yaşam tarzımızda sağlıklı değişiklikler yapmalıyız, sigara ve alkol kullanan kadınların hamile kalma şansı azalır. Kadın doğum doktorunuzla görüşmeli ve hamilelik için tehdit oluşturabilecek bazı durumları önceden tespit edip, gerekli önlemleri almalılar. Sağlıklı beslenmeli, sağlığınızı destekleyecek alışkanlıklar edinmeliler.

Genellikle kadınlar hamilelik ile ilgili ne gibi hatalar yapıyorlar?
Kızamıkçık, Hepatit B, Toksoplazma , HIV virüsü, kan sayımı gibi kan tetkikleriniz yapılmalı. Eğer kızamıkçık geçirmemişseniz, (hamileliğin ilk üç ayında bu hastalığa yakalanmanız durumunda bebek de ağır hasarlara yol açacağından, hamileliğin sonlandırılması gerekir.) kızamıkçık aşısı yaptırmalı ve üç ay hamilelikten korunmalılar. Genital bölgede herpes (uçuk virüsü), mantar veya cinsel yolla bulaşan zührevi bir hastalık varsa, eşinizle birlikte tedavi gördükten sonra hamile kalınabilir. Çiftlerin soy geçmişinde genetik yollarla geçen hastalıklar varsa, doktor tarafından öngörülen genetik tarama testi mutlaka yapılmalıdır. Çok kilolu veya zayıf olmak da hamile kalma şansınızı azaltır.

çocukbakımı3 IMG_0769

Kilonun nasıl bir etkisi var hamile kalıp kalamamaya?
Kilonuz düşükse vitaminler, kalsium, demir gibi hamileliğin devamı için gerekli elementler yetersiz kalıp bebeğin gelişimini olumsuz etkileyecektir. Ayrıca çok zayıf kadınlarda adet düzensizlikleri de görülmektedir. Böyle bir durum da hamile kalmayı zorlaştırabilir. Çok kilolu kadınlarda ise hamilelik sırasında gelişen şeker hastalığı riski yüksektir. Yanı sıra tansiyon yükselebilir; bu durum hamileliğin ilerleyen haftalarında sorun yaratır. Vücut ve eklem ağrıları artıp, nefes alma da sorun yaşanabilir. Kilolu hamile kaldığınızda, hamilelik sırasında rejim yapamayacağınız için, önceden kilo vererek hamile kalmak en doğrusudur. Kendi olanağınız dâhilinde günde yarım saat egzersiz yapmalısınız; bu egzersiz yalnızca yürüyüş bile olabilir. Her zaman yapmak istediğiniz ama bir türlü başlayamadığınız bir egzersiz programına katılmak diğer bir alternatiftir. Güçlenmiş zinde bir vücutla hamileliğe başlamak ve egzersiz yapma alışkanlığını hamilelik boyunca da sürdürmek, hamilelik sürecini rahat geçirmenize, kolay doğum yapmanıza da fayda sağlar. Son olarak hekiminizin önerisiyle Folik Asit kullanmaya başlamalı, hamileliğinizin 12. haftasına kadar almayı sürdürmelisiniz. Böylece sizde olabilecek anemi, bebek de olabilecek omurga bozukluklarını ve düşük kilolu bebek doğmasını da önlemiş olursunuz.

Baba adaylarının yapması gerekenler neler?
Baba adayları da bebek yapma kararı verildikten sonra yaşamlarına özen göstermeli, sigara ve alkol alımını azaltmalı ya da bırakmalı; dar pantolon ve külotlar sürtünmeden dolayı kasık bölgesinde ısıyı arttırıp sperm üretimini azalttığı için, daha rahat, sıkı olmayan giysileri tercih etmelidirler.

“Kendinize ve bebeğinize vereceğiniz en değerli hediye iyi nefes almayı öğretmektir. Nefes almak yaşamın ilk hareketidir” diyorsunuz. Hamilelik söz konusu olmasa bile insan hayatı için çok önemli olan doğru nefes almayı öğrenmeliyiz. Kurslarınızda nasıl eğitimler veriyorsunuz?
Evet, nefes yaşamın ilk hareketidir. Ne yazık ki doğru nefes almayı bilmiyoruz. Dünyaya yeni doğmuş bir bebeğin nefeslerine baktığınız da orijinal nefesimizin nasıl olduğunu görebiliriz.

Nefes almak, kalbimizin çalışması, tansiyonumuz, salgı bezlerinin işlevi, hepsi otonom sinir sistemi tarafından idare edilir. Ancak irademizi kullanarak düzeltebileceğimiz motor kontrolünde olan tek hareket, nefeslerimizdir. Yapacağımız basit nefes egzersizleri, kaba düzeydeki nefes alışverişimizi tekrar orijinal haline geri dönüştürebilir. Nefesler üzerinde geliştirdiğimiz farkında olma hali ve düzenli egzersizler, nefes kapasitemizin artmasını sağlayarak, organlarımızın işleyişini iyileştirir. Yaşam enerjimizi çoğaltacaktır, ömrümüzü sağlıklı bir biçimde uzun yaşamamızı ve hayat yolumuzun bereketini arttırır. Evrensel bütünlüğün için de olmamızı sağlar.

Doğru nefes almak hepimiz için çok önemli ama hamilelik döneminde nefesle ilgili yaşanan sıkıntılar, zihnin illüzyonları, tüm sistemin işleyişinin farklılaşması, duyguların değişmesinin yol açtığı tezahürler olmaktadır. Nefesleri düzenlemek, nefes tekniklerinde ustalaşmak, dikkat artması,  zihnin odaklanmayı öğrenmesi, yalnızca nefes çalışmaları sayesinde olabilir.

Bu nedenle kurslarımız da anne adaylarına ev ödevi olarak da nefes egzersizleri verilmektedir.

Doğum yapabilme isteği ve kadının bu gücünü fark etmesi de nefes çalışmalarının sayesinde gerçekleşiyor. Böylece birçok anne adayı hiçbir tıbbi yardım almadan normal spontane doğum yapıyorlar.

AYŞEÖNEREĞİTİM2

Kitabınızda hamilelikte cinsel yaşamdan bebek odası seçimine, doğum sonrası bebeğin beslenmesine kadar birçok bilgiyi paylaşıyorsunuz. 22 yıllık deneyimlerinizde en çok rastladığınız yapılan hatalar nelerdi?
Hala yapılan pek çok doğru bilinen yanlış var, mesela: anneden gelen ağız denilen ilk sütün “kolostrum” emzirtilmeyip atılması. Yeni doğanın 40 gün dışarı çıkarılmaması, yaz aylarında bile bebek üşür diye kat, kat giydirilmesi, hastalanır diye bebeğin yıkanmaması, tırnaklarının 40 günden önce kesilmemesi bu nedenle de bebeğin ellerine eldiven takılması, bebek kucağa alışır diye kucağa alınmaması, meme veren anneye sütün sulanır diyerek su verilmemesi. Banyo yaparken bebeğin kulağına su kaçar sanılması, ateşli çocuğa et yedirilmemesi gibi… Maalesef böyle pek çok doğru sanılan yanlış vardır, yetmezmiş gibi yenileri de uydurulmaktadır.

Anne adayları ve yeni anneler hep bir aile büyüğünün gözetiminde atlatır ilk yıllarını… Artık profesyonel yardım almak yaygınlaşıyor mu?
Etrafımızda çocuk büyütmüş insanlardan, yakınlarımızın tecrübelerinden yararlanmak tabii ki işe yarıyor. Hamile kadınların vücutları, var ettikleri can sayesinde sonsuzlukla olan bağlantısını öğrenerek, üzerine titredikleri bebekleri için en iyi ve doğru olanı yapmayı ister. Hamileliğin ve ebeveyn olmanın en büyük mücadelesi, bunu nasıl başaracağınızı öğrenmek için başkalarını örnek alamamanızdır İlham alınabilir, teknik öğrenebilirsiniz ama her çocuk ve her doğum kar taneleri gibi eşsizdir. Bebeğini anlayabilme onunla olan bağını doğru şekilde kurabilmesi için hamilelik dönemi önemlidir. Bu dönem de bebeğimizin alt beyni, yani duygusal zihni oluşur, onunla derin bir iletişim kurup, sonrasında da donanımımız sayesinde onu anlayabilmek, kendi iç sesimizi duyabilmek; etrafa göre değil, kendi hislerimizle, bilgimizin verdiği güvenle çocuğumuz ile ilgili kararları verebilmek isteriz. Böyle de olmalıdır. Etrafın yanıltıcı mesajları da bazen kafamızı karıştırıp, yetersizlik ve suçluluk duyguları yaşayamaya başlarsak, bunun yansımaları bebeğimiz de şiddetli gaz sancıları, ağlama nöbetleri olarak ortaya çıkar. Çünkü bebeğiniz sizin korkularınız ve güvensizliğini algılayarak kendini tehlike de hisseder, stresi artar, stres halinde duygusal zihnimizin, bedenimizin merkezi olan karın ve oradaki organlar, mide ve bağırsaklar da spazm olur. Bu durum bebeğinize çok acı verir. Bilinçli olmak, birilerinin veya medyanın size “şöyle yap, böyle yap” demesi değil, var olanı görmeyi bilerek, kendi annelik yolunuzu oluşturabilmektir.

Profesyonel dadı ya da bakıcı tutamayacak durumda olanlar seminer ve eğitimlerden yararlanıyor mu? Bu konudaki kitapların artması bu konudaki bilgi ve tecrübeyi nasıl yaygınlaştırabilir?
Kurslara katılma şansı olmayan anne ve baba adayları için İstanbul ve İstanbul dışında da seminerler yapmaktayız. Bu seminerler de önemli bilgileri, doğru bildikleri yanlışları, hamilelik ve doğumu, bebekle ilgili worshop’lar yapıp, rehberlik yapmaya çalışmaktayız. Bu seminerler sayesinde dört yıl içinde 15.000 e yaklaşan anne adayına ulaşabildik. Bu seminerler ücretsizdir ve kişisel sitem www.ayseoner.com.tr de duyurulmaktadır.

AYŞEÖNEREĞİTİM1

Bir anne adayının “Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakım Kitabı”nı okuması sizce yeterli mi? Önerdiğiniz egzersizlerin doğru uygulanmamasından doğacak olan tehlikelerin önüne geçmek adına mutlaka kurslara da katılmaları gerekir mi?
Kitabım da şöyle bir önsöz vardır. “hiçbir kitap, hiçbir bilgi sizi anne yapmaz. Ancak bir bebeğiniz olduğunda anne olursunuz.” Kitaptan hamilelik döneminden itibaren okuyacakları, bebekli yaşamlarında da işe yarayacak ipuçları, rehberlik alabilirler, donanımlı başlamak önemli, aynı zamanda gerekli ama yukarı da yazdığım gibi her anne çocuğu ile kendi annelik yolunu bulur.

Ayşe Öner; 1975-1976 döneminde Ankara Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Bölümü’nden mezun olduktan sonra iki yıl üniversite hastanesinin Nöroşurirji bölümünde çalıştı. 1978-1985 arasında İstanbul Alman Hastanesi, Kadın-Doğum departmanın da bebek odası sorumlusu olarak görevimi sürdürdü. 1985-1986 arasında Londra’da Humana Hospital’de verilen Ante-Natal (Doğum öncesi) kursları izleyerek bu konudaki mesleki bilgilerini geliştirdi. 1989 yılında İstanbul International Hospital’da, Kadın-Doğum bölümünün de desteğiyle bir Ante-Natal sınıf oluşturdu. 1995 yılından itibaren de çalışmalarını Türkiye’de bu amaca hizmet veren ilk kuruluş olan Hamile Eğitim Merkezi’nde sürdürüyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.