okuryazar.tv
Mar 2012
2 Yorum

PAYLAŞ

Baki Asiltürk: YKY Kitaplık / Şiir Yıllığı 2011


‘Kötüye kötü deme cesaretini gösterdim. Tavrımı yeni, yenilikçi, nitelikli şiirden yana koydum.’

 

Yapı Kredi Yayınlarının Kitap-lık Dergisinin geleneksel olarak her şubat sayısında hediye ettiği ‘Şiir Yıllığı’ seçkisi ve antolojisi bu sene son kez yayınlandı. Tarihe kayıt düşmenin, kalıcı başvuru kanakları oluşturmanın çok önemsenmediği kültür dünyamızda YKY Şiir Yıllığı -her türlü tartışmaya rağmen- önemli bir misyonu yürütmekte idi. Mehmet H.Doğan’dan devraldığı yıllık çalışmasını altı yıldır sürdürmekte olan şair, yazar, eleştirmen ve akademisyen Baki Asiltürk’le bu yıllığı hazırladığı dönemlerdeki çalışma yöntemlerini, bir yıllık hazırlamanın yollarını, ayrıca da bu son cildin hikayesini konuştuk.

Kitap-lık Şiir Yıllığı neden artık yayınlanmayacak?
Bunun bir değil, birden fazla nedeni var. Son yıllarda şiir yıllıklarının sayısı epeyce arttı, dolayısıyla yıllık kavramı 2000’lerin başlarındaki işlevsel özerkliğini kaybetti. Tarafımdan hazırlanan YKY Şiir Yıllığı, 2006-2011 arası süreçte özellikle orta kuşaktan bazı imzaların belirginleşmesinde ve genç şairlerin adlarının duyurulmasında yansıtıcı oldu. Bir anlamda, işlevini yerine getirdi denebilir. Yanı sıra, yıllıkların gerçek işlevini kavramaktan uzak bazı imzalar yıllık tartışmalarının çerçevesini çok daralttılar, kendi odalarına hatta masalarına özgü kılmaya çalıştılar. Güzel bir söz vardır: “Büyük beyinliler fikirlerle, orta beyinliler olaylarla, küçük beyinliler kişilerle uğraşır.” diye. Ben edebiyata ilişkin çalışmalara hep estetik düşünsellik arkasından baktım; herkesten de böyle bakmasını bekledim. Ne yazık ki böyle olmadı.Kısacası tek bir nedene bağlamak doğru olmaz, çok boyutlu bir durum var yıllığın artık çıkmayacak olmasında.

Mehmet H. Doğan’ın vefatından sonra siz üstlendiniz yıllığın hazırlanmasını… Altı yıl boyunca da yürüttünüz. Başladığınız güne baktığınızda bu, sizin için nasıl bir deneyimdi, neler hissettirdi?
Benim için, şiirle ve edebiyatla dopdolu yıllar olarak kişisel tarihime geçti bu altı yıl. YKY Şiir Yıllığı’nı hazırlamaya başladığımda zaten 4-5 yıla yayılan “yıllık deneyimi”ne sahiptim. İki yıl, kendi çıkardığım şiir dergisi Budala’da, sonraki iki yıl da değerli dostlarım Şeref Bilsel’le Cenk Gündoğdu’nun yayımladığı Şiir Defteri adlı yıllıkta yıldökümü yapmıştım. Türk şiiri, bugünkü haliyle, vasatları dışarıda tutarsak, dünya ölçeğinde bir şiirdir. Yıllık hazırlayanların bunu göz ardı etmemesi gerekir, böylesi değerli bir varlığın tebeşir dairesinde çalışmak büyük sorumluluk ister. Tabii, cesaret de… Ben altı yıllık çabamda hem sorumlu hem de cesur davrandığımı düşünüyorum. Zaten tartışmaların çoğu da vasatları dışarıda tutup yeni, yaratıcı ve donanımlı imzaları yıllığa alma cesaretini göstermiş olmamdan kaynaklanıyordu. Yeni şairler keşfetmenin, hakikaten iyi bir şiir okumanın zevki çok az şeyde vardır. Dergileri heyecanla beklemenin, kitapları merak etmenin yanı sıra; mesai sırasında da YKY’den Raşit Çavaş, Güven Turan, Murat Yalçın gibi çok değerli dostlara sahip olmak benim için önemliydi. Ben Karacaoğlan’ın torunuyum, çirkinleri çabuk unuturum; bu nedenle sadece güzellikleri hatırlayacağım önümüzdeki yıllarda.

Bu seçki için yıl boyunca bir düzen halinde bilgi, belge ve ürün mü biriktirdiniz, nasıl bir çalışma yönteminiz var antoloji, yıllık hazırlarken?
1 Ocak’ta başlayıp ertesi yılın Ocak sonlarına doğru biten bir çalışma! Yani, bir şiir yıllığı çalışması on üç ay sürüyor! Ben, öncelikle yıl içinde yayımlanan büyüklü küçüklü dergilerde şiire ilişkin verimlerin kayıt altına alınmasına çok önem verdim. Yıllıkların araştırmalarda güvenilir kaynaklar olmasını önemsedim. En küçük bir dipnotu bile gözden kaçırmamaya çalıştım. Yeni kitapların, yayınların, makalelerin künyelerinin saptanması belki de yıllıkların en yorucu, yıpratıcı tarafı. Edebiyat dergileri, kitap dergileri, gazetelerin kitap ekleri, yayınevlerinin broşürleri, kitap ilanları vs. hep dikkatimdeydi. Ne yayımlanmış, ne çıkmış, içeriği nedir, ne kadarı şiirle ilgilidir, yeni midir klişe midir?… Tek tek baktım bunlara altı yıl boyunca. Bu, şiir yıllığının akademik tarafıydı ve sanırım bugüne dek hazırlanan yıllıklara göre farklı, önemli tarafı buydu. 2000’li yıllarda gelişen şiir üzerine çalışacak biri gönül rahatlığıyla, benim hazırladığım yıllıklardan yararlanabilir. Yıllığın poetik yanı ise en az öteki tarafı kadar önemliydi benim için. Burada da modern, iyi, farklı, nitelikli, yeni gibi özellikler taşıyan şiirleri seçmeye çalıştım yıllığa. Yani, sadece güzel şiirlerin değil aynı zamanda nitelikli yeniliği temsil eden şiirlerin de yıllıkta görünmesini önemsedim. Hatta, eski kuşaktan bir şairin vasat-güzel bir şiiri yerine yeni kuşaktan birinin belki daha az güzel görünen ama yeni ve farklı şiirini seçmeyi doğru buldum. Yenilikleri ıskalayan, hatta merkezine almayan yıllıkların çektiği fotoğrafın yetersiz kalacağını düşünürüm. Yıllık dediğiniz, gençlik ve enerjiye mutlaka duyarlı olmalı. Şiirde gençlere her zaman itibar etmeliyiz.

Bu çalışmaların tarihsel bir belge, bir başvuru kaynağı olmasının ötesinde edebiyat ortamına sizce nasıl bir katkısı var?
Az önce yıllığın akademik tarafının gelecek yıllarda bu alanlarda çalışacak araştırmacılara sağlayacağı kolaylıktan söz ettim. Yıllığın poetik tarafı ise özellikle genç şiirin çıkışının izlerçevreye gösterilmesinde çok önemlidir. Vasatı yansıtmak zor değil, hatta çok kolay. Çıkarırsınız bir liste; işte 40 doğumlular şunlar şunlardır, 50’lerde doğanlar şunlardır vs. Sonra da listedekilerin birer şiirini seçersiniz dergilerden olur biter. Ne başınız ağrır ne de hakkınızda imza filan toplanır! Böyle yapsaydım, vasatı ürkütmeden, hepsiyle iyi geçinerek, al gülüm ver gülüm yaşar giderdim. Ben öyle davranmadım; çünkü Türkiye’nin en büyük yayınevlerinden birinin şemsiyesi altında, kamuya yönelik bir iş yapıyordum ve şiirde olan biteni olabildiğince geniş tanıtmalı, hak edene ettiği değeri vermeliydim. Daha da önemlisi, odamda kendimle baş başa kaldığımda huzurlu olmak, aynaya bakarken rahat olmak isterim, bunu da ancak şiirse adalet terazisini sağlıklı kullanarak sağlayabilirim. Ben, şiir yıllığı hazırladığım dönemde, edebiyat dünyamızda maalesef çok az yapılabilen bir şeyi yapmış olmakla övünürüm: Kötüye kötü deme cesaretini gösterdim. Tavrımı yeni, yenilikçi, nitelikli şiirden yana koydum. Geçmişte hak etmediği halde baş tacı edilmişlere tavır aldım, hakkı yenmiş bazı şairlere de iade-i itibarda bulundum. Bu, sanırım az şey değildir. Evet, bu hiç de az şey değildir.

Yıl içinde çıkan bütün şiir kitaplarını ve dergilerini, bu alanda yazılmış tüm yazıları izlemek… Bu kadar yoğun bir çalışma sizin edebiyat ve akademik çalışmalarınızı nasıl etkiledi?
Bir yanıyla olumlu, bir yanıyla da olumsuz etkiledi. Bu tip çalışmalar hayattan bağımsız değil, hayattan farkı yok aslında bunların. Yaşamak da tıpkı çalışmak gibi hem çok iyi hem kötü bir şeydir. İçinde bulunduğunuz psikolojiye, ortama göre değişir. Edebiyat da böyle… Yıllık çalışması zamanımın ve enerjimin önemlice bir bölümünü alıyordu. Yıllık, antoloji vs. gibi yayınlar genellikle kendinizi ihmal etmenin, “başkalarına çalışma”nın verimleridir. Böyle baktığımda bile yüksündüğümü söyleyemem. Ben, zaten, kendi şiirimi asla ihmal etmemekle birlikte yıllar boyu Gösteri, Virgül, Cumhuriyet Kitap, Milliyet Sanat vd. gibi dergilerde şiir eleştirisi kaleme aldım, yeni kitapların değerlendirmesini yaptım. Sadece kendine çalışan şairin sadece başkalarına çalışandan farkı yoktur. Kısırlık ve sınırlılık… Benim çalışma yöntemimin genişliği bana bir anlık bakışla bütün bir şiir tarihini kavrayabilme güç ve yeteneğini verdi. Daha ne olsun… Beni bir masaya oturtsanız, karşıma da üç-beş dinleyici koysanız, saatlerce kendi şiirim hakkında, 1000 yıllık şiir tarihimiz hakkında, Avrupa şiiri hakkında, son dönemin genç Türk şiiri hakkında, poetik kavramlar ve tartışmalar hakkında “bilgi sahibi olmaktan güç alan fikir sahipliğiyle” saatlerce konuşabilirim. Edebiyat benim yaşam biçimim; hayatı edebiyatsız, edebiyatı hayatsız düşünemem. Günde birkaç saat edebiyatla, şiirle iştigal etmezsem mutsuz olurum.

Her seçki, içinde yer almasını onayladığımız ve onaylamadığımız işlerle ilgili bir tartışma doğurur. Sizin hazırladığınız seçkiler de tartışıldı. Sizin bu seçkiye koyduğunuz şiirlerle ilgili seçim kriterleriniz ne idi?
Tartışma, eleştiri… Bunlar edebiyatın ve insanın doğasında vardır. Bana sorsalardı insanı “tartışabilen varlık” diye tanımlardım. Bu nedenle tartışmaları hep doğal karşıladım. Yeter ki hakaret, dedikodu ve iftira boyutuna varmasın. Şiir seçmedeki ölçütlerime yukarıda kısaca değindim: Öncelikle yenilik, tazelik, estetik nitelik, şiir dilinin özerkliğini fark etmiş bir imzanın metni olması. Dönem şiiri içinde bir şey olabilmesi… Modern veya modernist olabilmesi… (Bu ikisi, benim poetikadaki temel kavramlarımdır.) Okunduğunda yeni bir şey söyleyebilmesi, bir şeyi yeni söyleyebilmesi… Eski kuşaklardan gelenlerin de tekrara düşmeyen, kireçlenmeyle malul olmayan, kendini yenileyebilen; ama yeniliği amuda kalkmak sanmayanların şiirleri yıllığımın sayfalarında yer almıştır. Onlardan zaten herhangi bir itiraz, eleştiri gelmedi bana. Onlar iyi şairlerdi, benim de iyi şiirden anladığımı, şiirden iyi anladığımı kavramışlardı. Aşırı ifadelerle eleştirmeye kalkanlar genellikle kötü şairlerdi.

Geçen yıl, 48 şairin imzaladığı bir bildiri yayınlandı. 48 şair, sizin hazırladığınız yıllığı protesto ettiklerini ve şiirlerinin bu yıllıkta yer almasına izin vermeyeceklerini açıkladılar. Bunu nasıl karşıladınız?
Normal karşıladım; çünkü beklediğim bir şeydi. Zaten imza olayından önce de bunlar buldukları her fırsatta sığ eleştirilerini dile getiriyorlardı. Hatta, inanmayacaksınız, sırf bu eleştirileri yayımlayabilmek için, bir dergi bile çıkardılar! Meraklısı arar bulur, ortalıktadır bu dergi! “Sığ”lıktan kastım şudur: Bakın o kadar kişinin imza attığı yazıya, anlatım kusurlarıyla dolu, içinde tek bir ciddi kavramın yer almadığı, ortaokul düzeyinde, kötü bir “metin” olduğunu göreceksiniz. Ha, daha vahimi de, Refik Durbaş gibi saygın bir şairin imzasını kendisinden izinsiz kullanmış olmalarıdır. Bunu bana bizzat Refik Durbaş söylemiştir.

Bu tepkinin nedeni, sizin 80’ler şiiriyle ilgili değerlendirmeleriniz miydi?
Bir kısmı öyleydi. Fakat lütfen ayrıntıyı gözden kaçırmayalım, şiir ayrıntıda gizlidir: Ben genelde 80 Kuşağı’yla ilgili olarak değil, 80’lerin vasat imzalarıyla ilgili olarak sert eleştiriler yaptım kitaplarımda ve makalelerimde. Seksenlerin nitelikli kitaplara sahip Metin Celâl, Tuğrul Tanyol, Haydar Ergülen, Enver Ercan, Adnan Özer, Lâle Müldür, Ahmet Erhan, İhsan Deniz, Hüseyin Atlansoy, V. B. Bayrıl, Şavkar Altınel vd. gibi şairleriyle ilgili en kapsamlı yazılara imza atan benim. Türk edebiyatı literatüründe 80 Kuşağı’nı inceleyen tek kitapta benim imzam var. Bunları kesinlikle övünmek için değil, sadece sağlıklı bir durum tespiti yapmak için söylüyorum. Daha çok, haklarında yazmadığım, vasatlıklarına ortak olmadığım, kendilerini yerli yersiz övmediğim, kötü şiirlerinden köşe bucak kaçtığım, bana defalarca telefon edip ricacı oldukları halde kitapları için tanıtma yazısı kaleme almadığım imzalardır bana eleştiri yöneltenler. Bunu da, 80 Kuşağı kitabımdaki eleştirilerim nesnel olduğundan oradan yapamamış, yıllık üzerinden yapmaya çalışmışlardır.

Bu değerlendirmeler ne idi ve neden sizce böylesine tepki çekti?
Değerlendirmeler kitapi makale ve söyleşilerimde mevcuttur. Hangisinini onlarda kriz yarattığını ise onların yazılarına bakarak anlayabilirsiniz. Şairlik yetenek, donanım, hırs, inat ve benlikçilik işidir. Bunlar birbirini dengelemelidir. Hırs hepsini bastırdığında diliniz ne yazık ki şiir veya eleştiri dili olmaktan çıkıp sadece feveran dili olur. Ben, 1980 Kuşağı ile ilişkilerinde tarafsız olan biriyim; zaten de onlardan yaşça küçüğüm. Hiçbirini doğrudan tanımıyordum edebiyat dünyasına girdiğimde. Zamanla, tanışmalarımız edebiyat içinden, şiir içinden olmuştur. Onları şiirleriyle buldum, iyi şairlerle dost oldum. Kötüleri hayatıma fazlaca dahil etmedim, dahil olmaya çalışanlara da daima mesafe koydum. Herkes o kadar ve gerekmeyecek biçimde iç içe ki buradan sahicilik çıkmaz. Bizim şiir dünyamıza bir parça aristokrasi lazım bana sorarsanız. Hakkında değerlendirmede bulunduğum kişi dostum da olsa, mesafe koyduğum biri de olsa yıllık hazırlarken, makale yazarken edebiyata ilişkin tutumumda adaletten şaşmamaya çabaladım. Emin olun, en yakın arkadaşlarım, sıkı dostlarım bile yıllık çıkana dek kendilerinden şiir seçilip seçilmediğini bilmezlerdi. (Antr parantez; tanışık olduğum pek çok şair de kendisinden şiir seçmediğim için benimle selamı sabahı kesmiştir. Olsun, onlar yerine daha yetenekli ve donanımlı, daha “insan” genç dostlarım oldu!) Örnekler, karşılaştırmalar çoğaltılabilir; ama inanın bu hiç önemli değil. Asıl önemli olan, nitelik-sıradanlık tartışması, çatışmasıdır. Şiir hep ileriye bakan bir sanattır. Hatta, Yahya Kemal’de görüldüğü üzere, geriye bakarmış gibi yaptığında bile ileriye bakar. Biz de ileriye bakalım…

Şiir Yıllığı 2011’de 48 şairin şiirlerine yer vermediniz, veremediniz. Bu bu projeye zarar vermedi mi?
İzninizle düzelteyim; “yer veremedim” değil, “yer vermedim”! Çünkü imzacıların birkaçı sonraki süreçte ya doğrudan ya da bazı arkadaşları aracılığıyla bana ulaşıp pişmanlıklarını dile getirmiş, imzasını çektiğini bildirmiştir. Oysa kamuoyuna mal olan dergi ve gazetelerde atılmış imzanın sorumluluğu, özel telefon konuşmalarıyla ortadan kaldırılamaz. Yani, isteseydim birkaçının şiirini yayımlardım ama yapmadım. Öte yandan; toplu imzanın en komik tarafı şuydu: Ben zaten beş yıldır o imzaların yüzde doksan beşinden şiir seçmiyordum ki! Nitelikli, yeni, kayda değer bulmuyordum onların şiirlerini. Onlara çok güldüm; zaten olmadıkları bir yıllık hakkında “bizden şiir seçilmesin” ne demek? Zaten yoksunuz! Bu durum projeye zarar vermedi, zaten biz yıllığın son yıllık olmasına, şiir seçim dosyasını yayınevine teslim etmeden bir hafta kadar önce karar vermiştik. İnceleme kısımları tamamdı, şiir kısmı henüz tamamlanmamıştı. Bu fırsatla belirteyim, imza olayında şaşırdığım iki isim vardı sadece: Seyhan Erözçelik ile küçük İskender. Bu ikisi dışındakiler beni çok şaşırtmadı.

Şiir Yıllığı 2011’in önsözünde “Altı yıllık çabamda, eski kuşaklardan gelip de özgün bir dünyadan ve bu dünyanın şiirinden yoksun olanları seçimlerimin dışında bırakmakta bir sakınca görmedim. Bu nedenle, onlarla aramızdaki mesafe epeyce açıldı. Bunun en iyi tarafı, benim kuşağımdan ya da bizden sonraki kuşaktan gençlerle de bunların arasındaki mesafenin kapanmayacak biçimde açılmış olmasıdır” diyorsunuz. Hürriyet’in Kültürazzi köşesinin yazarı da bu sözlerinize dikkat çekmiş ve tartışma doğuracağınızı yazmış. Bu yazdıklarınız nasıl değerlendirildi?
Genç kuşaktan çok olumlu iletiler aldım. Zaten, 2006’dan bu yana hazırladığım yıllıklara bakarsanız genç kuşağa özel bir önem verdiğimi, yenilikçi ve donanımlı kalemleri desteklediğimi görebilirsiniz. “Kültürazzi” imzasıyla yazan gazetecinin ne çeşit tartışmalar beklediğini ya da öngördüğünü bilemem, o nedenle bu konuda yorum yapmak için erken olduğunu düşünüyorum. Zaman içinde elbette her yılkine benzer tartışmalar da çıkabilir, çıkacaktır. İşin beni ilgilendiren kısmı, evet, benim kuşağımdan ya da bizden sonraki kuşaktan gençlerle de bunların arasındaki mesafenin kapanmayacak biçimde açılmış olmasıdır. Tanzimat edebiyatı da, Servet-i Fünun da, Garip veya İkinci Yeni de böylesi kopuşlarla gelmiştir. Bunu göremeyen ve bu nedenle de çok sinirli olan eski kuşağın vasat imzalarına birinin bunu söylemesi gerekiyordu.

Sizin eleştirmen olarak yaptığınız bir saptamaya, yoruma böyle bir tepki gelmesi ne kadar haksızsa, sizin değerlendirmeniz de bize oldukça ağır geldi. Seçkinizde yer almayan bunca şaire, ‘özgün bir dünyadan ve bu dünyanın şiirinden’ yoksun bulmak çok sert bir ifade değil mi?
Bence o kadar da sert değil. İyi bir donanımınız varsa şiirdeki klişeyi hemen yakalarsınız, çok çabuk sırıtır şiirde klişe, yazanın özgün bir dünyadan seslenmediğini kolayca anlarsınız. Kültürde seleksiyonu her zaman doğal ortama bırakmak gerekmeyebilir. Kötüye kötü denemeyen bir ortamda edebiyat gelişemez, ilerleyemez, kâğıt ve enerji israfı süreklilik kazanır. Ne kadar yakından izliyorsunuz bilemiyorum; bugün dergilerde yazan, kitap çıkaran, eski veya yeni kuşaklardan yaklaşık bin (rakamla: 1000) değişik imza var var. Çöp üretenleri, kâğıt israf edenleri çıkarırsanız bu sayı rahatlıkla beş yüze (rakamla: 500) iner. Bir dönemde ‘özgün bir dünyaya ve bu dünyanın şiirine’ sahip yüzlerce şair olmaz, olamaz. Olsa olsa 20-30 şair olur, bunların yarısı da kalan öteki yarısına çalışır. Örneğin 80’lerde yüz küsur şair, yukarıda adlarını saydığım, kuşağın iyi şairlerine çalışmışlardır. Şimdi de durum farklı değil bence. 2020’yi biraz geçe, zamanın hilesiz terazisi tartımını yaptığında bunu daha net göreceksiniz.

Önsözde iki kez ‘nitelikli ve erdemli şairler’ tarifi yapıyorsunuz. Seçkinizde olmayanlar için, Turgut Uyar’dan alıntıyla ‘kendilerini yeniden icat edemedikleri için’, ‘benim çizmeye çalıştığım nitelikli ve erdemli şairler haritasında görünmüyorlar’ diyorsunuz. Bu ifadeler, kişisel bir değerlendirme, edebi bir isyan olarak asgari bir saygıyı hak eder elbette ama kurumsal bir yayınevinin seçkisini ‘tartışmalı’ bir hale getirmez mi?
Ben Yapı Kredi Yayınları’na yıllık hazırlarken elbette kurumsal bir iş yaptığımın farkındaydım, öyle de davrandım. (YKY ile ilişkim de çok yeni değildir, kitap-lık dergisinin çok eski veya yeni sayılarına bakarsanız benim yazılarıma rastlayabilirsiniz.) Yani iki taraf da birbirini bilerek, birbirine güvenerek, müdahalede bulunmayarak çalışmıştır. Son konuşmalarımızda verdiğimiz karara göre, bundan sonraki projelerde de böyle olacaktır. Öte yandan, kurumsal ya da özel fark etmez; edebiyata ilişkin her çalışma tartışmaya açıktır, eleştiriye açıktır. Benim tartışma veya eleştiriye hiç itirazım yok. Toplu imzacılar dışında dergilerde bana nesnel bakışla eleştiri yönelten pek çok ayzar veya eleştirmen de oldu. Onlara ulaşıp teşekkür ettim, yazdıklarından yararlandım. Nesnelliğine güvendiğim arkadaşlardan da bizzat kendim eleştiri istedim, eleştirileri rahatsızlık duymadan değerlendirdim. Fakat şunu göz ardı etmemek gerekir: Nasıl bir çalışma yaparsanız yapın, bir tavrınız olmalıdır. Kokmaz bulaşmaz, vasata ayna olan, tavırsız bir çalışmanın şiire en küçük bir yararı olacağını düşünmüyorum. Bir yıllığı yıllık yapan, seçilen şiirler kadar seçilmeyen şiirlerdir de. Argümanlarınızı nesnellik ve açıkyüreklilikle ortaya koyduğunuz takdirde (ki, ben yıllardır bunları yıllığın değerlendirme kısımlarında, önsözlerde, yıllıkla ilgili röportajlarımda açıkça belirtiyorum) sorun yoktur. Sorun, hiçbir değerlendirme yapmadan kesip biçmektir. Bu, benim insan-edebiyat-eleştirellik anlayışımla bağdaşmaz. Benim aklımda ve yüreğimde Baudelaire, Sartre, Kafka, Tanpınar, Haşim, Nietzsche, Schopenhauer, Heidegger, Ülken, Cansever, Uyar, Cöntürk, Dağlarca, Eliot, Koçak, Baudrillard, Wilde, Kuspit vd. var. O nedenle, istesem de başka türlü davranamam.

Şiir Yıllığı projesinin bitmesinde bu bildirinin ve durumun etkisi nedir?Demin açıklamaya çalıştım. Başka etkenlerle beraber, dolaylı etkisi vardır diyebiliriz. Bu da abartılacak bir şey değil. Ben, 20 yıldan fazladır şiir dünyasındayım, Yapı Kredi Yayınları da Türkiye’nin en seçkin yayınevlerinden biridir, öyle olmaya da devam edecektir. Bazı vasat kalemler için şiir yıllıkları hayat memat meselesi olabilir; ama benim için de yayınevi için de şiir yıllığı hayat memat meselesi değildi. Çamur atmanın alışkanlık haline geldiği bir ortamda temiz kalmak, böylesi olaylarla gündemde olmaktan daha tercih edilir bir tutumdur. Biz de bunu seçtik…

Gençlere öncelik veren bir çalışma yürüttüğünüzü söylüyorsunuz. Gerçekten de yıllıkta çok sayıda genç şair var. Okuryazar.tv okurları için keşfetmemizi, okumamızı önereceğiniz genç şairler kim? Sizin en fazla heyecanla yeni kitaplarını beklediğiniz genç şairleri söyleyebilir misiniz?
1980’lerin eşiğinde veya sonrası doğumlulardan: Ali Özgür Özkarcı, Mehmet Erte, Gonca Özmen, Mustafa Fırat, Cenk Gündoğdu, Yavuz Türk, Gökhan Arslan, Harun Atak, Didem Gülçin Erdem, Evren Kuçlu, Mustafa Atapay, Korkut Kabapalamut, Emre Varışlı, Utku Kaygusuz, Mehmet Sümer, Evren Kuçlu, Engin Özmen, Serhat Uyurkulak, Taner Cindoruk… Gördüğünüz üzere, zengin bir kadro.

Bu söyleşinin sınırları içinde sizin kitaplarınızdan söz açamadık ama en kısa zamanda okuryazar.tv’de kitaplarınızı konuşacağımız bir konuşmaya talibiz. Yazı masanızda neler var, sizden yakında okuyacağımız bir kitap geliyor mu?
Çok yakın bir zamanda yayımlanacak bir kitabım yok, zaten şiir kitabım Kopuk (YKY) ve yazı atölyesi kitabım Yazılı Anlatım (İkaros) yeni çıktı. Biraz demlenmek, beklemek iyi olur. Yine de, yaz sonrası için birkaç hazırlığım var. Öncelikle, YKY’den 2012’de çıkacağı ilan edilen Türk Şiirinde 1980 Kuşağı kitabımı hazır edeceğim. Zaten büyük ölçüde hazır sayılır. Sonra, yıllıklar nedeniyle bir türlü toplayamadığım, yaklaşık 15 yıla yayılan poetik denemelerimi ve söyleşilerimi bir araya getireceğim. Kopuk sonrası şiir dosyam üzerinde de çalışıyorum. Şairlik hayatım boyunca ilk kez bütünlüklü dosya çalışması yapıyorum. Bakalım…

YKY Şiir Yıllığı 2011 / Hazırlayan: Baki Asiltürk / Kapak Tasarımı: Nahide Dikel /  Yapı Kredi Yayınları Kitap-lık Dergisi Şubat 2012 Sayısı Hediyesi  / 348 Sayfa

Doç. Dr. Baki Asiltürk; 1969′da Adana’da doğdu. İlk şiiri “Mandolinli Kız”, 1985’te eleştirmen Mustafa Öneş’in hazırladığı Milliyet Sanat Genç Şairler Antolojisi’nde yer aldı. Lise son sınıftayken, bir şiir kitabı yayımladı. Sonrasında İstanbul’a gelerek Marmara Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu, 1989-1997 arasında Yeni Türk Edebiyatı alanında master ve doktora yaptı, 2011’de doçent oldu. MÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı bölümünde Modern Türk Şiiri dersleri veriyor. 1998′de çıkarmaya başladığı şiir dergisi Budala’ı 27 sayı sürdürdü. Bu dergide 2003’te “Soylu Yenilikçi Şiir” başlıklı manifestosunu yayımladı. Şiire ilişkin makalelerini 2006’da Hilesiz Terazi (YKY) adıyla yayımladı. Çeşitli dergilerde poetik yazılar yayımladı, yayımlıyor. 2006-2012 arasında YKY Şiir Yıllığı’nı hazırladı. Şiirlerinde Bâki Ayhan T. imzasını kullanıyor.

 

Söyleşi Yazarı:

Murat Hocaoğlu


murathocaoglu@okuryazar.tv
http://www.twitter.com/murathocaoglu
http://www.facebook.com/murathocaoglu

Promote Post

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.


Behzat Ç.

25 Nisan 2012 10:32

REFİK DURBAŞ YKY YILLIĞINI PROTESTO ETTİ Mİ?*

Yasakmeyve’nin 55. Sayısında (Mart 2012) Baki Asiltürk (BAT) yine inciler döktürmüş, güya Refik Durbaş YKY Şiir Yıllığı protestosuna imza vermemişmiş, kendisine öyle demiş Refik Durbaş. Biz Refik Durbaş’ın imzasını vermediği halde vermiş gibi gösterip kullanmışız; kısaca sahtekârlık yapmışız. Adam aynada kendisine bakarken halüsinasyon mu görüyor nedir; herşeyi fena halde karıştırmaya başladı. Böyle şeyler bizim yöntemimiz değildir, biz ne söyleyeceksek doğrudan söyleriz, lafımızı esirgemeyiz, eğriye eğri, doğruya, böyle gördüğümüze de “doğru” deriz. Bizi kendi yalanlarına daha fazla alet etmemesi için Refik Durbaş’ın Adnan Azar’ın12 Mart 2011 tarih, saat 22:19’da gönderdiği epostasına cevap olarak, 13 Mart 2011 tarih, saat 15,56’da gönderdiği epostasını aşağıda yayımlıyoruz. Kimin sahte işler ardında olduğunu, yalan söylediğini okura bırakıyoruz. İşte Refik Durbaş’ın epostası:

From: refikdurbas@gmail.com
Date: Sun, 13 Mar 2011 15:56:18 +0200
Subject: Re: açıklama
To: adnanazar56@hotmail.com
Ben zaten Baki’ye şiirlerimi yıllığında kullanmasın diyee uyarıda
bulunmuştum ve şiirlerimi almıyordu.
Fakat sizin yanınızdayım. Adımı bildiriye rahatlıkla ekleyebilirsin.
Ben de şiirlerimin yalnız yıllıkta değil, Yapı Kredi’nin hiçbir
yayınında yer almasını istemiyorum.
selamlar, sevgiler…
REFİK DURBAŞ

*Şiirden Dergisi, Sayı 10, Mart-Nisan 2012

Baki Asiltürk

27 Haziran 2012 23:11

Refik Bey’in sadece mailine bakarak yorum yapmak doğru değil. Sadece yolladığı maile bakmamak, benimle bu konuyu konuşup konuşmadığını, konuştuysa ne söylediğini Refik Bey’e sormak en sağlıklısı. İnanıyorum ki doğruları söyleyecektir; çünkü bana o sözleri söylerken son derecede samimiydi.

Posting your comment...






http://www.okuryazar.tv/wp-content/themes/press