“Süreyya Sami, birçok konuda hemen herkes gibi.”

 

“Annem yıllar önce bana ‘Bir kadın aranmak istemiyorsa, onu asla arama. Bazı kadınlar, sen onları ara diye aranmak istemiyormuş gibi yapabilir. Onları da arama. Aranmak isteyen bir kadını da arama, bırak o seni bulsun’ demişti. Annemin bütün öğütlerine uysaydım zaten şimdi bambaşka yerlerde olmam gerekirdi. Ama bu öğüdüne uymanın pratikte mümkün olup olmadığını bilmiyorum. Aslında basit görünüyordu: ‘Asla kadınları arama.’ Doğrusunu isterseniz arayacak pek kadın tanıdığım da söylenemez. Onları da aramayarak kaybetmek çok mantıklı gelmiyor. Şimdi tek yaptığım şey bir kadını, üstelik tanımadığım bir kadını aramak. Üzgünüm anne.” Barış Uygur, “memleket polisiyesinin yeni yazarı”…

Feriköy Mezarlığı’nda Randevu, 2004’te yazılmaya başlanmış, hatta ilk bölümleri bir internet sitesinde yayımlanmış. “Araya askerlik girdi, okul, iş vs…” diyorsunuz ama, bu kitabın yazılışı, yayını neden sekiz yıl sürdü?
Feriköy Mezarlığı’nda Randevu romanını bitirmem sekiz yıl sürmedi aslında. Ama romanı yazarken bunun bir serinin ilk kitabı olduğunun bilinciyle yazdım ve tamamladıktan hemen sonra serinin ikinci romanına başladım. Dolayısıyla bu ilk romanın yayımlanması için ikinci romanın da bitmesi gerekti.

Sevilen bir mizah yazarısınız. Bu, bir beklenti doğuracak olabilir mi okurda?
Polisiye okurlarıyla mizah okurlarının bir kesişim kümesi olduğu muhakkak. Herhalde o kesişim kümesindekiler için bir sorun yok ama roman hem beni mizah yazılarımdan tanıyan okurların mizahla ilgili aradıkları tadı hem de beni henüz tanımayan polisiye okurlarının beklentilerini yerine getirecektir umarım.

Kendi adıma söyleyecek olursam, Süreyya Sami’nin birkaç yorumuna sıkı kahkahalar attım. Ama bu roman, esprili bir polisiye kadar komik nihayetinde… Kendinizi polisiye yazmakla ilgili bir “terbiye”den geçirdiniz mi? Çünkü istediğinizde çok fena güldürüyorsunuz…
Herhalde bu konuda bir terbiyeden söz edecek olursak, çok sayıda polisiye okuduğumu söylemek mümkün. Son yıllarda elime geçen bütün polisiyeleri okumaya çalıştım. Yeri geldiğinde güldürebilmekse benim için memnuniyet verici bir durum. Eğer siz de okurken güldüyseniz ne mutlu.

BARIŞUYGUR1 BARIŞUYGUR2

Tabii bu arada, boya badana ve fayans döşeme yapan bir dedektifin başrolde olduğu bir polisiye için ne kadar mizahi değil denebilir ki? Süreyya Sami, polisiyelerde alışık olduğumuz karizmatik dedektif tipolojisinden çok uzakta. Ve yazarının şımartmadığı bir karakter. Ne dersiniz?
Karakterlerimi sevmiyor değilim ama yazarken hiçbirini, başta Süreyya Sami olmak üzere kayırmamaya çalışıyorum. Bir de herhalde karizmatik ve kendine âşık Mike Hammer gibi karakterlerdense şu ya da bu şekilde zaafları olan ve ayakları daha çok yere basan karakterleri seviyorum. Süreyya Sami’yi oluştururken elbette en çok benim sevdiğim türde karakterlerin etkisi olmuştur.

Dedektif klişeleri sizin Süreyya Sami’ye pek uğramamış. Kadınları çok iyi tanıyan ve onları büyüleyen, yatakta muhteşem, zekâ küpü, yakışıklı “erkek” dedektiflerle dolu polisiyeler… Hatta yerli polisiyeler de… Sizin karakteriniz ise, kadınlar konusunda alenen başarısız, karizmatik olmayı geçtik kravat bile seçemeyen bir adam. Buna rağmen onu sevmemize neden olan yönleri nedir sizce? Bu adamı niye sevelim, izleyelim?
Kadınlar konusunda başarısız diyebilir miyiz bilmiyorum. Neticede bir roman kahramanına göre başarısız olabilir ama herhalde Süreyya Sami’nin başarısızlığı hiçbir erkeğe ve hatta kadına yabancı değildir. Süreyya Sami öyle ilk görüşte değil de tanıdıkça, dinledikçe sevilecek bir karakter. Birçok özelliğiyle sıradan bir insana benziyor. Kravat seçmek mesela, benim etrafımdaki insanlardan çok azının sahip olduğu bir meziyet. Süreyya Sami de birçok konuda hemen herkes gibi.

Ben neyi sevdiğimi söyleyeyim… “Süreyya Sami” karakteri, eşine az rastlanacak kadar yerli, onu tanıyoruz. Polisiye formatı içinde bu az başarılan bir durum gibi geliyor bana… İkincisi her an başarısızlığa uğrayabilir, yaralanabilir biri. Polisliği bırakmasında da, bunu gerekçelendirmesinde de bir mahcubiyet var, tıpkı kadınlarla olan ilişkisinde olduğu gibi. Siz Süreyya Sami’yi nasıl anlatırsınız?
Süreyya Sami, hayatının önemli kısmını başkalarının istekleri doğrultusunda yaşamış, kendi istediği şeyleri yapamamış ve en sonunda artık kendi başına kalınca da istemeyi bilmeyen bir yalnız adam. İstemeyi bilmiyor; ola ki istedi, istediğine sahip olabileceğini görmüyor. Daha da ötesi, istediğini elde ettiğinde dahi, elde ettiğine inanmıyor ve bu konudaki tecrübeleri genellikle kendini doğrulayan kehanetler zinciri gibi. Biraz hayatı boyunca başkalarının istediği gibi yaşamaktan, biraz teşkilattan ayrıldığından beri hiçbir şey yapmamaktan ötürü yorgun. Genel olarak sadece nafakasını çıkarmaya bakıyor ve geleceğe dair herhangi bir planı yok.

Romanın gerisinde, Kemal Derviş’in gelişi, İsmail Cem’in içinde olduğu bir hükümet tartışmaları geçiyor. Bu sadece romanın yazıldığı dönemle mi ilgili? Bu konu karaktere ya da romana ne katması amacıyla gündeminizde?
Romanı 2004’te yazmaya başladığımda, öncelikle geçeceği zamanı belirledim. 2002 yazı o gün için son derece uygundu, zira sanırım yıllarca unutulmayacak kadar hareketli bir gündem ve istikrar sorunu vardı. Ayrıca romanda geçecek olayların nasıl sonuçlanacağını bilmenin verdiği avantajı da kullanmak istedim. Romanın planını çıkarırken romanda geçen her bir günü takvimde işaretledim ve yazarken de o her bir günü tekrar tekrar inceledim. Neler olmuş, manşetlerde ne varmış, televizyonda ne oynuyormuş. Bütün bunların başlıca maksadı her şeyden önce romanın gerçeklik zeminini kuvvetlendirmek ve Süreyya Sami’nin son derece bu tür güncel gelişmelere karşı duruşunu sergileyebilmekti.

BARIŞUYGUR4 BARIŞUYGUR3

Feriköy Mezarlığı’nda Randevu’nun hikâyesini konuşmamız çok doğru değil sanırım. Ama şunu kurcalamak isterim; bu hikâyedeki karakterlerden Süreyya Sami’nin diğer maceralarına aktarılacak kimse olacak mı?
Hiç şüphe yok ki Süreyya Sami’nin bilgisayar konusundaki yegâne yardımcısı Fikret her zaman yerini koruyacak. Mahalledeki esnaf, berberi Recep, kahvecisi Alâeddin ve çocukluk arkadaşı Mehmet de yerine göre daha kilit roller üstlenerek varlıklarını sürdürecekler. Bilhassa ikinci romanda bu yan karakterlerin çok daha önemli katkıları olacak.

Süreyya Sami’nin annesinin öğüdü, roman boyunca aklında… “Bir kadın aranmak istemiyorsa onu asla arama… Bırak o seni bulsun…” Adamımız bu yüzden mi yalnız?
Süreyya Sami’nin neden yalnız olduğuna ve dahası Süreyya Sami’nin nasıl Süreyya Sami olduğuna dair daha kuvvetli ipuçlarını ikinci romanda okuyabileceksiniz. Ama yalnızlığının annesinin verdiği öğütle bir ilgisi yok ve zaten kendisi de bu öğüdü her zaman tutan biri değil.

“Büyük üstat Lawrence Block’a” ithaf etmişsiniz. Lawrence Block’un sevdiğiniz yanları neler? Hangi kitaplarını seversiniz?
Lawrence Block, beni polisiye edebiyatla tanıştıran isim. Elbette çok daha önceleri Agatha Christie ya da Arthur Conan Doyle okumuştum ama 20. yüzyıl polisiyesiyle tanışmamı ve dahası içine girmemi sağlayan yazar Lawrence Block oldu. İlk kitabını tesadüfen okuduktan kısa bir süre sonra Türkçe’ye çevrilen bütün kitaplarını okumuştum. İştahım öylesine dinmemişti ki, ne yapıp edip çevrilmeyenlerin orijinal baskılarını edindim ve kendimi zorlaya zorlaya kendi dilinden okumaya başladım. Öyle sanıyorum ki şu anda Block’un yazdıklarının büyük kısmını okumuşumdur. Sadece roman ve öykülerini değil, derlediği antolojileri ve hatta yazı yazmak üzerine yazdığı kitaplar da buna dahil.

Block’un en sevdiğim yanı ne yazarsa yazsın, okurun dudağında ufak da olsa bir tebessüm bırakmayı bilmesi ve işler kötüye gidip de romanları ya da öyküleri duygusal bir atmosfere büründüğünde de soğukkanlılığını koruması. Block’un karakterlerinin çoğunun kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyen karakterler olduğunu düşünüyorum. Acısını, öfkesini fazla belli etmeyen ve başlarına gelenlerle sık sık dalga geçebilen karakterler.

Şu ana kadar okuduğum bütün Block’ları sevdim. Yıllar evvel başka isimlerle yazdığı ve daha sonra kıymeti anlaşılarak yeniden basılanlar dahil. Henüz okumadığım ve okumaya tereddüt ettiğim bir tek romanı var, o da bende saklı kalsın.

Sizin kitabınız da, Lawrence Block polisiyeleri gibi, son derece önemsiz ve sıradan gelişmeler oluyormuş gibi başlıyor. Okuru tavlayacak, kışkırtacak düğümler atmak için özel bir çabanız yok. Ama akışına kapıldıktan sonra büyük virajlar da kuruyor hikâyeniz. Böyle bir benzerlik yorumu için ne düşünürsünüz?
Çok sevinirim! Doğrusunu isterseniz polisiye türü içerisinde okuru sadece sayfa sayfa tamamlanan bir bulmacayı çözmeye sevk eden eserlerdense günlük hayatı bütün çıplaklığıyla yansıtmaya çalışan ve hikâyelerinin arka planında hayata ve insana dair bir şeyler söyleyen eserleri daha çok seviyorum.

Başka hangi polisiye yazarlarını, tarzlarını seviyorsunuz?
Hepsinin başında Dashiell Hammett geliyor. Raymond Chandler’ı da unutmamak lazım elbette. Donald Westlake’in Richard Stark adıyla yazdığı Parker serisini bitirmek üzereyim ve şu ana kadar elime alıp da bitirmeden bırakabildiğim bir kitabı olmadı. Son derece ekonomik yazıyor. Walter Mosley de yine en sevdiğim yazarlardan biri. Türkiye’ye dönecek olursak favorim Kemal Tahir’in yazdığı Mike Hammer’lar. Asıllarından iyi olduğu ise bir iddia falan değil neredeyse nesnel bir gerçeklik kanımca! Onun dışında Celil Oker ve Emrah Serbes de elimden düşüremediklerimden.

Süreyya Sami polisiyelerinin süreceğini okuyoruz. Yazılmış maceralar var mı? Nasıl bir sıklıkla izleyebileceğiz yeni romanları?
Serinin ikinci romanı şu an yayıma hazırlanıyor. Eğer bir gecikme olmazsa birkaç ay sonra onu da raflarda göreceğiz. Üçüncü roman içinse bir süre daha beklemek gerekecek. Ama ilk iki romanı okuyanların üçüncü romanın nasıl olacağını kolaylıkla tahmin edebileceklerini düşünüyorum.

Başka dedektif karakterleri de yazacak mısınız?
Başka denemelerim de var ama şimdilik Süreyya Sami’ye yoğunlaşmak niyetindeyim.

Feriköy Mezarlığında Randevu – Süreyya Sami Polisiyesi / Yazar: Barış Uygur / İletişim Yayınları / Editör: Tanıl Bora – Levent Cantek / Kapak: Suat Aysu / 1.baskı 2012 / 172 Sayfa

Barış Uygur; 1978 yılında Eskişehir’de doğdu. 1996 yılından bu yana Pişmiş Kelle, Gırgır ve Alarm dergilerinde haftalık mizah yazıları yazdı. Halen Uykusuz dergisine yazılarıyla katkıda bulunuyor. Feriköy Mezarlığı’nda Randevu’nun ilk bölümleri 2004 yılında Otium internet sitesinde tefrika olarak yayınlandı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.