Başarı Bilimi – Mümin Sekman

 

“Dünyada her gün 2500 yeni bilimsel araştırma yayımlanıyor! Çoğumuzun %1’inden bile haberi olmuyor. Haydi bir hayal kuralım: Milyonlarca araştırma içinden, kendini geliştirmeyle en ilgili olanları seçip, bir kitapta toplasak nasıl olurdu? İşte bu kitap, bu vizyonun ürünü! Başarı bilimi, mutluluk bilimi, irade bilimi, motivasyon bilimi, karar alma bilimi, beyin bilimi gibi birçok konuda çözüm odaklı, yeni ve yararlı araştırmaları bir araya getirdik. Alanında çığır açan deneyleri özenle seçtik, kapsamlı bir şekilde analiz ettik, akıcı ve anlaşılır bir dille özetledik. Ne varsa, bilimde var! Kendinizi geliştirmeyle ilgili klişelerden ve mantık kalitesi düşük fikirlerden bıktıysanız, geçerlilik testinden geçmiş bilimsel başarı tekniklerine hazırsınız demektir. Atatürk’ün de dediği gibi, ‘hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir.’ Bu kitapta soyut teoriler değil, ‘gündelik hayat bilimi’ var. Hayatta karşılığı olan araştırmalar. Eski sevgiliyi unutmaktan İngilizce kelimeleri hatırlamaya, irade gücünü geliştirmekten maaşına zam istemeye kadar yaygın sorunlara yeni nesil bilimsel çözümler anlatılıyor.” Başarı Bilimi’nden Sunuş yazısını paylaşıyoruz.

Bilimsel Bir Başarı Yöntemi Nasıl Geliştirilir?

Hayatımdaki pek çok güzel şey, kahvaltı anlarında başladı! Bir gazeteci arkadaşımla, geniş zamanlı bir hafta sonu kahvaltısında sohbet ediyorduk. Ona Cemal Süreya’nın “Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” sözünü hatırlatıp, eski bir gençlik hayalimi anlattım:

“Eğer bir akademisyen olsaydım, şairlerin hayata dair sözleri üzerine bilimsel deneyler yapardım. Mesela Aragon ‘mutlu aşk yoktur’ demiş, Cemal Süreya ‘kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı’ demiş, Orhan Veli ‘beni bu güzel havalar mahvetti’ demiş. İşte bu tür şairane varsayımları deneylerle test ederdim. İşime de ‘naif gerçekçilik’ ya da ‘şiirsel bilim’ derdim!”

“Keşke imkânımız olsaydı, bunu gazetede yapabilseydik” Dedi arkadaşım: “Ama maalesef ilgi çekmediği için yayınlanan bilim haberi binde bir. Okur neyi kaçırdığını bile bilmiyor!” “Sanırım insanların gerçeklikle ilişkisi biraz sorunlu” dedim, “İnsanlar gerçeklerle yüzleşmekten kaçıp, hayallere sığınma yı seviyor! Hikâye anlatan diziler belgesellerden kat be kat daha fazla izleniyor, kurgu romanlar araştırma kitaplarından daha çok satıyor! Gerçekten kaçtıkça, hayaller ile gerçekler arasındaki makas açılıyor. Sonuçta hayaller New York, hayatlar Nevşehir oluyor!”

Sizce dünyada günde kaç bilimsel araştırma yayınlanıyor?

Kahvaltımız bittikten sonra, merak edip Google’da günde kaç akademik araştırma yayınlandığını araştırdım. Rakam inanılmazdı! Dünyada her gün 2500’ün üzerinde araştırma yayınlanıyordu!

Az gelişmişliğimizin kayıp halkalarından birini daha keşfetmiştim. Dünyada seri halde bilimsel bilgi akıyordu, biz ise öylesine bakıyorduk! Bilim yerine “bildiğimizi” okuduğumuzdan, yerimizde sayıyorduk.

En azından kendi hayatımda bunu yapmamaya, yaşadığım coğrafyanın kaderinden ayrışmaya, bu araştırmaların üzerine yoğunlaşmaya karar verdim. Büyük bilimsel araştırmaları sistematik olarak tarayacaktım. Gündelik hayatta karşılığı olan, gerçekçi ve yararlı olanlardan başlayacaktım.

O güne kadar yaptığım tek şey, ilgimi çeken bilimsel araştırma haberlerini gazeteden kesip saklamaktı. Bu sefer bilim madeninin kaynağına sistematik bir sondaj yapacaktım.

Araştırmaları araştırma ekibi…

Konuya ilgim çoktu ama fazla zamanım da yoktu. Başarı üzerine kendi teorimi sistematize etmekle uğraşıyordum. Ayrıca, bu iş için üç ayrı dilde, akademik düzeyde yabancı dil bilmek gerekiyordu. Ben de farklı dillerde uzman kişilerden oluşan bir araştırma ekibi oluşturup, bu araştırmaların en yararlı olanlarının özetini çıkarttırmaya başladım.

İki yıl sonra, yüzlerce araştırmanın, orijinal metinden özetlenmiş hali elimdeydi. Bunları sırf kendimi geliştirmek, başarı üzerine güvenilir bilgilere ulaşmak ve insan doğasını çözmek için okuyordum.

Araştırma özetlerinin bana faydaları neler oldu?

Özetleri okudukça, kafamdaki birçok soruya bilimsel onaylı cevaplar buldum. Bazen bildiklerimin onaylandığını gördüm, onlara inancım güçlendi. Bazen inandığım şeylerin “yanlışlandığını” gördüm, fikirlerimi revize ettim. Bazen de, daha önce hiç bilmediğim, yeni kavram ve teknikler öğrendim.

Her şeyden önemlisi bilimsel düşünme disiplini kazanmaya başladım. Kafamdaki sorular azaldı, düşünce duruluğum arttı. Bilimsel bilgiyle düzenli beslenmek algısal keskinlik, mantık kalitesi ve sistematik düşünme becerisi kazandırıyordu. Bunlar, bu topraklarda görülen en nadir becerilerdi!

Organik gıda tüketir gibi, beynimin “sağlıklı beslendiğini” hissediyordum. Bilginin güvenilirliği de gıda güvenliği kadar önemliydi benim için. Araştırmalardan öğrendiklerim gerçekçi ve güvenilir bilgilerdi.

Bilim titiz ve sistematik çalışıyordu, felsefe, din ya da edebiyat gibi spekülatif söylemler üzerine kurulu değildi. Elbette bilimsel araştırmaların da kötü ve vasat olanları vardı ama ben saygın üniversitelerin, alanında çığır açan, iyi tasarlanmış ve titiz bir şekilde uygulanmış deneylerini seçiyordum.

Ayrıca anket gibi “beyana dayalı” olanları değil, kişinin sonucu manipüle edemeyeceği “gizli deneylere dayalı” araştırmaları tercih ediyordum.

Yeni bilginin yarattığı entelektüel heyecan dalgaları

Doğal olarak öğrendiklerimi büyük bir heyecanla, yakınımdaki insanlara anlatmaya başladım. Yeni kavram ve tekniklerin, onlarda da müthiş bir entelektüel heyecan dalgası yarattığını gördüm. Mantık kaliteleri yükseldikçe, eski bakış açılarına gülerek bakmaya başladılar.

Öğrendiğim yeni bilgilerin hem kendim, hem çevrem üzerindeki etkisi, onların kitlelerle paylaşılması için de güçlü bir istek yarattı. Bilirsiniz, hayat değiştiren bir bilgiyi öğrenmekten sonraki en zevkli şey, onu diğer insanlarla paylaşmaktır.

Yeni ve yararlı bu bilgileri paylaşmak, benim için tutkulu bir gereklilik olduğu kadar, psikolojik bir zorunluluktu da. Çünkü farklı kişilere anlattıkça ister istemez, sıkıcı bir gerçekle de yüzleşmeye başladım: İnsanlar, cevabı bilim tarafından yıllar önce bulunmuş soruları tekrar tekrar sorup duruyorlardı!

En temel konularda ve hep aynı soruların geldiğini görünce, elde kalan tek yol, bunları yazılı halde anlatmaktı. Kitap yazmanın en sevdiğim yanı, konuyu sadece bir seferde anlatma imkânı vermesidir!

Büyük bilimsel araştırmalar dizisinin ortaya çıkmasının dışsal boyutu özetle böyleydi. Bir de konunun içsel boyutu var.

Hangi araştırmalar seçilmeli?

Bu araştırmaları özetleyip yayımlamaya karar vermek sadece bir başlangıçtı. Peki hangi araştırmalar seçilmeliydi? Yüz binlerce araştırma içinden, belli bir bağlama göre bazılarını süzüp ayıklamak gerekiyordu.

Cevabı bulmak için temellere dönüp, bir gençlik idealimi izlemeye karar verdim.

Hukuk fakültesinde öğrenciyken, başarı öğretimindeki eksikliğe kafayı takmıştım. Kantinde sık sık arkadaşlarımın başının etini yiyordum:

– Neden başarının bilimi yok! Bina yapmanın, beyin ameliyatı yapmanın, anayasa yapmanın, pazarlama yapmanın, kıyafet dikmenin bilimi var. Peki neden başarının bilimi yok? Neden hiçbir üniversitede, “başarı araştırmaları ana bilim dalı” yok? Neden “başarı fakültesi” yok? Daha kötüsü, neden bunu söyleyen, anlatan, yazan yok? Neden kimse bu eksikliği görmüyor? Başarıyı bilimsel yöntemlerle ele alan, başarı için yol ve yöntemler geliştiren, başarı araştırması yapan üniversiteler olmalı! Her ülkede, sırf başarı araştırmaları üzerine odaklanmış, disiplinler arası çalışan, en az bir “başarı üniversitesi” olmalı! İnsanların hayatta en çok istedikleri üç şeyden biri başarı ve bu konuda bilim hiçbir şey yapmıyor!

Başarının nasıl öğrenilebileceği ve öğretilebileceği üzerine yıllarca kafa yorup farklı fikirler geliştirdim. Hukuk fakültesini bitirdim ama ikinci sınıftan itibaren başarı araştırmalarıma yöneldim. Amatör bir hırsla, bir “başarı doktrini” geliştirmek için çalışmaya başladım!

Bill Gates’in Windows yazılımı gibi, ben de kafamda bir tür “başarı yazılımı” tasarlıyordum. Bu yazılım bilgisayarda değil, beyinlerde çalışacaktı! Kitaplarım okunurken beyinlere indirilecek, okuyanların başarı davranışlarını geliştirecek bir düşünce yazılımıydı bu.

Bu konuda yıllar içinde geliştirdiğim fikirleri 10 kitapta anlattım. İşe yaramış olmalılar ki, tavsiyelerle 2 milyon okura ulaştılar. Bu kadar insan, bana başarıya bakış açısını yeniden yapılandırma fırsatını sundu. Onlara minnettarım. Ben de bu fikirler sayesinde hayalimi fazlasıyla gerçekleştirmiş oldum.

Bir “beyin Herkül’ü”nden entelektüel destek bulmak.

Üniversitenin bitmesinden yıllar sonra, bir gün Will-Ariel Durant’in Uygarlık Tarihi adlı kitabını okurken, bir paragrafında adeta gözlerim yerinden fırladı! Müthiş bir heyecan kapladı içimi.

Modern bilimin kurucu babalarından Bacon’ın ünlü “bilimler sınıflandırması” anlatılıyordu o paragrafta. Bacon’ın “hayatta başarılı olma bilimi” kurulmasını önerdiği yazıyordu. Bacon benden yaklaşık 400 yıl önce konunun önemini görmüş ve üniversitelerde “başarı bilimi”nin kurulmasını önermişti!

O an yaşadığım zafer duygusu inanılmazdı. Evrende yalnız değildim!

İşte bu iki kişisel hikâye, bizi bu kitaba getirdi: Bilimin gündelik hayata dair yeni cevaplarını paylaşma tutkusu ve “Neden başarının bilimi yok?” Sorusu.

Buraya kadar anlattıklarım, kitabın insani yönleri. Şimdi, hikâyelerden olgulara, duygulardan verilere geçelim. Başarı bilimi nedir? Neden başarı bilimi önemlidir? Başarı hakkında bildiklerimiz ne kadar bilimsel?

Çıkış noktası: Başarı üzerine yapılmış tüm bilimsel araştırmalar toplu halde sunulsa nasıl olur?

Bacon’ın 400 yıl önce gördüğünü, bugün bile insanlık gerçekleştiremedi. Hala “Başarı bilimi” diye akademik bir dal yok ama eminim yakın gelecekte olacak. Peki biz o zamana kadar neler yapabiliriz?

Sırf başarıyı araştırmak için kurulmuş üniversite olmayabilir ama farklı bilim dallarının araştırmalarından, başarıyla ilgili olanlarını bir araya getirerek bir tür “bilimsel araştırmalara dayalı başarı bilgi bankası” oluşturabiliriz.

Yüz binlerce araştırma içinden, bireysel ve sosyal başarıyla ilgili olanları süzüp bir yerde depolayabiliriz. Nöroloji, psikoloji, sosyoloji, genetik, arkeoloji, iktisat vb birçok bilimin başarıyı ilgilendiren bulgularını bir araya getirmek harika bir bilimsel başarı bilgisi bankası olacaktır.

Bu kitabın çıkış noktası ve varlık nedeni tam olarak budur. Farklı bilimlerin, başarıyla ilgili araştırmalarını, sistematik olarak tarayıp, en kullanışlı olanlarını seçip, akıcı ve anlaşılır bir dille anlatmayı amaçlıyoruz.

Hayata dair her sorunun değilse de, en kritik soruların bilimsel cevaplarını sunacağız. Ağız alışkanlığıyla “başarı bilimi” dediğime bakmayın, aslında “başarmak ve yaşamak sanatı”yla ilgili araştırmaları bir araya getiriyoruz.

Peki bunu bizim yapmamıza ne gerek var? Laboratuvarında çalışan “beyaz önlüklü bilim insanları” bunu yapamaz mı?

Bazı yazarlar ön dişler gibi parçalar, bazıları arka dişler gibi öğütür!

Kahramanım Bacon’a göre, iki tip bilim insanı vardır. Bazıları ön dişler gibi, “koparıcı” fonksiyon üstlenirler. Bunlar gerçekleri ilk keşfedenlerdir. Bir de arka dişler gibi, “öğütücülük” yapanlar vardır. Bunlar besinlerin iyi sindirilmesi için çok önemlidir.

Biz ikinci guruptakilerdeniz. Bu kitaptaki araştırmaları öncü bilim insanları yaptılar. Onlar yeni şeyler keşfettiler, ellerinden geldiğince bulgularını anlattılar ve sonra sıradaki yeni kaşiflerine odaklandılar.

Biz “arka dişler” olarak bu yeni bulguları analiz edip, gündelik hayatımızın neresinde değerlendirebileceğimizi anlatıyoruz. “Son kullanıcı” olan okur için anlamsız olan ayrıntıları ayıklayıp, en değerli ve faydalı taraflarını sunuyoruz.

Öncüler yeni bir kıta keşfediyor ama yeni kıtanın yaşanabilir hale gelmesi, ikinci grubun sayesinde oluyor. Ön ve arka dişler olarak, birbirini tamamlayan iki fonksiyon söz konusu.

Atatürk’ün entelektüel mirası: Hayatta en hakiki mürşit nedir?

Hayatta birçok insanın cevabını aradığı iki büyük soru vardır:

  1. Şu hayatı nasıl yaşamalı?
  2. Hayatın içinden başarıyla nasıl çıkmalı?

Hayatta ilk büyük görevimiz, başarma ve yaşama sanatını doğru şekilde öğrenmek. Başarımızın ve hayatımızın kalitesi, bu konulardaki bilgimizin kalitesi kadardır. Bu yüzden, bu iki konuda kulaktan dolma, eklektik, kalitesiz, vasat bilgiyle yetinmemek gerekir.

Peki siz hayata ve başarıya dair cevaplarınızı nerede arıyorsunuz? Atatürk “Hayatta en hakiki mürşit (yol gösterici) bilimdir.” demişti. Çoğumuz gösterdiği yöne hiç bakmadık. Bazılarımız ise işaret ettiği yöne gitmek yerine, onun işaret parmağına bakıp durduk!

Duvarlara yazdık bu sözü, peki hayatımızda ne kadar kullandık? Günde 6-8 saat uyuyoruz, uyku üzerine kaç bilimsel araştırma biliyoruz? Gün boyu beyin kullanıyoruz, beyin üzerine kaç orijinal araştırma okuduk? Her gün onlarca karar alıyoruz, karar alma psikolojisi üzerine ne kadar araştırma okuduk? Yaratıcılık, azimli insanların psikolojisi, insan ilişkileri, zaman yönetimi ya da irade gücünü geliştirmek üzerine kaç araştırma okuyup hayatımızda kullandık?

Bir düşünün: Hayatınızı ne kadar bilime göre yaşıyorsunuz, ne kadar bildiğinize göre? Kulaktan dolma bilgilerle ne kadar ilerleyebilirsiniz? Bu kitap size, bilimsel bulgulara bakarak bildiklerinizin sağlamasını yapma imkânı veriyor. Hayatın pratik problemlerine, bilimin yeni ve yararlı çözümlerini özetliyor. Başarı hakkında bildikleriniz “bilimsel” olarak doğru mu? Son olarak, geleneksel konum olan başarı üzerine bir şeyler söylemek isterim.

Yıllardır bir şeyi savunuyorum: Başarılı olmak öğrenilebilir!

Hiç kimse başarısız olmak için doğmaz. Hiç kimse, elinde bir başarı meşalesiyle de doğmaz! Başarı da başarısızlık da sonradan öğrenilir. O halde, en büyük soru(n), başarının en doğru şekilde nasıl öğrenilebileceğidir.

Çoğu insan çevresinden duyduğu “kulaktan dolma” bilgiyle başarılı olmaya çalışır. Başarısız olunca da yönteminin değil kendisinin başarısız olduğunu düşünür! Oysa ki, kaybetme nedeni basittir: Yanlış yöntemlerle, doğru işler başarılamaz!

İyi ve doğru şeyleri kötü ve yanlış yollarla yapamazsınız. Bu kitap kendi bilimsel başarı yaklaşımınızı geliştirmeniz için, başarı ve insan doğası üzerine kullanışlı bilimsel yöntemleri tanıtmayı amaçlıyor.

Motive eden mantıksız fikirler mi, motive etmese de mantıklı olan fikirler mi?

Günümüzde, kendini geliştirme alanında, en büyük sorunlardan biri de şu: Akademik dünya, kendini geliştirme alanını küçümseme ve kayıtsız kalma eğiliminde. Kendini geliştirme alanında kariyer yapanlar ise, bilimsel bir tutumdan kaçınıp, “ben yaptım oldu”culukla ilerliyor.

Kendini geliştirme alanında doğru, yanlış ve yarı doğru argümanlar iç içe geçmiş durumda. Yanıltıcı söylemleri bilimsel bir neşterle ayıklamak için artık bir şeyler yapmak gerek. Occam’ın usturası gibi, saçma ve spekülatif söylemleri verili gerçeklerden net bir şekilde ayırmak gerekiyor.

Kendini geliştirme alanındaki söylemler, bilimsel bir denetimden geçmediği için, kitlelerin inanmak istediğini popülist bir üslupla söyleyebilen kişiler daha fazla öne çıkabiliyor. Oysa bu insanların çoğu, gerçek olanı değil, “gerçek olması isteneni” anlatıyorlar. Sonuçta; İnsanları motive eden ama özünde mantıksız olan fikirler hızla yayılıyor!

Bu fikirlere inananlarda kısa vadede motivasyon duygusu oluşuyor ama işin mantıksal temeli zayıf olduğu için, uzun vadede ellerinde hayal kırıklığı kalıyor. Bu da bumerang gibi dönüp,

kendini geliştirme alanının kategorik itibarını düşürüyor. “Ben yaptım oldu”cu yazarlar ve “bana mantıksız da olsa, motive edici bir şeyler söyle!” diyen okurlar, bu alanın en büyük problemi.

Bu kitap dizisinden öğrenecekleriniz, sosyal bilimlerdeki en temel araştırmalardan çıkan güçlü bulgulardır. Bunları, diğer söylemleri tartarken bir çıpa, kerteriz, yargı standardı olarak kullanabilirsiniz. Dünyayı kavramanın tek yolu bilim değildir elbette ama bilinen en güçlü yolu bilimdir.

Bu kitabı üç boyutlu olarak okursanız, daha faydalı sonuçlar alırsınız.

Hayatınızı bilimsel bir şekilde geliştirmek istiyorsanız, yeni öğrendiğiniz bilgileri hemen gündelik hayatınızla ilişkilendirmelisiniz. Üzerinde etraflıca düşünerek teoriyle pratiği birbirine bağlamalısınız.

Bu kitaptan anlatılan deney ve kavramları “üç boyutlu” olarak beyninizde çevirebilirsiniz:

Birinci boyut, öğrendiklerinizin gündelik hayatınızdaki karşılıklarını düşünmektir. O deneyin hayatınızdaki karşılıkları neler?

İkinci boyut, geçmişte yaptığınız eylemleri anlamak için yeni teorileri kullanmaktır. Okurken ilgili anılarınızı hatırlayın ve düşünün: Bu yeni bilgi o zamanki davranışınızı nasıl açıklıyor?

Üçüncü boyut, yeni fikirleri geleceğe transfer etmektir. Bunun yolu da, yeni fikirleri gelecekte “hangi durumlarda nasıl kullanabileceğini” farklı senaryolarla düşünmektir.

Tüm bunlar kendiliğinden olmaz, aktif bir dikkat ve entelektüel çabayla bunları yapmak gerekir. Eğer üç boyutlu okursanız, gündelik hayatınızda deneyle örtüşen bir durumla karşılaştığınızda, teoriyle pratik arasındaki bağlantıyı hemen fark edeceksiniz. Böylece hayatınızın mimarisini güvenilir bilgilere göre yapılandırmış olacaksınız.

Siz bunları okurken, biz de dizinin ikinci kitabı için yeni araştırmaları seçiyor olacağız. Okurların göstereceği ilgi, bilimsel başarı araştırmaları dizisinin kaç kitaba kadar devam edeceğini belirleyecek.

Bilim üzerine anlatılacak çok konu var ama sonuçta bu bir sunuş yazısı. Sunuş yazıları açılış konuşmaları gibidir, fazla uzatılmaması idealdir!

İçeride çok güzel araştırmalar var ve sizin bir an önce onları keşfetmeniz için heyecanlanıyorum!

Aklınız hep açık olsun!

MS

Santa Monica, Los Angeles

*Bu okuma parçasının yayını için Alfa Yayıncılık’a teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.