Benim Babam Ömür Adam – Ömer Açık

 

“Güçlü öykülemesi ve özgün üslubuyla sevilen Ömer Açık, çocuklar için yazdığı ikinci romanında yine sıcacık ve umut dolu bir dünya yaratıyor. İlk çocuk romanı Menekşe İstasyonu’ndaki zengin dil kullanımı, mahalle kurgusu ve birbirinden ilginç kahramanlarıyla dikkati çeken yazar, bu kez rüzgârla haşır neşir, hayallerinin peşinde koşan bir çocuğun öyküsünü anlatıyor. Çocukların heyecanını, yaşamı algılayışını başarıyla aktaran yazar, yarattığı mahalleyi ekmek fırını, kedili kitapçı ve dut ağaçlı meydan gibi sevginin sıcaklığını yansıtan ayrıntılarla biçimliyor. Benim Babam Ömür Adam, öğretmenlik görevini sürdüren Açık’tan, hem küçükler hem de büyükler için şiir tadında bir roman.” Benim Babam Ömür Adam’dan okuma parçası yayımlıyoruz.

Dut Ağacında Kırmızı Sakallı Bir Adam

 

Şair Amca’nın, Gültepe Mahallesi’ne ne zaman geldiğini, hangi ara yerleştiğini kimse bilmiyor. Sanki kırk yıldır burada yaşıyormuş gibi bir hali var.

Şair Amca da sizin, benim gibi bir adam. Öyle olağanüstü özellikleri filan hiç yok. Büyülü sözler bilmiyor, kahve falına bile bakamıyor. Gözlüğü var ama mavi değil. Çok okuyanların taktığı gözlükten; kalın siyah çerçeveli. Ağzını kapatan kırmızı bir sakalı var. Anne babası, büyüdüğünde şair olsun diye adını “Şair” koymuş. İnsan, adı Şair konuldu diye ille de şair olur mu? Belki olur, ama Şair Amca olmamış. Ailesinin gönlü olsun diye bazı şiirler yazmış gençliğinde. Yazdığı şiirler iyi değilmiş, beğenilmemiş.

Konu açıldı mı, “Kediler, köpekler bile benden daha güzel şiir yazar,” diyor Şair Amca.

Ona sorarsanız, insanlar deneyip başarılı oldukları işleri yapmalı. Şair Amca pek çok iş denemiş. Şoförlük yapmış bir süre. TIR’la uzak ülkelere meyve taşımış. Günleri çoğunlukla yollarda geçtiği için, bir süre sonra sıkılmış bu işten. Sonra gezici kitapçılık yapmış. Köylerde, kasabalarda yaşayanlara kitap satmış. Gitmediği şehir kalmamış. Bu işten de bıkınca, arıcılığa merak salmış. Binlerce arıyla, onlarca kovanla ilgilenmiş. Bal üretmiş. Arılar bir sabah Şair Amca’yı ve kovanları terk edince, işsiz kalmış yine. “İşsizlik de bir meslek, bakmayın siz. Belki de mesleklerin en zoru,” der Şair Amca. Neyse, bir fotoğrafçı dükkânı açmış. Ardından, küçük bir kamyonetle ev ve eşya taşımış… Şair Amca’nın senli benli olduğu öyle çok iş var ki, sayın sayabildiğiniz kadar.

Fiko’nun anne babasının omuz omuza verip çalıştığı fırının önünde, dev gibi bir dut ağacı var. Bu ağacı buraya kimin, ne vakit diktiği bir muamma. Fiko’yla tanıştıkları gün, işte bu dut ağacının gölgesinde dinleniyordu Şair Amca. Fırından az önce aldığı sıcak ekmeği koparıp koparıp ağzına atıyordu. Kuru ekmek yemeye bayılırdı, çocukluğundan beri.

Fiko okuldan yeni gelmişti. Çantasını fırının kapısına dayadı. Önlüğünü yolda çıkarıp, çantasına tıkıştırmıştı bile.

Şair Amca’yla Fiko birbirini çoktandır görüyor, uzaktan uzağa inceliyordu. Tanışmadıkları için hiç konuşmamışlardı ama.

“Sen hiç dut ağacına çıktın mı?” diye bir laf attı Şair Amca, Fiko’ya.

Geçerken başını kaldırıp, ağacın dallarına baktı Fiko. Sonra da Şair Amca’nın kırmızı sakalına.

“Hep çıkıyorum,” dedi. Burnunun ucuyla, yan tarafı işaret etti. “Annemle babam, şu fırında çalışıyor. Ben de her gün çıkarım bu ağaca.”

Ağzına bir lokma ekmek daha attı Şair Amca.

“Yaaa… Hem de her gün demek,” diye mırıldandı.

Ağacın yaprakları, ‘Yalan atma Fiko,’ der gibi kıpırdandı. Rüzgâr, dut ağacının taze dallarının arasında dolaştıktan sonra aşağı süzüldü. Şair Amca’nın kocaman kırmızı sakalında ve Fiko’nun saçlarında gezindi. Şair Amca, yanaklarını şişire şişire taze ekmeği bitirdi. Fiko, daha önce tırmanmayı aklından bile geçirmediği dut ağacının gövdesine, yaşlı dallarına dikmişti gözünü.

On dakika sonra anne babası, hem biraz dinlenmek hem de Fiko’ya bakmak için fırının önüne çıktığında, onu dut ağacının tepesinde buldu. Yanında Şair Amca’yla birlikte üstelik. Az önce tanışan bu iki kafa dengi, ağacın dallarına kurulmuş, yeni olgunlaşmaya başlayan dutları seçip seçip mideye indiriyordu.

Zehra Hanım ve Ömür Bey ne diyeceklerini bilemedi. Bir süre ağacın tepesine ve birbirlerine şaşkınlıkla bakıp durdular.

Zehra Hanım, “Bu oğlan kime çekmiş, anlamadım ki!” diye söylenerek fırına döndü. “Düşmeden indir şunu ağaçtan Ömür.”

Ömür Bey’se Şair Amca’ya mı, oğluna mı çatsın, karar veremedi. Bir şeyler söylemek ve onları ağaçtan sağ salim indirmek için seslendi Fiko’ya:

“Aç karnına yeme o dutları. Karnın ağrıyacak. Gel de yemek ye önce.”

Fiko, ilk kez bir ağaca çıkıyordu. Birlikte ağaca tırmandığı bu kocaman kırmızı sakallı adama hemen kanı kaynadı. Siz de bir gün yeni tanıştığınız biriyle beraber bir ağaca çıkarsanız, hemen arkadaş olursunuz.

Şair Amca ile Fiko’nun arkadaşlığı, baharın son demlerinin yaşandığı o güne rastlar işte. Ve dut ağacının tepesinde başlar.

Ağaçtan, kolları sıyrıla sıyrıla indiklerinde Fiko, babasının ardından fırına gitmeden önce, “Necisin sen?” diye sordu.

Şair Amca gözleriyle yolun karşısındaki kitapçı dükkânını gösterdi.

“Kitaplar için ev kuruyorum,” dedi.

(…)

*Bu okuma parçasının yayını için Günışığı Kitaplığı’na teşekkür ederiz.

Ömer Açık, 1980 yılında Adana’da doğdu. Daha sonra taşındığı Ankara’da büyüdü. Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. Eğitiminin ardından önce Adana’nın bir köyünde, sonra da Mardin’de öğretmenlik yaptı. Çocuklarla çocuk olmayı, çarşı pazar dolaşmayı ve yolculuklara çıkmayı seviyor. Çocuklar için yazdığı ilk romanı Menekşe İstasyonu’nda (2015) bir mahalle ve dayanışma öyküsü anlatan Açık, eşiyle birlikte İstanbul’da yaşıyor ve öğretmenlik mesleğini sürdürüyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.