Büyük A – Nilüfer Güngörmüş

 

“Sevim Burak’ın yarım kalan projesi üstünde çalışarak Ford Mach I romanını yayına hazırlayan; “A’dan Z’ye Sevim Burak” kitabını ve Feride Çiçekoğlu’nun “kendi başına bir senaryo okulu, bizim sinemamız için eşsiz ve benzersiz bir senaryo, bir başyapıt” olarak adlandırdığı Korkuyorum Anne filminin (Reha Erdem’le birlikte) senaryosunu yazan; Bresson, Duras, Lacan çevirmeni ve psikanalist Nilüfer Güngörmüş’ün tek öykü kitabı Büyük A, yıllar sonra, yeni öyküler eklenmiş, gözden geçirilmiş haliyle okurlarla buluşuyor. Büyük A her anlamda biricik bir kitap. Çoksesli kurgusuyla, ayrıksı diliyle, Türk edebiyatının sıradışı şiirsel düzyazı metinlerinden biri. Güngörmüş’ün işi ışıklarla, renklerle değil. Kelimelerle. İnsanların dünyasının küflü kelimelerini eline alıp tek tek inceliyor. Unutulan, anımsanan, evleri dolduran, birleşen, ayrışan, iç içe geçen, kendi öykülerini kurmaya başlayan kelimeler, bedenin, belleğin, hastalığın, ölümün karşılıklarına dönüşüyorlar.” Büyük A’dan aynı adlı tam öyküyü yayımlıyoruz.

büyük a

 

Karanlık.

Karşı karşıyayız.

Gözlerimin içine bakıyor.

Gözlerinin içine bakıyorum.

Balina gözlü bir hayvan karanlık. Gözlerinde ne sevgi var, ne de nefret. Yansız ve dümdüz bakıyor. Gözlerini insanın üstünden çevirmeyen ısrarcı bir hayvan. Ben çeviriyorum.

Karanlığın bilgisi yüreğimi yalayıp geçti bir kez. Susmak bilmiyor. Israrcı sesiyle içimden tekrarlayıp duruyor:

KARAN-LIK… KARAN-LIK

KARAN-LIK… KARAN-LIK

Saatin tiktakları gibi. Onunla yatıyorum. Onunla kalkıyorum. Onunla soluk alıp veriyorum. Karanlığın titreşimlerini dış dünyaya taşıyan iletken bir vücudum adeta.

İçimdeki karanlıktan karanlığın içine sesleniyorum. BENİ DUY. Sesim yırtarak geçiyor karanlığı. Belki de, suya dalan yüzücünün sivri ve esnek kütlesi gibi zarafetle yarıyor. Etrafa sıçratıyor. Sessiz bir şangırtıyla parçalıyor. Tuzla buz ediyor. Renkli billur parçaları havaya dağılıp sonra yine sessizce aşağıya dökülüyorlar. Siyahlıklarına kapanıyorlar.

Karanlığı anlatmak çok güç. Kelimeleri bir balinanın suyun altındaki çığlıkları gibi içini ürpertiyor insanın. Kulaklarını yakıyor. Acıtıyor.

Karanlık acı bir haykırış. Ya da bir sarsılma. Kısa. Son nefesim.

Karanlık.

Karşı karşıya duruyoruz.

Gözlerimin içine bakıyor.

Gözlerinin içine bakıyorum.

Hiç kıpırdamıyorum.

image6

KARANLIK:

Karanlığın belli belirsiz bir tadı var. Naftalin kokusu gibi, bir ürperti bırakıyor insanın çene uçlarında.

Değişmez bir ısısı var.

Kalp atışları düzenli.

Nabız normal.

Ne heyecanlanıyor. Ne de korkuyor. Sevinç belirtisi göstermiyor.

Yorulmuyor.

Uykusu gelmiyor.

Dalmıyor.

Silkinmiyor.

Gözkapakları kıpırdamıyor.

Seğirmiyor.

Kauçuk bir kabuk gibi kendini sıkıca sarıyor.

Karanlık beni aldatıp, bir lastik top gibi önümden sıçrayarak kaçıyor. Gördüğüm hayal mi bilmem. Ama hayallerle hülyalarla uğraşacak vaktim yok. İşim kelimelerle benim. İnsanlar dünyasının küflü kelimelerini elime alıp, teker teker çıkarıyorum.

İŞTE.

Yine de karanlığa dokunamadığımı görüyorum. Karanlığa dokunmam imkânsız. Karanlığın dokunulmazlığı var.

KARANLIK.

Elimi uzatıyorum, içersini görmeden şöyle bir dolaştırıveriyorum elimi. Hemen çekiyorum. Elime bulaşıyor.

Şimdi de dilimi sokuyorum içeriye. Birazını alıp, buz parçası gibi dilimin üzerinden kaydırıyorum, hızla boğazımdan geçip mideme iniyor.

Karnımda karanlıkla kalkıp dolaşıyorum. Karanlık karnımdan konuşuyor.

Elimle karnımı tutarak yatağa kadar yürüyorum. Bir ağırlık veriyor çünkü. Uzanıyorum. İçimde akvaryumdaki su gibi bir aşağı bir yukarı çalkalanıyor. Başımdan ayaklarıma. Ayaklarımdan başıma. Durmuyor. Zaptedemiyorum. Yorgun bir akvaryumum ben. Tabii karanlık içimden dökülüyor. Her yer batıyor

Hem bende, hem bende değil karanlık. Her kelime en iyi kendisini anlatıyor aslında.

Dünyanın karanlık sularında sonsuz bir hayat sürüyor. Halbuki ben daha karanlığı bile anlatabilmiş değilim.

Karanlık. En sıcak renklerden bile daha yakıcı. Yaklaşmaya gelmiyor. Sinsice bekliyor. Yanardağ gibi en beklenmedik anda korkunç bir gümbürtüyle püskürtüyor lavlarını. Bütün azametiyle fışkırıyor karanlığın içinden. Kasıp kavurarak yayılıyor. Geçtiği yeri kurutuyor. Cilalı taş gibi kaplıyor yüzeyleri. Karanlığın parıltılı izi kalıyor geride. Kat kat karanlık karanlığın içinde yükseliyor.

Karanlığın içinde karanlığı nasıl görebilir insan bilmiyorum. Benim işim ışıklarla, renklerle değil. Kelimelerle.

Karanlığa bir kedinin parlayan gözleriyle bakıyorum. Olmuyor. Karanlığa bir köpeğin siyah beyaz gözleriyle bakıyorum. Olmuyor. Karanlığa bir yarasanın kör gözleriyle bakıyorum. Olmuyor.

Karanlık. Karşımda duruyor. Sudan yeni çıkmış gibi. Pırıl pırıl. Gözlerinde ne sevgi var ne de nefret. Yansız ve dümdüz bakıyor. Bakmadan edemiyorum.

Karanlığın ikiye yarıldığı kırık hattından içeriye sesleniyorum. BENİ DUY. Karanlığın içinde sesim yolunu arıyor. Ürkekçe ilerliyor. Ağzımdan çıkan her sözde karanlığın kuşkusu doluyor içime. Sözlerimle yalancı durumuna düşmek istemiyorum. Yalanlarla, dolanlarla işim yok. İşim kelimelerle benim.

Gözlerimi kapatıyorum. Ölmeden önce insanın bütün hayatının gözlerinin önünden geçmesi gibi, hayatımın bütün kelimeleri ses, söz, harf, şekil cümbüşü içinde aklımdan gelip geçiyor. Kısacık bir an içinde göz kamaştırıcı bir parıltıyla yanıp sönüyorlar. Daha önce bu kadar çok kelimeyi bir arada görmemişim. O kadar çok.

O kadar güzel. Harikulade. Dayanılmaz. Göz alıcı. Büyüleyici. Allak bullak edici. Yine de karanlığın yanında kelimelerim ne kadar güçsüz ve cılız kalıyor. Ateşe atılan saman parçaları gibi bir anda kavrulup yok oluyorlar.

KARANLIK.

Uçsuz bucaksız bir ova.

Pürüzsüz yüzeyiyle önümde uzanıyor.

Ne ulu dağlar var. Ne derin vadiler. Ne de kuytu orman köşeleri.

Nereye baksam karanlığın çıplak, yalın, dümdüz gerçekliğini görüyorum. Kilometrelerce uzanıyor.

Kilometreleri aşıyor.

Karanlık bildiğim bütün ölçüleri aşıyor. Bildiğim bütün genişliklerden daha geniş. Bildiğim bütün esnekliklerden daha esnek. Bildiğim bütün yoğunluklardan daha yoğun.

Karanlığın yanında bildiğim her şey boş ve yararsız kalıyor. Geçici. Geçmeyen karanlık.

KARANLIK. Tam kurtuldum dediğim anda, içimden bir ok gibi fırlıyor.

Aklım duruyor.

İçinde bu kadar büyük bir karanlıkla insan nasıl ayakta durabilir?

Elimle karnımı tutarak yatağa kadar yürüyorum. Uzanıyorum. Karanlık içimde akvaryumdaki su gibi bir aşağı bir yukarı çalkalanıyor. Başımdan ayaklarıma. Ayaklarımdan başıma. Korkunç bir sarsıntıyla ve gümbürtüyle oluyor bu. Karanlık duyularımı keskinleştiriyor sanki. En hafif sesleri bile duyuyorum / ZAR / ÖRS / ÇEKİÇ / irkiliyorum / SİNİRUCU / SİNİR / BEYİN / Oksijen burun deliklerimden içeriye gümbürtüyle doluyor / KIKIRDAK / MUKOZA / KILCAL DAMARLAR / İncecik ipliğimsi tüyler havanın aktığı yönde eğiliyor / NEFES / GENİZ / OKSİJEN / Kalbim kanı pompalıyor /SAĞ KAPAKÇIK / Bırakıyor / SOL KAPAKÇIK / Pompalıyor / SAĞ KARINCIK / Bırakıyor / SOL KARINCIK / Kanım damarlarımı uğultuyla katediyor / ALYUVAR / AKYUVAR / Akıl almaz / KARANLIK / Bir gürültü kopuyor içimde / HAYAT / Hücrelerimin içinde karanlık bir sıvı / DNA / RNA / Bir aşağı / ÇEKİRDEK / Bir yukarı / SARMAL / Salınıp duruyor / SANTROZOM / Kendimi uysalca bırakmayı deniyorum / KONDRİYOM / Olmuyor / Kendimi unutkan bir bırakışla bırakmayı deniyorum / SİTOPLAZMA / Olmuyor / Çaresizlik içinde, giysilerimi teker teker çıkarıyorum karşısında

İŞTE BEN: AMELİYAT MASASINDAKİ GİBİ ÇIRILÇIPLAĞIM.

Ve kendimde gerçek ve benzersiz olan ne varsa, hepsini teker teker çıkarıp atıyorum önüne.

BÜYÜK A / AKCİĞERLERİM / N / NEFES BORUM / K / KALBİM / M / MİDEM / S / SAFRA KESEM / B / BAĞIRSAKLARIM / B / BÖBREKLERİM / K / KARACİĞERİM / D / DALAĞIM / A / ATARDAMARLARIM / T / TOPLARDAMARLARIM / S / SİNİRLERİM / O / OMURİLİĞİM / H / HÜCRELERİM / H / HÜCRELERİMİ / D / DOLDURAN / K / KOYU / R / RENKLİ / S / SIVI / VE DİYORUM Kİ / İ / Ş / T / E / B / E / N

N / E / F / E / S / B / O / R / U / M / İ / D / E / M / B / A / K / A / L / B / İ / M / A / T / A / R / D / A / M / A / R / L / A / R / I / M / D / A / N / A / K / A / N / K / A / N /I / M / S / A / F / R / A / K / E / F / G / H/ I / İ / J / K / L / M / N / O / P / R / S / T / U / Ü / V / Y / Z /

*Bu okuma parçasının yayını için Everest Yayınları’na teşekkür ederiz.

Nilüfer Güngörmüş, Türk senarist, yazar, editör, çevirmen, psikanalist. Galatasaray Lisesi, ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdikten sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji Yüksek Lisansını tamamladı. Psike İstanbul ve Uluslararası Psikanaliz Birliği (İPA) üyesi Erdem, 2009’dan bu yana Uluslararası Psikanaliz Yıllığı adıyla yayımlanan The International Journal of Psychoanalysis’in Türkiye editörüdür. Korkuyorum Anne’nin senaryosunu Reha Erdem ile birlikte yazmıştır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.