Büyük Gökbilimciler – Robert Stawell Ball

 

“”Tüm doğa bilimleri içinde, sorgulayan kişiye gökbilim kadar görkemli nesneler sunan bir başka bilim dalı daha yoktur. En eski zamanlardan beri yıldızların incelenmesi, günümüzdeki cazibesine sahip olagelmiştir. En ilkel toplumlarda, Güneş, Ay ve yıldızların hareketleri, insan ilişkileri üzerinde sahip oldukları düşünülen etkileri nedeniyle ilgi çekmiştir.” Cambridge Üniversitesi Lowndean Gökbilim ve Geometri Profesörü olan Robert Stawell Ball’ın kaleme aldığı bu kitapta, yalnızca gökyüzünü seyreden yıldız gözlemcilerinden tutun, masası başında çalışan soyut matematikçilere varıncaya dek pek çok farklı alanda çalışan nice gökbilimcinin, bilim tarihine yaptığı değerli katkıları bulacaksınız.” Büyük Gökbilimciler’den Önsöz ve Giriş bölümlerini yayımlıyoruz.

Tüm doğa bilimleri içinde, sorgulayan kişiye gökbilim kadar görkemli nesneler sunan bir başka bilim dalı daha yoktur. En eski zamanlardan beri yıldızların incelenmesi, günümüzdeki cazibesine sahip olagelmiştir. En ilkel toplumlarda, Güneş, Ay ve yıldızların hareketleri, insan ilişkileri üzerinde sahip oldukları düşünülen etkileri nedeniyle ilgi çekmiştir.

Gökbilimin pratikteki faydaları ilk çağlarda da aşikârdı. Eski Çağ deyimleri, gök cisimlerinin çiftçilere hareketleri ile nasıl rehberlik ettiğini göstermektedir. Yıldızların konumu ekim ve hasat zamanına işaret ederdi. Sonsuz okyanusta yolunu arayan denizciler içinse, onlara yol gösterebilecek tek güvenilir işareti yine gök cisimleri sunardı. Bu nedenle, yıldızların hareketini izlemek için hem entelektüel meraktan hem de ihtiyaçtan doğan bir dürtü söz konusuydu. Böylece gökyüzünün sergilediği sürekli değişen gök olaylarının nedenlerine yönelik bir arayış başladı.

İlk keşiflerin çoğu gerçekten de tarih öncesi dönemlere dayanmaktadır. Gökyüzünün günlük hareketi ve Güneş’in yıllık döngüsünün, insan yapılarının atfedilebileceği en eski dönemlerden daha da eski tarihlerden bu yana bilindiği düşünülmektedir. İlk gözlemcilerin dehası, onların günümüzde gezegen olarak adlandırdığımız daha önemli gök cisimlerini diğerlerinden ayırabilmelerini sağladı. İlk gözlemciler, yıldıza benzer bu cisimlerin – Jüpiter, Satürn, Mars ve daha rahat görülebilen Venüs’ün – etrafında hareket ettikleri ve yalnızca yüzeysel olarak benzedikleri sabit yıldızlardan farklı bir sınıf oluşturduğunu gördüler. İlk gökbilimcilerin bilgileri daha da derinlere iniyordu çünkü çok nadir görülmesine karşın Merkür’ün de bu sınıfa ait olduğunu fark etmişlerdi. Elimizdeki gökyüzü gözlemlerine dair en eski kayıtlar Çin yıllıklarında bulunuyor olsa da, görünüşe göre çok eski bir dönemde Babil’de tutulmalar ve diğer gök olayları gözlemlenmişti.

Gökbilim çalışmalarının, kelimenin bizim anladığımız anlamıyla, İskenderiye’de Ptolemaios hanedanlığının saltanatı döneminde başladığı söylenebilir. Bu dönemin en ünlü bilim adamı, İ.Ö. 160 civarında Rodos’ta yaşamış ve çalışmış olan Hipparkos’tur. Gözlemlenen gerçekleri düzenli bir bilim dalına dönüştüren, Hipparkos’un olağanüstü incelemeleridir. Hipparkos, gökbilimcinin ilk yükümlülüğünün gökte bulunan cisimlerin mümkün olduğu kadar tamamını içeren bir liste oluşturmak olduğunu kabul etmiştir. Böylece Hipparkos, günümüzde modern gökbilimcilerin sahip olduğu meridyen daire aygıtları ve kameralı teleskoplarla sürekli meşgul oldukları görevin bir benzerine, fakat daha küçük çaplısına, soyunarak işe koyulmuştur. Alanında günümüze ulaşan en eski çalışma olmasından dolayı gökbilimciler için özel bir değer taşıyan, içinde başlıca sabit yıldızlara yer verdiği bir katalog düzenlemiştir. Ayrıca Güneş ile Ay’ın hareketlerini de incelemiş ve bu süreçteki kesintisiz değişimleri açıklamak için teoriler üretmiştir.

image2-1

Gezegenlerin karmaşık hareketlerine tatmin edici bir açıklama getirmeye çalışırken çok daha zorlu bir sorunla karşılaştı. Konuya mantıklı bir açıklama getirecek bir teori kurgulamak için, bu gezgin yıldızların konumlarına yönelik pek çok gözlemde bulundu. Hipparkos’un kaydettiği ilerlemenin ne denli büyük olduğunu, ancak gökbilim odaklı çalışmaları için ön çalışma niteliği taşıyan, sorduğu sorulara yalnızca onun aracılığıyla cevap alabileceği bir matematik dalı icat etmek zorunda kalışını düşündüğümüzde takdir edebiliriz. Günümüzde trigonometri olarak bildiğimiz vazgeçilmez hesaplama metodunu bu amaçla icat etmiştir. Bu güzel sanatın sağladığı yardım olmaksızın, astronomik hesaplamada herhangi bir ilerleme kaydedilmesi mümkün olmazdı.

Hipparkos’un gelmiş geçmiş en büyük dehalardan birine sahip olduğunu gösteren en büyük keşfi, yörüngesel salınım olarak bilinen gök hareketini bulmasıdır. Özellikle de Hipparkos’un gününde gök cisimlerinin gözlenmesi için gereken araçların ilkel ve eski tarihlerden kalma mevcut gözlemlerin son derece yetersiz oluşu hatırlandığında, bu keşif için yapılan çalışma kıyasıya yoğun bir araştırma gerektiriyordu. Tüm zorluklara karşın, yörüngesel salınım gibi bir olayı keşfeden ve bu olayın gerçek boyutunu gösterebilen bu adamın dehası karşısında yalnızca hayrete düşebiliriz. Bu nadir gök olayının doğasını açıklamaya çalışacağım çünkü gökbilimin sonraki gelişim sürecinde birçok muhteşem örneğine rastladığımız, bilim tarihinde hatasız gözlem ile becerikli yorumu bir arada sunan ilk örnek olduğu söylenebilir. Ekinoks kelimesi, gece ile gündüzün eşit olması durumunu ifade eder. Ekvator üzerinde yaşayan biri için, şüphesiz yılın her zamanında gece gündüze eşittir; fakat iki yarıkürenin diğer herhangi bir yerinde yaşayan biri için gece ile gündüz genellikle eşit değildir. Ancak, gece ve gündüzün tüm Dünya’da on ikişer saat olduğu, biri ilkbaharda diğeriyse sonbaharda olmak üzere, iki durum vardır. Gece ve gündüzün, ilkbaharda eşitlendiği zaman Güneş’in gökyüzünde aldığı konuma ilkbahar noktası denir. Benzer şekilde, Güneş’in bir de sonbahar ekinoksunda konumlandığı nokta vardır. Gök olaylarının incelenmesinde bu iki ekinoksun gökyüzündeki konumları oldukça önemlidir; Hipparkos dehasının içgüdüsüyle, bu önemin farkına vararak bu iki nokta üzerinde çalıştı. Anlaşıldığı üzere, gökyüzünde bir noktanın konumunu çevresindeki yıldızlara göre belirleyebiliriz. Elbette yıldızları gündüz göremeyiz ama onlar yine de oradadır. Hipparkos’un dehası, iki ekinoksun da konumunu yakınlarındaki yıldızlara göre belirleyebilmesini sağladı. Bu noktaların değişik dönemlerde gökyüzündeki konumlarını inceledikten sonra, hareketin gökyüzünde tam bir turu tamamlaması için 25 bin yıl geçmesini gerektirecek kadar yavaş olmasına rağmen, her bir ekinoksun yıldızlara göre hareket ettiği sonucuna vardı. Hipparkos bu olayın izini sürdü ve öyle sağlam bir temele oturttu ki, o zamandan beri tüm gökbilimciler yörüngesel salınımı gökbilimin esas ilkelerinden biri olarak kabul ettiler. Hipparkos’un bu olağanüstü keşfinin üzerinden ancak 2 bin yıl sonra, bu hareketin nedeni Newton tarafından açıklandı. Hipparkos’un zamanından günümüze kadar gökbilim durmadan gelişti. Büyük gözlemciler dönem dönem birbiri ardına gök cisimleriyle ilgili yeni olayları ortaya çıkarmak için sahneye çıktılar, bazı dönemlerdeyse müthiş dehalar birbiri ardına bu gözlemlerin asıl önemini açıklamak için sahneyi devraldılar. Bu nedenledir ki, gökbilimin tarihi, gelişimini icraatlarına borçlu olduğu büyük şahsiyetlerin tarihiyle bir bütün hâline gelir.

Takip eden bölümlerde icraatlarıyla gökbilimin yaratılmasında rol almış olan büyük filozofların yaşam ve eserlerine kabaca değinmeye çalıştık. Gökbilimin temellerini atan Hipparkos’un ardından bu bilime Orta Çağ boyunca öğretildiği şeklini veren Klaudyos Batlamyus (Ptolemy) ile başlayacağız. Sonrasında ismi evren algımızda yaptığı büyük devrimle özdeşleşen Kopernik ile ilerleyeceğiz. Devamında Galileo ve Newton’un dehaları ile aydınlanan dönemlere uzanacak, sonrasında da çalışma ve dehaları ile insanlığın bilgi sınırlarını genişleten daha güncel kâşiflerin kariyerlerine göz atacağız. Tarihimiz, yeni kaybettiğimiz nesilde çalışmalar yapmış olan bazı tanınmış gökbilimcileri kapsayacak kadar yakın zamanlara dek inecektir.

(…)

*Bu okuma parçasının yayını için Altın Bilek Yayınları’na teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.