‘Okuru o yere, o zamana, o insanların arasına, o duyguya ulaştırabilen metin başarılıdır.’

 

‘Ben Bir Başkasıdır’, Cansu Yılmazçelik’in K Dergi’deki yazılarından bir seçme… ‘Edebiyat Eğlencelidir’ sloganıyla haftalık olarak yayınlanan bu güzel edebiyat kültür dergisi, ne yazık ki artık yayınlanmıyor. Bütün ‘fikri olan’ işler gibi, yayınlandığı dört yıl boyunca seveni olduğu kadar sevmeyeni de olan, çok tartışılan ama kayıtsız kalınamayan bir projeydi K Dergi… Alkım yayınlarının sunduğu dergi, bir grup gençleri edebiyata yönlendirecek renklilikte diye beğeniliyordu, ancak yazarların özel yaşamlarından bahsedilmesine de tepki duyuluyordu. Cansu Yılmazçelik’in K Dergi yazılarından bir seçmeyi içeren ‘Ben Bir Başkasıdır’ bir anlamda bu geçmiş tartışmayı bitirecek güçte metinleri bir araya getiriyor…

Sizin de arka kapakta yazdığınız gibi, K Dergi ile ilgili tartışmaya girmeden, sizin metinleriniz hakkında konuşmaya geçemeyeceğiz sanırım. Siz K Dergi tecrübenizi, hem kendi yazarlığınız hem de kültür ve edebiyat yayıncılığı açısından nasıl anıyorsunuz?
Her şeyden önce yazı disiplini açısından bana epey katkısı olduğunu söyleyebilirim. K Dergi’den evvel, yalnızca benim istediğim zamanlarda ve yalnızca ben istediğim için yaptığım bir işti yazmak, ancak haftalık bir dergiye yazı teslim etmem gerektiği zaman, böylesi bir disiplinin ne kadar zorlayıcı bir şey olabileceğini algıladım. Bir de birilerinin hayatı üzerine kurulu yazılar yazmaya kalktığınız zaman, ister istemez empati duygusunun gerçek anlamını öğreniyorsunuz, sanırım K’dan önce daha geçimsiz biriydim…

K gibi bir dergiyi kültür ve edebiyat yayıncılığı açısından cesur bir girişim olarak görüyorum. Sonuçta bu ülkede edebiyatla ilgili özneler vasat sınırlarla değerlendirilmez, bunlar ya çok sevilir ya da yoğun bir biçimde aşağılama- küçümseme duygularıyla karşılanır. Biri mantıklı bir şey söyleyecek olsa ona” Edebiyat yapma” denen bir yer burası, böyle bir yerde edebiyat adına yapılan her girişim cesurcadır, başarıya ulaşsa da ulaşmasa da…

cansuyılmazçelik1 ANASAYFA.cansuyılmazçelik

Bir söyleşide, derginin başarısını, ‘ukalalık’ yapmamanıza ve anlaşılır yazmanıza bağlamışsınız. Edebiyat metinlerinde veya edebiyat yayıncılığında, neyi ‘ukala’ buluyorsunuz?
Cümleyle kastettiğim şey, çoğunluğun anlamadığı kelimeler kullanarak üretilen edebî ürünün, istenen sayıda okura ulaşamaması durumunda bunu çok da yadırgamamak gerektiğiydi. İnsanların anlamını bilmedikleri kelimelerle kurulu ve dolayısıyla sözlüğe bakmadan anlayamayacakları cümlelerle dolu bir yazıya ilgi göstermelerini bekleyemezsiniz. Bu noktada asıl mesele, çok eskilerden gelen ve hâlâ konuşulan o meşhur soru oluyor: Sanat kimin için yapılıyor?

Bir de dergideki hiçbir yazarda okuyucuya alttan alta gösterilen bir “Ben senden çok daha iyi biliyorum bu konuyu, bak da öğren” değneği yoktu, okur da ikide bir bu değnekle dürtülmeden okuyordu yazıları. Ama tabii bu da biraz önce bahsettiğim o çok eski tartışmanın bir başka dalına açılıveriyordu bir anlamda: Okurun bu kadar rahat okuyabildiği bir metin edebî midir değil midir? Okuru o yere, o zamana, o insanların arasına, o duyguya ulaştırabilen metin başarılıdır bence. Umarım bunu yapabilmişizdir biz de…

Yazdıklarınız biyografi metinleri mi size göre, yoksa önemsediğiniz  yazarlarla ilgili denemeler mi?
K Dergi için yazdığım yazıların hiçbirine biyografi metni diyemem, bunu söylersem o yazıların ortaya çıkmasını sağlayan, yararlandığım kaynakları yaratan biyografi yazarlarına haksızlık etmiş olurum her şeyden önce. Her yazı için olabildiğince çok kaynak toplayıp okudum ve gerçek bir biyografinin nasıl uzun bir mesai ürünü olabileceğini gördüm çünkü. Dergi yazılarında beklenen, bahsi geçen yazarın, mutluluklarını, acılarını, kavgalarını, zaman zaman sapkınlıklarını, aşklarını, hatta aile ilişkilerini, kısacası bir insan, basit bir insan olarak geçirdiği o hayatı, o hayattaki başlıkları aktarmaktı. Yazılarımın çerçevesini yazarın bütün hayatını kapsayacak biçimde çizmem mümkün değil, çünkü en basit insanın hayatı bile birkaç kitabın izinden giderek ve üç beş sayfada özetlenemez.

K Dergi’nin yazı dengesinde sizinki gibi denemeler, biyografiler çok ağırlıktaydı. Ve bu bir yazarı keşfetmek için bulunmaz bir fırsattı. Yoğun ve akademik edebiyat eleştirisi yayınlayan edebi dergiler dışında, yazarlar hakkında bilgiye ulaşmak bu kadar zorken, bu dergi neden çok eleştirildi sizce?
İnsanların yazdıklarının izinden duygu dünyalarına ulaşmaya çalışmak daha tercih edilen bir yöntem sanırım. Bu dergiyse bunun tam tersini yaptı, merkeze aldığı olgu, yazarın eseri değildi çoğunlukla, kendisiydi. En büyük eleştiri de bu noktada geldi zaten; “Onların özel hayatları bu” dendi, “bizi ilgilendirmeyen, üstelik zaman zaman müstehcenlik sınırına varan bunca ayrıntıdan bize ne” diyen oldu, dergi “edebiyat magazini” oluverdi birdenbire. Oysa bu ayrıntılar, önemliydi, hatta eserleri açısından bakıldığında belirleyici bile olabiliyordu! Kaldı ki, yazarların eserleriyle ilgili sayısız eleştiri yazısı bulunabilirdi -bunu yapan pek çok yayın var halihazırda- ya da o yazara ait eserler kolaylıkla edinilebilirdi ama birçok kaynağa başvurulmuş ve neredeyse bir hap biçiminde sunulmuş, tepkisel olarak tek beklentisi biraz merak uyandırmak olan yazıları bir dergide bulmak da, saydığım tüm bu olanakların yanında bir başka seçenek olarak değerlendirilebilirdi. Kimileri bunu o kadar da değerli bir seçenek olarak görmemiş olabilir.

Yazarların özel hayatından bahseden ‘magazin eki’ nitelemesi biraz ağır değil miydi?
Dergiye  “magazin eki” diyenlerin haklılığından ya da haksızlığından söz etmek anlamsız geliyor bana. Bu, o yazıları okuyan insanların bakış açılarıyla fazlaca ilişkili; bir okura çok dokunan, fazlasıyla müstehcen gelen bir paragrafı bir diğer okur doğal karşılayıp hızlıca geçebilir. Dergiyi “edebiyat magazini” olarak tanımlayanlar var olduğu gibi, derginin edebiyat alanında bir çığır açtığını yazan insanlara da rastlamak mümkün.

Siz ve diğer K Dergi yazarları, o dönemde eleştirilerden nasıl etkilendi? Sizin de yayıncı kuruluşta editör olarak çalışıyorsunuz. K Dergi’nin editöryel süreçlerinde nasıl karşılandı bu durum?
K Dergi ekibine dahil olmuş yazarların bu eleştirilerden çok etkilendiğini düşünmüyorum. Sonuçta yazısını yayımlatmaya kalkmış her insan, o yazı yüzünden birileri tarafından duvardan duvara fırlatılabilme ihtimalini de göz önünde bulundurması gerektiğini sezebilir. Onaylanma kaygısı taşıyan kişilerin yazma eylemini uzun zaman sürdürebileceklerine inanmıyorum. Yayıncı kuruluşta editörlük yapıyor oluşum, K Dergi’ye bu anlamda bir katkıda bulunduğum anlamına gelmiyor. Bahsi geçen eleştiriler doğrultusunda hiçbir yazımın orasını burasını kırpmaya kalkmadıklarına göre, derginin yöneticilerinin de bu eleştirilerden büyük bir rahatsızlık duymadıkları ortada.

K Dergi çok satıyordu. Neden yayını sona erdirildi?
Pek övündüğümüz fotoğrafların getirdiği görsel zenginlik sürdürülemedi; derginin çekirdek yazar kadrosu da dağıldı zamanla. Yayıncı kuruluş olan Alkım, Taraf Gazetesi’nin üzerine düştükçe K Dergi kan kaybetti.

Bir de belirli ve dar bir formatla sürmesi gereken işlerin yola çıkıldığı andaki o muhteşem hevesle sürdürülmesi de çok kolay bir şey değil galiba.

cansuyılmazçelik3 cansuyılmazçelik2

Siz, derginin yayını sona erdikten sonra bu türde yazılar yazmaya devam ettiniz mi?
Hayır, bu türdeki yazıları yalnızca K için yazdım. Dergi yayımlanırken, o formata sıkışıp kaldığımı, artık kendi kendimi tekrar etmeye başladığımı fark edip dergiden ayrılmıştım, ayrıldığım zaman bir süre Taraf Gazetesi için denemeler ve aynı gazetenin kültür-sanat ekinde kitap tanıtım yazıları yazdım.

Sizin –bu kitapta da yer almış- yazılarınız üzerinden örneklersek, büyük şairler Rimbaud ve Verlaine arasındaki eşcinsel aşkı konuşmak, onların şiirine girmek, çağı anlamak için fırsat değil midir? Bundan konuşmak, o yazıyı yazanı mı değersizleştiriyor, söz konusu şairleri mi, bu eleştirilerin hedefi ne?
Birilerinin hayatıyla ilgili ayrıntılardan bahsetmek, doğamızda bulunan en basit duygulardan birinin tatmininden ibaret: Merak ediyoruz çünkü! Bizim ilgilerimiz, merakımız o kadar belirleyici ki o merakla gazeteler yönetiyor, tv programlarını şekillendiriyoruz. Merak ettiklerimizi bu kadar açık bir biçimde belli edebildiğimiz ve birilerinin de bu duyguyu tatmin için çırpındıkları böyle çağda neden yazarların, şâirlerin, felsefecilerin hayatlarını da konuşamayalım, bunu anlayamıyorum.

Edebiyat alanında eserler verenlerin hayatları hakkında konuşulduğunda saygınlıkları zedelenir diye mi korkuyoruz? Bence bu noktada bir sorun yok; belli bir yaştan sonra insan, kendisinin de zaman zaman saçmalık yapabileceğini fark ediyor zaten; bize bizi gösteren edebiyatçıların da arada bir birilerinin yadırgayabileceği şeyler yapmış olmalarının doğal olduğunu biliyoruz aslında hepimiz.

Virginia Woolf ile ilgili benzersiz güzellikte bir yazı kaleme almışsınız. Michael Cunningham’ın kitabından, Stephen Daldry’nin çektiği Saatler filminin izleğinden yürüdüğünüz yazıda, “Daldığı saatlerde kendi zamanının bitimini sabırsızlıkla bekleyen, sonunda bu çıldırtıcı bekleyişe dayanamayan, ‘kısa bir yürüyüşe çıkan’ ve bir daha geri dönmeyen…’ o kadını anlatmışsınız. Gerçekten de, Woolf’un, Lytton Stachey ile olan ‘seks içermeyen’ evliliğini, ardından kendi deyimiyle ‘sağlıksız bir şekilde’ aşık olduğu biseksüel kocasını bilmeden, ‘benim gibi bir kadının kapısı sürgülenmiş bir kafeste tutulması gerekiyor’ deyişini anmadan bu yazarın dünyasına girilebilir mi?
Virginia Woolf, kesinlikle çok farklı bir kadın, her şeyden önce olağanüstü zekî, bambaşka bir bakış açısı var yazdıklarında ama tüm bunların yanında bana kalırsa bir tür lanet gibi bir yeteneğe sahip o: Kendini, sanki bir başka insanı izler gibi izleyebiliyor, bu da insanın kendisi hakkında zaman zaman bilmemesi gereken şeyler kategorisine girebilecek her türlü ayrıntıyı da açıkça görebilmesini sağlıyor. Pek çok insanda mevcut olan o kişisel şefkat Virginia Woolf’te neredeyse hiç yok gibi. Ruhundaki kırılmaların önemli bir kısmının en çok da bundan kaynaklandığını düşünüyorum. Dolayısı ile onun ilişkilerini yaşama biçimlerini tamamen bir yana bırakırsanız, onu yazdıklarını anlamak noktasında eksik bir yanınız kalır.

Yazarların, sadece kendi yazdıkları ve yazımına izin verdikleri biyografiler aracılığıyla mı tanınması ‘doğru’ geliyor sizce insanlara?
İnsanlara hangisinin daha “doğru” göründüğünü bilmiyorum. İnsanlara doğru gelen buysa, ortada genel bir ikiyüzlülük var demektir. Bu yalnızca yazarlar için geçerli değil; hangi alanda olursa olsun, toplum tarafından tanınan insanların mahremiyetlerini eskisi kadar kolay koruyamayacaklarını, mahremlerine saygı duyulmasını öyle kolayca talep edemeyeceklerini bildiklerini düşünüyorum. Siz hayatınızı ne kadar saklamak isteseniz de onu merak eden birileri çıkacak ve başka birileri de o yaygın merakı tatmin etmek için hayatınızı delik deşik etmeye kalkışacaktır nihayetinde. Dolayısıyla tanınacağınız bir iş yapıp herhangi biri gibi yaşamayı bekliyorsanız fazla iyimsersiniz. Evet, mahremiyetinizi korumak istemeniz en doğal hakkınız ama önce siz kimsenin mahremini merak etmemeyi öğrenmelisiniz… Bu, yazarlar için de geçerli.

Sadece sevdiğiniz yazarları mı kaleme almayı tercih ediyorsunuz?
Hayır, hayatlarıyla ilgili yazı yazdığım edebiyatçılar arasında pek hoşlanmadığım yazarlar da var. Söz konusu edilen, yazarın edebî anlamda değerlendirmesi olmadığı için, bu yazarları da sevdiğim diğer yazarlardan birini anlatır gibi anlatabilme lüksüm vardı.

K dergisi yazılarından yeni kitaplar gelecek mi Alkım Artı dizisinden?
Alkım Yayınevi’nin şimdilik böyle bir planı yok ancak ileride böyle bir şey olabilir elbette. O yazılar arasında unutulmamasını istediğimiz daha pek çok yazı var.

Sizin gelecekte ne gibi çalışmalarınızı okuyacağız?
Birkaç yıl önce bir roman yazmıştım, onu sevmeyi başarabilirsem belki bir gün yayımlarım; gezi yazıları yazmak gibi eğlenceli bir hayalim de var.

Ben Bir Başkasıdır / Yazar: Cansu Yılmazçelik / Kitap Tasarımı: Bülent Erkmen / Kapak ve Sayfa Tasarımı: Pınar Akkurt / Alkım Artı Yayınları / 1.Basım Ocak 2012 / 264 Sayfa

Cansu Yılmazçelik; 1980 İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi Spor Akademisi ve Yüksekokulu mezunu.  Taraf Gazetesi’nde çeşitli denemeler, siyasî portreler, röportajlar ve kitap tanıtım/eleştiri yazıları yazdı. Alkım Yayınevi’nde editorlük yapıyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.