okuryazar.tv
Ağu 2012
24 Yorum

PAYLAŞ

Cem Keçe: Yatak Efsaneleri – Cinsellik ve İlişkilerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar


‘Aldatma hastalık değildir, bir yol kazasıdır’

 

Hem ebeveynlerimiz, hem de içinde yaşadığımız toplumun iç dünyamıza ektiği düşünsel ve duygusal tohumlarla büyüyoruz. Bazılarımızda bu tohumlar sağlıklı ve mutlu bir cinsellik, sevgi, saygı ve yakınlık kaynağı olurken, ne yazık ki bazılarımızda ise, buna “hurafeler” yani “cinsellikle ilgili doğru bilinen yanlışlar”, “cinsel mitler” karışıyor. Türkiye’nin ünlü terapistlerinden biri olan Dr. A. Cem Keçe, yıllar süren deneyimlerine dayanarak hazırladığı “Yatak Efsaneleri” adlı kitabında, çocukların cinsel içerikli sorularına nasıl cevap verebileceğinizden, ilişkinizi renklendirecek altın kurallara, cinsel istismardan aldatma ve aldatılma psikolojisine kadar birçok konuda çözümler var…

Kitabınızda, cinsellik ve ilişkilerle ilgili doğru bilinen yanlışları anlatmışsınız. Bu kitabı yazarken, size başvuran danışanlarınızı ve onların problemlerini göz önünde bulundurdunuz mu?
Biz terapistler için en iyi hocalar değerli danışanlarımızdır. Danışanlardan öğrendiklerimiz, lisans ve yüksek lisans eğitimlerimizde aldığımız bilgilerin ete kemiğe bürünmesini sağlar. Bu nedenle, hem bu kitabımda hem de diğer kitaplarımda danışanlarımdan öğrendiklerimi paylaşmaya çalışıyorum… Bazılarınızın cinsel hayatı ve yakın ilişkileri, ebeveynlerinin ve toplum değer yargılarının etkisinde, hatta kontrolü altındadır. Yatak Efsaneleri kitabımla, bu yetişkinlere yardım etmeyi hedefliyorum. Çiftlerin gerek yatakta, gerekse yatak dışında cinsellik konusunda daha iyi bir iletişim kurabilmelerini, cinsel yaramazlıklar yapabilmelerini, hem kendi vücutlarına hem de partnerlerinin vücutlarına ısınabilmelerini, birbirlerinin vücutlarından haz alabilmelerini ve cinsel duyumlar yoluyla sevgilerini gösterebilmelerini amaçlıyorum. Bu açıdan, bu kitap Türkiye için bir ilktir…

Size danışan çiftler daha çok hangi problemle geliyor?
Çok boyutlu bir kavram olan cinsellik; ruh, beden ve zihin üçgeninde yaşanan çok güzel bir süreçtir. Bu sürecin sağlıklı yaşanmaması kadın ve erkekte cinsel sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olur. Kadınlarda en sık görülen sorunlar uyarılma eksikliği ve boşalma bozukluğuyken, erkeklerde erken boşalma, iktidarsızlık ve isteksizlik olabilmektedir.

Çiftler, aralarındaki cinsel problemleri konuşabiliyorlar mı? Hangi durumda uzman desteği alıyorlar?
Konuşma, iletişimin en önemli parçasıdır. Birbiriyle konuşamayan çiftler, cinsel yaşamda nelerden hoşlandıklarını, neleri isteyip neleri istemediklerini paylaşamadıklarından, birbirlerinin cinsel arzu ve beklentilerini öğrenemezler. Böylece birlikte keşfedecekleri cinselliği de geliştiremez, renklendiremez ve çoğu zaman istemedikleri halde sırf karşı tarafı mutlu etme adına bazı davranımlarda bulunurlar. Nihayetinde, cinsel yaşamları sorunlu olur. Bu durumda kadınları ve erkekleri bekleyen tehlikeli son; birbirlerinden uzaklaşmalarıdır. Eğer çiftler bu sorunları kendi başlarına halledemeyip, birbirini yıpratan bir kısır döngü içine girmeye başlamışlarsa, evliliklerine daha fazla zarar vermeden bir uzman desteği almalıdırlar.

Kitabınızda cinsel ilişkinin tanımını yapmışsınız. Cinsel mit olarak belirttiğiniz, “Tüm fiziksel yakınlaşmalar sevişmeyle sonlanmalıdır.” inancı ne kadar doğru bir düşüncedir? Böyle düşünülmesi ilişkiye nasıl yansımaktadır?
Cinsellik oldukça geniş bir kavramdır. Kişinin cinsel kimliği ile ilgili olan her şey; yürüyüşü, oturuşu, kalkışı, giyim tarzı, ses tonu, konuşma ve seks yapma şekli, yani akla gelen her davranım onun cinselliğini yansıtır. Cinsellik sadece seks yapmak veya cinsel birleşme demek değildir, seks yapmayı da içine alan çok geniş bir kavramdır. Dokunmak, öpüşmek, sevişmek, sarılmak gibi davranımların hepsi aslında cinselliğin ve dolayısıyla da seksin bir parçasıdır. Cinsellik; rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, haz alıp verebilme, ruh ve bedeni paylaşabilme, ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatıdır… Bu nedenle “Tüm fiziksel yakınlaşmalar sevişmeyle sonlanmalıdır.” inancına bu sanatta yer yoktur. Ayrıca cinsel birleşme öncesi sevişme ve diğer tüm yakınlaşmalar, çiftin karşılıklı keyif almasını sağlar. Cinsel birleşme dışında karşılıklı keyif alınabilecek diğer yönlerin ihmal edilmesi, cinsel ilişkide yakınlık ve sıcaklık gibi duygusal yönlere daha çok gereksinim duyan çiftleri hayal kırıklığına uğratmakta, cinsel ilişkiye katılmalarını ve zevk almalarını engellemektedir. Fiziksel yakınlık; dokunmak, öpüşmek, sarılmak, sevilmek, sadece cinsel ilişki isteğinin değil aynı zamanda güven, sevgi, saygı ve şefkat ihtiyacının da bir ifadesidir.

Toplumun bir kesiminde bırakın seks ve fantezi konuşmayı, kadının eşine dokunması bile ayıp veya ahlaksız bir hareketmiş gibi algılanabiliyor. “Sevişmeyi başlatan kadın ahlaksızdır.” cinsel miti, cinsel yaşamı sadece erkek yaşamalı düşüncesini oluşturmuyor mu? Bu görüşü değiştirebilmek mümkün mü?
“Sevişmeyi başlatan kadın ahlaksızdır” cinsel miti, toplumun kadını yüceleştirmesi ve ona cinselliği yakıştıramaması, iffetlerini koruması, cinselliği yaşamanın tehlikeli olduğu ve erkeklerden korunması gerektiği, cinsel hazların sadece erkeklere ait olabileceği gibi anlamsız düşüncelerin birer ürünüdür. Oysa kadının da cinsel hazlar yaşama ve cinsel doyuma ulaşma ihtiyacı vardır. Cinsel yaşamı sadece erkek yönünden yaşamaya iten bu mit, kadının kendini ifade edememesine ve partneri tarafından yanlış anlaşılmasına neden olmaktadır. Bu da birliktelik de sağlıksız bir sürece sebep olmaktadır. Ayrıca erkek de zaman zaman arzulandığını, beğenildiğini hissetmek ister ve en çok da bunu partnerinin ona hissettirmesini arzu eder. Yapılan son araştırmalar, kadınların başlattığı cinsel eylemlerin her iki cinsiyet için de daha uyarıcı olabileceğini göstermektedir. Ancak, bu mit doğrultusunda hareket eden, sevişmeyi başlatmaktan çekinen kadın karşısında, erkek zamanla ondan uzaklaşabilmekte, cinsel yaşamını ve ilişki boyutunu monotonlaştırmakta ve hatta kopmaya kadar gidebilmektedir. Ancak bu mit, anayasanın değişmez üç maddesi gibi değildir. Çift bunu konuşarak değiştirebilir ve sanılanın aksine bu o kadar da zor bir konu değildir.

Toplumsal olarak, cinselliğe yüklenen olumsuz duygu ve düşünceler cinselliği ayıp, günah ve yasak üçgeninde yaşamak cinselliğin konuşulmasını bile engelleyen bir tutuma yol açabiliyor.  Cinsellik neden konuşulamayacak kadar ‘ayıp’ karşılanıyor? Çiftler arasında cinselliği konuşmak, ilişkiye nasıl bir yön verir?
Cinselliğin konuşulamayacak kadar ‘ayıp’  karşılanmasının nedeni, nesilden nesile aktarılan yalan yanlış hikâyelerdir. Her anne baba kendi ebeveynlerinden öğrendiklerini ve toplum genelinin kabulünü çocuklarına aktarır. Bu nedenle, toplumsal olarak cinselliğe yüklenen olumsuz duygu ve düşünceler ve cinselliği ayıp, yasak ve günah üçgeninde yaşamak, cinselliğin konuşulmasını da engeller. Oysaki çiftlerin cinsellikten beklentilerini konuşmaları, cinsellikle ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşmaları gerekir. Bu da yaşanılacak cinselliği olumlu yönde etkileyecek bir unsurdur. Ayrıca cinsel kimliğin oluşum dönemlerinde önce aileden, sonra okullardan doğru cinsel eğitim alınırsa ve çocuklar cinsellik hakkında konuşabilirse, kendi bedenlerini ve kendi cinselliklerini sağlıklı bir şekilde tanımlayabilir. Bu da ileride yaşayacakları cinselliğe olumlu katkılar sağlar.

Cinsellik doğası gereği, içinde en özel anları barındırır. Cinselliği bir sınav gibi görmek ve başarıya ulaşmak neden önemlidir? Onları bu düşünceye iten nedenler nelerdir?
Cinsellik, içinde en özel anları barındırır gerçekten de. Bu özel anlar bir sınav olarak yaşandığında, kişiler karşılıklı olarak kendilerini ispatlama çabasına girdiğinde, anın tadını çıkarma yerine birbirlerini ya da kendilerini takip süreci başlar. Bu şekilde yaşanılacak birliktelikte cinsel sorunlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Çünkü cinsel yaşamın içerisinde stres ya da kaygıya yer yoktur. Sınav olarak düşünülen bir eylem kaygı ve strese neden olacağından cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Örneğin; erkek danışanın erken boşalma problemi var ve “Cinsellikte başarılı olmak çok önemlidir” veya “Erkekliğin, cinsel performansın ve cinsel gücün göstergesi fazla cinsel ilişkide bulunmaktır” gibi cinsel mitlere inanıyor. Bu durumda kendini çok kötü hissedecektir veya kendini yetersiz bulacaktır ve stres yaşayarak farkında olmadan kendini erken boşalmaya programlayacaktır. Ancak genel olarak cinsel işlev bozukluklarına neden olabilecek etmenleri şöyle sayabiliriz: Ana-babanın erken yaşlarda ölümü ya da boşanması, aşağılanma, cinsel eğitimsizlik, dini çatışmalar, hayal kırıklığı, homoseksüel ilgi, ikincil seks karakterlerine tepki, iletişim eksikliği, ilk deneyimle ilgili korkular, mastürbasyonla ilgili tutum, özel gizliliğe saygısızlık, taciz, travma, tutucu ve kısıtlayıcı yetiştirme tarzı, utanma gibi nedenler hazırlayıcı etmenlerdir. Aşırı beklentiler, çocuğun doğumu, eşle ilgili sorunlar ve sadakatsizlik gibi nedenler başlatıcı etmenlerdir. İletişim sorunları, performans endişesi ve yakınlık korkusu gibi nedenler de sürdürücü etmenlerdir. Cinsel işlev bozukluklarında cinsel mitler hem hazırlayıcı, hem başlatıcı ve hem de sürdürücü niteliği ile çok önemli yer tutar. Bu nedenle de, cinsel mitlerin yerine doğru bilgilerin konması, kişilerin cinsel sorunlarının çözümüne katkıda bulunur.

Daha önce yaptığımız röportajımızda da bahsetmiştik; cinsel sorunların başında iktidarsızlık ya da sertleşme sorunu geliyor. Kadınlar bu durumu, erkeğin kendisini çekici bulmadığı anlamında yorumlayabiliyor. Erkeklerde sertleşme sorununun kadının çekiciliği ya da cazibesiyle bir bağlantısı var mıdır?
Erkeğin penisinde meydana gelen sertleşme kaybının genellikle partnerini istememesi veya sevmemesiyle bir alakası yoktur. Penisin sertliğini yitirmesinin birçok nedeni vardır. Bu nedenlerden bir kısmı psikolojik, bir kısmı da fiziksel olabilir. Psikolojik nedenler arasında depresyon, performans endişesi, stres, uykusuzluk, yorgunluk ve cinselliğe bilinçdışı yüklenen olumsuz duygu ve düşünceler; fiziksel nedenler arasında ise geçirilen hastalıklar veya ameliyatları sayabiliriz. Her erkek ya da kadın, yaşamlarının çeşitli dönemlerinde cinsel işlev sorunu yaşayabilir. Bu sorunlar partnerini çekici bulmaması ile ilgili değildir. Ama partnerle ilişkili olabilecek sorunlar da vardır ve bunlar daha çok iletişimle ilgili sorunlardır.

Eşler cinsellikle ilgili sorunlarını rahatlıkla nasıl konuşabilirler. Çiftlere önerileriniz var mı?
Toplumsal olarak cinselliğe yüklenen olumsuz duygu ve düşünceler ve cinselliği ayıp, yasak ve günah üçgeninde yaşamak, cinselliğin konuşulmasını engeller. Oysaki çiftlerin cinsellikten beklentilerini konuşmaları, cinsellikle ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşmaları gerekir. Bu da yaşanılacak cinselliği olumlu yönde etkileyecek bir unsurdur. Ayrıca cinsel kimliğin oluşum dönemlerinde önce aileden, sonra okullardan doğru cinsel eğitim alınırsa ve çocuklar cinsellik hakkında konuşabilirse, kendi bedenlerini ve kendi cinselliklerini sağlıklı bir şekilde tanımlayabilir. Bu da ileride yaşayacakları cinselliğe olumlu katkılar sağlar. Bu süreçte çiftlerin çatışmaları kaçınılmazdır. Ancak çatışmalarda, çiftlerin birbirlerini adam etmeye çalışmaktan vazgeçmeleri gerekir. Her olayda kendi hatalarına odaklanıp, önce kendilerini değiştirmeye çalışmalı, bunu yaparken de koşulsuz olmalıdırlar. “Ben bunu yapıyorum, ben kendimi değiştiriyorum, sen de bunu yap, sen de kendini değiştir.” şeklindeki ifadeyi akıllarından silmelidirler. Çünkü konuşmak ve iletişim kurmak zorundadırlar. Haklı olmak veya üste çıkmak genellikle onlara hiçbir şey kazandırmaz. Bunun yerine suçlamadan dinlemeli, mutlu olmayı ve anlamayı seçmelidirler. Partnerlerinin söylediklerini sanki Cumhurbaşkanı veya Başbakan konuşuyormuşçasına ciddiyetle dinlemelilerdir. Anlaşılmak güveni, güven de yakınlığı geliştirir. Bunun tam tersi ise öfke ve yıkıma neden olur. Suçlamak, haklı olmak ve üste çıkmak hiçbir şeyi çözmez! Kadın ve erkeğin kendi kafalarındaki ideal seksi birbirleriyle paylaşmaları, her iki tarafın da ortak bir ideale ulaşma yolunda ilk adımı olarak görülebilir. Hatta çift konuşarak ortak ideal sekslerini yaratırken değişik cinsel fanteziler geliştirebilirler. Ağız sadece öpüşmek için değildir. Her paylaşım gibi sekste başarının yolu karşılıklı iletişimden geçer. Çiftlerin konuşarak kafalarındaki tüm kaygı ve korkuları, üzüntülerini, geçmiş üzücü olayları, rahatsız eden şeyleri ve isteklerini, kesin ve net bir dille anlatmaları gerekir. Daha sonra cinsellikte beklentilerini veya fantezilerini partnerleriyle paylaşmaları, cinsel sorunlarının çözümünde ilk adım olmalıdır. Çünkü sorunlu cinsel yaşam için en iyi ilaç etkin iletişimdir. İletişimin vazgeçilmezi ise konuşmaktır. Konuşmada önemli olan, verilen mesajların yanlış anlaşılmamasına dikkat etmektir. “Hep kendini düşünüyorsun”, “Benimle ilgilenmiyorsun”, “Benim cinsel haz almam senin için önemli değil” demek yerine, “Ön sevişmeyi uzun tutarsak, yatakta birlikte daha fazla vakit geçirebiliriz. Böylece seni daha çok hissedebilirim” denilmelidir.

“Cinsellikte kadın ve erkeğin birbirini doğru yorumlaması gerekiyor.” diyorsunuz. Buna örnek verebilir misiniz?
Cinsellikle ilgili “yorumlamalar” kişinin yaşadığı cinsel sorunlar ve nedenleriyle ilgili yaptığı açıklamalardır. Bu açıklamalar cinsel deneyimler hakkındaki anlayış ve duyguları yansıtır. Yanlış yorumlamalara erken boşalma üzerinden bir örnek verecek olursak şu şekilde bir diyalog karşımıza çıkmaktadır: Kadın: “Eşim çok hızlı boşalıyor, çünkü bencil.” Erkek: “Cinsellik sırasında karım çok dirençli ya da pasif, çünkü artık beni sevmiyor. Erken boşalmam yüzünden evliliğimiz mahvoldu”. Bir başka örnekte, sevişmeyi reddetmek; eşi veya partneri reddetmek ya da partneri sevmemek anlamına gelmez. Kadın ya da erkek de cinsel arzu olmadığında, bunu yaşamak zorunda değildir. Partneriyle de bunu paylaşabilmelidir. İletişimi güçlü olan ve birbirini anlayan, kendilerini ifade edebilen çiftlerde bu sorun olmayacaktır. Zaman zaman hem kadında hem de erkekte cinsel istekle ilgili sorunlar olabilir ve bu sorunlar doğrultusunda sevişme isteği olmayabilir. Ancak, bu yanlış inanış yüzünden istenmediği halde partnerini kırmamak için sevişmeye “evet” denmesi nedeniyle başlayan bir cinsel ilişki haz verici olmayacaktır. Eşlerinin cinsel ilişki taleplerini, istemedikleri halde sürekli kabul etmek durumunda hisseden kişiler sırf bu yüzden, cinsel arzularını ve hazlarını zamanla kaybederler.

Cinsel eğitim ve seks eğitimi arasında fark olduğunu söylüyorsunuz. Bu ne demek?
Cinsel eğitim ve seks eğitimi aynı şey değildir. Cinsel eğitim çocukları ve yetişkinleri kapsayan daha geniş bir kavramdır. Zamanında ve sağlıklı koşullarda verilen cinsel eğitim; çocuğun cinsel kimliğini bilip benimsemesini ve cinselliğin ayıp, kötü ya da günah olmayıp doğal bir durum olduğunu öğrenmesini, cinsel gelişim sürecinde sorun yaşama olasılığının azalmasını, ne isteyip ne istemediğini rahatlıkla ifade edebilmesini, sağlıklı kız/erkek arkadaş iletişimini kurabilmesini ve cinsel tacize uğrama olasılığının azalmasını sağlayacaktır. Seks eğitimi ise seksin nasıl yapılacağını, seks yapma tekniklerini, doğum kontrol yöntemlerini veya cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmayı içerir ve yetişkinler içindir.

Çocuklara cinsellik kavramı genellikle, “Seni leylekler getirdi.” şeklinde anlatılır. Bu ifade doğru mudur? Çocuğa bu kavram nasıl anlatılmalıdır?
Çocuklarının gelecekte mutlu, başarılı ve sağlıklı olmalarını isteyen ana ve babalar, çocuklarına “Seni leylekler getirdi.” yalanını söylememelidir. Anne ve babalık, gebelikle birlikte başlar. Gebeliğin oluşması ve ondan sonra gelen süreçte anne ve babalar çocuklarına yönelik içgüdüsel koruma duygusu geliştirir ve gelecekteki yaşamlarında sağlıklı, mutlu ve başarılı birer birey olabilmeleri için özen gösterirler. Bu doğrultuda anne ve babalar çocuklarına iyi eğitim alabilme, güzel beslenme, güzel ve temiz giyinme olanaklarını sunmaya ve gelişimleri için önemli olan sevgiyi daima vermeye çalışırlar. Ama yaşamımızın bir parçası olan cinselliği, çocuğun gelişiminin bir parçası olarak görmek istemez, önemini kavrayamaz ve daima hayatlarında cinsellik yokmuş gibi davranarak, cinselliği çocuklarının hayatlarının dışında tutmayı tercih ederler. Bir yandan da, çocuğun cinsellikle ilgili soru sormamasını gönüllerinden geçirirler.

Çocukların cinsellikle ilgili sorularına anne-baba nasıl karşılık vermeli?
Anne ve babaların çocuklarına cinselliği nasıl anlatacaklarını bilememeleri paniğe kapılmalarına neden olur. Çocukların sorduğu cinsel içerikli sorular karşısında anne ve babalar genellikle soruları geçiştirmeye, inandırıcı olmayan cevaplar vermeye ya da çocuğu susturmaya çalışır. Cinsellikle ilgili doyurucu cevaplar alamayan çocuklar cinselliği “merak” etmeye devam eder ve soruların cevabını sağlıklı olmayan başka yollardan öğrenmeye çalışırlar. Böylece, yalan yanlış öğrenilen cinsel bilgiler cinsel yaşamın olumsuz yönde şekillenmesine neden olur. Bu nedenle, anne ve babaların, çocuğun geleceğini şekillendirirken birer heykeltıraş gibi çalışması, her ayrıntının üstünde durması ve çocuğun hayatını şekillendirecek olan cinsel eğitime önem vermesi gerekir. Bu noktada anne ve babalara önerimiz cinsel eğitim verirken, kendi kaygılarından arınarak, çocuğun sorduğu tüm sorulara, doğru bilgileri içeren basit ve net cevaplar vermeleridir.

Çocukların cinsel konulara merakı 3–4 yaşında başlıyor. Bilginin sınırı da çok önemli değil mi? Çocuğa her şey anlatılmalı mıdır?
0–6 yaş döneminde henüz çocuğun hayatına okul girmediğinden, onu sağlıklı bir yetişkin olarak hayata hazırlamak birinci derecede anne ve babanın görevidir. Anne ve babanın temel amacı, çocuklarının çevresiyle barışık, başarılı ve mutlu yaşamasını sağlamak olduğuna göre, gelişimin bir parçası olan cinsel eğitimi, çocuğun yaşına uygun bir şekilde, uygun zamanda verebilmeleri gerekmektedir. Cinsel eğitim verirken anne ve babaların yapması gereken ise; zamanında, kaçınmadan, azarlamadan, çocuğun yaşına uygun bilgileri açık ve net bir şekilde çocuklarına öğretebilmeleridir. Genelde çocukların cinsel konulara merakı üç-dört yaşlarındayken başlar. Ebeveynlerin çocuklarına cinselliği sade bir dille anlatmaları uygundur. Onlara karşı dürüst olmalı ve anlaşılmaz bir nokta bırakmamalılardır. Anlatımlarını, bilimsel kaynaklardan veya bu konuda yazılmış başvuru kitaplarından yararlanarak destekledikleri takdirde, bu sıkıntılı durumu rahatlıkta atlatabilirler. Ancak bu günün gelip çatacağını düşünerek hazırlanıp, sonra bir kerede tüm bilgileri çocuklarına anlatmaları da kesinlikle doğru olmaz. Bu sefer de fazla bilgi yükleyip çocukların kafasını iyice karıştırabilirler.

Medyada şu sıralar sıklıkla karşılaştığımız haberlerden biri de cinsel istismar. Kitabınızda bu konuyla ilgili olarak;  “cinsel istismar toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren sosyal bir hastalıktır.” diyorsunuz. Peki, cinsel istismarın nedenleri nelerdir?
Bir yetişkinin cinsel haz duymak amacıyla çocuğun cinsel organlarını veya bedenini okşaması, çocuğu pornografi aracı olarak kullanması, tecavüz etmesi ya da teşhircilik yapması şeklinde her türlü cinsel davranım cinsel istismardır. Cinsel istismardan söz edebilmek için cinsel birleşme olması şart değildir. Cinsel istismar, toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren sosyal bir hastalıktır. Genellikle evden kaçan, ailesinden yeterli ilgi ve sevgiyi görmeyen ya da ailesinden uzakta olan çocukların başına geldiği düşünülen yanlış bir inanç hâkim olsa da, her çocuk cinsel istismara maruz kalabilir. Çocuklar daha çok evde ya da okulda, çocuğun tanıdığı, güvendiği, hatta sevdiği aile içinden veya dışından birinin istismarına uğrarlar. İçeriği ne olursa olsun cinsel istismar, çocuk için travmatik bir deneyimdir ve hiçbir çocuk psikolojik açıdan cinsel istismarla başa çıkabilmeye hazır değildir. Cinsel istismara uğramış çocukların genel özellikleri incelendiği zaman, sevgi ve denetimden uzak bir aile ortamında büyüdükleri, yetersiz ebeveynlik ile yetiştikleri görülür. Özellikle şiddet yanlısı, baskıcı, alkol ve madde kullanımı veya bağımlısı olan bir baba figürü ile aşırı bağımlı, baskı gören, depresif ve kendine güvensiz bir anne figürü karşımıza çıkar.

“İçeriği ne olursa olsun cinsel istismar, çocuk için travmatik bir deneyimdir ve hiçbir çocuk psikolojik açıdan cinsel istismarla başa çıkabilmeye hazır değildir.” diyorsunuz. Çocuğa yönelik cinsel istismarı saptamak mümkün müdür? Nasıl anlayabiliriz?
Tek bir sefer bile olsa cinsel istismar çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından zarar vericidir. Çocuklara cinsel istismarda bulunan kişiler; çoğunlukla onları şekerle kandırmaya çalışan yabancılar, bulunulan yerler ise ıssız ve karanlık alanlar, boş inşaatlar olarak düşünülse de evde veya okulda, çocuğun tanıdığı, güvendiği, hatta sevdiği aile içinden veya dışından birinin istismarına uğramasına daha sık rastlanır. Çocukların gelecekteki yaşantılarını derinden etkileyecek bu olumsuz deneyimler, bazen gizli kalarak yıllar boyu sürebilir ve bıraktığı hasarlar çok daha ağır olabilir. İstismarın çocuk üzerinde bıraktığı olumsuz etkileri, farklı unsurlar belirler. Bunlar; cinsel istismarın şekli, sıklığı, çocuğun istismar edilmeye ne şekilde zorlandığı, istismara maruz kalınan yaş, açığa çıkarılan cinsel istismara karşı anne-babanın tepkisi, mağdurun kişisel özellikleri ve hayatındaki dengeleyici unsurlardır. Çocuğa yönelik cinsel istismarın saptanması çok zordur, çünkü çoğu zaman cinsel istismarın fiziksel belirtileri yoktur. Cinsel istismara uğramış çocuklarda; cinsellik veya seks konularına anormal ilgi gösterme veya tamamen ilgisiz kalma, uyku sorunları veya kâbus görme, depresyon veya aile fertlerinden veya arkadaşlarından uzaklaşma, vücutlarının kirli olduğu veya cinsel organ bölgesinde bir sorun olduğu gibi düşüncelere sahip olma, okula gitmeyi istememe, normalin dışında yaramazlık yapma, söz dinlememe, cinsel istismarı andıran oyunlar oynama, anormal bir şekilde saldırgan olma gibi belirtiler görülebilmektedir. Çocuğun yaşamında ani olarak bu değişiklikleri gören ebeveynlerin daha dikkatli olmaları ve bu değişiklikleri tanımlamaya çalışmaları gerekmektedir. Çünkü çoğu zaman çocuklar kendilerine inanılmayacak duygusuyla veya utanç duygularından dolayı başlarına gelenleri ailelerine anlatamazlar. Bu noktada ailelerin çocuklarında ortaya çıkan ani değişiklikleri merak etmeleri ve nedenlerini araştırmaları, çocuklarını dinlemeleri ve inanmaları oldukça önemlidir. Bu olayı basite indirgemek ve üstünü örtmeye çalışmak, “Nasıl olsa küçük, unutur.” ya da “Sadece dokunmuş.” gibi basite indirgeyici davranımlarda bulunmak çocuğun ana baba tarafından önemsenmediği, sevilmediği hissine kapılmasına ve güven, saygı, sevgi kavramlarının zedelenmesine sebebiyet vereceği için çok yanlıştır. Ayrıca çoğu aile bu noktada çocuğuna kızarak, “Senin orada ne işin vardı, gitmeseydin.” gibi cümleler kurmakta, kendi suçluluk duygularını çocuğuna yansıtmaktadır. Unutulmamalıdır ki ne kendileri ne de çocukları suçludur. Suçlu olan bu istismarı yapandır. Ailenin sessiz kalması bu davranışın tekrarına neden olabileceği için mutlaka suçluyu tespit ettirmeli, cezai işleme tabii tutulmalı ve çocuğun yardım alması için destekleyici olmalıdır. Aslında çocuk istismarlarında travmaya uğrayan sadece çocuk değildir. Aileler de en az çocuklar kadar travmaya maruz kalmaktadır. Bu doğrultuda aile ve çocuğun birlikte yardım alması gerekmektedir.

Cinsel istismarı önlemek için ne yapmak lazım?
Cinsel istismarı önlemede en temel yaklaşım cinsel eğitimdir. Cinsel istismar ve cinsel eğitim konusunda en büyük görev aileye düşmektedir. Aile çocuğa cinsel eğitim verirken, ruhsal gelişim evrelerine uygun yaklaşımları benimsemelidir. Okul öncesi dönemde, adı tam olarak cinsel istismar olarak vurgulanmasa bile, cinsel istismar konusuna değinmek, çocuklara kendilerine istemedikleri bir davranış yapılması durumunda ‘hayır’ diyebilmeyi, iyi ve kötü dokunma kavramlarını öğretmek ve kötü dokunma olarak nitelendirilebilecek bir olayla karşılaştıklarında nasıl davranmaları gerektiğini uygun bir dille ifade etmek, ona istemediği şekilde dokunan kişi ısrar etse bile kesinlikle bunu “sır” olarak saklamaması gerektiğini ve ancak gerçeği söylerse korunabileceğini anlatmak gerekmektedir. Anne-babalar iyi ve kötü dokunuşları anlatırken çocuklarını korkutup kaygılandırmadan, sakin ve yumuşak bir ifadeyle açıklama yapmaya özen göstermelidir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise anne-babanın bu tarz konuşmalarda, kötü dokunuşlara çok fazla vurgu yapmamalarıdır. Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise ebeveynlerin çocuklarıyla etkin iletişim kurmaları, jandarmalık yapmak yerine karşılıklı diyalog geliştirerek çocuklarını anlamaya çalışmaları, internet cafeler, eğlence merkezleri, oyun alanları ve parklarda dikkatli olmaları yönünde çocuklarını bilinçlendirmeleridir. Bu süreçte aileler çocuklarına nasıl yaklaşacaklarını bilemedikleri için endişelidir. Bu konuda ailelerin eğitimli ruh sağlığı profesyonellerinden destek almaları ve bu doğrultuda çocuklarına cinsel eğitimi ruhsal gelişim evrelerine göre aşamalı bir şekilde vermeleri önemlidir. Bu şekilde verilen eğitim çocukta her konuyu ana-baba ile konuşabileceğine yönelik güven duygularının gelişmesine neden olacaktır. Aile içinde verilen bu bilgilerin okullarda da devam etmesi önemlidir. Cinsel istismar konusunda bilgilendirilmiş çocuklar, bu talihsiz deneyimi engellemek ve yaşadıkları istismarı güvendikleri bir yetişkin ile paylaşmak konusunda daha hazırlıklı olur.

“Çocuk evliliği kurtarır!” inancı için neler söyleyeceksiniz? Bitmiş bir evliliğe kurtuluş yolu olarak çocuğu kullanmak, hem ilişkiye hem de çocuğa nasıl yansır?
Bu yanlış inanış çoğunlukla kadınların erkeği eve bağlayabileceğine yönelik bir girişime neden olur ve sonuçları genelde tahmin edildiği gibi değildir. Bir evlilikte çiftler arasında sorun varsa, bu sorunlar çözülmeden bir çocuk dünyaya getirmek, çiftin arasındaki sorunları gidereceğine içinden çıkılmaz hale de getirebilir. Çünkü bebeğin dünyaya gelmesi aile içerisinde yeni dengelerin kurulmasına neden olur. Anne, bebeğiyle ilgilenir ve onu odak noktası yapar. İlk günden itibaren babayı yalnız bırakır ve erkek bu süreçte kendini terk edilmiş ve yalnız hisseder. Bu şekilde de çiftler gün geçtikçe birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar. Bir bebeğin dünyaya gelmesi ile birlikte çiftin sorumlulukları artar, bu sorumlulukların yerine getirilmesi esnasında önceden var olan stres daha da artar. Erkeğin ya da kadının istemediği bir zamanda dünyaya gelen bebeğin bakımı, ihtiyaçları ve buna benzer sorumluluklarını üstlenme konusunda ortak davranamazlar. Bu yüzden de yük bir kişinin üstüne yıkılır ve bu kişi genelde anne olur. Çünkü toplum bu rolü ve görevi anneye vermiştir. Hal böyle olunca eşe karşı kızgınlık artar ve çatışmalar daha da büyür. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, sorun ortadan kalkmadan, çiftler uzlaşmadan bebek sahibi olunmamalı ve bu karar birlikte alınmalıdır. İstenmeyen, sorunlu bir çifti boşanmadan alıkoyan veya çiftin mutsuzluğunu arttıran bir çocuk olmak; çok zordur, ciddi duygusal krizlere yol açar ve yetişkinlikte, yakın ilişkilerde ciddi sorunların oluşmasına, güvensiz ve tatminsiz bir hayata neden olur.

“Bir insanı iki olgu rahatsız eder. Biri kendi iç sesidir, diğeri ise başkalarının onun hakkında söyledikleridir.” Bunu evliliklere taşıyacak olursak, ilişkilerde iç sesleri ve eş sesleri cinsel yaşama nasıl yansır?
Evliliklerde kişiler, eşleri hakkında ki iç seslerini, eşlerinin kendilerine sarf ettiği sözleri ve yaptıklarını kafasına çok takarlar. Ardından hem kendilerini hem de eşlerini suçlamaya başlarlar. Bir insanı mutlu eden iki olgu vardır: Anlatabilmek ve anlaşılabilmek. Eğer evlilikte çatışma başlamışsa, karı-koca ne dertlerini birbirlerine anlatabilir, ne de anlaşıldıklarını düşünebilirler. Bu nedenle kendilerini güvende hissetmezler. Demek ki iç seslere kulak vermek ya da düşünceleri içe hapsetmek yerine anlatabilmek ve doğru bir şekilde anlaşılabilmek çok önemlidir. Unutmayın ki evliliklerin yolunda gitmemesinin en önemli nedenleri birbirini suçlayıcı tavır alma, iletişimsizlik, küçümseme, saldırganlık, saygısızlık ve sürekli kendini savunmadır. Bu şekilde olumsuz duyguların yaşandığı bir birliktelikten cinsellikte kötü etkilenir, eşler gittikçe birbirinde soğumaya ve uzaklaşmaya başlar ve zamanla birbirlerine karşı olan arzu ve isteklerini tümüyle yitirebilir.

“Şiddetli tartışmaların sonunda çiftlerin sıklıkla başvurduğu barışma seksi sanılanın aksine ilişkiye yarar değil, zarar veriyor.” diyorsunuz.  Ne tür zararlar veriyor?
Kavganın ve çatışmanın olmadığı bir ilişki düşünülemez. Ancak ortada gerçek bir sevgi varsa, çiftler genelde kaybetme korkusu yaşarlar. Sorunlarını çözmek yerine üstünü örtmek için de doğal bir dürtü ile ‘barışma seksi’ denilen olguya sığınırlar. Peki, bu doğru bir yöntem mi? Tabii ki hayır; bu yöntem çiftleri istenmeyen bir sona bile götürebilir. Pek çok çift kırgınlıklarını veya beklentilerini birbirlerine söylemeye çekiniyor, korkuyor ve utanıyor. Bundan dolayı çift saldırganlaşıyor, çatışmalar büyütülüyor ve taraflar kendilerini geri çekiyor. Saldırganlaşmanın sonucunda çiftlerde bir küskünlük hali başlıyor. Çiftler genelde barışma seksini, bu olumsuz durumlardan kurtulmak için etkili bir silah gibi kullanıyor. Kronikleşen sorunları cinsellik çözmez. Yoğun ve şiddetli kavgaların sonunda taraflar gerilir. Sonuçta birbirlerini kaybetmekten korkan çiftler, çareyi en iyi bildiklerini yapmakta, bedenlerine sığınmakta buluyorlar. İşte buna barışma seksi diyoruz. Çiftlerde olumsuzluktan kurtulma çırpınışı, cinsellikte karşımıza barışma seksi olarak ortaya çıkıyor. Belki o an için kurtarıcı olabiliyor, ama bu olgu meselelerin üstünü örtüyor ve gelecekte sorunları daha da büyütüyor. Sonra öyle bir hal alıyor ki, artık çiftler kronikleşen sorunlarını cinsellikle bile çözemiyor. Bu krizi aşabilmenin tek yoluysa sağlıklı iletişim kurabilmektir.

Barışmak için öncelikle sorunları konuşmak gerekiyor o halde…
Evet, her sorunu çözmek için önce konuşmak gerekiyor. Kavga halindeki erkek ve kadın birbirine bedenlerini sunmak zorunda hissederek, beklentilerini, duygu ve düşüncelerini, korkularını ifade etmeyi engelliyor olabilirler. Oysa çatışmaları sonlandırmanın çaresi cinsellik değildir. Çünkü stresin ve kavganın üzerine yapılan cinsellik, beklentileri de, hayal kırıklıklarını da artırır. Çiftler önce duygularını, beklentilerini ve hayal kırıklıklarını birbiriyle paylaşmalı, taleplerini dile getirerek ve karşılıklı konuşarak çatışma sebeplerini anlamalı ve gerçek çözüm yollarını keşfetmelidir. Zaten cinsellik bu sürecin sonunda kendiliğinden gelecektir. Seks, barışmak için yapılan bir görevden ziyade ruhun ve bedenin paylaşılmasıdır.  Çiftlerin yapacağı en büyük hata, tartışmanın külleri soğumadan gerçekleşecek bir cinselliktir. Cinsellik, barışmak için sunulan bir bedel değildir. Barışma seksi çatışmaları sonlandırmaz, sadece üstünü örter. Bu adeta kiri halının altına süpürmek gibidir. Unutulmaması gereken şu ki, barışmak öncelikle gönülle olmalıdır. Biz, çiftlere bedeni kullanarak barışmak yerine, önce gönülden barışmayı tavsiye ediyoruz. Hemen cinselliğe sarılmak yerine birlikte yürüyüşe çıkmalarını, sportif faaliyetler ya da nefes ve gevşeme egzersizleri yapmalarını öneriyoruz. Bu, birlikte vakit geçirebilecekleri herhangi bir etkinliğe katılmak da olabilir. Yöntem ne olursa olsun hedef, küllerin soğumasını, kalplerin huzur bulmasını, tarafların birbirlerini yeniden kazanmak ve belki de ilişkilerini gözden geçirmek için bir mola vermelerini sağlamaktır. Ruhu ve bedeni dinginleştirmek, gerilimlerden uzak kalmak ve çatışmadan çıkmak zaten iyi bir cinselliği de kendiliğinden mümkün kılacaktır.

“Erkekler duygularını ifade etmez.” düşüncesi yıllardır kuşaktan kuşağa geçmiş bir atasözü gibidir. Duyguların kadını-erkeği var mıdır? Erkekler duygularını neden paylaşmamayı seçerler?
Duyguların kadını-erkeği yoktur. Duyguların paylaşımıyla kişiler birbirini daha sağlıklı tanırlar. Paylaşımın olmaması ise kişileri “zihin okuma” sürecine götürür. Bu şekilde kurulan iletişim ve birlikteliklerde kişiler birbirinin ne istediğini, neyi arzuladıklarını, nelerden hoşlanıp hoşlanmadığını öğrenemediği için, yarım kalmış hazlar yaşarlar. Örneğin; bedensel, ruhsal ya da zihinsel bitkinlik gibi nedenlerden dolayı isteksiz olan bir erkek, bu duyguları partneriyle paylaşamazsa, başarısızlıkla sonuçlanacak cinsel birleşmeler neticesinde kendini her geçen gün daha da kötü hissetmeye başlayabilir. Bu nedenle, erkekler de her türlü duyguyu yaşayabilir ve paylaşabilir. Böyle olması da doğaldır.

Erkekler askere giderken ve evlenirken adeta birbirlerini korkuturlar. Evlilik erkek için sanki kaleyi ele vermek, özgürlüğü teslim etmek gibi algılanır. Neredeyse evlenen erkeğe acıyarak bakan arkadaşlar olur. Erkek evliliği neden yaşamdan kopuş gibi algılar?
Burada erkeklerin evlilikten ne anladığı önemlidir, elbette ki evli bir erkek bekâr bir erkek gibi yaşamaya devam edemez, verdiği kararın birçok güzel yanı olmakla birlikte bazı sorumlulukları ve görevleri vardır. Ancak bu özgürlüğün sınırlanması olarak algılanmamalı, farklı bir yaşam şekli olarak görülmelidir. İyi anlaşan, ortak beğenileri olan bir çiftte birçok şeyi birlikte yapabilir. Cinsel yaşamı öldüren evlilik değil, monotonlaşmaktır. Yani evlilik cinselliği öldürmez. Çünkü güvenebileceğiniz bir partnerin ve fantezilerinizi yaşayabileceğiniz birinin olması güzel bir duygudur. Birlikte yaşlanırken fantezilerinizi de gerçekleştirebilirsiniz. İletişim boyutu güçlü olan ve birbirlerini iyi anlayıp tanıyan ve cinsel iletişimde neyi isteyip istemediklerini vurgulayan çiftler, cinsel yaşamlarını hareketlendirmeyi ve renklendirmeyi başarabilirler. Bu noktada cinsel mitleri yoğun, cinsel eğitimleri yetersiz olan, günah-ayıp-yasak üçgeni içinde yaşamaya çalışan çiftler, cinsel yaşamlarını renklendiremez ve zaman içerisinde ilişkilerini monotonlaştırırlar. Oysa uzun süreli evlilik ya da birliktelikleri avantaj olarak kullanmak çiftin elindedir. Bu yolda yürümeyi bilen çiftlerin cinsel yaşamı devam ederken, bilmeyenlerin yolun sonuna gelmesi kaçınılmazdır.

“Aldatma bir trafik kazasına benzer. Bu kazanın oluşmasının altında yatan bir hikâye mutlaka vardır.” diyorsunuz.  Aldatan kadar, aldatılan da hatalı mı?
Bu kazanın oluşmasının altında yatan bir hikâye mutlaka vardır. Bu hikâyede aldatan kadar aldatılanın da payı vardır. Önemli olan, bu kaza yapıldıktan sonra aldatanın da, aldatılanın da bu kazayla ilgili kişisel sorumluluklarını gözden geçirmesi ve “Neden aldattım?” veya “Neden aldatıldım?” sorularını kendilerine sormasıdır. Her iki taraf da bu kazada kendine düşen payın muhakemesini yapmalı, daha çok bu konuya odaklanmalıdır. Aldatma, ilişkilerde çok sık görülen bir şeydir. Çünkü ilişkilerin doğasında her zaman yasak ve kışkırtıcı olgular vardır ve bunlar çok çekicidir. Adem ve Havva’nın cennetten kovulması yasak elma yüzünden olmuştur. Tanrı onları cennetine alır, bahçelerinde gezmelerine, meyve ağaçlarından istedikleri kadar meyve yemelerine izin verir. Ama bahçenin ortasında bulunan elma ağacındaki “Elmayı yeme” demiştir. Her şeye rağmen, cenneti ellerinin tersiyle itmiş ve bir elma için cennetten kovulmayı göze almışlardır. İnsanın doğası ve ruhu böyledir. Aldatma da böyle bir olgudur.

Aldatmak ve aldatılmak çiftlere nasıl yansır? Bu kazadan sonra, kırıkları onarmak mümkün olur mu?
Aldatılan kişi ilişkisini veya evliliğini bitireceği gibi devam da ettirebilir. Her aldatma boşanmayla bitmez. Unutmayın ki, aldatılma ve sonrasında yaşanan sorunlar çözümlenebilen durumlardır. Aldatmalar, travma etkisi yaratsa da, bazen aldatma olayından sonra evliliklerin daha sağlıklı yürümeye başladığı, bağlılık duygusunun arttığı, sorunların bu tip bir travmadan sonra netleşip çözüm için ortak hareket edildiği yeni bir süreç başlayabilir. Bu dönemde aldatılan kişi, bazen utanç, bazen öfke, bazen de intikam ve aşağılanma duygusuna kapılabilir ve zamanla kimliğini kaybedebilir. Özel bir insan olduğuna dair inancı azalabilir ve kendine olan saygısını da yitirebilir. Ayrıca dünyanın güvenilmez bir yer olduğunu düşünmeye başlayabilir. Tehlikeli olan da budur. Çünkü kendilerini en çok seven insanlar bunu yaparsa, bu dünyada kime, nasıl güvenebileceklerini şaşırmaları da doğaldır. Aldatılanda öfke, yas süreci, üzüntü, sıkıntı, uykusuzluk, onur ve gurur yaralanması, tedirginlik, özgüven sarsılması ve depresyon dönemi başlayabilir. Bu dönemde bir evlilik terapistine başvurulması gerekir. Çünkü kurulu bir düzeni yıkmak zordur ve aldatılan kişinin partneriyle bir araya gelerek sadece karşı taraftan değil, kendisinden kaynaklanan sorunları da çözmek için adım atması uygun olur. Eşin sadakatsizliğinde evliliği hemen bitirmek yerine, “Eşim beni sevmediği için mi yoksa insanî bir zaaftan dolayı mı aldattı?” sorusuna bir evlilik terapistinin gözetiminde yanıt aramak ve kar-zarar analizi yapmak doğru bir yol olacaktır. Çünkü güveni, saygı ve sevgiyi artırıcı çözümler bulmak o kadar da zor değildir. Evlilik terapisti sürecini yaşayan çiftler, evliliklerini yeniden yapılandırabilir ve mutlu olabilirler.

Aldatılmamak için neler yapılmalı?
Çiftin birbirine suçlama, yoğun eleştiri, hataların sürekli yüze vurulması gibi davranışlarda bulunması, kişinin kendisini ilişkide dışlanmış hissetmesine neden olabilir. Bu da aldatma için riskli bir ortamı hazırlar. Ancak ilişki içerisinde, sevgisini koşulsuz alıp verebilen, ihtiyaçları karşılanan, bakımlı olan, bedensel temizliğe önem veren, birbirine zaman ayıran, ilişkide güven duygusunu yaşayan ve yaşatan, açık iletişim içerisinde olan, farklılıklara saygı gösteren bir çift olunduğunda aldatılma ihtimali azalmaya başlar. İlişkide bazı özelliklerin olması aldatılma ihtimalinizi düşürür, ancak hiç bir formül bu ihtimali sıfırlayamaz. Çünkü aldatmanın yalnızca üçte birlik kısmı çift ilişkisinin dinamiklerinden kaynaklanır. Geri kalan faktörler ise daha çok bireysel ve nesiller arasıdır.

Aldatmak bir hastalık mıdır?
Toplumlar yadırgasa da, aldatma insanın var olduğu sürece devam edecek bir olgudur. Aldatma, kadın ve erkeğin bazen duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması, bazen macera duygusu ve psikolojik süreçlerin devreye girmesi bazen de cinselliğe karşı merak hissiyle geçmişte var olan, gelecekte de var olacak olgulardan biridir. Bu nedenle, aldatma bir hastalık değildir, bir yol kazasıdır.

İlişkide cinsellik yoksa…
İlişkide cinsellik yoksa bir sebebi vardır. Bu sebep ortaya çıkartılmadan ve çözülmesi için gereken çaba gösterilmeden aldatmak doğru değildir. Çünkü mevcut olan bir cinsel sorunda farkında olsalar da olmasalar da her iki tarafın payı vardır. Ayrıca genellikle aldatan kişi partnerine yönelik suçluluk duygusu ya da birliktelik yaşadığı diğer kişiye olan bağlılığı nedeniyle eşine yönelik cinsel yaşamını bitirebilir. Ancak aldattığı halde eşi ile cinsel yaşamı devam eden bireylerin de olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca evde cinsel yaşamın olmaması sadece aldatma süreci ile alakalı olmayabilir. Bu ayrımın da çok iyi yapılması gerekmektedir. Çünkü çiftin arasında yaşanan cinsel işlev sorunları, maddi sıkıntılar, iş sorunları, geçirilen hastalıklar ya da evlilik ile ilgili sorunlar da cinsel yaşamı sekteye uğratan süreçlerdir.

“Kadının çok güzel ya da zayıf olması, onun aynı zamanda seksi olduğu anlamına gelmiyor. Bir kadın ne kadar güzel ve zayıf olursa olsun eğer yatakta kötüyse, erkek ondan soğuyabiliyor ve ayrılabiliyor.” diyorsunuz. O halde, “Seks ilişkide belirleyicidir!” diyebilir miyiz?
Düzgün bir vücudu herkes ister, ama önemli olan ruhen ve bedenen sağlıklı olmaktır. Bu nedenle sekste şekil ve görünüş önemli olmakla beraber tek kıstas değildir, önemli olan kişinin kendisine güvenerek ve düşüncelerinden arınarak ruhunu ve bedenini paylaşabilmesidir, seksi bir armağan olarak karşısındakine sunabilmesidir. Yaşanan bu paylaşımlardan keyif alan, özgüveni yerinde, utanmayan, etrafına neşe saçan, hayat ışıltısı gözlerinden taşan, kendisiyle son derece barışık, kendini seven ve beğenen her insan seksi olabilir. Bu nedenle seks ilişkide belirleyicidir ama tek kıstas değildir. Ayrıca aldatma, sadece kötü evliliklerde, kadının ya da erkeğin çekici olduğu ya da olmadığı durumlarda değil, çok iyi yürüyen birlikteliklerde de karşımıza çıkabilir. Bunu yalnızca cinsel uyumsuzluk ile açıklamak yeterli değildir. Çünkü aldatma psikolojik ve toplumsal birçok olguyu içerisinde barındıran bir süreçtir. Psikolojik boyut olarak bilinçdışı süreçlerden bahsederken, sosyal boyut olarak da kişinin yaşam şekli, karşı cinsi algılayışı veya cinselliğe bakış açısı ve toplumun aldatma karşısındaki tutumlarından bahsedebiliriz.

Son olarak, sizden kitabınızda da bahsettiğiniz Cinsellikte 10 Atın Kural’ı alabilir miyiz?

Cinsellik için olmazsa olmaz kurallar vardır, bunlar: (1) Etkin iletişim kurmak, (2) ideal ortamı oluşturmak, (3) ön sevişmeyi geçiştirmemek, (4) ilişkide aşk oyunlarına yer vermek, (5) kendini tanımak ve kendinle barışık olmak, (6) sevgi, saygı ve güven dolu bir ilişki kurmak, (7) rahatlamak ve gevşemek, (8) utanç duygusundan kurtulmak, (9) cinselliğe konsantre olabilmek ve (10) sağlıklı beslenmek ve düzenli spor yapmaktır.

Yatak Efsaneleri “Cinsellik ve İlişkilerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar” / Yazar: Cem Keçe / Editör: Sedat Akgümüş / Kapak Tasarım: Adil Uslu / Pusula Yayınevi / 1. Basım / Ankara  / Nisan 2012

Dr. A.Cem Keçe; Psikoterapist…  19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmetler Bölümü’nde “Aile Danışmanlığı” eğitimi aldı. Azerbaycan Devlet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Psikiyatri ihtisası yaptı. Konya Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Psikolojik Danışma ve Rehberlik üzerine Yüksek Lisans yaptı. Prof. Dr. Vamık VOLKAN’dan psikanalitik psikoterapi süpervizyonu aldı. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği’ni kurdu, yıllarca genel başkanlığını yürüttü ve halen CİSED Onursal Başkanı olarak dernekteki görevine devam etmektedir. Yaklaşık 6 yıldır  Sabah Gazetesi’nde her çarşamba cinsel sağlık köşesinde haftalık yazılar yazmakta ve okuyucularından gelen “psikolojik sorunlar, aşk, evlik, ilişkiler ve cinsellik” konulu soruları yanıtlamaktadır. Sevemez Kimse Beni Benim Sevdiğim Kadar (Farklı Yönlerden Narsisizm, Narsisistik Yapı ve Narsisistik Kişilik Bozukluğu), Yatak Efsaneleri, Çaresiz Değilsiniz Çare SİZsiniz, En İyi Terapistim BEN, Olmak ya da Olmamak – İstersen Değişimi Başarabilirsin, 10 Adımda Vajinismus Tedavisi, Vajinismusun Üstesinden Gelmek, 10 Adımda Erken Boşalma Tedavisi, İktidarsızlık, Kabusname (Eşcinsellik Kader Değildir), Erken Boşalmanın Üstesinden Gelmek, Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı, Senden Nefret Ediyorum Ne Olur Beni Terk Etme (Farklı Yönlerden Borderline Yapı ve Borderline Kişilik Bozukluğu) ve Edebi Cinsellik adlı kitapların yazarıdır.

http://www.facebook.com/drcemkece
http://twitter.com/drcemkece

 

Söyleşi Yazarı:

Sevilay Acar


sevilayacar@okuryazar.tv
http://sevilay-acar.blogspot.com
http://www.twitter.com/sevilayacarr
http://www.facebook.com/sevilayyacar

Yazarın diğer tüm kitaplarını görmek için tıklayınız…

Promote Post

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.


Burcu Öztürk

16 Ağustos 2012 11:20

Böylesi küçük bir kitap… Ve buna karşın cinsellik ve ilişkilerin ötesi’ne açılan bir kapı. Cinselliği ve ilişkilerin sırlarını çözmek isteyenler için bir el kitabı olmaktan çok, bilgelik kitabı. Cinselliğe dair, dogmalardan uzak, bilimsel metinlerle dolu. İnsanın varoluşsal potansiyeline dair bir kaynak. Tıpkı yüze çarpan gerçekler gibi, her bir başlık, yaprak üzerindeki çiy damlaları gibi yoğunlaşan, yakın ilişkilere dair derin bir kavrayışı birkaç kelimeyle sunuyor. Bu kitapta Psikoterapist Dr. Cem Keçe, evlilik, ilişkiler ve cinsellik, aşk ve psikoloi gibi, gerçek ve değerli olan her şeyin oluştuğu şu andaki yeni bilimsel verileri ortaya seriyor.

Burcu Öztürk

16 Ağustos 2012 11:21

Bu son derece pratik elkitabı, önemli cinsel işlev bozukluklarının nedenleri ile bunların üstesinden gelmek için kullanılan terapötik cinsel teknikler açısından vazgeçilmez bir rehberdir.

Burcu Öztürk

16 Ağustos 2012 11:23

Dr. Cem KEÇE, çiftleri etkileyen cinsel bozuklukların her biri için tedavi sürecinde onlara verilen çeşitli davranışsal teknikleri veya erotik ödevleri tanımlıyor, bilişlerimizi yeniden yapılandırıyor…

Burcu Öztürk

16 Ağustos 2012 11:24

Yatak Efsaneleri, cinsel terapistlerin, doktorların, öğretmenlerin, tıp ve psikoloji öğrencilerinin en önemlisi de bizzat cinsel işlev bozukluğu yaşayanların kütüphanesinde köklü bir yer edinmeyi hak ediyor…

Sevtap Kurt

16 Ağustos 2012 11:28

İnsanlar yaşamın gerçeklerini sorular sorarak öğrenirler. En çok cinselliği merak ederler. Cinsel içerikli sorular sorulduğunda, çocuğunu her konuda yanıtlamaya çalışan anababalar, cinselliğin bir sır gibi saklandığı ortamlarda büyümelerinden gelen görgüleri nedeniyle ne yapacaklarını bilemezler ve neyi ne kadar, ne zaman ve nasıh vereceklerirden emin olamazlar. Yatak Efsaneleri, cinsel kimliğin, kişiliğin bir parçası olduğunu bilen ve sağlıklı çocuklar yetiştirmek isteyen anababalar ve anababalarıyla konuşamadıkları için bu konuda kendilerinden daha fazla bilgili olduklarına inandıkları arkadaşlarının danışmanlığına başvurmak zorunda kalan çocuklar ve gençler için hazırlanmış çok doyurucu bir kitap… Okunası…

Sevtap Kurt

16 Ağustos 2012 11:29

Türkiye’nin en ünlü psikoterapistlerinden biri olan Dr. Cem Keçe, “Yatak Efsaneleri” adlı kitabıyla bilgilendirmeyi amaçladığı gençlerin en çok gereksinim duydukları konularda onlara bilimsel gerçekliği olan pratik bilgiler veriyor…

Onur Yetiş

16 Ağustos 2012 11:32

“Yatak Efsaneleri”, hem kadınlar için, hem de onları tatmin etme isteğinde olan erkekler için en son bilgileri, özetleyerek ve bilgilendirerek ele alınmaktadır. Kitap modern cinsel teorilerin ve yeni bilimsel teorilerin yorumlarını yaparken, eski ve köhnemiş yanlışların da canına ot tıkıyor…

Emre Bakır

17 Ağustos 2012 12:53

Seksle ilgili gerçekleri mi öğrenmek istiyorsunuz? Ünlü seks terapisti Dr. Cem KEÇE, arkadaşça bir üslupla oral seksten orgam olmaya, vajinismustan doğum kontrol yöntemlerine seksle ilgili bilmek istediğiniz her konuda en güncel bilgileri a
ktarıyor. Yaygın yanlış bilgileri düzeltiyor ve düşük libido, cinsel fonksiyon bozuklukları gibi sorunları aşmak, cinsel hazzı artırmak için en yeni terapi yöntemlerini anlatıyor… Okunası bir kitap…

Emre Bakır

17 Ağustos 2012 12:54

“Yatak Efsaneleri” kitabıyla keşfedin:
o Cinsel organlar hakkında bilmeniz gerekenleri
o Doğru partneri bulmanın yöntemlerini
o Seks hayatınızı renklendirmenin yollarını
o Sağlıklı ve güvenli seksle ilgili en güncel bilgileri
o İlk seferin tadını çıkarmayı
o Birleşme öncesi ve sonrası oyunları, güvenli seksi
o Sanal seksi ve diğer seksi yenilikleri

Emre Bakır

17 Ağustos 2012 12:58

Cinsellikte ve cinsel sağlıkla ilgili aklınıza gelebilecek tüm soruların yanıtlarını bulacağınız bu kitaptaki teknik bilgi, öğreti ve önerilerle ufkunuz açılacak, cinsellikte ve yaşamda mutlu olmanın sırlarını öğreneceksiniz. Cinselliğin doğallığını yakalayacak ve sorunlarınıza çareler bulacaksınız. Eşler bu kitabı okuduktan sonra aralarındaki cinsel sorunlara ve iletişimdeki kopukluklara daha olumlu yaklaşacaklar ve önerimiz doğrultusunda doyurucu bir cinsel yaşama sahip olabilecekler. Yıllardır, orgazm olamama, vajinismus gibi cinsel sorunların tedavisini yapan Cinsel Terapist Dr. Cem KEÇE, tüm deneyim ve birikimini bu kitapta okuyucularına sunuyor. Cinsel tekniklerden, aşk ve feromonlara, erken boşalma sorunundan iktidarsızlık yapan ilaçlara kadar, cinsellikle ilgili tüm konular ayrıntılı olarak irdeleniyor. “Yatak Efsaneleri” kaynak kitap olarak bütün kütüphanelerde ve herkesin evinde bulunması gereken bir yapıt…

Berna ATAK

17 Ağustos 2012 13:46

Ülkemizde son zamanlarda ruh sağlığı profesyonellerinin ve hastaların cinsellik alanında yararlanabilecekleri kaynak kitapların yayınlanmasında bir artış gözlenmektedir. Bu kitabı diğerlerinden farklı kılan ise bu alanda yazılmış en temel eser olmasıdır. Akıcı ve anlaşılır biçimde ele alınmış bu eserin, cinsel terapistler için bir başucu kitabı olması dileğiyle…

Berna ATAK

17 Ağustos 2012 13:49

Son zamanlarda okuduğum en kapsamlı ve doyurucu cinsel bilgilenme kitabı…

Berna ATAK

17 Ağustos 2012 14:38

Kadınlar ve erkekler için toplumsal baskıdan uzak bir cinsellik yaşamak günümüzde de hâlâ arzulanan bir hayal olma özelliğini korumaktadır. “Yatak Efsaneleri” bu arzunun bir ürünü gibi…

Kemal Atar

17 Ağustos 2012 14:57

İnsana dair en mahrem alanlardan biri olan bedensel zevk, tarih boyunca iktidarın boyunduruğu altında tutulmuştur. Kişinin kendinden söz eden bir metin yazmasının bile cezalandırıldığı 16. yüzyıldan günümüze Batı uygarlığının modern tarihi, bu mahrem zevkin sancılı ve mücadelelerle dolu gelişimini ve özgürleşmesini içerir, ancak bu özgürleşme sanıldığı gibi sürekli genişlememiş, çeşitli dönemlerde açılıp kapanan bir görüntü sergilemiştir. “Yatak Efsaneleri” cinsel devrim niteliğinde çok yeni bilgileri içeriyor… Okunası… Tavsiye edilesi…

Meryem Tunç

17 Ağustos 2012 14:59

Seks yaşamınızda sıkıntılı günler mi yaşıyorsunuz? Ya da seks oyunlarınız artık gündelik görev haline mi geldi? İşte tüm dertlerinize çözüm önerileri sunan bir kitap: Yatak Efsaneleri… İçinizdeki sıkıntılarınız giderecek ve cinsel hayatınzı monotonluktan çıkaracak değişik öneriler için kitabı okumanızda fayda var…

Meryem Akkuş

17 Ağustos 2012 18:20

“Yatak Efsaneleri” kitabını okuyunca aslında doğru bildiğimiz şeylerin nasılda yalan yanlış bir takım kulaktan dolma bilgiler olduğunu okuyucu olarak anlıyorsunuz. Kitap tamamen bilimsel, pratik ve her kesimin kolayca anlayabileceği bir dille yazılmıştır. Bu nedenle, herkesin muhakkak okuması gereken bir kitap olduğuna inanıyorum…

PUSULA Yayınevi

18 Ağustos 2012 21:25

Yatak Efsaneleri – Arka Kapak

Cinsellikle ilgili doğru bilinen yanlışları merak mı ediyorsunuz? Hurafeler, cinsel mitler veya cinsellikle ilgili uydurmalar hayatınızı mı karartıyor? Evlilik veya çift ilişkilerinizde; yakınlık, şehvet, ateşli sevişmeler, birlikte güzel zaman geçirmek, anlamak, anlaşılmak, yaratıcılık, çeşitlilik ve cesaret gerektiren bir cinsellik mi bekliyorsunuz? Cinsel hayatınız kıpırtısını mı kaybetti? Sevişmenize biraz aykırı renkler katabilmek için neler mi vermezdiniz? Yatak Efsaneleri adlı bu kitap sizin için yazıldı. Cinsellik, evlilik ve yakın ilişkiler üzerine bilimsel gerçekleri ve önerileri ele alan bu kitabı okuduktan sonra hurafelerinizden kurtulacaksınız; seksten, ilişkilerinizden ve partnerinizle olan iletişiminizden daha fazla keyif alacaksınız.

Çocukluğumuzda hem ebeveynlerimizin hem de içinde yaşadığımız toplumun iç dünyamıza ektiği düşünsel ve duygusal tohumlarla büyüyoruz. Bazılarında bu tohumlar sağlıklı ve mutlu bir cinsellik, sevgi, saygı ve yakınlık kaynağı oluyor. Ancak ne yazık ki birçok kişide bu tohumların arasına hurafeler yani cinsellikle ilgili doğru bilinen yanlışlar, cinsel mitler veya cinsellikle ilgili uydurmalar karışıyor. Bu durumda insanın hayatı utanç, korku, suçluluk, günahkârlık ve kendi kendini cezalandırma duyguları yüzünden çekilmez bir kâbusa dönebiliyor. Bu tohumlar biz büyüdükçe filizleniyor ve yetişkinlik hayatımızda cinsel duygularımızı, partnerlerimizle olan ilişkilerimizi, seks davranışlarımızı, dolayısıyla başkalarıyla kurduğumuz cinsel ve yakın ilişkileri etkiliyor.

Türkiye’nin ünlü psikoterapistlerinden olan Dr. A. Cem KEÇE’nin yıllar süren deneyimlerine dayanarak hazırladığı Yatak Efsaneleri, cinsel hayatı ve yakın ilişkileri ebeveynlerinin ve toplumun değer yargılarının etkisinde, hatta kontrolü altında olan gençlere ve yetişkinlere bekledikleri yardım elini uzatıyor. Çiftlerin gerek yatakta, gerekse yatak dışında cinsellik konusunda daha iyi bir iletişim kurabilmelerini, cinsel yaramazlıklar yapabilmelerini, hem kendi vücutlarına hem de partnerlerinin vücutlarına ısınabilmelerini, birbirlerinin vücutlarından haz alabilmelerini ve cinsel duyumlar yoluyla sevgilerini gösterebilmelerini amaçlayan Yatak Efsaneleri kitabını, cinsellik ve ilişkiler konusunda kendini “yeterli”, “iyi” veya “normal” kabul edenler de dâhil olmak üzere herkese tavsiye ediyoruz. Çünkü bu kitaptan öğreneceğiniz çok şey var. Okuyunca bu tavsiyeye hak vereceksiniz.

Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam dileğiyle….

Aysun Koç

21 Ağustos 2012 09:59

Kendinizden, bedeninizden, cinsel isteklerinizden ve bilmediklerinizden utanmamak ve cinselliği yeniden keşfetmek için okunması gereken bir eser… Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe’yi tebrik ederim…

Aysun Koç

21 Ağustos 2012 10:02

Cinsellik vardır; iyi cinsellik vardır ve bir de sağlıklı ve mutlu bir cinsellik vardır. Sizi yatak içinde kıvrandıran, tüm vücudunuz uyuşturan, beyninize afyon etkisi yapan ve zevki tepeden tırnağa bütün hücrelerinizde hissettiren; hep daha fazlasını isteyeceğiniz türden bir cinsellik… “Yatak Efsaneleri” size sağlıklı ve mutlu bir cinselliğin nasıl yaşanacağını anlatacak türden bir kitap, okunası ve tavsiye edilesi…

Kemal Taşkıran

21 Ağustos 2012 10:08

Türkiye’nin en ünlü cinsel terapistlerinden biri olan Dr. Cem KEÇE, “Yatak Efsaneleri” adlı kitabını bilgilendirici cinsellik resimleriyle güzelce doldurmuş, bu sayede oldukça karmaşık görünen cinsel bilgiler uygulayabilecek bir şekilde basitleşmiş. Öpüşme, oral seks ve yakınlık kurma gibi konuları da kapsayan bu muhteşem ve şehvani kılavuz olan “Yatak Efsaneleri” hem cinselliğe yeni başlayanlar hem de ondan eskiden beri zevk alan kişiler için mükemmel bir kaynak olacaktır…

Cenk Yoldaş

21 Ağustos 2012 10:11

Evlilikte cinsel ve ruhsal uyum, evli ciftlerin en cok aradıkları, ancak pek azının bulabildiği bir mutluluktur. “Yatak Efsaneleri”, evliligi, ruhsal ve cinsel mutluluga götüren bilgilerin, sorulamayan veya uzun arastirmalar gerektiren cinsel konularin soru- cevap seklinde akici bir dil ile yazıldığı bir başvuru kaynağıdır…

İsa Dağ

05 Eylül 2012 19:45

Süper bir kitap… Bence herkes okumalı ve hurafelerinden kurtulmalı… Tavsiye ederim…

Aysun KOÇ

09 Ocak 2013 10:55

Son aylarda okuduğum en güzel kitaplardan biri, ne çok şeyi yanlış biliyormuşum meğer…

Gönül AKSU

18 Ocak 2013 13:07

Yatak efsaneleri beni vajinismus hastası yaptı, kitapla hayatım değişti, gözüm ve gönlüm açıldı… Eline sağlık Cem hocam…

Posting your comment...






http://www.okuryazar.tv/wp-content/themes/press