‘Erdoğan’ın kendi öyküsündeki baba dirildi, 12 Eylül’ün ektiği Kenan Evren despotizmi ve güçlü lider arzusuyla buluştu.’

 

“2000’li yıllar boyunca ‘büyük demokrat’ olarak çok çeşitli toplumsal gruplardan alkış toplayan bir kişilikti, Erdoğan. Onun despotizme eğilimini daha o günlerde ‘ruhsallık bilgisi’ ve özellikle psikanaliz ile çözümleyen Bi’at ve Öfke, Freud’un insanbilimleri üzerine yazdıklarına bu topraklardan bir şükran bildirisidir de…” cümleleriyle tanıtılmıştı Cemal Dindar’la “Biat ve Öfke / Recep Tayyip Erdoğan’ın Psikobiyografisi” isimli kitabı… Başbakan’ın hırçın ve öfkeli tavırlarının, kutuplaştırıcı dilinin arkasındaki psikolojiyi yorumlayan Cemal Dindar ile kitabını konuştuk.

Kitabınızı okurken adeta bir Recep Tayyip Erdoğan biyografisi okur gibi oluyoruz. Hedefiniz neydi bu kitabı yazarken?
Bu metin, çıkartmayı düşündüğümüz bir dergi için gündeme gelmişti ilk kez. ‘Zamanın ruhu’nu temsil eden kişiler ile ilgili her sayıda bir psikobiyografi denemesi yapalım demiştik. İlk sayı için de Tayyip Bey’i düşünmüştük. Dergi o dönem gecikince makale halini zaman içinde geliştirdim ve 2007’de ilk baskısı yapılan kitaba dönüştü.

Kitaplarınızda Başbakan Tayyip Erdoğan’ı 2011’e kadar tahlil etmişsiniz. Geride bıraktığımız dört sene içinde ne değişti?
Bi’at ve Öfke’nin son genişletilmiş baskısında ve Gezi Direnişi merkezli toplum ruhsallığı üzerine yazdığım #Direnlibido kitabımda sonraki gelişimini de yazmaya çalıştım. Kısaca söylemek gerekirse 2010 sonrası dönemi ‘İkinci 12 Eylül’ ve Tayyip Bey’in keyfiyete dayalı yönetme arzusunu da ‘Despotizm eğilimi’ diye soyutluyorum.

Gezi süreci, Erdoğan tartışmasının da miladı olarak görülüyor. Gezi’de Başbakan Erdoğan’ın, psikografisini nasıl okudunuz?
Gezi’yi yaratan dinamiklerden biri zaten ‘kardeşler arasından çıkmış Tiran’ın gölgesiydi. Yani Tayyip Bey’in kendi keyfiyetini kardeşlerine dayatması ve bu keyfiyeti her türlü toplum sözleşmesinin üzerinde görmesiydi. Kendi öyküsündeki cezalandırması ölçüsüz baba dirildi, 12 Eylül’ün ektiği Kenan Evren despotizmi ve güçlü lider arzusuyla buluştu. Kişisel olan ile toplumsal olanın denkliğinden söz ediyoruz ki, zaten böylesi liderler o denk düşmelerden çıkar.

IMG_8095

Anadolu ruhsallığı tabirinden çokça bahsediyorsunuz? Rica etsem biraz açar mısınız? Nedir bu Anadolu ruhsallığı?
Bozkır-göçebe birikimi ile Mezopotamya Uygarlığının karşıtlıklarının ve bu karşıtlıklarla kurulan bütünlüğün, birliğin dinamiklerinden söz ediyorum, bu soyutlamayla. Bunun içinde tapınak merkezli şehir-yer bağı ile kan bağı gerilimi, şaman ile rahip kimliklerinin gerilimi, anacıl dinamiklerle ataerki gerilimi, bitki-insan ruh birliği ile insan-hayvan ruh birliği gerilimi, mitik düşünce ile dinsel olanın gerilimi var. Çoğaltılabilir de. Karşıtına hürmeti eksik eden zalimleşiyor işte. Karşıtını içinde taşıma, yapısına katma becerisini gösteren de yerleşiyor, kültür yaratıyor, yeşeriyor.

Erdoğan’ın babasından bahsetmemesinin sebebi nedir?
Aşırı cezalandırıcı, Şef kişiliğine yaklaşan babaların varlığında ev içinde erkek çocuk anne ile ruhsal bütünleşme yaşar ve sıklıkla bu annenin kurtarıcısı, kahraman oğul rolüne yaklaşır. Yani bu türden babalarla çocuk büyürken nasıl söze dair bir müzakere alanı yoksa yetişkin olduğunda da söze gelen çok az şey vardır. Rahmet okumaktan başka…

“Erdoğan’ın sloganlaştırdığı ‘ beraber yürüdük biz bu yollarda’ şarkısındaki ‘biz’, birlikte yürüdüğü kardeşleri ifade etmektedir. ‘Kardeşler ’ini, öncesinde parti içi ihtiyarlar kastına sonrasında haklarında intihal/hırsızlık suçlamaları bile çıksa toplumsal yetkeye, Kasımpaşalı bir jargonla söylersek ‘harcatmaması’ dikkat çekicidir” diyorsunuz. Açar mısınız?
Tayyip Bey’in siyaseten yükselişinde Milli Görüş geleneğindeki aksakallıların itirazına rağmen kadınları siyasete katma becerisi ve kardeşler ittifakı önemli. Tam güçlü olduğuna inanana kadar da böyle devam etti. Mitchell’ın güzel teziyle, “tiranlar kardeşler arasından çıkar.” Özellikle 12 Eylül referandumu ile birlikte ‘beraber yürüdük biz bu yollarda” söylemi “my way”e dönüştü.

Erdoğan’ın üvey kardeşlerinin olması sizce onu nasıl etkilemiş?
Daha belediye başkanlığı sırasında birlikte çalıştıklarını sadıklar ve layıklar diye ayırması bunun bir yüzü. Gezi Direnişi boyunca toplumu Habillere ve Kabillere bölmesi en son yüzü.

Başbakan, üvey annelerinden neden ‘sahte anneler’ diye bahsediyor. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Tapınak merkezli ideolojik kabullerle siyaset üreten birinin kan bağını ruhsallığında bu denli güçlü hissetmesine dair bir semptom da bu. Üveylikler varsa, öz ve sahte olan anneler de var yani…

IMG_8093

Başbakan Erdoğan’ın pek çok kişiye ‘sen’ diye hitap etmesini nasıl yorumlarsınız?
Evrensel birikime merhabasızlığı ve seçkinlerin yarattığı ritüelleri reddetmeyi bir haz alanına dönüştürmüş durumda Tayyip Bey. 12 Eylül’ün hedeflediği vasat, onun ideolojik olarak konuşmalarının gövdesine yerleşen Lider ve Yüce Milleti diyalektiğinin ta kendisi. Senli söylem, milletin yüceliğinin temsili olan Lider’e yönelmedikçe sorun yok yani. Bir orduda komutanın yere tükürmesine itiraz edemezsiniz… Onu taklit ederek yere tükürmeye kalkışırsanız da dayağı yersiniz…

Erdoğan Milli Şef olma derdinde mi? ‘Kızlı erkekli evler’, ‘kürtaj’, ‘üç çocuk’, ‘ayran içelim’ söylemleri… Bütün bunlar ‘şef’ rolüne soyunmakla mı ilgili?
Freud’un Totem ve Tabu’da ruhsallığını işlediği anlamda ve evet öyle. Öte yandan tüm tarihi, insanın bütün serüvenini Şef’in keyfiyeti ile toplum sözleşmesi arasındaki salınımla okuyabiliriz. Bedenler üzerinde, özellikle de kadın bedeni üzerinde tasarrufu olduğunu düşünüyorsa bir lider, şefleşme yolunda demektir.

Bi’at nedir? Bi’at kültürü Türk sağ siyasetine mi özgü bir şey?
Elbette değil. Adında solun yüce bulduğu kavramların geçtiği nice parti ve örgütlenmede de bunun izleri var. Fakat sağ siyasetlerin lider ülküleştirilmesine dayalı bir pratik geliştirmesini tarihte daha sık görüyoruz. Burada da temel dinamik, kardeşler arasında, eşitler arasında ‘baba’ya karşı bir dayanışma arzusu mu yoksa dikey hiyerarşiye, bir güçlüye yaslanarak kardeşleri bastırma arzusu mu galebe çalıyor? Derebeylik dönemlerinde güçlü kabileye yaslanıp komşu kabileyi bastırma bunun en tipik örneğidir. Zaten günümüzü ‘Yeni Ortaçağ’ diye okuyanlar da epey fazla değil mi!

İmam hatipli olması Erdoğan’ı nasıl etkilemiş?
O güçlü babadan uzakta bir ada olmuş, diyebiliriz. Bir de ‘Bizlik’ duygusunu kiminle yaşayacağına dair temel kabulleri kazandırmış gibi görünüyor.

Erdoğan’ın öfkesini nasıl analiz ediyorsunuz?
Bi’atlarla güç devşiren herkesin ruhsallığında baskın nitelik halini alan agresyonun, saldırganlığın bir ifadesi…

Sanki bu öfke yer yer ‘gazaba’ dönüşebiliyor gibi…
Güçlendikçe ve özellikle ‘içerden’ bildiklerine karşı öyle oldu…

Kitabınızın sonunda ‘AKP Sözlüğü’ diye bir bölüm görüyoruz. Bu sözlüğü neden koydunuz?
O sözlük AKP ve liderinin söyleminde en sık kullanılan kavramların çözümlemelerini içeriyor. Söylem analizi ile Tayyip Bey’in konuşmalarının ne denli 12 Eylül ürünü olduğunu, Kenan Evren ile nasıl benzer kavramlar ve kalıplar kullandığını görmek ilginçti. Bu kadrolar, 12 Eylül’ün en has ürünüdür.

IMG_8094

Bi’at ve Öfke Recep Tayyip Erdoğan’ın Psikografisi / Cemal Dindar/ Telos Yayınları/ Kapak ve sayfa tasarımı: Ebru Özay- Sertaç Ergin/ Kapak fotoğrafı: Tolga Sezgin / Düzelti: Asım Uçar

Cemal Dindar; Psikiyatrist, yazar. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tıbbiyeyi bitirdikten sonra Bakırköy Akıl Hastanesi’nden psikiyatri uzmanlığını aldı. Urfa Devlet Hastanesi’nde çalıştığı dönemde sosyokültürel dinamikler ve ruhsallık ilişkisi üzerine yoğunlaştı. ‘Anadolu ruhsallığı’ çerçevesinde çeşitli makaleler yayınladı ve seminerler verdi. İstanbul’a yerleştikten sonra politik psikoloji, psikiyatri eleştirisi, sinema ve ruhsallık alanlarında yaptığı çalışmalarla dikkat çekti ve Akıl Defteri dergisinin editörlüğünü yürüttü. Psikodiyalektik Araştırmalar Derneği kurucularındandır. Ruhsallık bilgileri ile diyalektik düşünceyi birlikte inceleyen psikodiyalektik çalışmalarını dernek kapsamında yürüten Dindar’ın yayınlanmış kitapları: Yuvasız Kuşlar Gibi/ Deliliğin Resimli Sivil Tarihi (Otopsi, 2003), Simsiyah Leylekler (aura kitaplığı, 2004), Politik Psikolojinin Cinleri (Otopsi, 2004), Bilim ve Felsefe Açısından Ruhsallık Bilgileri (Afşar Timuçin ve Yavuz Erten ile birlikte, Bulut, 2007), Nal / Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri (Telos, birinci baskı 2007; ikinci baskı, 2013) Bi’at ve Öfke/Recep Tayyip Erdoğan’ın Psikobiyografisi (Birinci baskı, Telos, 2007; ikinci baskı, Cadde, 2011; üçüncü baskı, Telos 2014), Darbeci (Destek, 2010), #Direnlibido (Telos, 2013)

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.