“Mungan şiirini kendi dilinde bir daha okumak, Kürtler için aynaya dönüp bakmak gibi bir şey oldu.”

 

Murathan Mungan şiirlerinden Kürtçe bir seçki, ilk kez 1996 yılında Li Rojhilatê Dilê Min adıyla yayımlanmıştı. Bu kitap, çift dilli olarak ve güncellenerek yeniden basılıyor. Omayra ile Oda, Poster ve Şeylerin Kederi’nden yeni çeviriler eklendiği gibi, 1996’dan sonra yayımlanan Mürekkep Balığı, Başkalarının Gecesi, Timsah Sokak Şiirleri, Eteğimdeki Taşlar, Dağ ve henüz yayımlanmamış “Divan-ı Harp Şiirleri”nden çeviriler kitaba eklendi. Murathan Mungan’ın kitaba yazdığı önsözde “Kitaptaki şiirlerin seçiminde, çevirmenin şiirlerin Kürtçe’de nasıl durduğu, nasıl tınladığı konusundaki dikkati ve duyarlılığı belirleyici etmen olmuştur. Aynı göğün altında güneşlenen sözcükler hepimizin hatırasıdır” diyor… Çevirmen Rûken Bağdu’yla, bu kitaptan hareketle şiir çevirisinin entelektüel çerçevesini ve Kürtçe’nin edebiyat dili olarak imkânlarını konuştuk.

Murathan Mungan’ın şiirleri ilk kez, Li Rojhilatê Dilê Min (Kalbimin Doğusunda) adıyla 1996 yılında Kürtçe olarak kitaplaşmıştı ve çeviri size aitti. Şimdi bu kitap içeriği biraz daha zenginleşerek yeniden yayımlanıyor. Li Rojhilatê Dilê Min ve sizin çeviriniz o günlerden bu yana nasıl eleştiriler aldı, nasıl karşılandı?
Kitabın ilk baskısından bu yana on altı yıl geçti. Çıktığı dönemi göz önüne aldığımızda, henüz yazılı anlamda gerek çeviri gerekse telif eserlerin fazla olmadığı hatta Kürtçe’nin Kurmanci lehçesinde daha yeni yeni, söz konusu olan Türkiye coğrafyasındaki Kürtler, gazete dergi gibi süreli yayınlar, kitap ve yayınevlerinin oluşmaya başladığı dönemlerdi. Asıl okur kitlesinin olduğu coğrafyadan uzak ve çoğunlukla İstanbul’da ve de zor şartlarda çıkan bu yayınlar, çoğu zaman okuruna ulaşmadan ya toplatılıyorlar ya da dağıtım şirketlerinin ayrımcı yaklaşımlarıyla, Kürtçe olmaları veya kitap kapağında “Kürtler… ya da Kürdistan…” ibaresinden dolayı dağıtımını yapmayı reddetmeleri söz konusuydu çoğunlukla. Kürtçe veya içeriği Kürtlere ilişkin Türkçe bir kitabın, maddi zorluk ve siyasi baskıların dışında teknik olarak okura ulaşması konusunda da bu ve bunun benzeri durumlar için görece yasal bir engel olmadığı halde, tamamen “üst kültür” safsatasıyla şişirilmiş bir alt bilincin psikosomatik yansıması olarak, bir türlü aşılamayan dayatmacı zihniyetin, gündelik halleri olarak algılanabilecek bir durum velhasıl. Okur tarafından bakacak olursak, bırakalım anadilinde eğitim görmüş ve yapılanmış olmayı, geçmişte bu dille konuşmuş olmanın parayla cezalandırılmakla eşdeğer olduğu bir süreçten geçip, halihazırda hâlâ kimlik ve dil hakları taleplerinin kati bir retle karşılandığı bir hüviyete mensup okur profili söz konusu. İnsanların ellerinde veya çantalarında Kürtçe bir kitabı taşımaktan tedirginlik duydukları bir atmosferdi var olan, günümüzde nispeten bu durum görece bir rahatlık kazanmış olsa dahi psikolojik yansımasını o şartlar dahilinde düşünmek lazım…

Bu arka plan eşliğinde bu kitabın ilk baskısı çıktığında, ilgili çevrelerde yine de belli bir heyecan yarattığını hatırlıyorum… Olumlu ve övgü doluydu eleştiriler çoğunlukla. Murathan’ı Türkçe’de zaten bilen Kürt okuru için, sanırım içinde kendi coğrafyasına, kendi varoluş durumuna, mitlerine, kültürel motiflerine sıklıkla rastladığı Mungan şiirini kendi dilinde bir daha okumak, aynaya dönüp bakmak gibi bir şey oldu. Evet orada olan kendisiydi. Olumsuz olan eleştiriler ise az olmakla birlikte, daha çok dilin teknik yapısına takılan, o da standart bir Kürtçe’nin daha oluşmamış olmasından kaynaklı şivesel farklılıklara ilişkin, önemsenmesi gereken ancak vahim olmayan yaklaşımlardı. Gerekli altyapı sağlandığı takdirde, eğitim ve öğretimle yapılanıp gelişmesi durumunda, dilin doğal evrilme süreci içinde zamanla kendi kendine çözülecek sorunlardır onlar da.

RUKEN.BAĞDU 1 RUKEN.BAĞDU2

Şiirleri nasıl seçtiniz? Çok bilinenler mi öncelikliydi, yoksa Kürtçe sesini güzel duyduklarınız mı?
Li Rojhilatê Dilê Min, yazarın kalbinin doğusunu güzergâh edinen şiirler. Ve “kalbinin doğusu”nda hâlâ ölmekte olan kardeşleri için yazdıkları ağırlıkta. Genelde tematik bir bütünlüğü olan ve içerikleriyle “kalbin koyu yerinde biriken”lerin bir araya gelmesiyle, bir anlamda coğrafik çağrışımı baskın olan bir seçki.

Kitaplaşma projesi henüz ortada yokken, çalakalem yaptığım ilk çevirilerde doğrusu şiirin Kürtçe’deki sesi öncelikliydi benim için. Hem içerik olarak kaynağında “bizim oralar”ın olduğu şiirler hem de Kürtçe’deki yankısı ve melodisi kulağa hoş gelenler belirleyici oldu. Orijinal dilde zaten tınısında var olan o sesi Kürtçe’de daha net ve yerini bulmuş biçimde duyma keyfiydi, bir kısım şiir için. Kitap çıktıktan sonra imza günlerinde veya fuarlarda okurun bir vesileyle “falanca şiir Kürtçe’de orijinalinden daha iyi durmuş” demesi biraz da seçkilerde bu yaklaşımın sonucu. Kimisinde de derdim biraz Kürtçe’yi sınamak, sınırlarını zorlamaktı…

Bunca yıpratılan ve kendisine gelmesi, gelişmesi, ölümcül bir biçimde engellenen bir dille, Türkçe’nin modern ve kendi sınırlarını zorlayan bir şairini, folklorik ve sözlü edebiyatın sınırları içinde hapsolmuş bu dille nereye kadar zorlayabileceğimi de denemek istedim. Bir nevi meydan okuma da denebilir. Fakat son aşamada ağırlığı gerek içerik ve gerekse melodisiyle Kürtçe’de en iyi duranlara verdim. Çok bilinenlere önceliği vermek değildi amaç. Murathan’ın kemikleşmiş Kürt bir okuru var zaten. Onun az ya da çok bilinen şiiri yok gibi sanırım. Bilen her türüyle biliyor.

En fazla şiir Omayra ve Sahtiyan kitaplarından seçilmiş. Bu iki kitabın sizin seçkinizde böylesine öne çıkmasının nedeni nedir?
Onlar ilk göz ağrılarım… Hem tema bağlamında hem de farklılığın Kürtçe’de sınanmasının ilk örnekleri benim için. Ayrıca zaten çok mitik ve sağlam şiirler; tarih, aşk, zulüm, isyan, toplumun kendi dinamizminde var olmanın türlü halleri.. Neredeyse yok, yok… Çeviri için bütün provokatif öğeleri içeren şiirler… Düşünsenize bazı konularda “öteki” olmanın ölümcül baskısı altında inleyen bir kültürde, genelde bütün Ortadoğu’da ve özelde Kürtlerde, bir yere kadar feodalitenin şekillendirdiği algı üzerinden; hak, hukuk ve vicdanın olmadığı ve dilin de bütünüyle lâl olduğu bir durum karşısında, eşcinsel bir ilişkinin varlığına ilişkin mesela “eksik babalardır bazı çocukların bütün eşcinselliği” diyen bir dizenin karşılığının o dilde öncelikle algılanabilecek düzeyde oluşturulması… Üstelik de bu durumun sözel karşılığının hiçbir biçimde olmadığı bi dilde… Her anlamda sınırları zorlayıcı değil mi yeterince? Bir de çeviri, kelimelerin bir dilden diğer bir dile yolcululuğu değildir sadece. O yolculukta beraberinde neler götürdüğüdür aynı zamanda. Duygu, fikir ve algının sınırlarını zorlayıcı içerikleri de taşımalıdır kendisiyle.

Murathan Mungan edebiyatının Kürt toplumunda ve entelektüellerinde nasıl bir yankısı var?
Hangi kaynaklardan beslenirseniz, vereceğiniz ürünlerde onun izlerini bulursunuz. Türkiye’de Kürt okuryazar kesimi ki bu sınır biraz iç içe geçmiş durumda çünkü neredeyse okur durumundaki çoğu kişi aynı zamanda yazardır da. Ya da buna kendi dilinde yazma tutkusunun bir biçimde oluşturduğu okur kitlesi desek, pek abartmış olmayız. Bu kitlenin de çok az bir kesimi hariç, entelektüel anlamda beslenme ihtiyacı doğrudan Türkçe’de var olan özgün veya çeviri eserlerden karşılanıyor. Mungan’ın veya başka bir Türkçe yazarının doğrudan ve kesin tanımlı şöyle bir etkisi ya da yankısı var gibi mutlak bir tanımlama yapmak güç olabilir. Fakat etkilerinin olması da doğaldır bir yere kadar. Nitekim bazı denemelerde izlerine rastlamak mümkün.. Li Rojhilatê Dilê Min’in ilk baskısından sonra bazı müzik albümlerinin şarkı sözlerinde Mungan’ın söylem biçimiyle parallellik taşıyan kurgular oldu. Ben buna aktarılanın aktarılana olumlu etkisi olarak bakıyorum. Ta ki özgün anlatımlar oluşuncaya dek. Bir diğer çeviri çalışmamda, ki buna adaptasyon desek daha doğru olur; Kürtçe’nin Sorani lehçesinde yazan şair Şêrko Bêkes’in şiirlerinden bir seçkiyi Kurmanci lehçesine uyarlamıştık Bedran Ahmed’le. Bêkes, kısa dörtlükler halinde yazdığı ve genelde vurguyu son dizeye yaptığı, yalın anlatımlı, klasikten moderne geçişin ilk örnekleri olan bu biçim şiirlerine “poster” şiirler demiştir. Bu yazım biçimi Kurmanci’de o kadar benimsendi ki yeni nesil Kürtçe yazan şairlerin büyük çoğunluğunda etkili oldu ve olmaya devam ediyor. Etkileşim müzikte de öyle, hâlâ eline sazı alan Şivan Perwer oluyor önce veya rock’a yönelen Ciwan Haco’nun tınısını arıyor sesinde… Bu kitabın ikinci baskısına yapılacak ek çevirilerin ilk örnekleri üzerinde çalıştığımda, henüz bitirmiş olduğum bir şiiri, yanılmıyorsam “Sevgili” şiiriydi, etkisini anlamak için bir arkadaşıma kendi şiirim diye sesli okuduğumda, çok güzel ve etkileyici bir şiir ama sanki Murathan Mungan’dan etkilenmiş gibisin dedi… O an benim için olmuş bir çeviriydi o.

RUKEN.BAĞDU5 RUKEN.BAĞDU3

Türkçe’den Kürtçe’ye çevrilen ilk şiir kitabı Ahmed Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim’i… İkincisi ise Murathan Mungan şiirleri… Sizi Kürtçe’ye çevirmek anlamında heyecanlandıran başka şairler kimler?
Burada ilk veya ikinci olmak o kadar belirleyici olmamalı bence. Çevril(ebil)miş olması önemli. Ahmed Arif’te de Mungan’da da esas olan, en azından bu seçkideki haliyle Mungan, şiirlerinde hissedilen bazı ortak şeylerin gizli çağrışımı, bir başka deyişle Kürtçe’nin Türkçe içerisindeki sessiz çığlığı. İki şair de aynı coğrafyanın “hangi izini sürecek şimdi bu dolaşık kimlik, feodal?” acılarından, duygularından, keşmekeşinden ve zulmünden mustarip. Aynı kaynağın acı suyudur damaklarını buran. Mıgırdiç Margosyan’ı veya Gérard Chaliand’ı çevirdiğimde de benzer öğeler buldum. Dillerinde geldikleri aynı coğrafyanın tadı ve izleri var. Eco’nun tanımlamasıyla “diller hiçbir zaman ölmezler, tehlike anında sadece en yakınındaki dillere sığınırlar”… Türkçe’nin bugünki kullanımında o kadar çok anlatım kalıbı ve kelime vardır ki Kürtçe’dirler aslında ve çok doğal olarak kullanılmaya devam ederler. Dilde olduğu gibi bu, yaşanmışlık için de böyledir. Acılar serpêhati’ler, ninniler ağıtlar, şarkılar hep diğerinde var olmaya devam ederler. Sorunuzun ikinci kısmı için ise, çeviri de en az çevrilen eser kadar tutku ve emek isteyen bir iş. İster ortak bir amaca hizmet etsin ister kişisel bir uğraş olsun, bir disiplin içinde yapılması gerekir. Kürtçe gibi yapılanmaya aciliyetle ve şiddetle ihtiyacı olan bir dil içinse, bugün içinde bulunduğu şartlar dahilinde bir zaruriyet adeta. Kürtçe için çevirinin önemi ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu. Bu dilin farklı konu ve içerikteki çevirilerle sınırlarını genişletip zenginleştirmeye ve kaliteli çevirilerin katkısıyla dil düzleminde kaybettirilen özgüvenini kazanmaya ihtiyacı vardır. Bu bağlamda seçilen eserlerin önemi daha da artıyor. Aktarılan eserin, türü ne olursa olsun, aktarıldığı dile katkısı, kendi dilindeki gücü ve kudreti oranındadır, kendi dilinde güçlüyse senin diline de güç katar. Türkçe’nin bugünkü anlatım zenginliğine ulaşmasında, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren devlet destekli birçok çeviri projelerinin katkısı yadsınamaz. Hatta yanılmıyorsam bugün bile dünyanın en çok çeviri yapılan dilleri arasındaki yerini korumaya devam ediyor. Keza dünyadaki diğer diller ve kültürler de farklı zaman dilimlerinde benzer serüvenlerden geçmiş ve bu yönlü katkılarla dillerini zenginleştirmekle kalmamış, bu yolla gelen farklı fikirlerin değiş tokuşuyla düşünce sınırlarını da genişletmişlerdir. Avrupa’da Rönesans öncesi dini metinlerin dilden dile dolaşımı ve sonrasındaki etkileri gibi.

Okurken heyecan duyduğum şairler var elbette. Ama bazıları yazıldığı dile yakışıyor, o dilde okumanın tadı başka oluyor. Yahut çevirmek isteseniz dahi yazıldıkları teknik o imkânı sunmuyor; çok sevdiğim Turgut Uyar’da olduğu gibi. “Yokuş Yola” şiirini çok beğenmeme rağmen “kanmak” ve “kanamak”ı farklı anlamda fiiller olmalarına rağmen aynı çekimle sunulmalarının çevrilmesini imkânsız bırakması gibi… Kürtçe’de ayrıca Yaşar Kemal külliyatının olmaması büyük eksiklik bana göre. İyi bir çeviriyle, Kürtçe’nin onun eserleriyle bas tonunu yakalayacağını düşünüyorum.

Size göre şiir çevirisi yapmanın ne tür yazınsal zorlukları var?
Öncelikle yazıldığı biçim burada önemli. Vezin mi, serbest mi, klasik dönem şiiri mi, modern şiir mi ya da son dönem bazı şiirlerde olduğu gibi serbest formla beraber, bir de minimalist kaygılarla en fazlayı en azla söyleyip, çeviride karşılaşılan teknik sorunlara bir de algısal düzeyde bir sterching boyutu eklemek mi, değişir bunlar. Ama hangi formda yazılırsa yazılsın, esas olarak şiirin kendi doğasından kaynaklı, ses ve ahengin, anlatılmak istenen ile anlaşılanın, kurgu ve melodisinin özüne en yakın biçimiyle aktarılabilmesi sorunudur.

RUKEN.BAĞDU4

Kürtçe’nin çok zengin bir dil olduğu, dil üzerindeki baskının nispeten kırıldığı günlerde ifade edilir oldu. Sizce Kürtçe, şiir dili için nasıl imkânlar barındırıyor?
Feqiyê Teyran’lar, Melayê Ciziri’ler, Ehmedê Xani’ler ve dengbêjler gibi sözlü ve manzum bir edebiyatın üzerinden, yüzyılları aşarak günümüze gelen bir dil şüphesiz ki belli bir zenginliği de barındırır bünyesinde. Fakat dil de canlı bir organizma olarak, içinde var olduğu çevrenin koşulları doğrultusunda, ona paralel, evrilme ve gelişme aşamalarından geçerek varlığını devam ettirebilir ancak. Varlık sebeplerini ortadan kaldırırsanız veya devam edebilmesinin koşullarını sağlamazsanız solar, yok olur ve bir gün ölür. Bütün Batı dillerinin anası konumundaki Latince’nin bir dönem dünyanın en hâkim dili olduğu gerçeği günümüzde geçersiz. Kürtçe de var olma şartlarından mahrum bırakılmaktan mustarip, bugün en son en güçlü var olduğu köy yaşamının ona sunduğu imkânlar kadar mevcut. Bir yönüyle pastoral yani. Hatta hızlı yaşam koşulları, teknolojik gelişme ve nüfusa yönelik demografik deformasyonla o bile yok olmakla yüz yüze. Yazılı alanda nispeten bir canlanma olsa da, devama yönelik sistematik ve somut katkılar olmadığı sürece, bu çabalar kişisel olmanın ötesine geçemeyip, zamanın küllerine teslim olmak zorunda kalacaktır. Edebi alanda, köklü manzum geleneğinden doğru faydalanıldığı takdirde şiir yazımında da çevirisinde de katkısı olumlu olabilir. Ancak yaşanmışlık düzeyinde de bir paralellik veya örtüşme kaçınılmaz. Mesela içinde modern dünyanın kodlarını taşıyan bir şiirin veya bir romanın Kürtçe’ye çevrilmesi klasik bir şiire nazaran daha sıkıntılı. İçerik olarak yaşanmışlık düzeyinde örtüşmesi gerekir kendisine aktarılanla… Pastoral bir şiir hiçbir dilde olmadığı kadar Kürtçe’de zengin ve çeşitli bir anlatım içerebilir ama o dil ve kültürde yaşanmışlığı olmayan durumların aktarımı imkânsız olabiliyor. Mungan’ı çevirirken bu köklü zenginliğin yalnızca anlatımın akıcılığını sağlamada yardımcı olduğunu ve melodik düzeyde sesi etkileyici yerinden yakalamakta katkısı olduğunu düşünüyorum. Ancak çevrilemeyen şiirlerinde yaşanmamışlıktan kaynaklı kısırlık kaçınılmaz oldu. Basit bir örnekle Mungan’ın şiirinde “hatıra defterleri”nin “eski kırkbeşlikler”in ve “boğazlı kazaklı”ların olduğu dizeler Kürtçe’ye oturmuyor. Kim Kürtçe hatıra defteri tuttu ki ya da tutabildi ki yansıması olsun… Demek istediğim o hatıra defterinin tutulmasının somut koşulu olmadı, yaşanamadı ve o yüzden de var olmadı. Evet Kürtçe pastoral ve folklorik anlamda inanılmaz zengin ve lezzetli ama orada kalmış. Şehre gelememiş… Kon altında güneşin bütün huzmelerini inanılmaz zenginlikte sunup tanımlarken, içinde eskaza gökdelenli anlatımı içeren bir tekstin aktarılmasında, gökdelenden bırak hayatı tanımlamayı kendisine isim bile koyamamıştır. Günümüzde her durum için geçerli bu. Bir şeyin yaratıcısı kimse dil bazında yaşatıcısı da o oluyor. Bütün dillerde bugün Ipad ayped’dir…

Bu çalışmada, Murathan Mungan şiirlerinden başka dillere ya da Kürtçe’ye aktarılmaya direnen şiirler oldu mu? Kürtçe ifadesini bulmakta zorlandığınız…
Hem aktarılan dilin bunu kaldırabilme gücüyle hem de yazıldığı dildeki çevrilebilirlik durumuyla da çok ilgili. Mungan çevirisinde kimi zaman özgün üslubundan, kimi zaman da Kürtçe’ye uyum sağlamadığı durumlar nedeniyle kitapta yer vermediğimiz çok şiiri oldu. Dağ’da boynu bükük çok şiir kaldı. Neredeyse kitabın hepsi çevrildi ancak karşılığı olmayan bir kelime, en basitinden soyut anlamlı tanımlamalarda olduğu gibi “nesne veya özne” demek için mesela, bunlar bu duruma uygun ilk akla gelenler veya bir anlatım kalıbının yerini bir türlü bulamaması gibi. Çok kişisel derdi olan şiirler de öyle ya da Mungan’ın çokça şiirinde rastlanan, kendinden önceki ve sonraki dizenin anlamlarını, tamamlayan orta dizenin her iki dizenin anlamı üzerindeki mutlak hâkimiyeti ve çeviride Kürtçe ile Türkçe’nin gramatik dizilim olarak a l’envers diller olmasından kaynaklı aktarıldığı yerde, ortada kalma konumunu koruyamamaktan çevirilmezliğe mahkûm etmesi gibi. Üslup ve matematiksel kurgunun dayatması. Minimal söylem, oturmuş bir denklem ve ödün vermeyen müziği gibi zorlamalar… Keyifli, şaşırtıcı bazen de zor.

Şiir çevirisi sürecinde “şairin onayı” nasıl alınır? Neler yaşanır ve siz Murathan Mungan’la nasıl bir süreç paylaştınız?
Aynı dönemde yaşadığınız bir yazarı çevirmek hem avantajlı hem dezavantajlı. En büyük avantajı sıkıştığınız anda, anlama düzeyinde bir yanlış aktarılma olmasın diye ona danışabilmeniz. Söz konusu olan bir kitabın olduğu gibi çevrilmesi ise yine pek sıkıntı yok. Ancak bu bir seçki olacaksa danışmaya daha sık ihtiyaç duyabiliyorsunuz. Bir yazar için her eserinin yerinin ayrı olması doğal. Çeviri seçkide bu değil de şu olsun; neye göre, nedenler ve nasıllar, sık sık görüş alışverişine rağmen, kimisinden feragat etmek kolay olmayabiliyor. Bu Kürtçe seçkide mesela tematik uyumunun yanında ayrıca sesi Kürtçe’de en güzel duranlar önceliği aldı. Kimi bölüm başlıklarını cılız kalabilme pahasına Kürtçe’yle uyumunu esas alarak çevirdim. Mungan’ın titiz ve hassas yapısının, kitabın son şeklini almasında katkısı çok oldu.

RUKEN.BAĞDU7 RUKEN.BAĞDU6

Gündeminizde Kürtçe’ye çevirmek istediğiniz, başka Murathan Mungan kitapları var mı?
Elimde, bu baskının içindekilerden daha fazla ama çoğu yukarda belirttiğimiz sebeplerden ötürü yarım kalmış ya da final çizgisini geçmeye bir adım kalmış şiirler var hâlâ… Biraz zamana ihtiyaçları var, olgunlaşmaya… Kürtçe henüz emekleyen bir dil. Yapılanması ve ayağa kalkması lazım. Pek tabii ki, eğitim ve öğretim dili olması, hayatın bütün yaşamsal alanlarında kullanılması gerekir. Farklı konularda, bütün dünya dillerinden, iyi ve özenli çevirilerle kullanılma zeminine kavuşması ve her şeyden önce özgüvenini kazanması gerekir. Bu elinizdeki seçki dahi ilk basımında neredeyse kusursuzken, aradan geçen zaman zarfında, dilin kendine sunulan sınırlı imkânlarıyla kat ettiği yol boyunca, yenilendiği ve çoğaldığı haliyle, ikinci basım için birtakım değişikler zorunlu oldu. Sadeleştirmeler, eklemeler hatta kısmi yeniden çevirmeler gibi… Tam da söylediğim gibi, canlı bir organizma olarak dil, büyüme, olgunlaşma ve serpilme evrelerinden geçiyor. Hatırlatmak istediğim son bir şey var. Bu kitap iki dilli çıkacak ve iki dilin olanaklarını karşılaştırmak için fırsat tanıyacağı kesin, ancak bir sözlük olmadığı unutulmamalı. Bire bir, motamot arayışlara girilmeden tadının alınarak okunulması gerektiğini düşünüyorum…

1 Yorum

  1. firat

    Ruken helal be ji te re ! Min heta niha wergêreke qasî te jêhatî nedît ! Min pirtûka Migirdiç Margosyan a bi kurdî xwend, min ew nas nedikir û min qet li rûpelên pêsîn nenihêrî, min çend pel xwendin û min ji xwe re got ; teqez ev nivîskar kurdê sovyetê ye ! kurmanciya wî çiqas zelal e ! Lê pasê min dît ku ev pirtûk hatiye wergerandin, bi xwedê gava ku min ev fahm kir, ez lal bûm, min got ev ne mimkûn e! Her bijî ji te re hevala Rûken, ji îro pê ve di wergerê de rêbera min tu yî !

    Cevapla

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.