‘İnsanların çoğu, sıkıldıkları hayatı değiştirmek için, önce eşlerini değiştiriyor.’

 

İstedikleri hayatı yaşayamadıklarını düşünen kişilerin, yerleşik toplum değerlerine gecikmiş bir karşı koyma mücadelelerini anlatıyor Çiğdem Anad’ın “Sen Kimsin?” kitabı…  Televizyon haberciliğinin önemli bir ismi, çok tanınan bir ekran yüzü olmasının yanı sıra romanları ile de varlık gösterdi Çiğdem Anad. Onunla, televizyon haberciliğine ara verdiği ve daha fazla yazmaya kapandığı bu yeni dönemini, yeni romanını konuştuk.

Sizin gibi popüler bir gazeteciden, ülkenin siyasal gerçeklikleri ile ilgili bir romanlar bekleniyor gibi geliyor bize… Oysa siz edebiyatta kendinizi özgür bıraktınız.
“Sen Kimsin“ romanında ülkenin bazı siyasal gerçeklerini  açık seçik görüyorsunuz. Romanın arka planında bugünün Türkiyesi var. Ancak  bu bir siyasal bilgiler kitabı değil, bu bir  roman.

Sizin hayata dair sorularınız ne zaman başladı ? Sizi gazetecilik yapmaya yönelten sorularla roman yazdıran sorular aynı mı?
Biz büyüdüğümüz dönem gereği erken yaşta politize olduğumuz için, her şeyi sorgulamaya erken yaşta başladık. Onüç, ondört yaşlarında. Hayatın her alanında soru soruyorsanız, roman yazarken de soru soruyorsunuz tabii . Sorarak, araştırarak, kurcalayarak yetişen nesiller hem yaptıkları işi , hem de dünyayı ileriye taşır.

‘Hayat Geçiyor, Sen Neredesin’, ‘Aklım Nereye Gidiyor, Ellerim Nereye’, ve şimdi ‘Sen Kimsin?’ Üç kitabınızın da isimlerinin birer soru cümlesi olması bir tesadüf mü ? Yoksa bir gazetecinin kitapları olmakla ilgili hoş bir devamlılık mı?
Tesadüf değil.  Bilinçli bir tercih. Yargılamadan anlama çabasının ifadesi.

Bugüne kadar gelişen sürecinize baktığınızda hayatınız, sorularınızın yanıtı olabildi mi ?
Hayatı size bellettikleri gibi değil de , kendi aklınız ve hissiyatınızla algıladığınız gibi yaşama gayretini çok önemsiyorum. Ben de bunu yapmaya çalıştım hep.

ANASAYFA.çiğdem.anad çiğdemanad1

Toplumdaki cinsellik algısı gelir düzeyine göre nasıl farklılık gösteriyor sizce ? Cinsel arayış içine giren kesimler sadece burjuva, yüksek gelir düzeyine sahip kesim mi ?
Günlük temel, maddi sorunlarla boğuşanlar cinsel fanteziler peşinde koşacak lükse sahip değil sanırım. Cinsellik canlıların doğal , biyolojik dürtüleri olduğuna göre , bütün insanlara ait bir konudur ama karnını doyuramayan insan önce yiyecek peşine düşer, sonra haz peşine.

Aşk kimsenin dilinden düşmüyor ancak ironik olarak da duygusuz sevişmeler çağındayız. Tüm gazeteler, dergiler bundan söz ediyor? Aşkın büyüsü neden bozuldu sizce ?
Aşkın kısa süreli bir kimyasal reaksiyon olduğu keşfedildi herhalde. Bu yüzden büyüsü bozuldu. Beden ve zihnin birleştiği sevişmelerin ömrü uzun oluyor. Bu bileşimi sağlamak da kolay değil. Duygusuz sevişmeler diyorsunuz. Sizce bütün sevişmelerde bir duygu yok mu? Şehvet duymak da bir duygudur. Ama kimi şehveti küçümser, kimi önemser.

Aşk olmadan yaşanan cinsellik, bu kitapta ya da entelektüel bir kadın olarak sizin zihninizde nasıl tarif ediliyor? Neden insanların buna yöneldiğini düşünüyorsunuz?
Kadın yada erkek bir kimlik bunalımı içindeyse, birçok arayışa yönelebilir. Ayrıca insanların önemli bir çoğunluğu, sıkıldıkları  hayatı değiştirmek için  önce  eşlerini değiştiriyorlar. Bence kadın için de, erkek için de sıkıntılarının, bunalmışlıklarının, arayışlarının karşılığı başka bir eş değil.

Aşksız sevişmeleri anlatarak  her şeyin tüketildiği çağımızda duyguların da tükenişine mi dikkat çekmek istediniz ?
Ülkenizdeki sorunlara, düzene ilişkin kaygılarınız yoksa, dünya görüşünüz yoksa sadece bireysel tatmin peşinden koşarsınız. Bireysel tatmin tükettikçe tüketmeyi körükler. Tüketme duyguları da harcar . Evet tükenişe dikkat çekmek istedim.

Neden sevgiden, aşktan vazgeçer insan sizce?  Ve sevmediği bir insanın tenine neden dokunur ?
Kimsenin sevgiden vazgeçeceğini sanmıyorum. Sadece sevmek ve sevilmekten bir süre umut kesilebilir.

Aşkta aradığını bulamayanlar mı savrulur mu bu aşksız sevişmelere ?
Aşksız sevişmelere evli, bekar, kadın ve erkek herkesin savrulma ihtimali var.

İçinde aşk olmayan cinsellik bir süre sonra insanı acıtan bir şeye de dönüşmez mi ?
Dönüşebilir sanıyorum. Bedene yabancılaşmanın güzel, iyi bir duygu olduğunu sanmıyorum.

çiğdemanad3 çiğdemanad2

‘Sen kimsin?’ sorusu size sorulsa?
Benim kim olduğumu sorarsanız; ben bir öğrenciyim. Her an yeni bir şeyler öğreniyorum.

Romanınızdaki karakterlerin derinliği çok konuşuluyor. Bu derinlik, gazeteci hassasiyetiyle mi gelişti?
Edebiyat, psikoloji  ve felsefe kitaplarını çok okuyarak gelişti.

Kahramanlarınız işlerinde kariyer sahibi başarılı insanlar.  Kariyer sürecinde kişisel hırslar duyguların önüne mi geçiyor? Unutuluyor mu başlangıçta yanı başımızda yürüyenler ?
Hırs duygusu, takdir edilme duygusu, saygı görme ihtiyacı diğer duyguların önüne geçiyor kimilerinde. Yarışta ipi göğüsleyenler arkalarında kalanlara bakmıyor.

Kontrolsüz hırs insanların duygu ve düşünce dünyasını nasıl etkiliyor? İş yaşamında başarı neden hayatın içinde aynı başarıyı getirmiyor bu insanlara ?
Kontrolsüz hırs bir gün kafa göz yardırır. İş yaşamında başarının kriterleri bellidir ve bu kriterlere uygunsanız başarıyı yakalarsınız. Hayatın ise ölçülemeyecek kadar engin bir mücadele alanı var. İş  başarısı başarılardan sadece biri ve bütün hayatınızın içinde sadece önemli bir parça. Bütünde başarılı olmak doğaldır ki çok daha zor.

Biçilmiş roller mi değişti, yoksa herkes yaşayamadıklarının intikamını mı alıyor hayattan ?
Herkes kendi rolünü kendi belirleyebilmeli. Biçilmiş rolleri oynayanlar mutlu, mesut ise sorun yok, değillerse kendilerine uygun rolleri bulabilmeliler. Herkes ne yapıyor bilemeyeceğim.

Eşiniz bu kitabı okuduğunda “bu fantezilerden neden benim haberim yok” demiş, böyle bir şaka yapmış anlaşılan… Yazdıklarınız başka bir kadının gündemi mi?
Benim gündemim olmadığı kesin.  Kitaptaki kadının benimle en küçük benzerliği yok.

Milliyet’te Filiz Aygündüz’e verdiğiniz söyleşide “Gazetecilik bitti” diyorsunuz. Bunu sizin gibi önemli bir gazeteciden duymak çok acı. Gazeteciliğin yapılamadığı topluma ne olur?
Kimse olanı, biteni, doğruları duyamaz, okuyamaz. Bugün hala bütün olumsuz koşullara rağmen işini  o kadar ya da bu kadar, ama düzgünce yapabilen çok değerli gazeteci arkadaşlarımız var. Eskiden iki saat gazete okuyorduk , şimdi 15 dakika okuyoruz. O değerli gazeteci arkadaşlarımız olmasa, zaten gazetede okunacak bir şey de bulamayacağız. Televizyon haberciliği ise sığlaştı, ajans haberciliğine döndü zaten.

Dizi senaristliği yapıyorsunuz. Bir kalem erbabı olduğunuza göre, yazının değişik alanlarınızda olmanızda bir sakınca yok, hatta o alanlara katkı sunarsınız mutlaka… Ama “Gazetecilik bitince, dizi izlemeye başladım. Gazetecilik hiçbir kuruma, iktidara, muhalefete, askere, emniyete hiçbir tarafa yakın durmamaktır; hepsini eleştirmektir. Neyi doğru yaptıkları, neyi yanlış yaptıkları üzerine araştırmaktır, soruşturmaktır, sormaktır. Şimdi bunlar yapılmıyorsa, gazetecilik yapılmıyor. Bu koşullarda gazetecilik yapamayacağım için dizi yazmaya karar verdim.” deyişiniz üzüntü verici. Bu kadar umutsuz musunuz gazeteciliğin geleceğinden?
Gazeteciliğin önü ne kadar kesilirse kesilsin, gazetecilik her zaman yapılacaktır. Halkın haber alma, ne olup ne bittiğini anlama ihtiyacını hiçbir gücün öldürmesi mümkün olmadığına göre, habercilik her zaman kazanacaktır. Ben bu dönemde yazı yazmaya ağırlık vereceğim. İyi senaryolar üretmek için çalışacağım. Yaptığım her işi çok önemsiyorum ve işin hakkını vermeye uğraşıyorum. Umarım iyi olur.

Sen Kimsin? / Yazar: Çiğdem Anad / Everest Yayınları / Şubat 2012  / 263 sayfa

Çiğdem Anad; 1962 Ankara doğumlu. Ziraat mühendisliği okudu. 24 yaşında TRT’de muhabirlikle başladığı televizyon haberciliğini 25 yıldır sürdürüyor. Evli ve iki çocuğu olan Anad’ın diğer kitapları,  ‘Aklım Nereye Gidiyor, Ellerim Nereye?’, ‘Hayat Geçiyor, Sen Nerdesin?’.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.