“Klasik polisiye yazarı değilim, benim romanlarımda bazen katile hak bile verilir.”

 

Hacı, Topal Devrimci Cinayeti, Hisarüstü Cinayetleri, İtirafçı gibi çok konuşulan polisiye kitaplarının yazarı Cüneyt Ülsever, Doğan Kitap’tan yeni polisiye-macera kitabı Azrail Aynası’nı yayımladı. Önceki kitaplarında, gazeteci olarak hâkim olduğu politik gerçeklikleri polisiye romana taşımasıyla dikkat çeken yazar, ardından temalarını çeşitlendirdi ve daha geniş alanlara yayıldı.

Romanlarınızdan tanıdığımız “üçlü çete”, polis şefleri Erdoğan Bıyık, Harun Deniz ve Batur Alp bu romanda da başrolde… Bütün polisiyeleriniz bu karakterlerle mi yürüyecek?
Hayır, bir süre sonra “yok” olacaklar.

Hisarüstü Cinayetleri’nde başroldeydiler. Hatta kitap, “Üçlü çete maceraları” alt başlığıyla sunulmuştu. Bu diziye neden devam etmediniz?
“Üçlü çete maceraları” o dönemdeki editörün önerisiydi. Kullanmayı kabul ettim ama sonradan pişman oldum.

Zaten Hisarüstü Cinayetleri’nde olduğu kadar önde değiller, bu romanın akışında…
Bence her iki romanda polisler de “kahraman” değiller. Bir süre sonra da yok olacaklar.

Türkiye politikasından beslenen polisiyelerden vaz mı geçtiniz? Neden?
Sadece çeşitlendirme yaratmak istiyorum. Azrail Aynası’ndan bir önce yazdığım İtirafçı adlı romanda da, tıpkı Hacı ve Topal Devrimci Cinayeti’nde olduğu gibi, siyasi içerik var. İtirafçı’da bir PKK’lıyı anlatıyorum.

Hisarüstü Cinayetleri son derece Türkiyeli olabilmiş, yerel sıcaklıkları taşıyan bir polisiyeydi. Keza, önceki romanlarınız da… Hatta polisiye formatını aşacak kadar incelikli bir toplumsal arka plan sunuyordu. Bu kitapla, siyasi polisiyeden uzaklaşmaya başladığınız söylenebilir mi?
Ben “siyasi polisiye” veya “polisiye” terimlerini sevmiyorum. Ben “roman” yazıyorum. Benim romanlarım klasik romanlar gibi karakterleri derinlemesine anlatırlar ama klasik romanda olmadığı şekilde “kurgu”yu öne çıkarırlar. Romanlarımda “insan”ı anlatmaya çalıştığım için yerellik tartışması da bana ters geliyor.

Hiçbir romanınız, polisiyenin bilinen formatlarına yaslanan, rutin bir akış izleyen romanlar olmadı. Ama Azrail Aynası hem katilin geçmişine, hem de ikiz karakterlerin psikolojine yaptığı vurguyla farklı bir tonda… Ne düşünürsünüz?
Söyledim. Ben merkeze insanı alan romanlar yazıyorum. Esas amacım insanı anlatmak. Polisiyenin bilinen formatının tamamen dışında kalmaya çalışıyorum. Ben klasik romana “akıl oyunları” katmayı seviyorum. Klasik bir polisiye yazarı değilim. Benim romanlarımda bütün karakterler derinine anlatılır, hatta bazen katile hak bile verilir. Azrail Aynası romanımın ise en can alıcı vurgusu şudur: Bir kişilik iki kişiye bölünürken –bir ikiz beyin (Muzaffer), diğer ikiz vücut (Zafer)–, aynı zamanda iki ayrı kişilik tek vücutta zuhur ediyor. Bunun farkında da değiller. Psikolojide düal karakter…

Azrail Aynası polisiye/gerilim tür başlığıyla yayımlanmış. Gerçekten de diğer romanlarınızı düşünürsek, gerilim türüne daha yakın bir roman olduğunu düşünüyoruz. Polisiye dozunu geriye çektiğinizi söyleyebilir miyiz?
Hayır. “Kurguya” dayanan roman polisiye de olur, içinde siyasi cinayet de olur, gerilim de olur. İleride belki yine saf bir “polisiye” yazarım.

Sizin anlatınızda, okur polislerin bilmediği her şeyi biliyor. Peki, neredeyse kitabın sonuna kadar katille ve katilin bugünüyle karşılaşmamak –kitabın gerilim dozu açısından– risk değil miydi?
Söyledim. Ben okurla “akıl oyunu” oynuyorum. Ama ipuçları ilk bölümden itibaren var. Okur o ipuçlarını arayacak. Zaten, akıl oyunu dediğim budur. İpuçları baştan verilecek ki “oyun” oynansın. Son zamanlarda, bazı romanlarda yapıldığı gibi, bu romanda “sonuç” karşımıza son anda ve aniden çıkmıyor. Bence bu tür romanlar okuru aptal yerine koyuyor ve romandaki “beyin” işlevini göremiyor.

CÜNEYT ÜLSEVER1 CÜNEYTÜLSEVER2

Vajinaları kesen, yerinden çıkaran katilin anlatıldığı roman feminist okumalara açık mı sizce? Sizce katiliniz, annesinden taşıdığı yarayı mı kesip atmaya çalışıyor yoksa “kadınlık”la ilgili başka bir problemi mi cinayetleriyle deşiyor?
Bu romanın önde gelen şahsiyeti bir “psikopat”. Her türlü psikopatik emare onda da var.. Vahşet ve şehvet, herkesin ortak zaafı, düşkünlüğü… Hepimiz kan görmeye, parçalanmış ceset görmeye bayılırız. Herkes birer seri katil. Çoğunluk harekete geçmiyor, diğerlerini sadece hayallerinde öldürüyor. Zira herkes seri katil ama psikopat değil. Gerçeklerden kopmadığımız sürece içimizdeki katil harekete geçmiyor.

“Üçlü çete”nin, Dr. Muzaffer’le sohbetleri, seri katil olgusu hakkında ders niteliğinde. Türkiye’de yazılmış kitapların dökümünü bile yapıyorsunuz. Bu konuyla ilgili nasıl çalıştınız?
Romanı yazmaya başlamadan önce kriminoloji ve psikiyatri alanında seri katilleri çalışan çok kitap okudum. Maalesef, bu alanda telif eser hemen hemen hiç yok. Ama özellikle ABD’de çok derin çalışmalar, hatta seri katillerle psikiyatrların yaptığı söyleşi kitapları var.

Kolici, Çivici, Avcılar Sapığı, Artvin Canavarı… Bu saydığınız katiller, dünyadaki seri katil tipolojisine uyuyor mu? Bilinçli, planlanmış ve ideolojik olarak gerekçelendirilmiş cinayetlerle bu saydıklarınızın farkı nedir?
Kolici ve Çivici bir nebze olsun uyuyor ama çok fazla insan öldürmek insanı seri katil yapmıyor. Örneğin, benim Hisarüstü Cinayetleri romanımda katil üç kişi öldürür ama seri katil değildir. Sadece intikam almaktadır. Bu roman Türkiye’de ilk seri katil romanı. Zira FBI’ın seri katil tipolojisine tamamen uygun karakterler ve olgular çiziliyor.

Hacı TV dizisi oldu. Kitabınızın bu serüveninden ve çıkan işten memnun musunuz? Topal Devrimci Cinayeti, sinema filmi olacaktı. Bu proje ne aşamada?
Hacı bir fiyaskodur. Açık söylüyorum. Şerif Gören beni kullanmış ve aldatmıştır. Topal Devrimci Cinayeti’ni benden satın aldılar ama bir türlü film yapamadılar. Nedenini yapımcıya sormak lazım.

Romanlarınız, oyununuz, siyasi gelişmelerle ilgili düşünce kitaplarınız ve kariyer, gelişim kitaplarınız. Bunca alanda eser veriyorsunuz. Polisiye yazarlığı, yazarlığınızın neresinde?
Ben ölümümün ardından “romancı ve düşünce adamı” olarak anılmak istiyorum. Tabii ki, bunu tarih takdir edecek. Ama benim de bu uğurda emek vermem lazım. Hakkımda şimdiden bir doktora tezi yazılmış olması bana büyük keyif verdi. Değişik alanlarda eser verdiğim doğrudur. Ama hepsinin ortak paydası insandır. Ben değişik alanlarda “İnsan kim?” sorusuna cevap arıyorum.

Milliyet Sanat dergisinde, Esmehan Akyol’un yazısında şu sözleriniz alıntılanmış. “Roman bence üç unsurdan oluşur: Dilin çok net, anlaşılabilir, keyifli olması lazım. Dil kan çünkü. Vücuda oksijen taşıyor. Ayrıca bir hikâye olması lazım. Hikâye de vücuttaki kalp ve kanın dolaştığı damar sistemi. Ama bana en çok keyif veren kurgu, merak. O da beyin. Roman zeki olmak zorunda. En azından benim romanlarım böyle olmalı. Romanlarımın hep bir matematiği var. Hepsi okurla akıl oyunları oynamak istiyor.” Peki, Azrail Aynası’nın finali, “akıl oyunları”na kafa yormuş okurun merakını karşılıyor mu sizce?
Romanın birbirini reddetmeyen, mantığa hiç ters düşmeyen üç ayrı sonucu var. Üç sonuç da kabul edilebilir. “Şu sonuç seçilirse bu şu nedenle mantıksız olur” diyecek olanlardan haklı çıkarlarsa özür dileyeceğim.

Cüneyt Ülsever; 1951 Ankara’da doğumlu. The John Hopkins ve Columbia üniversitelerinde yüksek lisans yaptı, Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Gazeteci. Çeşitli kitaplarının yanı sıra Kara Dul, Hacı, Topal Devrimci Cinayeti, Hisarüstü Cinayetleri, İtirafçı adlı romanları yayımlandı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.