Kim Olduğunu Biliyorum

 

14 Ağustos 2007 – Pasifik Yerel Saati ile 9:30

Müvekkilinizin on beş saat içinde ölmesi söz konusuyken, sakin durabilmek gerçekten zor bir iştir. Alex Sedaka, kafese tıkılmış bir aslan gibi odada volta atmamak için kendini zor tutuyordu. Böyle bir hareket, valilik ofisinde pek yakışık alacak bir şey değildi. Müvekkilinin hayatı tehlikedeyken, Alex, maun renkli deri bir koltukta zorlukla oturabiliyordu.

Adil bir şekilde yargılandığından eminim efendim. Bu yüzden, davanın yeniden görüşülmesi için mahkemeye başvuramam. Fakat adalet bir oyun değildir. O, sadece gerçekleri arar; yani en azından öyle olması gerekir.”üvekkilinizin on beş saat içinde ölmesi söz konusuyken, sakin durabilmek gerçekten zor bir iştir. Alex Sedaka, kafese tıkılmış bir aslan gibi odada volta atmamak için kendini zor tutuyordu. Böyle bir hareket, valilik ofisinde pek yakışık alacak bir şey değildi. Müvekkilinin hayatı tehlikedeyken, Alex, maun renkli deri bir koltukta zorlukla oturabiliyordu.

Alex, kuşkulu bakışları üzerinde hissedebiliyordu. Onu bekleyen görevin ağırlığıyla omuzları çökmüştü. Her ne kadar dağcılık ve tenis sporlarına olan düşkünlüğü, yanık tenli görünümünün yanında fit ve ince bir fizikte kalabilmesine fazlasıyla katkıda bulunmuş olsa da, ellisine merdiven dayadığından beri dış görünümündeki olumsuz değişikliklerin etkisiyle bir parça özgüven eksikliği yaşadığı da söylenebilirdi.

Aslında Alex’te oluşan fiziksel tahribatın nedeni sadece geçen yıllar değildi, asıl neden yaptığı işti. Toplumun onayladığı tüm değer yargılarının karşısında dimdik durarak otuz yıldır sürdürdüğü Profesyonel Kinizm… Yıllarca toplumdaki pislikleri ve ayak takımından olanları savunup arkalarında durmak, bir zamanlar Melody’nin âşık olduğu (kendisi öyle söylemişti) o yüzdeki tüm gençlik enerjisini ve ışıltısını alıp götürmüştü. O sabah, tebessümle karışık kederli bir ifadeyle evlilik fotoğrafına bakarken, ne kadar değişmiş olduğunu fark edip hayrete düşmüştü.

Yine de Alex, dış görünüşünden ziyade konuşmasına nasıl devam edeceğine odaklanmalıydı. O güne dek, sayısız nedenlerle birçok kişinin özgürlüğü onun ellerindeydi. Ancak birinin hayatı söz konusu olan bir işle ilk kez görevlendiriliyordu.

Valiyle yapacağı konuşmaya hazırlanırken, onun alaycı tondaki sözlerini duyar gibiydi;

“Mahkemenin kararını yeniden sorgulamak benim üstüme vazife değil”

Valinin sözleri, Alex’in zihnini farklı düşüncelere yönlendirdi. Daha adil olunması ya da ona merhamet edilmesi için bir girişimde bulunsam… Diğer şüpheler üzerine dikkatleri çekip ‘Ölüm Cezası’ üzerine etik bir tartışma konusu yaratsam? Alex, yerinde duramıyordu. Oturmaktansa ayakta düşünmeye devam etti.

“Hayır efendim, elbette mahkemeyi sorgulamak sizin işiniz değil. Fakat bazen olağanüstü davalar, sistemdeki boşluklardan faydalanıp ceza almadan sonuçlanabiliyor. Ve bence siz, bu konuda bir fark yaratacak güce ve konuma sahipsiniz.”

Aşırı saygılı, biraz da dalkavuk bir edayla valinin yüzündeki tepkiye dikkat kesildi. İfadesinde bir değişiklik yoktu. Valinin kendisine yeşil ışık yaktığını düşünüp sözlerine devam etti.

“Mahkemeler, sert kanun ve kurallar çerçevesinde hareket ederler. Fakat bazı durumlarda bu kanunnameler kolaylıkla göz ardı edilebilir. Her dava birbirinden farklıdır ve bu dava da klasik bir örnek teşkil ediyor. Duruşmanın tamamı neredeyse büyük bir öfke ve intikam atmosferinde cereyan etti. Carrie’nin durumuyla karşılaştırıldığında__”

“Carry mi?”

“Stephen King’in kitabı… Fiziksel güçlere sahip bir genç kızın okulda karşılaştığı zorbalıkla ilgili.”

“Ah, evet,” diyerek yanıtladı vali, beklenmedik bir gülümsemeyle.

“Filmini görmüştüm.”

“Her neyse… Basın, hiç durmadan davanın bu hikâyeyle olan benzerliklerini ileri sürdü,” diyerek devam etti Alex, sıkılgan bir halde.

Vali, düşünceli bir ifadeyle başını kaşıdı. Daha birkaç gün önce, Alex’in özel af çıkarılmasıyla ilgili yazılı talebini geri çevirmiş, ancak San Quentin’e daha yakın olduğu için San Francisco’daki ofiste, on birinci saat itibariyle yüz yüze görüşülmesi konusunda ortak bir anlaşmaya varılmıştı.

“Bak, seninle alay ediyormuş gibi görünmek istemem, çünkü etmiyorum. Ama şu anda kendinle çelişiyorsun. Az önce Burrow’un adil bir şekilde yargılandığını söylemiştin.”

“Mahkemedeki süreç için bu doğru efendim. Peki ya, öncesinde medyanın sergilediği tutum? Oradaki havayı adeta zehirledi. Daha duruşma başlamadan önce insanlar bu konudaki hükümlerini çoktan vermişlerdi. Halk, intikam hırsıyla onun cezalandırıldığını görmek istiyordu. Fakat intikam, adaletle aynı şey değildir.”

Alex, valinin popülist kelime hazinesinden sıkça kullandığı bir terimle onu yakalayabilmeyi umut ederek “Halk” kelimesini kasten kullanmıştı. Fakat vali, ondan bir adım önde gibi görünüyordu.

“Burada tartıştığımız adalet; katil için mi, yoksa kurban için mi?”

Ofiste geçirdiği son birkaç gün boyunca Alex, kaçınılmaz surette öne sürülmesi muhtemel karşı savunma argümanlarını da göz önüne alarak, Juanita ve Nat ile değişik savunma yöntemleri üzerinde çalışmış ve birçok pratik yapmıştı. Fakat çalışmalar sürdükçe, konu daha sıradan bir mevzu gibi algılanmaktan öteye gidemiyordu. Artık fosilleşmiş bir tartışmanın üzerine eklenecek hiçbir şey yoktu. Sıkıcı bir şekilde kendini tekrar etmekten öteye gidemeyecekti.

Buna rağmen, işine yarayabilecek birkaç küçük doneye de sahipti. Belki de bunların arasında en güçlü olanı, hükümette görevli bürokratlardan olan Vali Charles Dusenbury’dir; ki, kendisi ölüm cezasına her zaman karşı olmuştur. Bu davadaki gibi halk tarafından rağbet görmeyen hassas konularda kendilerini ateşe atmaktan çekinmeyen politikacıların sayısı oldukça azdır. “Chuck” Dusenbury de bunlardan biriydi. Kamuoyu idam cezası hakkında farklı görüşlere sahip olsa da, bu cezayı destekleyenlerin sırf bu yüzden onlara oy verecek olmaları oldukça yüksek bir ihtimaldir.

Fakat Dusenbury için böyle bir riskin önemi yoktu. Makamındaki görev süresini tamamlamak üzere olan bir kongre üyesiydi. Siyasi kariyerini uzatmak için ne eyalet ne de federal düzeyde planları olmadığından, emekli olup göl kıyısındaki evinde balık tutarak ve golf oynayarak altın yıllarını geçirmekten başka bir kamu faaliyeti düşünmüyordu. Bu da, mahalli politikalar açısından iyi bir şey sayılırdı. Dusenbury’nin “medya kinikleri” olarak tabir ettiği bazı kişiler, onun hâlâ büyük bir balık peşinde olup gizli niyetler barındırdığından şüphelenmekteydi. Ancak böyle bir şeyi onun yüzüne söylemeye kimsenin cesareti yoktu.

Alex, derin bir iç çektikten sonra değişik bir yoldan atakta bulunmayı denedi.

“Tamam, dikkatinizi çekeceğini düşündüğüm bir konu daha var: Hâlâ mantığın alamayacağı bir takım şüpheler var.”

“Cesedin hâlâ bulunamamış olmasını mı kast ediyorsun?”

“Kesinlikle.”

“O zaman, yeterli delil olmadığını neden mahkemede öne sürmedin?” Valinin onu kızdırmaya çalıştığı, sinsi gülüşünden anlaşılıyordu.

“Suç delili, ‘suçun kendisiyle’ ilgili bir şeydir efendim, ‘maktulün kendisiyle’ ilgili değil. Bunu siz de biliyorsunuz.”

“Elbette biliyorum,” diyerek karşılık verdi. “O halde neden beni bu tür saçmalıklarla meşgul ediyorsun?”

Alex, aldığı tepkiyle irkildi. Ancak kendisini kısa sürede toparlayıp yaşadığı gerginliğin üstesinden gelebilmişti.

“Çünkü, ortada resmi deliller olsa bile, maktulün yaşıyor olması hâlâ mümkün. Siz olsanız davanın üzerinde bir takım şüpheler hâlâ mevcutken, birini ölüm odasına gönderebilir miydiniz?”

“Peki, bir daha düşünelim. Clayton Burrow’un evindeki buzdolabının arka kısımlarında, kurbana ait bir parça meme dokusu buldular. Kurbanın kan lekelerini ve sperm kalıntılarının olduğu iç çamaşırını yine Clayton Burrow’un yatak odasındaki döşemenin altına saklanmış halde buldular. İlaveten, Clayton Burrow’a ait kusursuz parmak izlerinin olduğu kanlı bir bıçak buldular. DNA testi sonucunda, kan izlerinin Dorothy Olsen’e, sperm kalıntılarının da Clayton Burrow’a ait olduğunu saptadılar. Sen nasıl değerlendirirsin bilmiyorum ama ben bunlara suç delili derim!”

“Bu deliller, size de fazlasıyla kolay elde edilmiş gibi gelmiyor mu? Polisler, bunları isimsiz bir ihbarın ardından buldular.”

“Yani bir şekilde oraya bırakılmış olduklarını mı düşünüyorsun? Böylesine birinci dereceden kanıtları nasıl elde etmiş olabilirler?”

“Bilemiyorum. Cesetten olabilir mi?”

“Şu hiç bulamadıkları cesetten!”

“Fakat, tüm o şeyleri neden saklamak istesin ki?”

“Çünkü o, sapık bir katil ve belli ki yaptığı işten kendisine anı olarak bir şeyler ayırmak istemiş; sebebi bu! Tıpkı birçok psikopatın her zaman yapmış olduğu gibi.”

“Yine de, kendi odasındaki döşemenin altına saklayacak kadar aptal biri olabilir miydi?

“Tabii ki olabilir! O adam beyinsiz cahilin teki!”

Alex’in canı sıkılmıştı. Ölü bir atı kamçılıyormuş gibi hissedip konuyu değiştirmeye karar verdi. Şimdi savunmayı farklı bir yönden ele almanın tam sırasıydı.

“Tamam, peki ya kadının hesabındaki birikim fonu? Ortadan kaybolmadan birkaç gün önce tam altmış sekiz bin dolarını nakde çevirmiş?”

“O konu zaten mahkemede aydınlatıldı. Sonuçta onun parasıydı. On sekiz yaşını doldurur doldurmaz parayı ele geçirmek istemiş.”

“Peki ya, o parayla satın aldığı mücevherler?”

“O ne demek oluyor?”

“Durup dururken ne diye böylesine çılgın bir şey yapmak istesin?”

“Ben nereden bileyim? Belki, gittiği yerde onlarla hava atmak istemiştir, olamaz mı?”

“Öyleyse, bu mücevherler nasıl olur da olaydan sonra bulunamaz?”

“Belki de Burrow onları çalmıştır! Tabii, onu öldürdükten sonra!”

“O zaman, mücevherler neden evinde ya da başka bir yerde bulunamadı?”

“Belki de onları satmıştır. Genç kızın ortadan kaybolmasıyla onun yakalanması arasında tam on yedi aylık bir süre vardı.”

“O halde para nerede? Hayat standardında bir yükseliş ya da aşırı bir harcamasına da rastlanmadı.”

“Kim bilebilir ki? Belki de mücevherleri kaybetmiştir! Önemli olan, aleyhinde pek çok suçlayıcı delil olması ve tüm bunlar için hiçbir açıklama getirememesidir. Bu da davanın açıldığı gibi kapanmasına yetecektir.”

Alex Sedaka, derin bir iç çekti. Bu tartışmanın sonu yoktu ve hiçbir yere varmayacaktı.

Bu detayları daha yeni öğrenmişti. Esas mahkemede yapabileceği hiçbir şey yoktu. Burrow, daha önce diğer davalarla da meşgul olan ve çok yoğun çalışan bir kamu avukatı tarafından temsil edilmişti. Karar açıklandıktan sonra Burrow’un davası, liberal eğilimli başka bir avukatlık bürosu tarafından tekrar ele alınmıştı. Başvuru gerekçeleri ise, önceki savunma avukatının yetersiz temsil niteliğine sahip olmasıydı. Bu çabalar sonuçsuz kalıp, idam tarihi iyice yaklaştığında, Burrow’a yeni bir avukat tutabileceği konusunu açıkça ima ettiler. Tabii, bir katili idamdan kurtarmak gibi başarısız bir girişim için kimse istekli davranmamış, böylelikle savaş meydanının on birinci saatine kadar geri çekilmek zorunda kalınmıştı.

Netice olarak, Clayton Burrow’u zehirli iğneyle infaz edilmekten kurtarmak için, Alex göreve çağrılmıştı.

“Sizi görmek istiyor.” Alex, resmi bir tonda ve kendinden oldukça emin bir kadın sesiyle irkilerek dalgın düşüncelerinden bir anda sıyrıldı.

Zihni, infazı önleyecek itiraz gerekçeleriyle öylesine kuşatılmıştı ki, kadının odaya girdiğini bile duymamıştı. Birkaç dakika önce kendisine orada beklemesini kibarca söyleyen kadının, o hiç evlenmemiş, resmi ve kuralcı tavırlarını tamamlayan incecik fiziğiyle yeniden karşılaştı. O anda, odanın içinde kendi kendine yüksek sesle düşünmemiş olmayı diledi. Alex, hafif kırlaşmış başıyla duvardaki bir tabloya çarpıp bir an duraksayınca, kendisini koridora yönlendiren kadının, kemik çerçeveli gözlüklerinin ardından ona küçümser gözlerle baktığını fark etti. Alex, bu kadının aptal görünümlü kişilere pek de tahammüllü biri olmadığını sezebiliyordu.

Toplantı odasına vardıklarında, genç kadın, önden kapıyı açıp onun içeri girmesini bekledi. Alex, bir beklentiyle yüzüne baktıysa da, kadının tavrından içeri girmek gibi bir niyetinin olmadığı belliydi. Maun renkli lambriyle kaplanmış lüks odaya yavaş adımlarla girdi. O sırada konferans masasında oturmakta olan vali, iri yarı bir adamdı. Hafif kilolu, biraz da kaslı gövdesi üzerine giydiği geniş beden jean pantolonu ve ekose gömleği ile ayağa kalkarak gülümser bir ifadeyle onu karşıladı.

Masanın uzak bir köşesinde ise orta yaşlı ve kır saçlarıyla minyon tipli bir kadın oturuyordu. Alex, hiç ummadığı bir görüntüyle karşı karşıya kalmıştı.

“Alex Sedaka,” dedi Chuck Dusenbury, etkileyici gür sesiyle. Genizden gelen bir tonlamayla, “Ben, bir halk adamıyım” ifadesini barındıran, politikacılara has bir tarzı vardı ki, Alex bu tarzı daha çok Rocky Dağları veya Ortabatı bölgesi ile ilişkilendirmişti. Dusenbury, bu içten karşılamayı sıkı bir tokalaşmayla sürdürdü. Alex, büyük bir kucaklaşmayla karşılanmadığı için neredeyse memnun olacaktı.

Ancak, tokalaştıkları sırada Alex’in gözleri validen çok, az ilerde oturmakta olan narin yapılı, kendisine tanıdık gelen o kadına odaklanmıştı. Altmışlarında gibi görünüyor olmasına rağmen Alex, kadının daha genç yaşlarda olduğunu görebiliyordu. Sanki bir şekilde yaşamış olduğu bir trajedi ya da hastalık onun daha yaşlı görünmesine sebep olmuştu.

Alex, kadının orada olmasına çok şaşırmıştı. Şaşkınlığının kaynağı, bunun sadece valiyle kendisi arasında geçecek özel bir toplantı olması gerektiğinden değil, bu kadını gayet iyi tanıyor olması gerçeğiydi.

Hüzün dolu bakışlarla oturan bu kadın, müvekkilinin cinayetten suçlu bulunmasına sebep olan genç kızın annesiydi.

(…)

Kim Olduğunu Biliyorum – Bir Alex Sedeka Romanı / David Kessler / Çevirmen: Zuhal İnal Baycılı / Altın Bilek Yayınları 

” Ölüm cezası istemiyle yargılanan Chuck Burrow’un annesi, California valisine, oğlunun idam cezasının kaldırılması için son bir şans verilmesi konusunda ısrar eder. Avukat Alex Sedaka, vali kendisine Bayan Burrow’ın tavsiyesini dinleyeceğini bildirdiğinde çok şaşırır. Bu sayede müvekkilini idamdan kurtarmak için eline mucizevi bir fırsat geçmiştir. Önünde sadece on beş saati vardır ve bu indirim hakkı için Burrow’un cesedi nereye gömdüğünü itiraf etmesi ve cesedin bulunması yeterlidir. Öte yandan Burrow masum olduğunda ısrar etmekte ve hatta kendisini ihbar edenin de sözde katili olduğu kızın ta kendisi olduğunu söylemektedir. Sedaka, kendisini hem gerçeği açığa çıkarmak için iz peşinde, hem hukukun sınırlarını zorlamak için adalet mercilerinin arasında, hem de büyük bir kumpasın içinde bulur. Mahkeme salonlarını, adalet sisteminin sorunlarını ve yanlışlarını anlatırken kurduğu akıl almaz öykülerle polisiye edebiyatta devleşen David Kessler ile tanışmaya hazır mısınız ? John Grisham, Scott Turow, Harlen Coben gibi ustaların izinden giden yazar, her satırında devleşiyor… Alex Sedaka, yeni kahramanınız olacak…” (yayınevinin tanıtımı)

 

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.