Peter Cave – Yarasa Gibi Düşünmek ve Felsefe Üzerine 34 Başlık

Devasa bir böcek olarak uyanmak
… bu hâlâ siz misiniz yoksa bir başkası mı?

Uyandığında, kim olduğunu nadiren merak edersin ve neyse ki bu çok uzun sürmez. Geçmişini hatırlar ve genellikle, hatırladıklarını yapan kişinin sen mi yoksa bir başkası mı olduğunu söyleyebilirsin. Şimdi, bu sözcükleri okuyanın kendin olduğu konusunda hiçbir kuşkun yok. Elbette, gelecekle ilgili planlar da yapıyorsun. Ancak, sana, gelecekte de var olacağını düşündürten şey nedir? Gelecekte emekli maaşını alırken ya da geçmişte okul yolunda yürürken seni aynı kişi yapan nedir?

Devasa bir böceğe dönüşmek


“Gregor Samsa, bir sabah huzursuz düşlerden uyandığında, kendisini devasa bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. ‘Bana ne olmuş’ diye düşündü.”  Franz Kafka

“Kendim dediğim şeyin içine ayrıntılı bir biçimde girdiğimde, her zaman belli bir biçimde, ya bir algıya rastlıyorum ya da bir başka algıya… Kendimi hiçbir zaman bir algı olmaksızın bulamıyor ve kendimi asla algıdan başka bir şey olarak gözlemleyemiyorum.” David Hume

Franz Kafka tarafından yazılmış olan Dönüşüm,yukarıdaki iki cümleyle başlayan, kurgusal bir öyküdür. Ancak yine de insanların bedenlerinde radikal değişikliklerin gerçekleştiği, hatta kimi zaman bedenlerinin tamamen dönüştüğü pek çok peri masalı, mitoloji ya da bilim kurgu öyküsü arasında bu öykü, ayrı bir anlama sahiptir. Kendin olarak kalmaya devam ederken, başka bir bedene hatta beyne sahip olma fikri, hiç de çelişikmiş gibi gelmiyor. Masallarda, prensler kurbağaya dönüşebilir; gerçek hayattaysa sen hâlâ aynı kişi olmaya devam ederken, beynin dahil, bedenini oluşturan bütün atomlar, başka atomlarla yer değiştirmektedir. Dahası, birçok dindar insan, kendi varoluşlarının somut bir bedene sahip olmaksızın devam edeceği umudunu taşımaktadır.

Yalnızca belli türden değişimleri düşünebiliyor, tasarlayabiliyor ya da düşleyebiliyor oluşumuzdan, bunların gerçekleşmesinin mümkün olduğu sonucunu çıkaramayız. Örneğin, Hollandalı sanatçı M. C. Escher, var olması ve adım atması olanaksız merdivenleri tasvir eden resimlere imza atmıştır. Diğer yandan, prensin önce taşa sonra tekrar insana dönüştüğü bazı peri masallarını da biliriz. Bir insan hatta bir prens bile olsanız, taşa dönüşmek kesinlikle mantıklı ya da mümkün değildir.

Bir şeyin sahip olduğu kimlik elbette ki onun herhangi bir değişimden yoksun olmasını gerektirmez ama bu değişimin de sınırları vardır. Sahip olduğum bu cendere, her ne kadar silindirleri yıpranmış olsa da hâlâ yıllardır kullandığım, aynı cenderedir. Diyelim ki az önce cenderenin durduğu yerde, bir vazo dolusu çiçek var. Buna göre cenderenin, bir vazo dolusu çiçek olabileceği sonucunu çıkaramayız çünkü bu çelişik bir iddia olurdu. Bu yüzden, düşünebildiğimiz, tasarlayabildiğimiz ya da düşleyebildiklerimizden, mantıksal açıdan çelişkisiz çıkarımlar elde ederken çok dikkatli olmalıyız. İşte, bir başka “Dikkatli olun!” uyarısı daha: Bir insanın aynı kişi olup olmadığını, onu aynı kişi yapan niteliklerle birlikte dile getirirken kafamız karışmamalı. Kerry’nin geçen hafta buluştuğum kişiyle aynı insan olup olmadığını bilebilmemin yolu onun fiziksel görünüşünden veya parmak izi ya da DNA’sından geçer. Ancak Kerry’yi bir ve aynı kişi olarak oluşturan niteliklerin bu özellikler olduğu kanaatini taşımamaktayız. Kendimi, farklı parmak izleriyle, farklı bir görünüşle ki bu olsa olsa avuntudur, yabancı bir yerde bulmam kurgusal olarak mümkündür. Ancak bu durumda da ‘ben’ olmayı sürdürebilirim.

Kendini unutmak

Yukarıdaki dikkat uyarısıyla birlikte, bir sabah uyandığımızda, kendimizi fiziksel olarak bambaşka bir biçimde ve hatta tamamen ilgisiz bir yerde bulabileceğimizi hiçbir çelişkiye düşmeden rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durumda bir çelişki yoksa o zaman gelecekte nasıl olup da aynı bireyler olarak kalacağımızı, nasıl bir geleceğe sahip olacağımızı, hiç değilse bu koşullar altında, fiziksel bir devamlılıktan çok psikolojik bir ‘ben’ devamlılığına dayandırmak zorundayız.

Ele aldığımız devasa böcek, Gregor Samsa’dır. Çünkü Samsa gibi kendi farkındalığına, Samsa’nın hatıralarına sahiptir. Bir önceki gün neler yaptığını hatırlamaktadır ve şimdi kendisini, insan olması gerektiği yerde bir böceğin bedeninde bulması karşısında şaşkınlık hissetmektedir. Tüm bunlardan dolayı bu devasa böceği, Gregor Samsa olarak kabul ediyoruz. Bu psikolojik ‘ben’ devamlılığı, bireysel kimliğin özü olarak görülebilir fakat bu türden bir yaklaşım da beraberinde pek çok sorunu gündeme getirecektir. Bu sorunlardan birisine ilkine psikolojik kopyalama diyelim. Fakat önce başka bir soruna, psikolojik devamlılığın derecesine göz atalım. Bu devamlılık ne kadar ‘sağlıklı’ olabilir?

Varlığıma ‘ben’ olarak devam etmem bekleniyor, bunun için sadece belli bir ölçüde ve kapsamda tutmak suretiyle yaşadığım anılarıma, umutlarıma ve duygularıma ihtiyaç duyuyorum. Diyelim ki, geçmişimle ilgili her şeyi anımsamakta başarısız oluyor ve yalnızca bazı çocukluk kazalarını anımsıyorum. Fakat yakın geçmişte gerçekleşen olaylar konusunda, anılarımda büyük boşluklar var. Yıllar boyunca oluşan anılarımın devamlılığını, örtüşen sicimlerin oluşturduğu bir halat gibi canlandırmamız gerekir. Aynı zamanda anılarımı, ‘bana’ bir gönderme yapılmasına gerek kalmadan, bir gözlemci olarak değil, bu anıların içinden biri olarak anımsadığımı göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Eğer beni ben yapan şey, yaşadıklarımı anımsamaksa bu elimizde döngüsel bir açıklama olduğunu gösterir ve hiç de hayırlı bir açıklama değildir.

Döngüsellikten kurtulabileceğimizi, örtüşen sicimlerden oluşan psikolojik devamlılığın da nasıl çalıştığını kavradığımızı varsayalım. Pek çok insan belli dönemlerde, farklı düzeylerde bellek yitiminden mustariptir. Çok sevgili Agatha halanızın artık kim olduğunu anımsamadığını, belleğini yitirdiğini ve kişilik olarak hayli değiştiğini düşünün. Hatta konuşma yetisini de kaybetmiş olsun. Kazanıldıkları gibi kaybedilen bu özelliklerden dolayı, Agatha halanın artık bizimle olmadığı, yaşayanın sadece bir dış kabuk olduğu yönünde bir eğilime sahip olabiliriz. Bu eğilim, psikolojik devamlılık tarafından oluşturulmuş bireysel kimlik anlayışımızla uyuşmaktadır. Elbette ki halanızın evine ve eşyalarına hâlâ saygı duyuyor olabilirsiniz ama bu birinin ölümünün ardından o kişinin vasiyetine saygı duymaktan farksızdır.

Kendimi unutmak

Agatha halayı dışsal bir konumdan değerlendirdik ve ondan, ‘üçüncü tekil kişi’ olarak söz ettik. Şimdi bellek yitiminden muzdarip olduğumuzu varsayalım ve kendi geleceğimizi değerlendirelim. Olaylara içsel bir konumdan, birinci tekil kişi yani ‘Ben’ olarak bakalım. Burada iki yaklaşımdan bahsedebiliriz: Bir taraftan, bir kazanın beni anılarımdan ve Peter Cave olma duyarlığından yoksun bıraktığını varsayın. Hayatta kalan bu bilinçli varlık yine de Peter Cave’midir? Bu biyolojik varlık ya da et yığını, kazadan önce olduğu gibi hayatta kalmaya devam eder ama bu beni ben yapmak için tek başına yeterli değildir. Bedenlerin değiştiği öyküler bize, ‘aynı bedenin’ ben olmaya devam etmem için zorunlu olmadığını göstermiştir. Bellek yitimi öyküsü de benim ben olmam için aynı bedene sahip olmamın yeterli olmadığını ortaya koymaktadır.

Öte yandan, bellek yitimi sonucunda benim ben olmadığım, ileri bellek yitimine karşın, Agatha halanın da artık bizimle olmadığı kanısına biraz çabuk varmış olabiliriz. Devamına bakalım… Varsayın ki yarın, bu bedene, benim bedenime adeta orada yokmuş gibi davranılacak. Anılarım silinecek ve ağır bir işkence uygulanacak. Tam burada, bu bedende, bana aklımı bile kaybettiren şiddetli acıyı yaşarken, hâlâ nasıl bu şeyin ben olduğumu düşünebilirim? Bu işkencenin neden olduğu acı, başka birinin bedeninde ortaya çıkmamaktadır. Fakat aynı acının vurduğu, sanki onu yaşayan kişi değilmişim gibi ben de olamam. Örneği daha da etkili hale getirmek için acıyı kesinlikle ben çekeyim diye işkencenin herhangi bir hafıza kaybından önce başladığını varsayın. Acı devam ederken, işkenceci, adım adım daha önce yaptığım tüm şeyleri, adımı, umut ve planlarımı da unutmamı sağlıyor. Bu durumda acıyı hisseden hâlâ ben mi olurdum? Ya da kendimi büyük güçlerle donatılmış bir kral zannedeyim diye bu bedenin taşıdığı beyinde yer alan bazı tuhaf, sahte hatıralar öne çıksa bile bu acıyı hissedenin hâlâ ben olduğundan bahsedilebilir mi?

Kararsız olmak

Bireysel kimliğin temeli olarak psikolojik devamlılık, söylenildiği kadar iyi bir örnek değildir. Çünkü işkence örneğinde olduğu gibi, sizi siz yapanlar, bedeninize ne olduğuyla bağlantılı görünmektedir. Bu da psikolojik devamlılıkla ilgili bir başka soruna işaret etmektedir.

Şimdi, birlikte tuhaf bir yerde uyandığımızı düşünelim. Birinci tekil kişinin önemini belirtmek için ‘ben’ diyelim ve siz de kendinizi benim yerime koyun.

Tuhaf bir mekânda uyanıyor ve kendimi her zamankinden garip, belki biraz ‘yenilenmiş’ hissediyorum. ‘Neredeyim?’ Profesör Zag, isim kartında öyle yazıyor, üzerimde inceleme yapıyor. Bana adım ve kim olduğuma ilişkin sorular soruyor. Tabii ki Peter Cave olduğum için tüm doğru yanıtları veriyorum. Profesör, “İşe yaradı, harikulade!” diyor. “Yaşlı bedenin tükenmişti ve neredeyse ölmek üzereydi; biz de hızla, tüm anılarını, planlarını ve farkındalıklarını bu yeni bedene, tam zamanında kopyaladık.”

“Çok iyisiniz!” diye karşılık veriyorum, hayatta olduğum için memnunum ve kendimi her zamankinden daha iyi hissediyorum. Tam oradan ayrılmak üzereyken, benimkine çok benzeyen bir başka bedenin daha uyanmakta olduğunu fark ediyorum. ‘Bu kim?’ diye soruyorum. ‘Bu da dün yaptığımız bir başka kopyan. Bir şeylerin yanlış gitmesi ihtimaline karşın iki tane kopyalamanın daha iyi olacağını düşünmüştük. Şükürler olsun ki her şey yolunda gitti…”

Şükürler olsun? Şükürler olsun, mu? Diğer Peter Cave de şaşkınlıkla bana bakıyor. “ Ama Peter Cave benim!” diyor. Kopyalanan hatıraları, karakter özelliklerini göz önünde bulundurduğumuzda, farklı donanımlarda çalışan yazılım programları gibi birden fazla ‘ben’ bilmecesiyle karşı karşıya kalırız. Aslında Profesör Zag, iki kopyayla yetinmemeli, iki bin iki tane ‘ben’ yaratmalıydı… Örneği basitleştirmek için ikisi ile devam edelim; ‘iki’, sorunu ortaya koymak için yeterlidir.

Bana yani Peter Cave’e, kopyalama işleminden hemen önce, beynim dahil tüm bedenimin ölüme yaklaşmış olduğu ama ‘aklım’ için endişelenmemem gerektiği, psikolojik durumumun yeni beynimde çalışacağının anlatıldığını varsayın. Buna dayanarak sonuçta ortaya çıkacak kişinin ‘ben’ olacağımı pekâlâ düşünebilirim. Yine de uyanıp, “Ben (Ben mi gerçekten?) Peter Cave’im ve bu nakil işlemi işe yaradığı için çok mutluyum!” diyorum. Fakat iki kopya yapıldığı için benimle aynı kişi olduğu iddiasında bulunan iki birey olursa, geleceği nasıl öngörebilirim? Eğer sonuçta meydana gelen iki bireyle de özdeşsem, onların da kesinlikle birbirleriyle özdeş olmaları gerekiyor: Her ikisi de bir ve aynı kişi olmalı ama bu tamamen anlamsız! Belki de iki benzer bedene geçmiş olan aynı kişi olmaya devam ediyorum; ama muhtemelen tamamen farklı iki bakış açısına sahip iki bedeni de kontrol edebilmem, üstelik biri diğerinden farklı olduğunu düşünürken, mantıklı mı?

Hayatta kalmak

Yukarıda özetlenmiş olan çılgın düşünce deneyiyle karşılaştığımızda, “Bu ben miyim?” diye merak ediyoruz ve başımız derde giriyor. Bu tür düşünce deneyleri, kopyalama, beyinleri bölme, bedenleri ışınlama, hatta psikolojik süreçleri bölmekten ziyade kaynaştıran pek çok varyasyona sahiptir. Verilebilecek karşılıklardan birisi, bu tür çılgın deneyleri görmezden gelmektir; ama eğer ki onlar mümkünse, bu durumda sonradan ne söyleyeceğimizi görmek için beklemek yerine, kavramlarımızı onlara nasıl uyarlayacağımızı kesinlikle değerlendirebilmeliyiz.

Bu örneklere dayanarak, söz konusu bireyin ben olup olmadığımla ilgili olarak bir karara varamayacağımızı umutsuzca üsteleyebiliriz. Ancak belki de ben de olsam başkası da olsa, her şeyin sonunda ortaya çıkan bireye dayanarak oluşan bir kurgunun tutsağıyızdır. Belki de ‘siyah ve beyaz’da ısrar etmek hatalıdır. Ne de olsa herhangi biri, ben ya da siz oluşurken keskin ayrım çizgileri barındırmıyoruz. Her şey döllenmiş bir yumurta, embriyo, fetüs ve içinizde yavaş yavaş gelişen bir bebekten ibaret; işte tam teşekküllü bir insan! Bazı tuhaf deneylerin ardından ortaya çıkan bireyin benimle aynı kişi olup olmadığını belirleyen keskin bir çizgi olmalı mı? Muhtemelen doğru yanıt şudur: Hayır!

Beynim, paylaştırılacak ya da benden kopyalanarak yeniden oluşturulacak, orijinal bedenimse yok edilmiş olacaktır ama iki ayrı birey benim tüm anılarım ve kanılarımla birlikte uyanacaktır. Biri hayatının geri kalanında işkence çekip, diğerine arzuladığı tüm zevkler verildiğinde ne olacak? Tüm bu bilgileri göz önüne alınca geleceğime ilişkin ne diyebilirim? Öleceğim için hiç bir geleceğim olmayacak ya da acılı ve ya haz dolu bir gelecek beni bekliyor. Kim bilir? Belki doğru yaklaşım, kısmen büyük bir acıya maruz kalan birisi olarak, büyük bir zevk içinde hayatta kalabileceğimi kabul etmektir. Belki de geleceğe ilişkin iki zihnim olmalıdır. Bu iki birey geriye dönüp baktıklarında, her ikisi de isabetli biçimde “Dünkü Peter Cave ile büyük ölçüde aynı kişiyim…” diye düşünecektir.

2

* Yukarıdaki metin, İthaki Yayınlarından çıkan ‘Peter Cave – Yarasa Gibi Düşünmek ve Felsefe Üzerine 34 Başlık’ adlı eserin ikinci bölümüdür. Bu okuma parçasının yayını için İthaki Yayınlarına çok teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.