Hitler: Arzunun Bir Adı da Führer


“Siyasette kadınların desteği gerek; erkekler zaten gelir arkanızdan.” 
Adolf HİTLER

Hitler kadınları tavlama konusunda başta son derece tutuktu. Hatta karşı cinsin yanında kendini çok rahat hissetmediği söylenebilirdi ancak bu soğuk tavşanın kadınları kolayca fethetmesi için tek bir adım atması yeterli oldu. 1930’larda Alman kadınların gözünde ideal erkek sayılan bu adam nasıl oldu da böyle gaddar, gözü dönmüş, korkunç bir varlığa dönüştü?

Almanya-Avusturya sınırındaki Linz, 1905. Hitler 16 yaşında. Çapkınlık günleri yeni yeni başlıyor. Üç yıldır liseden arkadaşı Stefanie İsak’la yaşayacağı aşk hikâyesinin hayalini kuruyordu. O zamanlar kullandığı yöntemler çok ilkeldi. İleride Nazi Almanyası’nda komutan olacak genç Adolf dolaylı yollara başvurdu. Sevdiği kız gezinirken birden karşısına çıkmak istiyordu. Bu nedenle geçtiği yollara dikkatle bakıyor, onu izliyordu.

Hitler’in çocukluk arkadaşı August Kubizek, Linz’deki liseli delikanlının aşk oyunlarını en ön locadan izliyordu. Bir gün kolundan çekti ve ona, annesiyle kol kola Landstrasse’de yürüyüş yapan incecik sarışın kız hakkında ne düşündüğünü sordu. Adolf için her şey son derece açıktı: “Sana bir şey söylemem gerek. Ben ona âşık oldum.”

Gerçekten de Stephanie bakışları üzerine çekiyor ve heyecanlandırıyordu. İnce, uzun ve zarif tavırlıydı. Güzel gür saçlarını topuz yapardı. Işıl ışıl gözleri anlamlıydı. Özellikle çok güzel giyiniyor, havasıyla düzgün bir aileden geldiğini ortaya koyuyordu. O dönemde Hitler de giyimine özen gösteriyordu. Fildişi topuzlu siyah bir baston, geniş kenarlı siyah şapka, beyaz gömlek, siyah deri eldivenler ve ipek astarlı siyah bir pardösü. Hitler, genç kızın her gün saat 17.00 gibi annesiyle gezintiye çıktığı Linz’deki Schmiedtoreck Irmağı kıyılarında gezinen bir çeşit Arsen Lupen gibiydi.

Hitler bir tek genç kızı görmek için buraya gelmiş olsa da, ona selam veremiyor, ancak birkaç bakış atmaya cesaret ediyordu. Birkaç gün sonra anne kızın gezintisine, gizli hayranın sinir- lenmesine neden olan bir delikanlı katıldı. Kubizek, Hitler’e bu delikanlının, güzel Stephanie’nin kardeşi olduğunu söyledi, Hitler de rahatladı. Ancak Hitler hâlâ kızla konuşamıyordu. Ona artık daha da uzun bakıyordu. Kız da bazen bu sabırlı hayrana bir gülümsemeyle yanıt veriyordu. Bu ufacık ödülü aldığında bile, dünyada her şey ona çok güzel, çok iyi ve harika görünüyordu. Hitler mutlu, gerçekten çok mutlu oluyordu. Tam tersi olunca, yani genç kız onu görmezden geldiğinde de Hitler’in aklı ka- rışıyor, kendisini tüm dünyayı yok etmeye hazır hissediyordu.

Hitler, Wagner’e hayranlığı ve ölüm meleği Walkyrie’si Stephanie’yle tüm erdemleri üstünde toplamıştı. Genç kız için “Sevgiliye Methiye” adında ve sadece arkadaşına okuduğu bu şiir gibi bir sürü şiir yazmıştı. Hitler, Stephanie’yi “yumuşacık lacivert kadife kumaşlar içinde dünyaya gelmiş, çiçekli çayırlar arasında beyaz bir kısrağa binmiş, omuzlarına düşen salıverdiği altın saç dalgalarıyla, asil bir genç kız” olarak anlatmıştı. Stephanie’yle her şey saftı, tertemizdi. Hitler’in içini “ışıl ışıl bir mutluluk” kaplamıştı. Birkaç dizeyi okuduğunda bile mahcup şairin yüzü kendinden geçercesine aydınlanıyordu.

Hitler, Stephanie’yle ilgili planlar yapmaya başlamış, sonunda onunla tanıştığında tüm duygularını kıza açacağına kendisini inandırmıştı. “Olağanüstü insanlar sezgileriyle anlaşır!” diye düşünüyordu. Duygularının gerçekten birkaç basit bir kaçamak bakışla anlaşılıp anlaşılmayacağını şakayla karışık Kubizek’e sorunca, sinirli bir yanıt aldı:

“Tabii ki olabilir! Böyle şeyler anlatılamaz. Ben nasıl görüyorsam, Stephanie de görüyordur!”

Nasıl olur da arkadaşının onun duygularından kuşkusu olabilirdi? Hitler çok sinirlenmişti. Kubizek’e sadece olağanüstü aşkın gerçek anlamını anlamadığı için değil, anlayamadığı için bağırdı.

fotoğraf

Stephanie onu seviyordu, bundan emindi. Hitler onun kendi- sine karşı açıkça gösterdiği ilgisizliğini “tutku dolu gerçek duy- gularını gizlemek için ortaya koyduğu şaşırtma hareketi” olarak yorumlamaktan hiç çekinmiyordu. Âşık olduğu için dünyayı da kendi duygularına göre algılıyordu. Ancak hâlâ onunla konuşmaktan kaçınıyordu. Ne söyleyebilirdi ki ona? “Merhaba, ben Adolf Hitler, işsizim…” Çok saçma göründü ona. Bu planını, akademili ressam olacağı uzak bir geleceğe ertelemişti. Stephanie’nin kendisine evlenme teklif edeceği günü beklemekten başka bir arzusunun olmadığına kendisini inandırmıştı. Güzel kızın kalbini kazanmak için Adolf’un çok zorlu bir sı- namadan geçmesi gerekiyordu. Kubizek genç kızın dans etmeyi sevdiğini fark etmişti. Dans salonunda bir “budalanın” kollarında dans eden bir Walkyrie mi? Bu düşünce zaten dans etmekten nefret eden Hitler’e korkunç geldi. Arkadaşı şansını denesin diye onu zorladı:

“Dans dersleri almalısın Adolf!”

İyice aptala dönen âşığın direnci kırılmıştı.

Dans konusu onun için takıntı halini aldı. Artık sadece danstan konuşur olmuşlardı. Bir süre sonra, Hitler kesin kararını verdi:

“Tıka basa dans salonunda sağır olduğunu düşün. Ve sen insanların beraberinde figürler yaptığı müziği duyamıyorsun. Bir şeye benzetemediğin, anlamsız gelen hareketlerine bakıyorsun. Böyle insanlar sana deli gibi gelmez miydi?”

Hitler’in dans anlayışı buydu. Yaşamı boyunca asla anlayamayacağı bir evrendi bu. Arkadaşı bir daha ısrar edince, yeniden sinirlendi:

“Hayır! Hayır! Asla! Bir daha asla dans etmeyeceğim! Anlıyorsun değil mi? Stephanie ne yazık ki ait olduğu toplum, kendisini zorluyor diye dans ediyor. Karım olur olmaz en ufak bir dans etme isteği kalmayacaktır.”

Aklından saçma sapan düşünceler geçiyordu. Önce onu kaçırmak istedi. Ama nereye götüreceğini ve nasıl geçineceklerini bilmiyordu. Sonra Stephanie’yi de yanına alarak intihar etmeyi düşündü. Her şeyi planlamış, hatta bu olası trajediyi bilen tek kişi olacağı için Kubizek’e aklından geçenleri bile yazdırmıştı.

İmkânsız aşkın final bölümü, her yıl baharda yapılan Linz Çiçek Festivali’nde gerçekleşti. Stephanie festival kortejindeki bir arabadan ona gül goncası uzattı. Adolf’a dünya daha önce hiç bu kadar güzel görünmemişti.

“Beni seviyor! Gördün ya! Beni seviyor!”

Hitler, kutsal bir emanet gibi bu çiçeği dolabında sakladı. Kent- ten ayrılmadan önce, resim eğitimi almak için Avusturya’nın baş- kentine gidişini abartılı bir biçimde anlatacağı mektubu yazma cesaretini sonunda buldu.

1907 yılındayız.

Hitler asla Linz’e dönmeyecekti, çünkü Viyana’da onu bohem yaşantısı bekliyordu.

fotoğraf 4-1

Stephanie, ileride ressam olacak birinin kendisine evlenme teklifi ettiği bu mektubu alınca şaşırdı. Çünkü mektubu kimin yazdığını bilmiyordu. Hitler imzalamamıştı.

Stephanie, Linz sokaklarında kendisini sabırla izleyen, tek bir söz söylemeyen adamı hatırlamamıştı. Hitler daha sonra, “Ona yaşamımın en temiz rüyalarını borçluyum!” diyecekti. Söyledikleri, hayal ürünü bir aşk hakkında çok samimi bir itiraf, binlerce parçaya bölünür korkusuyla gerçekle yüz yüze gelmekten acı çeken kırılgan bir kristal varlıktı.

Adolf, aynı yıl Noel’den üç gün önce, annesini meme kanserinden kaybetti. 18 yaşındaydı. İmkânsız aşk ve kadınlar konu- sunda kendisini teselli eden kadın onu bırakıp gitmişti. Kadınlar hep böyle yapar işte! Hitler annesini kaybettikten sonra da kadınlardan yakınlık bekledi ve zor zamanlarında onlarla teselli buldu. Hitler gözünde kadınlar yumuşaklığı, erkeklerse katılığı simgeliyordu.

Savaş öncesi çaylak ressam, cinselliği yetişkinlerin yaşamının normal bir bölümü gibi yaşayamadı. Yetiştirildiği Katolik ahlakını harfi harfine uygulayarak, cinselliği evlilik dışı yaşandığı takdirde utanılacak bir şey gibi görüyordu. “İnsanlığın yüz karası” cinsellik yüzünden fuhuş ortaya çıkıyordu. “Çelimsiz ve kokuşmuş zihinli bir sürü delikanlının büyük şehirden bir fahişeyle evliliğe hazırlık yaptığını görmek çok üzücü değil midir?”

Hitler’in masumiyetini profesyonel kadınlar tarafından kaybettiğini söylemesek de arkadaşı Kubizek, 1918’de bir gün Hitler’in kendisini nasıl Viyana’daki fahişelerin sokağına götürdüğünü anlatıyor. Kubizek ona bu matrak gezintinin nedenini sormuştu. Adolf da, “Yaşamında en az bir defa bunu görmelisin!” demişti. Dört yıldır cepheden başka bir şey görmemiş olan bu asker burada kadınlara teslim mi olmuştu? Schopenhauer’in düzenli okuyucusu için iradenin çok zor olduğunu ve onun evlenmeyi bekleyecek kadar sabırlı olmadığını da unutmamak gerek.

Savaş sonrası Hitler değişmiş, kadınlara karşı çekingenliğini üzerinden atmıştı. Bunları 1920’lerin başında şoförü Emil Mau- rice anlatmıştı. Siyaset sahnesine atılmadan önce bile Thierschstrasse’deki mütevazı dairesine Münihli güzel kızlar geliyordu.

“Beş parası olmasa da mutlaka çiçek hediye ederdi. Ayrıca ba- lerinleri izlemeye de giderdik.”

Birkaç kez de nü modelleri görmek için akademiye gitmiş- lerdi. Hitler orada kendisini çok rahat hissediyordu. O dönemde öncelikle siyasette rol oynaması gerektiğine inandığı için birkaç tane yüzeysel saydığı, önemsiz ilişki yaşadı. Neydi tüm bu kadınların ortak noktaları? Hepsi de genç ve güzeldi. Hitler’in radikal ve kışkırtıcı düşüncelerinden etkilenmişlerdi.

fotoğraf 5-1

İyilik Melekleri

Hitler o dönemde yalnızca askerdi. Hiçbir şey değildi ancak gözü karaydı. Hedefine ulaşmak için de atölyelerde karşılaştığı çıplak modellerin kendisine yardımcı olamayacağını gayet iyi biliyordu. Artık kendisini yetiştirmeli, Weimar sosyetesinin davranışlarına ayak uydurup davetlere katılmalıydı. Kadınlar gibi kitleleri de et- kilemeyi öğrenmeliydi. Kısacası istediği gibi lider olmak için gerekli niteliklere henüz sahip değildi. Ordunun bu kıdemli genç askerinin anlayışını değiştirecek de yine kadınlar olacaktı. Ya- bancı kadınlar onun yaşamına yön vermişti. Hitler de kendisinde eksik olan güveni onların yanında kazanmıştı.

Nazi Partisi’nin ilk yıllardaki üyelerinden Ernst Hanfstaengl (Nazi Partisi’nin eski Basın Servisi şefi savaş ilan edilince Amerikalıların tarafına geçti.) Basın Servisi şefi olarak Hitler’e eşlik ediyordu. Onu çok yakından gözlemlediği için, yöntemleriyle ilgili kesin saptamalarda bulunabildi:

“Hitler narsis biriydi. Kalabalık onun için nadir rastlanan bir kadın gibiydi. Konuşmak, azgın ve yorucu bir arzuyu tatmin etmekti. Artık konuşmalarının bir olaya dönüşmesini anlayabiliyordum. Nutkunun son sekiz on dakikası sözcüklerin orgazmına benziyordu.”

Bu söz fırtınaları karşısında da kadınlar kayıtsız kalmıyordu. 3 Nisan 1923 tarihli Munchener Post gazetesindeki bir yazı “Hitler’e hayran” kadınlara ayrılmıştı. Sadece iki yıldır Nasyonal Sosyalist Parti’nin lideri olan Hitler, bakışları kendi üzerinde toplamayı ve taraftarları arasında gerçek arzular uyandırmayı başarmıştı. Aslında burada söz konusu olan üzerlerinde büyük heyecan yarattığı kadın hayranlardı.

Kendisini her zaman apolitik kabul etmiş Leni Riefenstahl da diğer birçok kadının paylaştığı ortak düşünceyi şöyle anlatıyordu: “O anda, bir daha asla unutamadığım kıyamet görüntüsü karşısında sersemleyip çakıldım kaldım! Önümdeki toprağın, birden ortasından çatlayan bir portakal gibi yarıldığı, içinden gök kubbeyi delen güçlü ve şiddetli bir su çağladığını ve toprağın da dibine kadar sarsıldığını fiziksel olarak gerçekten hissettim.”

İlk karşılaşmayı tanımlayan bu sözcükler üstü örtülü zengin anlamlar da içermektedir.

Almanya’nın üstüne “çağlamadan” önce Hitler’in iyi aile kızları yanındaki eğitimini tamamlaması gerekliydi. Eski Prusya aristokrasisi ve Weimar’ın bozguna uğramış burjuvazisi Hitler’e para, hediye, hatta sanat yapıtları gibi gerçek bir servet sunmuştu. Hitler bu servet sayesinde de Nasyonal Sosyalist Parti’yi cömertçe finanse etti.

Mitinglerde elde ettiği ganimetlerin dökümü baş döndürücüydü: Elmaslarla ve platin zincir üzerine zümrüt işlenmiş pandantif, safir ve pırlantalı yüzükler, bir tek taş, gümüş yuvaya yerleştirilmiş 18 karat elmas taşlı altın yüzük, çok eski yüzyıllardan kalma, ince dokuma Venedik halısı, İspanya’dan gelmiş altın işlemeli kırmızı ipek masa örtüsü…

Yaşamını değiştirecek kadınla 1920’de Berlin’de işte böyle tanıştı. Bu kadın, besteci Liszt’in unutulmaz performanslarıyla ünlenen Bechstein piyanolarının zengin mirasçısıyla evli Helen Bechstein’dı.

Helen bir süredir, sonradan Hitler’le dost olacak Dietrich Eckart’ın gazetesi Auf gut Deusch’ü finanse ediyordu. Hararetli konuşmacının ikna gücünden çok etkilenen kadın, onunla ilgilenmeye ve büyük dünyanın kapılarını açmasına yardım edecek anahtarları ona vermeye karar verdi. İşe Hitler’in gardırobunu yenilemekle başladı. Taşra üniforması yerine bundan böyle saten yakalı kruvaze ceketiyle siyah smokin giyecek, papyon takacaktı. Helen ona yerine göre nasıl giyineceğini öğretti. Şim- diye kadar her fırsatta aynı pantolonu giyen Avusturya köylülerine benziyordu. Şimdi üstüne ekru bir takım elbise, kravat ve deri ayakkabılar çekmişti.

Helen onu görgü kurallarına göre davranmaya alıştırdı. Nezaketle kendisine tanıştırılan her kadının elini öpme alışkanlığı bu dönemden kalmıştı. Ayrıca herkesin içinde büyük bir özenle, kendisine eşlik eden iyi yürekli, yeni arkadaşını da tedirgin etmeden, çevreyi lekelemeden ıstakoz yemeyi de öğretti. Helen onun şerefine Münih’teki Quatre Saisons Oteli’nde resepsiyonlar düzenlemiş, ileride aşırı sağcı Bavyeralı aydın sınıfını oluşturacak kişilerle bir araya gelmişti. Daha sonra kentteki davetlerdeki kalabalık sohbetlere katıldı.

Hitler’in hazır olduğunu görünce, Helen sonradan Nazi Partisi olacak partinin çıkardığı Völkischer Beobachter (Halkın Gözlemcisi) adlı gazetesi için Temmuz 1921’de onu sermaye toplamakla görevlendirdi.

Helen, Adolf’u damadı yapacaktı. Hitler’i, henüz 17 yaşında olan kızı Charlotte’la evlendirmek istiyordu. Ama ne yazık ki, Charlotte ailesince öngörülmüş namzede karşılık veremedi, çünkü Adolf “öpüşmeyi” bilmiyordu.

Bunun pek de önemi yoktu. Hitler, Helen Bechstein’ın çevresinden yaşamına yön verecek biriyle tanıştı; kısa sürede kraliçesi oldu.

fotoğraf 3-1

Wagner’in Yanı Başında

I. Dünya Savaşı’ndan birkaç yıl önce, sanatçı bir ailenin kızı Winifred Williams, Berlin Lisesi’nde genç bir öğrenciydi. Yeteneğiyle müzik çevrelerinde fark edilmeye başlanmış, Bechstein çiftiyle tanışmıştı. Yazar ve İngiliz bir aktrisin kızıydı. 1897’de İngiltere’de, Hastings’te doğmuştu. Üç yaşında yetim kalınca yetiştirme yurtlarına gönderilmiş, buralarda da sağlığı hızla bozulmuştu. Bir doktor ona iklimi kuru olan Almanya’ya gitmesini önerdi. Winifred’in Berlin’de yaşayan uzaktan akrabaları vardı. Klindworth çifti genç kızı yanlarına aldı, sonra da evlat edindi. Ailenin babası Karl müzisyendi, Richard Wagner’in de arkadaşlarından biriydi. Karl, bestecinin Bayreuth kentinde yaptırdığı gösterişli Wahnfried Villası’nın mirasçılarıyla da yakın dosttu. Müzik ve siyaset eğitimi aldıktan sonra Winifred, Franz Liszt’in kızı, Wagner’in de dul eşi olan Cosima’ya takdim edildi. Winif- red, 1914 yazında gittiği bu aile malikânesindeki ilk operada bü- yük ustanın oğlu Siegfried’le tanıştı. Kısa sürede yakınlaştılar; 1915 eylülünde evlendiler. Aslında yıldırım aşkına çarpıldıkları söylenemez. Siegfried kızdan 30 yaş büyüktü ve aile mirasını omuzlarında taşıyacak türden birisi değildi. 14 yaşında babasını kaybettiğinde, kadın ve erkeklerin kollarında karmaşık bir yaşam sürdü. Bu evliliğin tek amacı Wagner ailesine mirasçı bırakmaktı ve göstermelik bir olaydı. Winifred, dört torun dünyaya getirerek Cosima’yı çok mutlu etmiş, böylece de kendisine veri- len görevini kusursuz biçimde yerine getirmişti. Wagner klanı içindeki yerini almıştı. Artık söz sahibi bu kadın ve Wagner’lerin yeni lideri Hitler’i etkisi altına alacaktı. Hitler, gençliğinden beri Uçan Hollandalı ve Nürnberg’in Usta Şarkıcıları gibi Wagner yapıtlarına hayrandı. Hitler için bu büyük ustanın aile üyelerinden biriyle görüşmek büyük nimetti.

Winifred’in kızı Friedelind, Nazi “ateşinin” annesine, Hitler’in Münih’te Bechstein’lara yaptığı ziyaret sırasında bulaştığını anlatıyor. Aralarında o zaman ne tür bir ilişki olduğu bilinmiyor. Hitler’in Wagner ailesini ziyaret için geldiği 1923 yılının ekim ayında, Wahnfried’de ikisi ilk kez resmen halkın karşısına çıktı. Hitler, bir gece önce Bayreuth’te binlerce kişinin coşkulu alkışları önünde miting yaptıktan sonra, ertesi gün hayran olduğu bestecinin öldüğü “kutsal toprakları” ziyaret etmek istemişti. Winifred’in karşıladığı Hitler evi gezdi, Almanların en büyüğü olarak kabul ettiği Wagner’in mezarını görmek için bahçeye geçti.

Winifred bir anda büyüsüne kapılmıştı. Onlar ne gözler, o ne karizmaydı!

Birkaç yaşlı, titrek Alman teyze garip giyimli, kaba saba ada- mın gelişini kelimenin tam anlamıyla garipsemişti. Friedelind, Adolf’un ilk gelişini şöyle hatırlıyordu:

“Bavyera tipi deri pantolon, kalın yün çoraplar, kırmızı-mavi kareli gömlek, sıska omuzlarından düşen kısa mavi bir ceket. Sert elmacıkkemikleri solgun ve çökük yanaklarında çıkıntı yapıyordu; olağanüstü parlak mavi gözleri vardı. Bakımsız kalmış gibi du- ruyordu ama öte yandan içinde fanatik bir şeyler saklıyordu.”

Zenginler arasında pek de görünmeyen bu tür giysiyi tesadü- fen seçmemişti. Hitler giyim tarzıyla ilgili uzun uzun yazmış, özgür ve erkekliğine güvenen bir adama uygun olduğu konusundaki düşüncelerini belirtmişti:

“Herhalde en rahat giysi kısa pantolondur. Hep sıkıldım pantolon giyme zorunluluğundan. Hava 10 derecenin altındayken bile hep kısa pantolonla dolaşırdım. Kısa pantolonlar sizde ha- rika bir özgürlük hissi uyandırır. Kısa pantolonumu çıkarmak yaptığım en büyük fedakârlıklardan biri olmuştu. Bunu da sa- dece Kuzey Almanya’ya duyduğum saygıdan yaptım.”

fotoğraf 3 kopya

Yeni Adolf

Her zamanki gibi iki tek attıktan sonra, 9 Kasım 1923’te Hitler Münih’te bir birahanede olay çıkardı. Hitlerizm’in yeni yandaşları da kavgada kendiliğinden taraf oldular. Saldırgan grupları sokakta yürüyüşe kalkınca, Hitler adamları gibi kendi üzerine de polislerin ateş açtığını gördü.

Sekreterlerinden birinin fedakârlığı sayesinde mucizevi bir biçimde kurşunlardan kurtuldu. Dünya Savaşı’nın kahraman pilotlarından biri olan Hermann Goering ciddi biçimde yaralanmıştı.

Winifred olayların çıktığı bu hararetli günde heyecana kapıldı. Biri onun Lieb (Aşk) adlı otelde masanın tepesine çıkıp Hitler’e övgüler yağdırdığını anlatıyordu. Yeri göğü inleten yenilgilerine ve liderlerinin tutuklanmasına karşın Winifred, Nasyonal Sosyalist Parti’ye sempati göstermeye devam etmişti. Winifred, yerel bir gazeteye, “Kişiliğinin etkisi altında kaldığımızı, onunla çok mutlu günler geçirdiğimizi ve bu sıkıntılı günlerinde de ona destek olduğumuzu kabul ediyorum!” diye anlatacaktı.

Winifred ateşli tiratlarına hayran kaldığı yeni ruhani liderine gerçekten de sadık kalmış, Hitler’in hapiste geçirdiği günleri daha dayanılır hale getirmek için çok gayret göstermişti. Ona koli koli yiyecek hazırlamış ve aşk mektupları yazmıştı:

“Ruhunuzla aramızda olduğunuzu biliyorsunuz!”

Winifred ayrıca en ateşli itiraflarını ve siyasi programının bulunduğu Kavgam’ı kaleme alması için gereken kâğıt ve mal- zemeleri Hitler’e getirmişti. Yine Helen Bechstein da hapisteki günlerinde iyi zaman geçirmesi için gramofonla birlikte valsler, askeri marşlar ve Wagner’in birçok yapıtı gibi sevdiği müzikler getirerek ona iyi bakmıştı. 1924 yılında hücresinden çıktığında hiç de öyle vebalı gibi yalnız kalmamıştı. Tam tersine, yeni, kırmızı, büyük bir Mercedes onu bekliyordu. Kullanmakta da zorlanmayacaktı, çünkü şoförüyle birlikte verilmişti. Helen, Hitler’in üzerine titriyordu.

Hitler ve Winifred arasındaki ilişki dedikoduları artıracak kadar ilerledi.

Winifred’in kocasıyla arasının epey gergin olduğu dönemde, Hitler hipnotize ettiği Winifred aracılığıyla Wagner tapınağını ele geçirmeye çalışıyordu. Kocası bir gün masada misafirlerin önünde şakayla karışık şöyle dedi:

“Wini, bu kadar çok şeyi mideye indirme!”

Siegfried ölümünden sonra karısının olası sevgililerini de engellemeye çalıştı. Hitler’in planını bozmak için vasiyetini kurnaz bir biçimde hazırlamıştı: Her şey karısına kalacaktı. Ancak ölümünden sonra karısı yeniden evlenirse Bayreuth Malikânesi ve malikâne için gerekli para çocuklarına kalacaktı.

Hitler böylece mirastan uzaklaştırılmıştı. Bir ara aklına ge- len evlenme düşüncesi buhar olup uçmuştu. Hitler açık açık Almanya’yla evli olduğunu anlatmıştı. Hatta tutkulu hayranına “kraliçesi” olmak istiyorsa kendisinin bekâr bir adam olarak kal- ması gerektiğini bile söylemişti. Özellikle de bekâr, çünkü başka bir yerlerde birini seviyordu. 1927 yılında günlerini başka bir kadın dolduruyordu. Yani, aslında iki kadın…

fotoğraf 3

İntihar Eden Kadınlar

Bavyera, 1927.
Maria ondan uzun süredir haber bekliyordu. Tanışmalarının üzerine Berchtesgaden sokaklarında bir yıl geçmişti. Ailesi- nin tekstil atölyesine uğrar ya da bir not gönderir umuduyla varis çorapları dokuyordu. Buradan çok da uzak olmayan Berghof bölgesinde Herr Wolf’ün bir dağ evi vardı. Ne zaman gelip gideceği ya da nasıl davranacağı hiç kestirilemezdi. Bugün ilgili mi olacaktı, yoksa soğuk mu davranacaktı? Son görüşmelerinde eline sıkıştırdığı notu yeniden okudu:

“Sevgili küçüğüm, artık sana sadık dostunun yazamayacağını güzel yüzün karşısında, yüksek sesle söylemeyi ne çok isterdim…”

Bakıcı kadınlar yanında yetiştiği için Hitler, kadınların kalbini kazanmayı iyi bilirdi. 16 yaşında bir genç kızın, bu kadar güçlü, arzuyla romantizmi bu kadar iyi birleştiren bir adamdan büyülenmemesi imkânsızdı:

“Sonra hep senin yanında olup, güzel gözlerine bakıp her şeyi unutmak isterdim. Sevgili kurdun.”

Maria uzun süre ilk öpüşmelerini hayal etmişti ama Hitler’in beklentisi bundan çok farklıydı. Onu göl kıyısında dolaşmaya götürmüştü. Yanına oturdu. Yakınlaştılar. Daha sonra Blitzkrieg savaş taktiğini uygulayacak Hitler’in çok özel bir yaklaşma yöntemi vardı. Hitler 37, Maria 17 yaşındaydı. Kız karşı koymuş ya da karşı koyar gibi yapmıştı. Her iki durum da Adolf’un heyecanını artırdı.

“Beni zorluyor, bana, ‘Seni yok etmek istiyorum!’ diyordu. Tam bir tutku fırtınasıydı.”

Belki bunlar gencecik Maria Reiter için çok fazlaydı. Onun hem korkutuyor hem de çekiyordu.

Hitler, Maria’yı rahatlatmak için Kavgam’ın imzalı iki kopyasını ona gönderdi.

“Baştan sona oku. Eminim beni daha iyi anlayacaksın.”

Kükürtlü kitapçığın genç kızı yatıştırması pek de mümkün olmadı. Zor anlaşılır otobiyografiyi hiç de okumak istemeyen kız, sevgilisinin gizli kişiliğini öğrenemeyecekti. Onu hiç anla- yamayacaktı.

Tanıştıklarından beri sürekli onu bekliyordu. Bugün gelecek miydi? Hayır, yine gelmedi… Ona bir not gönderecek miydi? Hayır tabii ki. Çünkü başkalarıyla meşguldü. En azından Berchtesgaden’de böyle söylentiler vardı.

1927 yazında, Hitler’in özel yaşamıyla ilgili bir haberle umut- lar yeniden canlandı. Köyden genç bir kızla evleneceği dediko- duları çıktı. Genç kız henüz reşit olmadığı için, cezası ertelen- miş olan Hitler yeniden hapse girebilirdi. Durum, kendisine Nazi Partisi’nin propaganda gazetesi Völkischer Beobachter’de yalan- lama yaptıracak kadar vahimdi:

Les Dernieres Nouvelles de Leipzig gazetesi nişanlanacağımı yazmış. Haber baştan sona asılsızdır.”

Hatta Hitler, yakın arkadaşlarından birisini kendisiyle ilişkiye girmediğine ve hiçbir evlilik planının olmadığına dair no- terden imzalı bir belge alması için ona gönderdi. Maria’ya soğuk bir duş! Elveda danalar, kuzular, Adolf…

178 Nerin Gun’un kitabında söz ettiği, 1959’da Stern dergisinde çıkan röportaj. Maria’nın anlattığı olaylar uzun süre tarihçiler tarafından dikkate alınma- mıştır ancak, ileri sürdüğü kanıtlar bugün inandırıcı gelmektedir. Bunalıma giren genç “Mitzi” sakince evin bahçesine geçti. Bir çamaşır ipi buldu. Sundurma direğine sıkıca bağladı. Adolf’suz yaşamaktansa ölse daha iyiydi! Maria sağlam, sıkı bir düğüm yaptıktan sonra kendini astı. Ölmeye karar vermişti. Tam boğulacakken ailesi kurtardı.

İstese de istemese de zorla yaşamalıydı. Unutmak için kısa sürede evlendi. 18 yaşında evli, çok sevdiği bu köyde artık huzurla yaşıyordu. Günler iyi kötü geçip gidiyordu ama tamamen de Adolf’suz değildi. Ona gizli gizli yazıyordu. Hitler kafası siya- setle ve diğer kadınlarla meşgul olduğundan yanıt vermiyordu. 1928 Noeli’nde ona bir hediye gönderdi. Hitler mesafeli oldu- ğunu da göstererek yanıtlamak zorunda kaldı.

Sevgili ve sevimli küçüğüm,

Buraya gelir gelmez sana yazmamakla ne kadar haksızlık ettiğimi ancak bu denli heyecan dolu mektubunu okuyunca anladım… Son mektubundaki yazdıklarına gelmeden önce, bana gönderdiğin harika hediye için çok teşekkür ederim. Gü- zel sevginin kanıtı bu hediyeyi alınca gerçekten çok memnun oldum. Bu bana her zaman inatçı yüzünü ve güzel gözle- rini hatırlatacak. Kaygılarına gelince, seni çok sevdiğimi sakın unutma ama en ufak bir şeyin de seni üzmesine izin verme. […] Beni sevmen ne kadar mutlu etse de, kendi iyiliğin için tüm kalbimle senden babanın sözünü dinlemeni istiyorum.

Şimdilik bu kadar canım. Sürekli seni düşünen Wolf’ünün en içten sevgileriyle.

Adolf Hitler

Maria evinde mutlu değildi ve 1930’da boşandı. 20 yaşındaydı. Aklı hâlâ kurdunda olan Maria, Hitler’le ilişki kurmayı başardı. Bir kadın olarak erkeği nasıl yumuşatacağını artık öğ- renmişti. İlk defa bu dönemde ilişki yaşadıklarını gazeteci Günther Peis’e anlatmıştı.

Çok uzun sürmedi. Savaş sonunda son bir hediye gönderen Hitler onun yaşamından ayrıldı. İnatçı yüzlü, güzel gözlü eski sevgilisine 100 tane kırmızı gül göndermişti.

 

(…)

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.