Dinozorların Destansı Yolculuğu – Scott D. Sampson

 

“Şimdiye kadar evrimleşen hayvanların en başarılı ve büyüleyici gruplarından biri dinozorlardır. Dinozorlar 65,5 milyon yıl öncesine kadar milyonlarca yıl boyunca dünyaya hükmettiler. Aslında dinozorların yaşayan mirasçıları olan kuşlar bugün bile memelilerden daha çeşitlidir. Dinozorlarla aynı soy ağacının dalında bulunan kuşların 10.000’den fazla türü vardır. Buna karşın sürüngenler ile amfibilerin 6000 türü ve memelilerin 4000 türü vardır. Peki birçoğu modern zamanlardaki fillerden daha büyük olan bu kadar çok dinozor türü nasıl yan yana yaşamayı başarabildi? Dinozorların Destansı Yolculuğu bu sorunun cevabını evrimleşen bir gezegenin bağlamında arayarak, okurları doğanın önemini, özellikle de evrim ve ekoloji ile yaşamın kökenini ve nesil tükenmesinin kaçınılmazlığını düşünmeye sevk ediyor. Dinozorlar, memeliler ve diğer tüm yaşam formları arasındaki etkileşimler, bu kitabın önemli bir temasıdır. Scott Sampson’ın bu kitabı, geçmiş ve bugünü yan yana getirerek, hızla değişen, sürekli evrimleşen dünyamızda iklim değişimiyle ve nesil tükenmesiyle başa çıkmaya çalışırken, dinozorların antik dünyasını anlamanın her zamankinden önemli olduğunu göstermekte.” Dinozorların Destansı Yolculuğu’ndan okuma parçası yayımlıyoruz.

Steven Spielberg’in gişe rekorları kıran filmiyle sinemaya uyarlanan Michael Crichton’ın Jurassic Park adlı çok satan romanı, bilimsel olarak yanlış bir öyküdür. Pervasız insanlar, teknolojinin bilgeliği geride bıraktığı bir girişimcilik macerasına atılır ve bunun sonucunda yıkım gerçekleşir. Bu uyarı mesajına rağmen günümüzde paleontologlara en sık sorulan sorulardan biri, bu tür bir dinozor tema parkını yeniden yaratmanın mümkün olup olamayacağıdır. Günün birinde dinozorları klonlayıp tarih öncesi bir hayvanat bahçesi kurabilecek teknolojik yeterliliğe (muhtemelen buna karşılık gelen bilgelikten yoksun bir biçimde) sahip olacak mıyız? İyi de olsa kötü de olsa (ki ben iyi olduğunu düşünüyorum) bu sorunun yanıtı olumsuzdur. Fakat bu kadar özlü bir yanıt nadiren tatmin edici olduğunda Jura Dönemiyle ilgili tartışmamıza başlamanın bir yolu olarak yanıtımı detaylandırmama izin verin.

Bilim insanları Jurassic Park rüyasını boşa çıkardıktan sonra, neredeyse tamamen klonlamayla ilişkili mikro ölçekli engellere odaklanır. Asıl problem, bir dinozorun genetik malzemelerinin eksiksiz, bozulmamış bir sekansını elde etmektir. Crichton’ın akıl dolu kurgusal çözümü, kehribarın içine hapsolmuş Mezozoik sivrisinekleri kullanmıştır. Öykü ilerledikçe bu antik sivrisinekler dinozorları ısırarak biraz kanlarını emer. Bu rahatsız edici böceklerin birkaçı ağacın reçinesine saplanır. Ağaç reçinesi fosilleşerek kehribara dönüşür ve hem sivrisineği hem de DNA’sıyla birlikte dinozor kanını korur. Buna göre yeterince sivrisinek fosili bulabilirseniz, bir dizi dinozordan DNA elde edebilirsiniz. Dinozorları klonlamak ve sonunda Jurassic Park’ı kurmak bu kadar “basittir.”

Şimdiye kadar fosilleşmiş böceklerde dinozor kanı bulunmamıştır. Buna karşın, yakın geçmişteki bir dizi büyüleyici makalede Mary Schweitzer (North Carolina Eyalet Üniversitesi) ve meslektaşları dinozor fosillerinin zaman zaman yalnızca orijinal kemikleri değil kas lifleri, kan damarları ve hatta genetik malzemeleri de koruduğuna ilişkin kanıtlar sunmuştur. Bu keşiflerden bazıları bilim camiası tarafından halen sorgulanmaktadır.  Bu tartışmanın amacına daha uygun bir biçimde, antik genetik parçaların tanımlanmasını bir T. rex’in klonlanmasından ayıran ince bir çizgi vardır. DNA zamanla bozulduğu için Mezozoik Zamandan korunan genetik malzemelerin büyük ölçüde eksik olacağı neredeyse kesindir. Bu bilgi fosil kayıtlarında bir yerde korunmuyorsa   –ki şimdiye kadar bu türden bir göstergeye sahip değiliz– dünya üzerindeki hiçbir teknoloji bir çözüm üretemez. Bir dinozordan tüm genetik malzemeyi kurtaracak kadar sıra dışı bir talihe sahip olsanız bile, küçücük parçaların doğru bir düzende yerleştirilmesi gerekir. Bu, parçaların birçoğunun tamamen aynı şekle sahip olduğu milyonlarca parçalık bir yapboz yapmak kadar zahmetli bir iş olacaktır. Savaş ve Barış gibi bir kitabı sözcüklerle dolu bir sepete boşaltıp hiçbir ipucu olmadan orijinal metni yeniden oluşturmaya çalıştığınızı düşünün.

Bir dinozor yapmak için antik DNA’lara ihtiyaç duymayabileceğimizi iddia edenler bile çıkmıştır. Kuşlar doğrudan dinozorların soyundan geldiğine ve genlerinde bu mirasın büyük bir kısmını taşıdıklarına göre, belki de yeni genetik anlayışımızı kullanarak “tersine mühendislik” çalışmaları yapabiliriz ve dişler, daha büyük vücutlar ve uzun, kemikli bir kuyruk gibi özellikleri üretmek için embriyonik gelişim sırasında hangi genlerle oynamamız gerektiğini belirleyerek bir dinozor üretebiliriz. Moleküler biyolojideki ilerlemenin baş döndürücü hızı düşünüldüğünde bu yüzyılın sonuna kadar bu tür genetik ucubeler pekâlâ üretilebilir. Fakat bu Frankenstein yaratıklarının gerçek anlamda hayata döndürülmüş Mezozoik dinozorlar olacağını hayal etmek zordur.

Jurassic Park senaryosunun eleştirileri genellikle bu noktada son bulur. Klonlama olmadığına göre dinozorlar da olamaz. Fakat sözde tema parkı yaratıcılarımızın genellikle görmezden gelinen makro ölçekli birçok engeli de aşması gerekecektir. Besinle ilgili en büyük engellerden bazılarıyla birlikte türler arası ve tür içi ekolojik etkileşimler bunların başında gelecektir. Jurassic Park’ın roman ve film versiyonları sadece dinozorları değil, otçulları beslemek için diriltilmiş antik bitkileri de içermiştir. Bu bitkiler nereden gelmiştir? Elbette ki bunların DNA’ları bitkileri ısıran böceklerden elde edilmemiştir. Belirli dinozor türlerinin hangi tür bitkileri tükettiğini bile kesin olarak bilmiyoruz. Bu zorlu noktaya çok az dikkat gösterilir. Bu hayvanların modern bitkileri yiyebileceğini söyleyerek buna itiraz edebilirsiniz. Belki de öyledir ama hiç kimse bu iddiayı kesin olarak dile getiremez. Bu nedenle “Jurassic Park” veya “Kretase Park” yaratıcılarının sadece bitki yiyen dinozorları değil, aynı zamanda onların besin kaynağı da yeniden yaratması gerekebilir.

Ayrıca dinozorları desteklemek için gerekli olan besin haricindeki çeşitli yaşam formları vardır. Her ekosistem türler arasında ve tür içinde karmaşık, iyi ayarlanmış etkileşimlerle varlığını sürdürür. Örneğin çoğunluğu kapalı tohumlu olan birçok bitki polen taşıyıcı böceklere yakından bağlıdır. Benzer bir biçimde tüm hayvanların bağırsakları sindirime yardımcı olan ihtisaslaşmış bakteriler içerir; bu simbiyoz dinozorlar için de kesinlikle geçerlidir. Tarih öncesi tema parkı ekosisteminizi tamamlamak için modern yaşam formlarını bolca ödünç almanız gerekecektir; bu problemli bir savdır. Kaba bir benzetmeyle bir ekosistemi sorunsuzca çalışan bir motorla kıyaslarsak, mesela 1957 model bir Chevy’nin motorundan birkaç parçayı alıp 2001 model bir Subaru’nun parçalarıyla harmanlayarak sorunsuzca çalışan bir motor yapmaya çalıştığınızı düşünün. Olası değildir. Üstelik ekosistemler motorlardan çok daha karmaşık ve iç içe geçmiştir. Fosil kayıtlarının eksikliği göz önünde bulundurulduğunda, tarih öncesi bir ekosisteminin tamamen yeniden yaratmak olanaksızdır.   Antik örnekler bir yana modern ekosistemleri anlamaktan bile çok uzağız.

image

Çevrenin canlı olmayan parçaları da hesaba katılmak zorundadır. Dinozorlar karbondioksitin çok yoğun olduğu ve belki de oksijen seviyelerinin de farklı olduğu bir sera dünyada yaşamıştır ve klonlanmış tarih öncesi hayvanları canlı ve sağlıklı tutmak için bunların da ayarlanması gerekebilir. Kısacası yakın zamanda bir Mezozoik tema parkını ziyaret etmeyi beklemeyin.

Bir Jurassic Park inşa etme fikrini boşa çıkarmış olsak da dinozorların dünyası hakkında temel sorunları ele alan bir düşünce deneyini sürdürmek için bu konsepti kullanmak istiyorum. Tüm bu engelleri aşabileceğinizi ve içinde dinozorlar ile diğer tüm hayvanlar, bitkiler, mantarlar, protistler ve bakterilerin bulunduğu tamamen işleyen bir Jura ekosistemini yeniden kurabileceğinizi hayal edin. Bu Mezozoik hayvanat bahçesini camın ardına yerleştirmek veya hatta çevresini büyük duvarlarla örmek gibi bir kaygınızın olmadığını hayal edin. Bu organizmaların 150 milyon yıl önceki gibi dolaşıp etkileşim kurmalarına izin verin. Bu Jurassic Parkın (yeniden) yaratıcısı olarak sizin göreviniz, ekosistemin sürdürülebilir bir biçimde işlemesini sağlamak olsun. Bundan kastım, sauropodların aşırı kalabalıklaşmasını önlemek veya tehlikeye giren stegosaurlar için bir beslenme programı başlatmak gibi insani müdahaleler değil. Hayır, uzak durmanızı ve ekosistemin kendi evrimsel olarak edinilmiş “bilgeliğini” en iyi şekilde kullanabilmesi için gerekli bölgeyi ayırmanızı kastediyorum.

Belki de yanıtlamanız gerekecek en temel soru şudur: Bu ekosistemi sürdürmek için ne kadar alana ihtiyaç duyulur? Hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde, bu soruyu yanıtlamak öncelikle daha küçük birçok soruyla boğuşmamızı gerektirir. Farklı türden dinozorların belirli bir günde, haftada veya ayda ne kadar besin tüketmesi gerekir? Dinozor popülasyonları hangi büyüklüktedir ve ekosistemde tam olarak kaç farklı türden dinozorun bir arada yaşamıştır? Jura Devrinin herhangi bir anında ortada ne kadar besin (hem bitki hem de et) vardır? Bir başka deyişle bu ekosistem ne kadar üretkendir? Özellikle de mevcut bitkilerin kalitesi, çeşitliliği ve miktarı hakkında bilgi sahibi olmamız gerekir çünkü bir ekosistemin destekleyebileceği otçul türlerinin (ve dolayısıyla etçil türlerinin) sayısını ve popülasyon büyüklüklerini büyük ölçüde bitkiler belirler.

Düşünce deneyimizi bir tek Jura ekosistemine odaklayalım. Bilinen en iyi örnek Four Corners bölgesindeki COLORADO PLATOSU’nda geniş bir biçimde görünen Morrison Oluşumunun tortul tabakalarında korunur. Yaklaşık 150 milyon yıl önce biriken Morison Oluşumu, Jura dinozor yayılımının zirvesini yakalar. Günümüzde Morrison Oluşumu bej, eflatun ve koyu turuncunun pastel tonlarındaki geniş, istifli çamur, çakıl ve kum şeritleriyle ortaya çıkar. Bu kayalar öylesine yaygındır ki Amerika’nın güney batısına yapacağınız bir yolculukta otobanları kullansanız bile bunlarla karşılaşmamanız zordur. Apatosaurus ve Stegosaurus gibi otçullar ile Allosaurus ve Ceratosaurus gibi etçillerin de aralarında bulunduğu ünlü dinozor kalıntıları bu antik tortul tabakalarında gömülüdür.

Morrison ekosisteminde büyük otçullardan başlayarak bir düzineden fazla farklı türden uzun boyunlu sauropod çıkarılmıştır. Dev yaratıklar listesi Apatosaurus (daha önceki adıyla Brontosaurus), Diplodocus, Brachiosaurus, Camarasaurus, Supersaurus, Haplocanthosaurus  ve Barosaurus’u  kapsar. Sauropodların  dışında Morrison otçul klanı çeşitli zırhlı stegosaur ve ankylosaurun yanı sıra küçük ve orta büyüklükte bir dizi ornitopodu içermiştir. Fakat bu hayvanlar Morrison Oluşumunun 4 ila 6 milyon yıllık zamanının büyük bir kısmına yayılır ve bu uzun süreçte türlerin önemli ölçüde dönüşüme uğramış olması (tür doğumları ve ölümleri) muhtemeldir. Ekolojik yeniden inşamızın bir anlam ifade etmesi için yalnızca hem zaman hem de mekân bakımından örtüşen hayvanları içermesi gerekir. Zamanda bir ekolojik enstantane seçmeliyiz.

Birçok hayvanın kalıntılarını koruyan fosil bölgeleri olan kemik yatakları, belirli bir zamandaki tür çeşitliliğini değerlendirmek için bilhassa kıymetli olabilir çünkü bunlar genellikle bir tek ekosistemde birlikte var olan hayvanların doğrudan kaydını sunar. Doğu Utah’taki Dinozor Ulusal Anıtında yer alan ziyaretçi merkezi, belki de en çok bilinen Jura kemik yatağını ve dünyadaki en ünlü dinozor bölgelerinden birini içerir. Adını Carnegie Doğa Tarihi Müzesinden Earl Douglass’tan alan Douglass Ocağı çok çeşitli Morrison dinozorlarından yüzlerce kemikle dolu tek parça halinde, meyilli bir kum taşı duvarından oluşur. Birçok kemik ayrı ayrı bulunurken, kısmi iskeletler de bu kalabalık içinde yaygındır. Bu duvara birçok kez tırmanıp karmakarışık bir Stegosaurus omurgasından çok büyük bir Camarasaurus kürek kemiğine ve oradan da bir Allosaurus’un kalçasına ve bacağına geçme ayrıcalığına sahip oldum. Dinozor kemiklerinin sayısı (yaklaşık 1500) şaşırtıcıdır ve son yüzyılda buradan çıkarılan daha yüzlerce örnek doğudaki çeşitli kurumlarda tutulmaktadır.

Douglass Ocağında korunan otçul dinozorlar en az dört farklı sauropod içerir: Apatosaurus, Diplodocus, Camarasaurus ve Barosaurus. Bu devler, yetişkin bir Afrika filinden biraz daha küçük olan 7000 kilogram (15.400 pound) ağırlığındaki örneklerden, yaklaşık altı fil büyüklüğünde olan 50.000 kilogram (110.000 pound) ağırlığındaki örneklere kadar çeşitli büyüklüklere sahiptir. Diğer otçullar, kara gergedandana eşit şekilde yaklaşık 5000 kilogram (11.000 pound) ağırlığındaki zırhlı, hantal Stegosaurus ve ornitopod dinozorların iki çeşidini içerir: bizon büyüklüğündeki Camptosaurus ve katır geyiği büyüklüğündeki Dryosaurus. Bu hayvanlar hep birlikte 150 yıl önce burada serpilmiş olması gereken bitki bolluğunu paylaşmıştır. Elbette ki böcekler ve daha birçok küçük otçul da onlara eşlik etmiştir.

En büyük sauropodların vücut ölçüleri uzun bir süre boyunca onları bir muamma yapmıştır. Başları bu kadar küçük olan (en azından vücut ölçülerine kıyasla) bu devasa hayvanlar varlıklarını sürdürmek için yeterli besini tüketmeyi nasıl başarabilmiştir? Bu gizem sauropodların ağızlarının içine baktığımızda derinleşir.

İnekler çok miktarda samanı işlemek için çok elverişli olan aşırı büyük dişlere sahip olmaları bakımından büyük memeli otçulların (örneğin filler, geyikler, antiloplar ve benzeri) tipik bir örneğidir.

Çiğnemek yalnızca besin öğelerini yutulabilir lokmalara bölmeye hizmet etmez; aynı zamanda bitkiyi öğütür ve bitki parçalarını kimyasal saldırıya daha açık bırakarak sindirim sürecini başlatır. Sauropodlar ise öğütmek için değil yırtmak veya olsa olsa dilimlemek için elverişli ufak dişlere sahiptir. Bir başka deyişle, bu uzun boyunlu dinozorların çene ve dişleri besinin işlenmesinden çok tedarik edilmesine uygundur;  memeliler tarafından kullanılan çiğneme stratejisinin yerine ısırıp yutma yaklaşımı benimsemişlerdir. Çiğneme yeteneksizliği, gelmiş geçmiş en büyük hayvanlardan biri olduğunuzu düşünürseniz ciddi bir kusur gibi görünür.

(…)

Çevirmen: Tufan Göbekçin

*Bu okuma parçasının yayını için Alfa Yayıncılık’a teşekkür ederiz.
**Kitabın bu bölümünde yer alan dipnotlara bu okuma parçasında yer verilmemiştir.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.