‘Bu romanı yazarken aklımda  ‘bu kitap hiçbir zaman okunmayabilir’ cümlesi vardı.’

 

Son romanı “Varolmayanlar”la yankı yaratan Doğu Yücel’in ilk romanı “Hayalet Kitap”, basımının 10. yılında yazarı tarafından gözden geçirilmiş haliyle yeniden okurlarla buluşuyor. “Hayalet Kitap”, sürprizli kurgusu, şaşırtıcı mizahı, platonik aşka dair tespitleri ve ülkemizdeki eğitim sistemine eleştirel bakışıyla yayımlandığı günden beri okuyucudan büyük ilgi gördü. Özellikle gençler arasında kült roman olarak kabul gören “Hayalet Kitap”, sinemaya uyarlanarak Taylan Biraderler’in yönettiği “Okul” filmine de esin kaynağı olmuştu.

Kısa süre içinde yeni bir kitap heyecanı daha yaşıyorsunuz. Uzun zamandır baskısı bulunmayan  kitabınız “Hayalet Kitap”ın yeniden basım hikayesi nasıl gelişti?
Son iki üç senedir okuyucular Hayalet Kitap’ı arayıp bulamadıklarını iletiyorlardı. Ben de onlara yardımcı olamadığım için çok üzülüyordum. Varolmayanlar çıktıktan sonra Hayalet Kitap’ı arayanlarda artış oldu. Kitabın ilk 3 baskısı tükendiği için ancak sahaflarda veya gittigidiyor gibi sitelerden edinebiliyordu okurlar. İmza günlerine gelen okurların talebi doğrultusunda Doğan Kitap romanı yeniden yayınlama kararı aldı. Bu kararı aldıktan sonra istedim ki romanı tekrar okuyayım, şöyle bir gözden geçireyim… Stephen King gibi yazarlara özendim açıkçası. Onlar da kitaplarının 20.yıllarında benzer revizyonlar yaparlar. Ben biraz daha erken yaptım sadece…

“Hayalet Kitap” günümüz gençliğinin yaşadığı güncel hayatta farklı bir açıdan bakan gerilim dozu yüksek bir kitap. “Okul” filmine ilham olmasından ötürü de aslında beyaz perdeye de aktarılmış durumda. Biraz eskiye dönelim, “Hayalet Kitap” kısa bir öykü olarak başlayan sonradan romana dönüşen bir hikaye sanırım, sizden dinleyelim süreci?
Evet, hiç roman yazmayı düşünmüyordum. Üniversitede, tıpkı romanda olduğu gibi karşılıksız aşkın kıskacı altındaydım. Bir kıza öyküler yazardım. Tıpkı romandaki karakter gibi birkaç kere posta kutusuna, defterinin arasına falan atıvermiştim. Gençlik işte! Bu öykülerden bir tanesi romanda da geçen “Dünyanın En Güzel 13.Kızı” idi. Bir yandan üniversite hayatı da beni daralttıkça daraltıyordu. Derslerde o kadar sıkılıyordum ki, kitaplarım defterlerim kenarlara çiziktirdiğim öykü fikirleriyle dolup taşardı. Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Buca kampüsünde okuyordum. O yıllarda her gün üzerinden geçtiğimiz tren raylarında bir genç intihar etmişti, sebebi platonik aşktı. Enteresandır, o yıllarda benzer birçok vaka kulağıma geldi. Ben de platonik aşk belasını uç noktalarda yaşıyordum. Kurmaca bir intihar mektubu yazdım. Sonra kendi kendime “gerçekten intihar etsem ne olur” diye düşündüm. Geldiğim nokta: “Herhalde hayalet olur, geri döner ve buna sebep olanlardan intikam alırım” olmuştu. Bu fikri çok sevdim, bundan bir öykü çıkar dedim kendi kendime. Ama kısa bir öykü için büyük bir konuydu bu. Uzun bir öykü veya novella olur diye düşünmüştüm. Yazdıkça, düşündükçe gelişti, gelişti ve roman oldu. İlk taslağı bitirdiğimde 23 yaşındaydım. Bir roman yazmak için çok genç bir yaş aslında. Artık ne yaşadıysam, bir dışavurum patlaması şeklinde çıkıverdi…

DOĞU.YÜCEL1 DOĞU.YÜCEL2 ve anasayfa

Kitabın senaryo uyarlaması şu an yeni bir versiyon daha çıkartacak olsanız, neyi eklerdiniz veya çıkartırdınız?
Ben Okul filminin senaryosundan çok memnunum aslında. Onu da okurlarımla paylaşmak isterim. Fakat senaryo çekim ve kurgu aşamalarında çok değişti. Başlangıçtaki mektup romana çok daha yakın bir mektuptu. Gökalp’le dalga geçilme sahnesi senaryoda bu kadar baskın değildi. Filmin sonradan yapılan kurgusu sanki Gökalp dalga geçildiği için intihar etti hissini uyandırıyordu. Oysa Gökalp sadece ve sadece platonik aşk ve onun uyandırdığı varoluşsal kaygılarla intihar eden bir karakter. Bu değişikliğe özellikle çok üzüldüm. Üzüldüğüm başka noktalar da var: Filmin finaline doğru Gökalp ve Güldem’in çok önemli bir sahnesi vardı, o atıldı. Burak Altay çok güçlü bir performans çıkarmıştı o sahnede. DVD’de “silinen sahneler” arasına konur diye ümit etmiştim, oraya da koymadılar. Güldem’in çatıda hayaletle uzun bir monologu vardı, senaryoda en çok güvendiğim bölümdü. Nehir Erdoğan da o kısma özellikle çok çalışmıştı. Ama düşük bütçeli bir filmdi Okul. O günkü şartlardan dolayı o sahne çekilmedi bile. O sahne olmayınca finalin etkisi düştü. Final bloku da değişti. En çok takıldığım şeylerden biri de bir replik: Sinem Kobal’ın bir repliği nedense son kurguda atıldı. Tüm her şeyin bir hikaye olduğunu vurgulayan hayati öneme sahip bir replikti. Belki çoğu kişi anladı bunu ama o repliğin orada olması gerekiyordu bence.

‘Hayalet Kitap’ ana akım edebiyat akımlarının uzağında bir ürün idi. Ama ana akım sinemaya bir örnek teşkil edebilecek ‘Okul’ filmine kaynaklık etti. Ne düşünürsünüz?
Hayalet Kitap’ın “yer altı edebiyatı”na yakın bir duruşu olsa da bence kurgusuyla, matematiğiyle ana akıma göz kırpan bir yanı da var. Ana akım ve yer altı diye de ayırmak ne kadar doğru bilmiyorum. Ben mesela edebiyatta çoğu bestseller’a karşı dursam da sinema anlayışı olarak Hollywood’a yakınımdır. Klasik kurgu anlayışı, okuru/izleyiciyi kitabın/filmin içine sokan büyülü tavrı ve rahat okunmayı/izlenmeyi hedeflerim. Hayalet Kitap’ın yeniden bir film uyarlaması olursa yine Okul gibi Hollywood ekolünü takip eden bir gençlik-korku filmi olur. Sadece biraz daha iyi olur:)

Peki, her yazarın kitabının film olmasıyla ilgili dertleri vardır, siz o süreci ve çıkan filmi nasıl değerlendirdiniz?
Tüm söylediklerime rağmen Okul filmini seviyorum ve onunla gurur duyuyorum. Çok zor şartlar altında çekildi Okul. Çok riskli bir projeydi. Daha önce vizyona girmiş tek bir korku filmi yoktu. Bu riskten dolayı hiç para almadan yaptık. Film kazanınca da üç beş kuruş attılar sağ olsunlar. Okul filmi bence birçok açıdan çok önemli bir filmdi. Sadece korku filmlerinin değil, gençlik filmlerinin de çekilmediği bir dönemde her ikisini birlikte yaptık. Nüfusunun çoğunluğu gençlerden oluşan bir ülkenin sinemasında gençlerin başrollerde olduğu film yok, düşünsenize. Böyle bir eksikliği kapattı Okul. Başrollerinde bir tek yıldız oyuncu yoktu ama o kadar iyi bir kasting yapıldı ki Nehir Erdoğan, Berk Hakman, Melisa Sözen, Sinem Kobal, Burak Altay gibi yıldız oyuncular çıkardı. Caner Özyurtlu gibi bir oyuncu/yönetmen/yapımcıyı sektöre kazandırdı. Dream Theater’ın eski klavyecisi Kevin Moore müziklerini yaptı. Çok samimi duygularla yapılmış bir filmdi. O yüzden birçok ticari amaçla çekilmiş film çekildikten 3-4 sene sonra unutulurken Okul halen unutulmuş değil. Ne zaman televizyonda oynasa iyi rating elde eder mesela. Bunlar önemli göstergeler. Bir de tüm o parıltılı tarafının arkasında cesur bir filmdir Okul. Bugün olduğu gibi zorunlu din dersinin tartışılmadığı bir dönemde en sert şekilde bunu tartışmaya açtık Okul’da. Bir de dili çok sertti. İlk çıktığında çok tartışılmıştı, “Bu kadar küfür nasıl kullanılır” diye. Bir okul filmi çektik ve öğrencilerin diline sansür getirmedik. Gemide ile birlikte en çok “bip”lenen filmlerden biridir herhalde. Hatta o kadar “bip”lenmesi gereken kısım var ki, her oynadığında illa ki birkaç küfürü “bip”lemeyi unutuyorlar:)

Kitabı şu an yazıyor olsanız ve tek karakteri değiştirecek olsanız hangi karakteri(Güldem-Ersin-Gökalp) değiştirmek isterdiniz?
Ana karakterlere hiç dokunmam. Belki öğretmen karakterlerine dokunurum. O dönemde onlardan nasıl nefret ettiysem artık, biraz karikatürize etmişim onları. Ama bir yandan da cidden öyle karikatür tiplerdi!:)

Web sayfanız http://www.duslervekabuslar.com adresinde “Hayalet Kitap”a yazdığınız önsözde okudum. Kitabın ilk kapağı “Soundgarden” ın albüm kapağından alıntı olduğunu yazmışsınız, sanırım özgün olmasını istediğinizde de pek olumlu karşılanmamış. Şu an ki kitabın kapağı çok etkileyici muhtemelen sizin de etkiniz vardır bunda, yeni kapağın arkasındaki hikaye nedir?
Yeni kapağı düşünürken gözümün önüne genç bir kız ve onun önünde duran “hayalet” harfler geldi. Bunu bu şekilde Doğan Kitap’ın tasarımcısı Geray Gencer’e anlattım, o da bu güzel kapakla çıktı. Daha önceki kapaklar içime sinmemişti. Umarım okurlar bu kapağı beğenirler.

Önsözde belirtmişsiniz, şimdi olsa intihar mektubunu daha “çaresiz” değil de “cool” yazmak isterdim demişsiniz. Yazar olarak o dönem yazdıklarınızı şimdi inceleyince, bu olgunlaşma hissini kaybetmemek için yaptığınız şeyler var mı?
Aslında öyle demek istemedim. Tecrübeli bir yazar, otobiyografik bir yanı olduğu çok belli olan bir romanında “çaresizliğini” bu kadar belli etmeyebilir. Ya da o çaresizliği havalı birkaç cümleyle dengeler. Fakat Hayalet Kitap’ı yazarken benim basılı hiçbir ürünüm yoktu. İlk öykü kitabım yayınevlerinden kırmızı kart görmüştü. Henüz Çitlembik Yayınevi’yle görüşmemiştim. O kitap basılmadığı için Hayalet Kitap da basılmayabilirdi. O yüzden ben romanı yazarken aklımın bir köşesinde “bu kitap okunacak” cümlesi yerine “bu kitap hiçbir zaman okunmayabilir” cümlesi vardı. Aslında kitabın adı, “Hayalet Kitap” bile bu düşüncenin bir sonucudur. İşte böyle düşündüğüm için bir günlük yazar gibi tamamen kendimi ve yaşadığım duyguları dürüst bir şekilde kağıda aktardım.

DOĞU.YÜCEL3 DOĞU.YÜCEL4

Genç psikolojisi aslında çok mühim bir konu ülkemiz nüfusunu düşündüğümüzde. Hatırlarsınız belki geçtiğimiz senelerde köprüden kendini atan bir gencin mektubunda “yavaş yavaş delirdim kimse görmedi” ile biten bir mektup bırakmıştı geriye. Türkiye’de bu anlamda çevrenizdeki olan biteni nasıl değerlendiriyorsunuz, gençlik umutlu ve mutlu mu dersiniz?
Gençlik mutsuz ve umutsuz. En kötüsü de; her geçen gün artan bir umutsuzluk bu. Eğitim sistemi bunun başlıca sorumlusu. Politik konular henüz onların evrenine girmedi sonuçta, o konular onları doğrudan etkilemiyor. Ama baskıcı eğitim, tek tipleştirmekten başka bir işe yaramayan sistem, eğitimde yaşanan kopya skandalları bu çocukların hayatını karartan gelişmeler. Evrimin biyoloji dersinden çıkartıldığı, bunun yerine seçmeli din bazlı derslerin eklendiği bir eğitime eğitim diyemeyiz. Okullar bir klonlama fabrikası. Böyle bir ortamda gençler ne gençliklerini yaşayabilirler, ne kendilerini bulabilirler, ne de aşklarını sevgilerini dostluklarını yaşayabilirler.

“Okul” ülkemizdeki ilk korku/gerilim filmi olarak tarihe geçmiş olmasından sebeple size de epey pay ve sorumluluk düşüyor sanırım. Yakın gelecekte kitap olarak değil de senaryo niyetiyle yazdığınız bir çalışmanız var mı?
Okul ve Küçük Kıyamet dışında yazdığım her senaryo çalışmasından hüsranla ayrıldım. Yarım seneni bir projeye adarsın, tamamen senin dışındaki sebeplerden dolayı o iş olmaz, üstüne paranı vermezler! Ben artık sadece kendi hayal dünyamdaki öyküleri kendi hayal dünyamda nasıllarsa öyle yazmak istiyorum. Onu da kitaplarla yapmak en mantıklısı. Hayalet Kitap ve Okul arasındaki farklar bunun en güzel örneği. Bir gün, bir yapımcı “senin yazdığın gibi çekilecek” diye bir güvence sunarsa, Küçük Kıyamet’te olduğu gibi sağlıklı bir çalışma ortamı sağlanırsa düşünürüm.

Varolmayanlar’dan sonra Hayalet Kitap’ı okuyan biri olarak sizin yeni bir okurunuz sayılırım. Hayalperestliğinizden ve fantastik dünyaya bakışınızdan biraz konuya girmek isterim. Ülkemizdeki özgürlüklerin budanması sizi bir yazar olarak nasıl etkiliyor? Yazdıklarınızda hayalperest kimliğinizdeki değişimi değerlendirecek olursanız “Hayalet Kitabı” ilk yazdığınız zamandan bu yana değişimler ne yönde oldu.
Özgürlüğü önemseyen her birey gibi bu gelişmeler beni de çok üzüyor ve çok sinirlendiriyor elbette. Varolmayanlar’da birçok bölümünde bu öfkemi kağıda yansıtmaya çalıştım. Öfke her sanatçıyı besler tabii ama artık biraz daha fazlasının kabullenemeyeceği bir noktaya geldik. Türkiye gibi her yönden çeşitliliğiyle renk kazanan bir ülkede bu çeşitliliğin tahammülsüzlüğe ve diğer tarafı kontrol etmeye yönelik bir güç yarışına dönüşmesi büyük bir talihsizlik. “Diğer”ini öcü gibi görmektense onu farklı bir renk olarak gördüğümüzde her şey yoluna girecek. Başa geçen her otoritenin kendisi gibi olmayanı ezmeye çalıştığı bu güç gösterisi ülkemizi karanlığa sürüklüyor. Duyarlı sanatçılar ve mizah bu karanlığın önündeki en büyük engeller şu an. Ben de yazdıklarımla bu değişimde biraz etkili olabilirsem ne mutlu bana.

Tekrar baskı yapmak sizi yeni kitabınızın çıkmasından alıkoyacak mı tarih olarak, yeni bir kitap için ne kadar bekleyeceğiz dersiniz?
Bir öykü kitabı için öyküler yazmaya başladım. Diğer yandan bir roman fikri de var aklımda, notlar alıyorum, o fikir üzerine araştırmalar yapıyorum. Sanırım gelecek seneye öykü kitabı tamamlanmış olur. Ondan sonra da roman ne zaman biterse…

Müzik dinleyen kitle ile okur kitlesini karşılaştırınca neler söylemek istersiniz. Sizce kitap okuma oranı sizin de içinde olduğunuz bu yeni türlerle daha da artıyor mu?
Türkiye’deki müzikseverlerin çokça okuduğunu düşünürdüm ama son yıllarda bunun tersini gözlemler oldum. Sanki sanatsal ihtiyaçlarını müzikle, sinemayla doyurup kitaba ihtiyaç duymuyorlar gibi bir durum var. Genç nesil bu anlamda daha aktif. Hem müzik dinliyorlar, hem sinemayı takip ediyorlar, hem de kitap okuyorlar. Bizim ihtiyarlar “ergenler okumuyor” diye huysuzluk yapa dursun, en çok onlar okuyor. Ve gerçekten okuyorlar. Okuyor gibi yapmıyorlar. Kendi aralarında tartışıyorlar, sonuçlara varıyorlar, kitaplar hakkında yazıyorlar…

“Varolmayanlar” ve “Hayalet Kitap” sonrasında aldığınız okur yorumları sizi nasıl etkiliyor?
Okur yorumlarını çok önemsiyorum. Zaten Türkiye’de basılı organlarda roman eleştirisi diye bir şey yok neredeyse. Türkiye’ye dağıtılan yayınlarda kitaplarım hakkında okuyabileceğim eleştiri sayısı üçü geçmiyor. Bazen de bu eleştiriler benim kalem oynattığım türlere yabancı eleştirmenler tarafından yazılıyor ve bana bir şey öğretmiyor. Oysa bazen 16 yaşındaki bir okurumdan öyle bir email alıyorum ki, öyle bir analizle karşılaşıyorum ki, o işte bana bir şey katıyor.

FABISAD için olan heyecanınızı biliyorum, önceki söyleşimizden bu yana neler gelişti o cephede, sizi takip edenlere ne söylemek istersiniz?
Mayıs ayında açılış partimizi yaptık. İnanılmaz bir katılım yaşandı. Kemancı Bahçe’de bu türlerde emek sarf eden birçok önemli yazarı, yayıncıyı, yönetmeni, oyuncuyu bir araya getirdik. İTEF kapsamında panellerimiz olacak. Kitap Fuarı’nda panelimiz olacak. Çok yakında Giovanni Scognamillo adına yapacağımız Gio ödüllerinin duyurusunu yapacağız.

Müzik ile olan geçmişinizden ötürü nedense sizden içinde müziğe dair daha çok veri olan bir roman hayali beni çok heyecanlandırıyor. Yazı yazma ve müzik konularını siz de bu kadar yakın görüyor musunuz?
Evet yakın görüyorum. O yüzden yazdıklarımda bir ritim yakalamayı, cümlelerin bir melodi gibi akmasını sağlamaya çalışıyorum. Müzik göndermeleriyle de bir nevi hayali soundtrack kuruyorum. Fakat müziğin daha etkin rolde olduğu bir roman da olabilir ileride. Bir müzisyen üzerinden, bir enstrüman üzerinden bir öykü anlatabilirim.

Hayalet Kitap / Yazar: Doğu Yücel / Doğan Kitap / 2.Baskı Ağustos 2012 / 356 Sayfa

Doğu Yücel; 15 Nisan 1977’de İstanbul’da doğdu. 1997’de Gençlik Kitabevi Öykü Yarışması’nda, 1999’da Nostromo Kısa Bilimkurgu Öykü Yarışması’nda başarı ödülleri kazandı. 2001’de Düşler, Kâbuslar ve Gelecek Masalları isimli hikâye kitabı, 2003’te ise Hayalet Kitap, 2011’da Varolmayanlar isimli romanları yayınlandı. Blue Jean dergisinde çalışan Doğu Yücel, Okul ve Küçük Kıyamet filmlerinin senaryosuna imza attı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.