Bram Stoker’ın Kayıp Günlüğü
Hazırlayanlar: Elizabeth Miller – Dacre Stoker

 

2012 yılında Bram Stoker’ın ölümünün yüzüncü yıl dönümünü anıyoruz. Stoker’a olan ilgi 1897’deki başyapıtı Dracula’nın yazarı olması üzerine odaklanmaya hâlâ devam ediyor. Ama son zamanlarda akademisyenler onun gotik romanlarının da ötesine geçtiler. Özellikle diğer romanları ve kısa öyküleri gibi başka çalışmalarının önemini değerlendiriyorlar. Bu kitabın uğraşlarından biri de, Stoker’ı İrlandalı bir yazar olarak tanıtmak. Buna karşı çıkan birçok kişi Stoker’ın İrlanda’da geçen bir roman (The Snake’s Pass) yazmasına karşın hayatının ilk otuz yılını geçirdiği Dublin’i tamamen göz ardı ettiğini hâlâ iddia ediyor. Stoker, hâlen edebi anlamda bir Dublinli olma başarısına ulaşamadı.

Artık bunların hepsi değişmek üzere. Bu günlük, on bir yıllık bir süreye (1871-1882) yayılan ve yaklaşık 160 sayfadan oluşan değişik uzunlukta 310 kişisel madde içeriyor. Bram Stoker, en azından 285 tanesini 1878’in sonunda Londra’ya gitmek üzere Dublin’den ayrılmadan önce kaleme almış. Doğrusu, Stoker şehir yaşamından detaylar verirken Dublin ön planda yer alıyor. Yazdıkları, Dublin Kalesi’ndeki meslektaşlarını, Trinity Üniversitesi’ndeki sınıf arkadaşlarını, tiyatroya olan eski tutkunluğunu (Henry Irving ile tanışmadan çok önceki), kendi gözlemleriyle Dublin sokaklarını ve hepsinden önemlisi İrlanda’ya özgü zengin mizah anlayışını içeriyor. Arkadaşları ve ailesine; seyahate ve ofis yaşamına; içkili partilere, davalara ve vaftiz törenlerine ilişkin düzinelerce örnek var. Şimdiye kadar bir sayfası bile hiç yayımlanmadı.

Bu günlük, her şeyin ötesinde genel bir kitap; bir yazarın el kitabı, değişik birçok tanım, hikâye, alıntı, gözlem ve derin düşünceden oluşan karışık bir kaynak. Bram, bazen ilk ağızdan yazsa da diğer zamanlar bağımsız bir gözlemci gibi yazar ya da bir başkasının düşüncelerini iletirdi. Yeni ortaya çıkan bir yazar olarak temaları, konuları ve karakterleri gelecekteki kurgularında kullanmak üzere kaydetmek için düştüğü notlara özellikle dikkat edilmesi gerekir. Dracula’nın habercisi olan belirtiler bile mevcut. Yazıların çoğu Stoker’ın kendisine, sosyal yaşamına, karakterine, duyarlılığına, ahlaki değerlerine, gotik hassasiyetine ve en önemlisi İrlandalı oluşuna dair cezbedici, derinlemesine bir bakış sağlıyor.

***

Günlük şu anda Bram Stoker’ın torununun oğlu Noel Dobbs’un Wight Adası’ndaki evinde bir kitaplıkta bulunuyor. Noel günlüğün ona miras kalışını şöyle açıklıyor:

Günlük bana büyükbabam Noel [Stoker] tarafından bırakılan kitapların arasındaydı. Büyükbabamın kitapları Bram’in kitaplığından kalanları kapsıyor olmalı. Onlar da büyük olasılıkla Bram’in 1912’de vefat etmesiyle büyükbabamın annesi Florence Stoker’dan ona kalmıştı. Dolayısıyla bu günlüğün izlediği yol şöyledir: Florence – Noel – ben.

Günlük, yıllar boyunca bilinmezlik içinde çürüdü. Noel Dobbs tarafından on yıl önce keşfedilene kadar varlığını Stoker/Dracula akademisyenleri ve hayranları da bilmiyordu. Paul Murray, From The Shadow of Dracula: A Life of Bram Stoker (London: Jonathan Cape, 2004) başlıklı biyografisinde bazı bölümleri dâhil etmişti, ama bu kaynağa ulaşabilenlerin dışındakiler için günlük erişilmez kalmıştı. Noel Dobbs’un yayımlama haklarını bize verme kararı sayesinde, ancak şimdi tüm içeriği kamuya açık hale getiriliyor.

Koyu kırmızımsı kahverengi tonlarındaki ciltle kaplı günlük, yaklaşık 15×20 cm ebadında sayfalardan oluşuyor. Kapakta hiçbir metin yok. Ön kapağın iç tarafına Bram şöyle yazmış: Abraham Stoker – 1 Ağustos 1871

Yazılar sadece sağ sayfaya yazılmış. İkiden başlayıp 164 sayfa boyunca devam ediyor (Bunların 4 sayfası ya yok ya da boş). Arkada otuzdan fazla boş sayfa var. En eskisi 3.8.71 (3 Ağustos 1871), en yenisi 4.6.82 (4 Haziran 1882) olmak üzere 90 yazının tarihi atılmış. Tarih atılan yazıların çoğu 1871-1873 dönemlerine ait. Yazıların sıklığında görülebilir bir düzen yok. Ara sıra iki ya da üç tanesi aynı gün içinde yazılmışken başka bir yerde yazıların arasında haftalarca veya aylarca boşluklar var. Her zaman olmasa da çoğunlukla tarihe göre sıralanmışlar. Bram bazen daha eski tarihli bir nottaki öğeleri uyarlamış. Sekiz ayrık sayfa arkaya eklenmiş. Onların farklı boyutta ve/veya renkte kâğıtlar olması da fiziksel açıdan günlüğün parçaları olmadığını gösteriyor.

Personal Reminiscences of Henry Irving (1906) kitabında Bram bir “cep defterinden” söz ediyor. “Doğru kelimeleri unutmayayım diye anında cep defterime yazarım. Günlüğüme daha sonra geçiriyorum.” (cilt 2, s. 2). Anlaşılan, başlangıç niteliğinde yazılar yazmak için yanında böyle bir şey –ve muhtemelen de bir kurşun kalem– taşıyordu. Bunu, daha sonra, dolma kalemle günlük yazıları izliyordu. Bu yazım şekli, bazı yazılarında kaydettiği günün saatleriyle daha da belirli oluyor.

Günlüğü yayına hazırlarken iki büyük sorunla karşılaştık. Birincisi Bram’in el yazısını deşifre etmekti. Bir zamanlar kendisi de kabul etmişti: “Son derece kötü bir şekilde yazıyorum” (Personal Reminiscences, cilt 1, s. 42). Yine de, çoğunlukla uğraş ve sabırla, el yazısı metnin büyük bir kısmının kopyasını çıkardık. Yaklaşık bir düzine kelime ve sözcük öbeği hâlâ kafamızı karıştırıyor. (xxx) şeklinde adlandırma kullanarak bunlara dikkat çektik. Anlaşılır olması amacıyla özgün metin üzerinde hafif düzenlemeler uyguladık (çoğunlukla noktalama işaretlerinde) ama asıl anlamda hiçbir değişiklik yapılmadı.

İkinci görevimiz malzemeyi nasıl derleyip sunacağımıza karar vermekti. İlk önce Stoker’ın yazılarını yazdığı sırayla uyarlamayı düşündük. Ama konunun bir yazıdan diğerine bambaşka olması dikkate alındığında böyle yapmanın yorumlama ve değerlendirmeyi neredeyse imkânsız kılacağının çok geçmeden farkına vardık. Bu nedenle yazıları konu ve temalarıyla sınıflandırmayı tercih ettik. Her bir bölüm yalnızca ilgili maddeleri değil yorum, inceleme ve kapsamlı dipnotu da içeriyor. Bunlar asıl günlüğün çeşitli sayfalarının tıpkıbasımıyla zenginleştirildi. Ayrıca her bir bölümün başında bulunan ve Bram Stoker’ın hayatının elli beş yılına yayılmış dokuz fotoğrafını içeren görsel malzeme de sunuyoruz (bunların birçoğu daha önce yayımlanmadı).

310 maddenin her birine ardışık sayılar atadık. Metnimizin başından sonuna kadar maddelere alıntı ve göndermeler için [s.] işaretini koymadan numaraları kullandık (1, 2 vs.). Bunlar Stoker’ın numaraları olmadığı için asıl günlükteki ilgili sayfa numaralarıyla eşleşen bir anahtar sağlıyoruz (bkz. s. 233).

Bram’in günlüğü derkenarlarla bezenmiş. Bazıları açıkça kendi elleriyle yazılmışsa da diğerleri daha sonraki tarihlerde eşi Florence tarafından girilmiş. Dipnotlarda gereğince açıklamaya yer veriyoruz.

Bu günlüğün içeriğinin, gelecekte Bram Stoker hakkında araştırma yapacak ve yazacak akademisyenlere fayda sağlayacağına inanıyoruz. Başkaları da bu yolu izleyip olağanüstü gizemleri çözebilsin diye fırsatlar sunmayı ümit ediyoruz.

Elizabeth Miller
Ocak 2012

1- Gelecek vadeden bir yazar…

 

1 Ağustos 1871, Bram Stoker için özel bir gündü. Bu, gelecek on yıl boyunca yüzlerce not düşeceği deftere ilk yazdığı tarihti ve bir yazar olarak izini süreceği yolculuğunun başlangıç noktasıydı. Yirmi üç yaşındayken Dublin, Harcourt Sokağı, 43 numaralı aile evinde yaşıyordu. Bir önceki sene Trinity Üniversitesi’nden lisans diplomasıyla mezun olmuştu ve beş yıl sonra lisansüstü diplomasını alacaktı. Atletizmde ve entelektüel uğraşlarında etkin bir öğrenciydi. Mezun olduktan birkaç yıl sonra da üniversiteyle olan bağlarını korudu. En önemlisi, hem felsefe hem de tarih kulüplerindeki etkinliklere devam eden katılımıydı. Örneğin, sadece bir yıl önce (1870) “Sanatta Gelişim Yöntemleri” başlıklı bir ders verdi. Ayrıca, 1871 başlarında, “Phil”[1] toplantılarının birinde Walt Whitman’ın şiirini coşkuyla savunmuştu. Birkaç tanesi günlük boyunca yer yer ortaya çıkan üniversite arkadaşlarının çoğuyla yakın temasta kaldı.

Babasının çizdiği saygınlığa giden yolda bir görev bilinciyle ilerliyordu. Ağustos 1871’de, Dublin Kalesi’ndeki Sulh Mahkemeleri Kâtipleri Kayıt Memurluğu Dairesi’nde devlet memuru olarak işe alındı. Hâlâ babasıyla paylaştığı “Abraham” adını kullanıyordu. 1876’da babasının ölümüne kadar daha gayri resmi olan “Bram” adını benimsemeyecekti. Sonrası, serbest kalışının ve hem adının hem de beklentilerin ağırlığından sıyrılışının görünür bir işaretidir.

Bram, Dublin Kalesi’ndeki makamında, sulh mahkemelerinden gelen raporları tekdüze bir biçimde kaydedip dosyalamakla saatlerini harcardı. Erkek kardeşlerinin üçünün tıpta eğitim gördüğü sırada, geliri, babasının emekli maaşını tamamlamak için gerekliydi. Günlüğü, babasını rencide etmeden yaratıcı yanını ifade etmesine olanak sağlıyordu. 1871’de bir yazar ve tiyatro adamı olarak uzun ve başarılı olacak bir hayatın eşiğindeydi.

Aynı yılın sonlarında Dublin Evening Mail için düzenli tiyatro eleştirileri yazmaya başladı. Bu iş, zaman içinde Britanyalı oyuncu Henry Irving ile uzun ve başarılı bir iş ilişkisine yol açacaktı. İlk kısa öyküsü 1872’de yayımlandı. London Society dergisinde çıkan “The Crystal Cup” hapsedilmiş bir sanatçıyı anlatır, ki bu kahraman, Dublin Kalesi’ndeki kendi hâlinin benzetmesi olabilir. Üç yıl sonra bunu, topluca The Primrose Path başlığı altında bilinen, The Shamrock adlı bir Dublin dergisindeki çeşitli öykü bölümleri izledi. Bu öykülerde Stoker alkolizm ve aile içi şiddet gibi daha çarpıcı temaları ele alır. Bunların ikisi de o zamanların Dublin’inde çok fazla yaygındı.

Günlükteki, “Gece Balık Avı” (1) başlıklı açılış yazısı Stoker’ın yaratıcı düzyazısının sahip olduğumuz ilk örneğidir. Aslında kelimelerle oluşturulmuş bir tablo olan düzyazı, gelecek vadeden bir yazarın süslü üslubuyla son derece betimleyici bir parçayı yaratışını gösteriyor. Denizle olan kişisel bağının ve onun insafında olan insanlara (balıkçıları ve diğerlerini de kapsayan) duyduğu saygının farkındayız. Whitby ve Cruden Körfezi’ne sonradan yaptığı sık ziyaretlerinde ve yüzmeyle tekne gezintisinden hoşlanmasında görüldüğü gibi denize karşı ömür boyu süren bir tutkusu vardı. Bu ilgi yayımlanan bazı eserlerinde kendini açıkça gösterecekti. En dikkat çekenleri The Watter’s Mou’ (1894), Dracula (1897), The Mystery of the Sea (1902) ve “Greater Love”dır (1914).

“Gece Balık Avı” Dublin’in yaklaşık otuz altı kilometre güneyindeki Wicklow ilçesinde bir kıyı kasabası olan Greystones’ta yazılmıştır. Greystones, tatilcilerin istikameti olarak Stoker’ın zamanında gözdeydi (bugün hâlâ öyledir). Özellikleri arasında bir bölümü ince çakıllı (başka bir deyişle taşlı) uzunca bir kumsalı içerir. Aynı tarihlere denk gelen diğer yazılardaki kanıtlar, o ve birkaç arkadaşının kıyı kasabasında süresi uzatılmış bir hafta sonu geçirdiklerini gösteriyor. Rahatlamak için bu fırsattan keyif aldığına hiç şüphe yok. Dublin Kalesi’ndeki günlük işin gerginliğinden (ve sıkıcılığından) uzaktaydı. Yaratıcı yanının da yüzeye çıkmasına olanak sağlamıştı.

Yıllar sonra, Stoker, günlüğünden ilk kitaplarının ikisi için kaynak edinecekti: Under The Sunset (çocuklar için kısa öyküler derlemesi, 1881) ve The Snake’s Pass (bir roman, 1890). Bir yerde, hikâye için kısa bir not karalıyor: “Bir adam azar azar eklemede bulunarak duvarda bir gölge oluşturur. Aniden, gölge canlanır.” (31). Kenarda yazılı bir not Under The Sunset’teki “The Shadow Builder” başlıklı bir öykünün çekirdeği olarak daha sonra kullanıldığını doğruluyor. Diğer bir not da şöyle: “Periler Kraliçesinin Sarayı. Çocuk uyumaya gider & saray büyür – gökyüzü mavi ipek perdelere dönüşür vs.” (35). Rüya gören çocuklar derlemedeki birkaç öyküde ortaya çıkıyor. Dikkat çekenleri: “How 7 Went Mad”, “Lies and Lilies” ve “The Wondrous Child”.

Daha birçok not ve karalama, tamamen İrlanda’da geçen tek romanı olan The Snake’s Pass’e doğru yollarını bulacaktı. Kitap, Stoker’ın sulh mahkemelerindeki görev süresi boyunca İrlanda çevresindeki sık gezilerinin etkisini gösteriyor. Genelde komik karakteri Andy Sullivan’ı ayrıntılarıyla anlatmak için bunların çoğu kitapta harfi harfine görünüyor. Bir noktada Stoker romanı için bir iskelet konu bile kuruyor (43).

Hiç yazılmadığını varsaydığımız öyküler için de öneriler bulduk: “Cehaletin Gösterişsizliği” (11), “Müzikal Yalancı” (40) gibi başlıklar, vekâleten evlenmiş bir adam hakkında bir öykü (45) ve yanlış bir zarfta gönderilen mektubun masalı (50). “Bir fokun paletlerini andıran bacakları olan ağ-bacaklı kız çocuğu” (6) ve “kedi kürklerinden battaniyenin altında” (46) uyumak gibi notlar daha da etkileyicidir. Bir yerde Venüs, Mars ve Vulcan’ın yenilenmiş efsanelerine dayalı öykü tarzında bir seri yazmayı düşünmüş (21). Kinaye, fars ve komediyle uğraşmak istediği için ikinci bir çocuk öyküleri derlemesi tasarlamış (39).

Bram Stoker becerisini şiirde de denemiş. Geride kalan en eski “Akrostiş” (53) başlıklı şiiri 1870 tarihlidir. Yayımlanmak için gönderildiğine dair hiçbir kanıt yok. Akrostiş her bir satırının ilk harfi, hecesi ya da sözcüğü bir sözcük, isim ya da mesaj oluşturan şiir biçimidir. Burada ilk harfler “Bessie L’Estrange” adını heceliyorlar. (Gizemli Bessie’ye 4. Bölüm’de geri döneceğiz.)

Bram Stoker’ın şiire olan ilgisi 1885’te meyvesini verdi ve “One Thing Needful” yayımlanan ilk şiiri oldu. Başta “Mary” (3) başlıklı olan şiir, günlüğünde asıl şekliyle yer alıyor (38). Bu şiir Luke 10:38-42’de bahsi geçen Mary/Martha öyküsüne dayalıdır ve Stoker’ın yazdığı “Mary” başlıklı dört eserden biridir. “Mary (1)”, Lazarus’un ölümünü ve İsa’nın onu nasıl canlandırdığını anlatır (John 11:1 – 12:11); “Mary (2)”, Mary Magdalene’nin ve İsa’nın dirilişinin hikâyesidir (John 20:11-17’ye dayalı); “Mary (4)”, Lazarus temasına geri döner. Stoker bu dört şiiri bir bütün olarak düşünmüş olabilir. Aynı ama alışılmamış bir uyak düzeniyle –“altı sesli İspanyol şiir vezni” (aabccb)– yazılan şiirler sanki gelişmekte olan bir eser gibi düzenleme izleri gösteriyor.

Şiirinin çoğu taklittir. Örneğin, “Hayaller Ülkesi” (3) Edgar Allan Poe tarafından “Kuzgun”da ve Alfred Lord Tennyson tarafından “Locksley Hall”da kullanılan bir uzun bir kısa heceli şiir vezninin çeşitleriyle yazılmıştır. Burada Stoker’ın, işinde ilerleyen birçok şair gibi ustaları taklit ettiğini; aşk, özlem ve yalnızlık gibi yaygın duygusal temaları ele aldığını ve bunları denenmiş, doğru sözcük seçimiyle ifade ettiğini görüyoruz. Sonuçlar tahmin edildiği gibi yapmacıktır. Bununla birlikte diğer zamanlarda, hayal gücünün özgürce dolaşmasına izin veriyor ve benzetmeden (9) sinesteziye (5) çeşitli şiirsel unsurları keşfediyor. Ama neticede Stoker’ın becerisini kişisel bir defterde denediğini aklımızda tutmalıyız. Sonuçların 140 yıl sonra inceleneceğinden habersizdi!

Metinler:

 

1- “Gece Balık Avı” Gri gökyüzü, griyi bile parlak gösteren karanlık bulut parçalarıyla bölünmüş. Doğuda, ufukta uzanan alçak bir ışık çizgisi var. Koyu gri deniz ay doğmadan önce ufka doğru aydınlık. Kıyı boyunca dalga köpüğü hattı var. Kuzeybatıdan bir rüzgâr deniz kenarında hafif hafif uğulduyor. Balıkçılar ağlarını sessizce çekiyorlar. Ağlar sudan çıkarken parıltılı ışıklarla parlıyorlar. Ağın uçları yaklaştıkça & iskandil halatı sahile çıktıkça balıklar ağda çırpınırken görünüyor & sığ sularda beyaz karınlarını gösteriyorlar. Balıkçılar ağın arkasında toplanıp kaldırıyor & her dalgada kıyıya doğru itiyor. Denizin ötesinden deniz fenerleri parıldıyor, kimi durağan kimisi hayata kavuşuyor, tamamen ışıyor ve sonra da yeniden görünmez oluyor. Körfezin uç kısmı gökyüzüne karşı kara duruyor. Kıyıda birkaç pencere sabit bir şekilde ışıldıyor, bir balıkçının kapısının çatlaklarından sönük ışık huzmeleri geliyor. Dalgaların durmayan aşındırması ve rüzgârın hafif uğultusu dışında hiçbir ses yok. Sesine kulak asmasak da karayolu köprüsündeki bir aracın nadir gürültüsünü duyuyoruz. Bilinçsizce & içgüdüsel olarak sessiz kalıyoruz.

Greystones[2], 3 Ağustos 1871[3], 01.00

2- “Acı & Cesaret”

Hisse kapılmak ama uygun ifadesinden yoksun olmak
Sersemleşmek hayatın müzik dolu dünyasında
Gürlemeler & devamlılık arasında durağan olmak
İşçi için sahip olmak demektir dokunmak–
Kalbimiz tarafından zincirlenmek anlaşmazlık karşısında–
Daha yarıştan önce eli ayağı tutmamak – yitirmek Hakikati
Evvelden uğruna kederle emek sarf ettiğimiz, hem de beyhude yere
Gelip geçenlerin arasında sonsuza kadar aramak Gayemizi
Budur acı işte.
Umutlu olmak sıkıcı yarına doğru bakıp
Neşeli olmak kaçtığında en gözde umutlarımız
Kalben ve aklen esaslı olmak kemirse de içimizi ıstırap
Ve gece yaklaşınca karanlığını örtüp
Ödünç almak üzere sabah kızıllığının ışıltısını az biraz
Tüm yanlışlar ve çileler arasında sabırlı olmak
Ve inanmak mezardan daha kudretli olan O’na
Korkak kötümserin itirazına kulak asmamak
Budur aslen cesaret.
27 Ekim 1872[4]

3- “Hayaller Ülkesi”[5]

Kederden uzaklara uçtuk: gökyüzü mavisinde kanat çırptık
Yuvamızı kurduk savaştan uzak diyarlara;
Unutup bütün dertlerimizi, çocuksu bir keyif bulduk
Dünyevi yüklerimiz omuzlarımızda görkemli kalemizin inşasında.
Bırakın bizi, bizi seven dostlar bırakın bizi: Hazzını yaşıyoruz unutmanın
Merhametiniz oturduğumuz tahtlardan sakın ola koparmasın bizi.
Bizi sadece mutlu olarak düşünün. Işıltısında gün doğumunun
Görebilirsiniz siz de batı boyunca uzanan bulutlarda Hayaller Ülkemizi.
Bırakın kalalım Hayaller Ülkemizdeki parlayan altın sarayların içinde
Doğanın doğduğu yerde, dert ve sıkıntılardan uzaktayız;
Çiçeklerin müzikle hayat bulduğu ve meltemin hafifçe estiği yerde
Toprağın yankısı duyduğumuz fısıltı -Sessiz neşenin melodisiyle bu taşıdığımız
Ama eyvah! Kalelerimiz ve görkemli konaklarımız ne kadar da kırılganmış meğer
Kayaların üzerine kurulu değiller de kumun üzerinde yükselmişler;
Ve bizim Hayaller Ülkemiz içini doldurduğumuz neşeyle birlikte karanlıkta erir gider
Ne zamanki konuşur doğa ya da bir insan eli değer.
26 Ocak 1873

4 – Yıldızlarla dolu gibi görünen, rüzgâr alarak desteklenmiş bulut sanki bir esinti yolunda donmuş gibi saf mavi gökyüzünde uzanıyor dingin. (15 Haziran 1874)

5- Çanların sesini resmedilmiş bir manzaraya niye koymayalım? Gözü bilinçsizce yakalamaya yeterli, daha fazlasını değil, titreşim hissini veren gergin hatları bir düşünün & kule ya da sarmaldaki gibi çanlarla bağlantılı olan nesneye giden veya ondan ayrılan. (Temmuz, 1874)
6-Bir fokun paletlerini andıran bacakları olan ağ-bacaklı kız çocuğu.[6]

7- Sırayla bir müzik aleti olan adamın hikâyesi. Bir an obuanın pes tonu, bir an kemanın çığlığı, bir an trompetin gürültüsü. (10 Ocak 1874)

8- İnsan sesinin aşırılığı açısından bazı tuhaf şeyler biliyorum.[7] Harika sesli bir konuşmacı konuştuğunda odadaydım & ses karşı duvarda çarpıp geri gelerek onu kafasından vurdu ve kafası şişmeye başladı. Bir kere bir şarkıcı tavanı panel kaplı büyük salonda sesini çıkardı & ses kırıldı & yere düşüp kırık camda çınladı. Yine bir sesin köşeye tutunduğunu gördüm & eşini fırçayla çıkartmış & mekân iki güçlü feryatla arındırılmış. Bir kere de bir sesin çivi çaktığını gördüm ve şarkıcı duvara çok fazla yakın duruyordu & Catherine tekeri[8] ya da topaç gibi korkunç bir hızla döndü & vurduğunda bir kısmı havaya uçtu ve çatı kirişlerinin arasında uğuldadı.

9- Ocak parlaktı & güğüm de ölen anka kuşu gibi ateşten yatağında şarkı söylüyordu.

10- Kinayeli bir eser için konu “Blackguardların[9] cenaze arabasına çamur atması”

11- “Cehaletin gösterişsizliği”

12- ‘Omurgasız Meslekler’

13- Sulu komedi için – “Vuruşun eli kulağında” diye adlandırılacak a tergo[10] bir dürtü.

14- Biz alacakaranlıkta ormanlıktan geçerken hafif rüzgâr da motordan çıkan buharı aldı ve ağaçların arasında hayaletler gibi görünen uzun kolonlar halinde taşıdı. (3 Nisan 1875)

15 – “Aşk Oyunu”

Aşk ne ölü ne de uyuyor
Oyuncu oğlandan bir ölü taklidi
Bak – bak, gözetliyor gülen gözleri
Sevgilinin doğruluğunu yaşlı gözlerle deniyor.
Aşk yalan söylemekten başka bir şey değildir
Kurnazlıkları alır samimiyeti alaya
Cupid[11] güldüğünde evlenen âşıklara
Ölüm bile vız gelir.

 Âşıklar, oynarken olun neşeli
Kalabiliyorken çocuk kalın hâlâ
Gelecek günlerde olacaksınız mezarda
Yaşlılık değil gençliktir eğlenmenin mevsimi
24 Ağustos 1875

16- Makale Konusu
Neredeyse başaracakken ya da uzun & sabırlı uğraşlardan sonra başarısız olanlara layık onur. Terazinin kazananın lehine dönmesi genellikle tamamen kazayladır.

17- Kısa öykü. Bütün yanlarıyla mükemmeliyeti arayan ama asla bulamayan biri.
18- Andy, Turkenagh Kulübesine[12] gitmek için her gün aldığımız Mountshannon’daki[13] arabanın sürücüsüydü. Bay Read’in ormanlığından bir geyiğin geldiğini & her gece lahanasını yediğini söyledi – & sonunda Bay Read yakalaması için izin verdi. Andy devam etti: “Beyim, ben de iki ağaç arasına çamaşır ipini düğümleyerek bağladım ve tabii, yeterince hızlı, sabah oradaydı.”
“Sonra ne yaptın, Andy?”
“Besili bir cinsti. Derisini yüzüp yedim.”[14]
[Derkenar[15]: The Snake’s Pass’te, 1889] 

19- “Asla Yalnız Değilim”
Asla yalnız değilim o yanımda olduğundan
Bu şen havada can cana
Ruhum gamsızca şarkı söylüyor o da beni duyuyor sandığımdan
Çünkü doğa gülümsüyor ve her şey âlâ
Çünkü doğa gülümsüyor ve her şey âlâ
Her şey âlâ – her şey âlâ – her şey – hepsi – her şey âlâ.
Gelebilir kederler ya kalakalırlar bana dokunamadan
O mutlu – uzakta tasadan
Tatlı kahkahası büyüleyebilir beni halen
Anılar şarkı söylüyor ve her şey âlâ
Anılar şarkı söylüyor ve her şey âlâ
Her şey âlâ – her şey âlâ – her şey – hepsi – her şey âlâ.
Hüzünlendiğinde asla yalnız değil
Ardından geliyor işte dert ve dökülüyor gözyaşlarım sicim misali
Solup sönüyor güneş ve kapıda irtihal
Bana kalan bu işte zira her şey kasvetli
Kalan bu çünkü her şey kasvetli
Her şey kasvetli – her şey kasvetli – her şey – hepsi – her şey kasvetli.
Asla yalnız değilim, düşmüş olsak da uzaklara bir bir
Ve okyanuslar aramızda sonsuza dek dalgalansa da
İnleyebilir keder & sorunlar gök gibi gürleyebilir
Asla yalnız değilim, aksine ruhum ruhuna
Asla yalnız değilim, aksine ruhum ruhuna
Ruhum ruhuna – ruhum ruhuna – ruhum ruhuna – ruhum ruhuna.
4 Kasım 1874

20- “Çok Kolayca Kazanıldı”
Böyle sona eriyor rüyam. Hayatım olmalı
Uzun bir pişmanlık ve üzüntü
Sevilmedim ama seviyorum, neden umurumda olsun
Ölümümün yakınlığı.
Çünkü yaşadığım sürece sürmeli ağıdım devamlı
Çok kolayca kazanıldı! Çok kolayca kazanıldı.
Kalbi, üzgün & yalnız olduğunda,
Çarpıyor, sanki benimkinin bir yankısı
Ama anladığında onu çok sevdiğimi
Kırılıyor hevesi.
Aşk duruyor onun için her ne zaman mücadele sonlansa
Ve kazanılıyorum. Çok kolayca kazanıldım.
Kararsız, sahte ya da itici olsaydım
Aşkına bir ihtimal hâlâ tutunabilirdim
Yazık! Yas tutmak dile gelen gerçeğe
Boşa çıkan umuda– mahvolmuş gençliğe
Ah! Acı ve kederli hayat kısa sürede başladı
Eyvah! Aşk çok kolayca kazanıldığı için – çok kolayca kazanıldı.
25 Ocak 1874[16]

21- Not
Kısa öyküler dizisi yaz, “Yeni Kıyafetler İçindeki Eski Arkadaşlar” (?) yenilenmiş eski mitler.

22- “Mary” (1)
Gözü yaşlı bir kadın, neşeli ve tek başına
O muazzam taşın anısı kaldı ardında
Büyük ve derin mezarında Lazarus’un üzerine serili olan
Gözyaşı döküyor Efendi’nin döktükleri misali
Hevesli arkadaşlar gösterirlerken ölünün yerini
Çürümenin yalnız kasvetinde yattığı mekânı.

Matemdi dile döktükleri gözyaşlarıydı sildiği
“Sen burada olsaydın kardeşim ölmezdi.”
Ve bir kez daha gözyaşları durmadan aktı süratle.
“Ah, siz zayıf inançlılar.” “Bilmeliydim
“Şefkatli sevginin ruhu sızlattığını anlamalıydım
“Buydu dağlayan bağrını ağlayan Efendi’nin. 

“Tek kelime etmeyin bana Onun ayaklarına kapandığımda
“O konuştu, ama duydum sorduğunu arkadaşlara,
“ ‘Onu nereye serdiler?’ Ve benim acım erdi nihayete
“Çünkü, ah o ses, onun salt tonu huzurdu.
“Ölü çıktı gizlendiği yerden – bu yorgun kalp kutsanmış oldu –
“Eyvah! Ama boştu eskiden olduğundan da.”
8 Şubat 1877

23- “Birazdan bir şey yemezsem, midem boğazımın kesildiğini düşünecek.” [Derkenar: The Snake’s Pass’te, 1889][17]

24- “Mary” (2)
Karanlık gecede kadın duruyordu bir başına
Mühürleyen taştan yoksun mezarın yakınında
Her şey ölüm sessizliğinde, sabahtan önce
Ağladı kadın ve ağlarken mezarın içine bakındı
Ve gördü kasvetin ortasında ışıldayan kefen bezini
Meleklerin kar gibi parlak giysisini bir de.

“Niye ağlarsın sen, kadın?” diye sordu beyazlar içindeki çift
“Efendimi alıp götürdüler, bilmediğim diyarlara.”
Ve konuşurken döndü arkasını üzüntülü şaşkınlıkla
Orada duruyordu bahçıvan, tuhaf sesi döküldü dudaklarından:
“Kadın, sen niye ağlıyorsun?” Yalvardı kadın yeniden
“Onu sen götürdüysen söyle bana O nerede yatıyor.” 

Ve sonra, ah hayret, bir kelime ve ses çalındı kulaklara
Doldurdu kalbini sevinçle bir anda.
“Mary!”, Efendisiydi tam ardında duran
Ona döndü çarparken kalbi hızlı hızlı
Ve Onun ayaklarına kapandı & “Efendim!” diye fısıldadı
Tanrım – hissedildi her şeyin yolunda olduğu canı gönülden.

İleri gitti seven elleri, Onun ayakkabılarına dokunmaktı arzusu
Ama O tatlı tatlı uyararak reddetti lütfunu
“Hayır! Bana dokunma çünkü daha yükselmeliyim.”
Can atan eller geri çekildi, yukarı baktı gözler
İtaat etmekten memnun – yeni bir şaşma –
Gözler. Tanrınınkiler & insanınkiler kadının üstünde mukim. 

“Git” dedi tatlı ses “ve her bir arkadaşa ver bir söylem
Benim ve sizin Babanızdır yanına yükseldiğim
Ve benim Tanrım & sizin Tanrınız gittiğim.”
“Benim Tanrım & Onun! Yine buluşacağız
Ve O beni ağlarken kaldıracak Onun ayaklarından şüphesiz
Babamızın gözleri önüne – ki o gözler benim agahım!”
25 Mart 1877

25- “Ahlaksız Makaleler”[18]
1-İkiyüzlülüğün Savunması
2-Yamyamlığın Müdafaası
3-Borçlu Olmanın Keyfi ve Çıkarı[19]
4-Yalancılar için İki Çift Laf
5-Açgözlülüğün Avantajı
6-Sakin Kafayla Düşünülen Kıskançlık
7-İntikamın Erdemi
8-Temizliğin İğrençliği

26- Garson şöyle dedi: “Ah, beyefendi, evlenmişsiniz. Bir eşiniz olmadan önce mutluluğun ne olduğunu bilmiyordunuz. Elbette, bir eşiniz olmazsa yaşlanıyor ve zenginleşiyorsunuz. Etrafınızda sizi sevmeyen ama sadece paranızı isteyenler oluyor. Ve beyefendi, onlar Tanrı’ya sadece sizden kurtulmak için dua ediyorlar.” [Derkenar: The Snake’s Pass’te, 1889][20]

27- Gerçek yaşam tiyatrosunda sık sık oynanan sulu komedinin adı: “Başkasıyla sözlü, onu elde edebileceğini sanma.”

28- “Sessizliğin gizemli anlamı”

29- “Kadının Cilveleri”
Akşam yemeğinden sonra (Limerick ilçesindeki) otelin kapısında durmuş sigara içiyordum. Kara montuyla kötü giyimli bir adam & gömleği yok & kolunun altına sıkıştırdığı şortla yukarı geldi. Açıkça biriyle konuşmak istiyordu bu yüzden durdu & konuşma başlığı olarak sunacağı bir nesne aradı. Yandaki evin girişinde güzel bir hizmetçi kız vardı.
“Hoş görünümlü bir kız, beyefendi,” diye en aksanlı Limerick şivesiyle konuştu, çıkardığı ses tuhaftı, her bir kelime yüksekten başlıyor & ses kelimenin sonunda düşüyordu.
“Evet, öyle,” dedim.
“Ah, kadınlar, kadınlar, kadınlar, kadınlar. Tanrı onları erkeklere yardımı olsun diye dünyaya koydu; ama onlar böyle değiller.”
“Bunu nereden çıkarıyorsunuz?”
“Beyefendi, şimdi, bir erkek çekici bir kadına iki kere bakarsa onun erkekten yapmasını isteyeceği ilk şey mektup yazmasıdır. Sonrasında kadın onu eline geçirir çünkü zerre kadar adamsa kadına mektup yazmaya gittiğinde ‘canım’ ya da hatta ‘sevgilim’ dışında bir sözcükle başlayamaz. Ve o zaman tekrar ele geçirilir. Sonra mahkemeye çıkarılırsın ve kaşlar çatılır, avukat gelir ve parayı ödemek zorundasındır; alın işte.”[Derkenar: Snake’s Pass 1890][21]

30- O ayrıca bana bir kadının nişan bozma yoluyla kasabanın varlıklı bakkalıyla evlenmesinin yürek burkan hikâyesini anlattı. “Ona para ödemektense evlenmenin daha ucuz olacağını anladım – bu yüzden, sen ne düşünürsün bilmem ama, artık sadece basit bir dadı değildi,” diye ekledi giysileri harap arkadaş. [Derkenar: Snake’s Pass 1889]

31- Hikâye için Not
Bir adam azar azar eklemede bulunarak duvarda bir gölge oluşturur. Aniden, gölge canlanır. [Derkenar: Under the Sunset’te kullanılan fikir]

32- “Under the Sunset” içindeki hikâye için not
“Örümcekler Kralı”[22]

33- Hikâye için not
Bir adam oyun yazar. Başrol oyuncusu hastalanır. Rolü kendi oynar. Kadın rolündeki kız tam anlamıyla uygundur. Oynamak gerçekliktir. Seyirciyi kendinden geçirir – büyük umutlar – ama ertesi gece yeniliğini kaybeder – oynayan sıkıcıdır & oyun ıslıklanır.

34- Karakter komedisi “Uncle Toby’s Courtship” için konu. Karakterler: Toby, dul Widman, Trim, Bridget.[23]

35- Çocuklar için hikâyeye not
Periler Kraliçesinin Sarayı. Çocuk uyumaya gider & saray büyür – gökyüzü mavi ipek perdelere dönüşür vs.

36- “Şüphenin Sorumluluğu”

37- 3.1.78’de Jarvie[24] şöyle dedi: “Beyefendi, bu zamanlarda at gibi büyükbaşlar arasında korkunç bir hastalık var. Aynen çürüyen koyunlar gibi[25] ölüp avuçlarımızdan kayıp gidiyorlar. Kimse hiçbir şekilde onları neyin hastalandırdığını bilemiyor.[26] Profesör Doktor Ferguson’un (Prof. Ferguson) kendisi bile altından kalkamıyor.” [Dipnot: The Snake’s Pass’te, 1889][27]

38- “Mary” (3)
Martha’nın evinde yatıyor yorgun Efendi
Yakıcı günde bitap düşürdü Onu seyahati
Meşgul ev sahibesi koşuşturdu odada
Evi çekip çevirme ve Onun dizinin dibinde olma niyetiyle
Asil Mary geçti her zamanki yerine
Yumuşacıktı Onun sesi, kasveti aralayan müzikti adeta. 

Çalışan hizmetkâr Martha yoruldu –
Efendi ders verdikçe kız kardeşi dinliyordu –
Nihayetinde dargın ve huysuzca yakardı
“Önemi yok mu benim üzerime yıkılmasının
Bu yükün? Mary kılını kıpırdatmadı hiçbir zaman.
Efendim! Emredin bir yardım eli uzatsın bana.” 

“Ah, Martha, Martha, ruhun kaygılı
Ve ne çok şey bu fuzuli sıkıntıların paylaştığı.”
Efendi böylece işte sevgiyle azarladı
“Elzem olanı hatırla. İyi olan yanı
Seçti Mary canı gönülden.
Ve asla almayacağım ondan bu yanını.” 

Tek bir şeyden yoksunuz: ruhlarımız aslında
Sahip bedenin ihtiyacından daha azılı açlığa
Ah! Mutludur her kim ki seven gözle bakan.
Soluyor işte böylece haşin dünya etraflarındaki; Efendi’nin sesi
En tatlı müzikle diliyor ruhlarının eğlenmesini
Ve orada doğuyor ebediyete dek yankılanan.
14 Kasım 1878 [Derkenar: “The Youth’s Companion”da, Boston Mass USA][28]

39- Yeni Çocuk Kitabı için not[29]
Acıları satın alan adam [“yazan” silinmiş]
Yaklaşan Adam
Hayatın Mozaiği
4 Ağustos 1881

40- Not
Hikâye: “Müzikal Yalancı” – müzikal sözcük öbekleriyle yalan söylüyor.

41- Not
Hikâye: “Kızgın Sular” insanlara beddua ediyor & öldürüyor sonra da sonsuza dek kederli bir şekilde söyleniyor. [yazılmış][30]

42- Not
Ahlaksız makaleler
Borçlu olmanın keyfi ve çıkarı. Bkz. sayfa 110[31]

43- Not
İrlanda’ya özgü hikâye, Torriadbreena. Şekil değiştiren bataklık – William (Haggerty) gömülü hazineleri bulma umuduyla iyi adamla arazisini takas eder. Arazisi yukarıda bataklığın altında bulunuyor. Bataklık şekil değiştirir & iyi adam kayadaki yarıkta apaçık yatan, para dolu demir sandık bulur – iyi adamın kız çocuğunu vaftiz eder – şair & doğal – genç mühendis mıknatıslarla hazine bulmaya gelir vs. – “gombeen man”[32] – rahip vs. 2 Kasım 1881 [Derkenar: “The Snake’s Pass”te yazıldı, 1889[33]]

44- “Mary” (4)
İnsanın tüm endamıyla, henüz yeni bitirmiş kusursuz gençliği
Baskıya dayanıklı, görgülü şefkatle bezeli –
Her şeyde adil, akranları gibi tıpkı
Efendi, iyi insanlara özgü gücün bilinciyle
Gitti kendi yoluna kararlaştırılmış saatte
Taşımak için Tanrısının sevgi dolu mesajını. 

Şüphe ve tehlikenin arasından – arkadaşların caydırıcı korkularından
İnsanların acımasızlığı arasından yılların nefretiyle beslenen –
Derin bir amaç ve kutsal seziyle
Hamt etmek için Tanrı’ya ve Tanrı’nın oğluna
Husumete düşmek için Yehuda’yla yürüdü yolunda
Orada Lazarus’u uykusundan uyandırma gayesiyle. 

Nasıl da çarpıyor uzun yolculuk boyunca Onun yüce kalbi
Coşkusu tatlı bir buluşma vaadi
Durmalı o zaman gözyaşları ve kurulanmalı sevgi dolu gözleri
Sonra yolda duraksadı ve önüne Martha çıktı
Ve sözlerinde biraz huşu ve biraz suçlama vardı
“Sen burada olsaydın kardeşim ölmezdi” 

Hiçbir şeyden yoksun değil miydi söylenen söz
Bu karışmış ruhta hiç mi yankılanmaz?
Duyduğu sevgisizlik miydi yoksa suçlulukla fazlasıyla mı bezeliydi?
Ya da – sevgi dolu kalpte acıdan başka bir şey yoktu
Onun arkadaşı ölü adamın iki kız kardeşi bulunuyordu
Öyleyse neden evden tek bir kız kardeş geldi? 

Başka ne gördü Martha o berrak gözlerinde?
Hangi sönük umut yükseldi kadının keskin içgüdüsünde
Eve dönerken bir acele ile gizli saklı
Ölüye yas tutan, sevgili arkadaşların hâlâ arasında
Kız kardeşi Mary selam verdi sebatkar
“Efendimiz! Geldi ve seni çağırdı!”

Güç bela ayağa kalktı, yanı başında nöbet tutanlar da
O, mezarı arıyor – tüm gözyaşları dökülmedi daha
Gerçek arkadaşın tesellisinde gözyaşları ıslaklığını yitirirdi –
Ama Mary efendinin ayakları önüne kapandı
Ve en tatlı aksanıyla mırıldandı
“Sen burada olsaydın kardeşim ölmezdi.” 

Neden o halde Onun asil kalbi ıstırap içindeydi
Eskiden Onun tanrısının buyruğuna sabrı olan kimdi –
Peki ya kim gitti oraya uyuyan ölüyü kaldırmaya?
Günlerce tutulan nöbetlerin üzücü düşünceleri – uzunca beklenen yardımı
Salt sevginin, umutları şüpheye düşürmesi sağladı
Tanrı’nın tüm sırlarımızı bilmesini – İsa ağladı.

45- Hikâye için başlığa not
Vekâleten evlenen adam – zaten evliymiş.
Bilmeden vekâleten evlenmiş?

46- Not – hikâye
Kedi kürklerinden battaniyenin altında uyumaya git. (31 Ağustos 1875)

47- Not – hikâye
Liman. İki denizci kızı sever – biri onunla evlenir, diğeri intikama yemin eder. Kocası evlendikten kısa süre sonra denize çıkar & birkaç gün sonra sabahın gri aydınlığında geri döndüğünde karısı iskelenin sonunda duran büyük çarmıha gerilmiştir.

48- Not
Aşk – kalbin etrafına dolanmış yılan – sevilen kişinin varlığının nesnenin üzerindeki etkisi & kadının ya da erkeğin üzerindeki etkisi.

49- Not – hikâye
Yaşlı memurlar arasında genç bir adam.

50- Not – hikâye
Birisi sahte izlenim yaratmak için bilerek yanlış bir zarfta mektup yollar.

51- Hikâye için not: “Wey’in Ölü Yılanbalıkları”[34]

52- Hikâye için not
Koca çingenelere gider & karısını öldüreceğini öğrenir. Karısı da onu rahatlatmak için gider & kaderini sorar. Kocası tarafından öldürüleceği söylenir.
7 Eylül 1872 [Derkenar: New York Christmas “Spirit of the Times”ta “A Gipsy Prophecy”[35] yazıldı]

53- “Akrostiş”[36]
Biz karşılaşana değin düşünmedim aşkı
Elbet dışındaydı bunun, dizilmiş şiirler sevgiliye uyaklı
Sürüldüm aşağılara ölçü hatrına terk eyledim gökteki diyarı
Sürdürdüm işte böyle hayatımı – düşünceye pek de mahal vermeden
Iraklaşmalı artık boş düşlerden
Ebediyetten uzak pür hayallerden
Lütfeylesin yaşam bana bundan böyle aşk, şan ve yokluğu
Emrediyor zira haşmet bunu aşkla mest ruhuma
Sürükleniyorum mey ile, bu çaresizliğin yolculuğu
Tabiatımda aşk, hissedebiliyorum şu anda
Rağbet göster yine bana tutku, sav tüm tehlikeyi
Ancak senin yanında benimdir zira yengi
Ne önemi kalır umut şarabının ödünç vereceği kaygının
Gayet olasıdır üstelik yok edişi beni cefanın
Ellerimle gömdüğümden aşkı mezarına bir arkadaşın.[37]
AS 3 Mart 1870[38]

2- Dracula Yolunda

 

Günlükteki en son tarihli yazı Haziran 1882’de kaleme alınmış. Bu, Bram Stoker’ın romanı Dracula için not almaya başlamasından sekiz yıl öncesidir. Ama şaheserini yarattığı sırada yazıların bazıları ezberinde (hatta yanında) olabilir. Günlükteki birçok madde Dracula’ya belirgin bir şekilde yansımıştır ve bu da, günlüğe, yazarın en meşhur eserini besleyici zeminlerden biri olarak bakılması gerektiğini gösterir.

Günlük tutması, Stoker’a yeteneğini çok somut yollarla bilemesinde yardımcı oldu. Yazdıklarının çoğu, hatırlatıcı notlar silsilesinden ibarettir, hayatının yoğun çalışma saatlerinde not almadığı takdirde unutmaktan korktuğu maddelerdir. Hatırlatma notları şüphesiz kendisi içindi. Günlüğü başka biriyle paylaşma niyetinin olup olmadığından şüphe duyuyoruz (daha önce belirtildiği gibi, Bram Stoker öldükten sonra yirmi beş yıl daha yaşayan eşi Florence’ın belli bir zamanda günlüğü okumuş ve kenar notları eklemiş olmasına rağmen). Hatta bazen hatırlatıcı notlarını “Not” yazarak vurgulamıştır

Not: Zavallı Duff’ın cenazesini yaz

Not: Kısa öyküler dizisi yaz

Not – hikâye. Kedi kürklerinden battaniyenin altında uyumaya git.

Dracula’nın açıkgöz okurları, Jonathan Harker –kendisinin de not alma saplantısı vardır– tarafından alınan benzer notları hatırladıklarında, yöntemin hemen farkına varacaklardır. Günlüğünde kısa notlar araya girmiştir. Klausenburgh’da oteldeki tavuk yemeğini kaydederken parantez arasında aceleyle ekliyor: “Not, Mina için tarifini al” (Dracula, s. 5).[39] Transylvania’nın içlerine yolculuk ederken bu bölgeyi batıl inancın merkezi olarak nasıl da okuduğunu hatırlıyor, not ediyor: (yine parantezlerle) “Not, bütün bu boş inançları Kont’a sormalıyım” (s. 6). Dracula Şatosu’nda Kont’la tüm gece süren konuşmasını kaydederken Harker şu yorumu yapıyor: “Not. Bu günlük fena halde Binbir Gece Masalları’na benzemeye başladı, çünkü her şey horozlar ötünce bitmek zorunda –ya da Hamlet’in babasının hayaletine” (s. 37). “Not düşme” dürtüsü güçlüdür. Harker, Dracula’yla bir konuşmasını günlüğüne kaydederken not ediyor: “Keşke söylediği her şeyi, tıpkı söylediği gibi kaydedebilseydim” (s. 35). Sonrasında, üç kadın vampirle karşılaşmasının gerçekliğiyle başa çıkmak amacıyla, Hamlet’i tekrarlayan Harker, bağırır: “Kâğıtlarım! Çabuk, kâğıtlarım!/Yazmalıyım bunları” (s. 44).

Bu günlükle birlikte Bram Stoker’ın çok kullanışlı “cep defteri” sıkça sorulan bir soruyu cevaplıyor: Başta Dracula olmak üzere, Stoker’ın çalışmasının ne kadarı yazarının hayatını ve özünü yansıtıyor? Burada yolculuk eden genç avukat (Jonathan Harker) ve yolculuk eden genç kâtip (Bram Stoker) arasında açık bir benzerlik görüyoruz. Stoker zaman içerisinde Baro’ya çağırılacaktır.

Harker, Dracula’da sürekli not olan tek karakter değildir. Mina, Lucy’ye mektubunda şöyle beyan eder:

…bir günlük tutacağım. …dilediğim zaman yazabileceğim bir tür günlüğü kastediyorum. Başka insanları ilgilendirecek fazla bir şey olacağını sanmıyorum; ama zaten onlar düşünülerek tutulmayacak. …aslında bir alıştırma defteri olacak. Hanım gazetecilerin yaptığını gördüğüm şeyi yapmaya çalışacağım: Röportaj yapmak, tasvirleri yazmak ve konuşmaları hatırlamaya çalışmak. Bir miktar alıştırmayla insanın gün boyunca olan bitenleri ve işittiklerini hatırlayabildiğini duydum. (s. 62-3)

Anlatı boyunca, Mina, tuttuğu önemli notlarla, Van Helsing’e kaynak sağlıyor. Bir yerde çeşitli saldırı yollarını özetleyen uzunca bir not ortaya koyuyor. Onun notları Dracula’nın izinin bulunup yok edileceğinin kesinleşmesini sağlıyor.

Doktor John Seward günlüğünü bir fonografa[40] kaydediyor: “… olan biten her şeyi tam olarak, hatırlayabildiğim kadarıyla kaydetmeliyim. Hatırladığım tek bir detay bile unutulmamalı” (s. 309). Lucy ölüyorken bir not bırakıyor. Akıl hastası Renfield bile “Devamlı bir şeyler yazdığı küçük bir defter tutuyor” (s. 79). Doğrusu, romanın tümü günlük yazıları, anılar, mektuplar, beyanlar, fonograf kayıtları, telgraflar, gazete haberleri ve gemi seyir defteri gibi çeşitli notların bir araya gelmesidir. Dracula bir metnin üretiminin hikâyesidir. Anlatıcıları (çeşitli anlatıcıları vardır) sadece kişisel olarak yaşadıklarını kaydedebilir. Metin her şeyi bilen bir ses sunmaz. Dahası, metni oluşturan çeşitli parçaları koruma ve aktarma işlemi birçok biçimden faydalanıyor. Steno ile tutulan, gramofona kaydedilen, daktiloda (iki kopya halinde) yazılan ve telgrafla gönderilen notlar gibi. Stoker güncel teknoloji kullanarak karakterlerinin iletişim yollarından yararlanmasını sağlıyor, ki bu imkânlar onun gibi 1870’lerde not tutan biri için mevcut değildi.

Günlük boyunca kullanılan diğer bir araç da yerel ağzın canlandırılmasıdır. Stoker yerel konuşmayı temsil etmeyi deniyor. Örneğin, “trees” [ağaçlar] yerine “threes” ve “sir” [beyefendi] yerine “sorh” kullanılmış. Sonuçların bazılarını İrlanda’ya özgü romanı The Snake’s Pass’e dâhil ediyor. Burada, Stoker yazdığı sırada, bildik şeylerle çalışıyor ve deyimlere, konuşma kalıbına aksana ve hareketli ezgilere kulak verebilmek için olay yerine yeterince yakın duruyordu. Ağzı canlandırma okur için sorunlar yaratabilecek olsa da yöntem hikâyenin gerçekçiliğine katkı sağlıyor. Bu Stoker’ın tiyatro oyunlarıyla ilgilendiği yıllarda daha da geliştireceği bir yetenekti. Oyun metinlerindeki ağza yatkın bir kulak geliştirecekti.

Dracula’da ağzın temsili daha da zorluydu. İşte bir örneği:

Hepsi baştan sona ahmakça; işte bu, başka bir şey değil. Bütün lanetler, hayaletler, öcüler, ölüm habercileri, ifritler ve onlarla ilgili her şey, yalnızca çocukları ve yarım akıllı kadınları çığlık çığlığa bağırtmak için uydurulmuş şeyler. Sabun köpüğü o kadar! Bütün o korkunçluklar, işaretler ve uyarılar, hepsi papazlar, kötücül mürekkep yalamışlar ve demiryolu çığırtkanları tarafından, insanların aklı yerinden oynasın, aksi halde yapmadıkları şeyleri yapsınlar diye uyduruluyor. Düşününce sinirlerim tepeme çıkıyor. Sanki gazetelere yalanlar basmaları ve vaaz verirken yalan söylemeleri yetmiyormuş gibi, bir de onları mezar taşlarına işliyorlar. İstediğin yere bak; şu taşların hepsi gururla başlarını kaldırmış gibi dimdik duruyorlar ya, aslında üzerine yazılı yalanların ağırlığıyla devriliveriyorlar. (s. 75)

Buradaki ağız, Stoker’ın 1890 yazında ziyaret ettiği, İngiltere’nin Yorkshire kıyısındaki Whitby kasabasına aittir. Stoker, F. K. Robinson’ın A Whitby Glossary (1876) gibi çok faydalı bir kitabına ulaşmayı başardı ve hata yapmamak için özenli bir çaba gösterdi. Kitaptan Dracula için dört sayfalık not çıkardı. Şiveleri yanında normal anlamlarıyla listelemişti. Bunların çoğunu romanın 6. bölümünde Bay Swales tarafından yapılan yorumlara katmak için harıl harıl çalıştı.

Stoker’ın Dracula için aldığı notlardan bir sayfa. Stoker, Whitby ağzını canlandırmak için şive listesi oluşturdu.

Ana fikre gelecek olursak günlükte vampirlere hiçbir değinme yok. Buna rağmen, Stoker’ın gotik edebiyat geleneğine ilgisini gösteren eski bulgulara rastladık. Edgar Allan Poe’ya, “Usher Evi’nin Çöküşü”nü sahneye uyarlama önerisini de içeren, göndermeler var (54, 56). Bram’in romanının asıl sonunu değiştirmiş olabileceği gerçeği de (şato doğal afetle yıkılır) kayda değerdir çünkü bu Poe’nun meşhur kısa öyküsünün sonuna çok benzerdir.

Günlüğünü tutarken yayımlanan eski hikâyelerinde gotik unsurlar mevcuttur. Ölüm, karanlık ve çürüme temaları gerçekçilik ile (alkolizm ve aile içi şiddet) temellendirilmesine rağmen, gelişmekte olan gotik eğilimleri belirgindir. Faust’a göndermeler göze çarpar ve bu, o efsanenin Dracula üzerindeki etkisinin habercisidir. “The Chain of Destiny”de yazar geçmişe ait eski bir ev, portre ve kadim lanetlerle kâbuslar gibi gotik unsurlardan faydalanıyor.

Günlükte vampirlere en yaklaştığımız nokta, Dion Boucicault’a yapılan göndermelerdir. Stoker’ın Dion Boucicault’la tanıştığını biliyoruz (Bkz. 7. Bölüm). Bu yüzden büyük olasılıkla onun bilinen oyunu The Vampire: A Phantom Related in Three Dramas’taki (1852) vampirine –Sir Alan Raby– aşinadır. O vampir de açık bir şekilde John Polidori’nin “The Vampyre” (1819) adlı eserinden gelmiştir. Dracula için çalışmaya başlamadan neredeyse yirmi yıl önce olan Boucicault ile arkadaşlığı erken bir tohum ekmiş olabilir.

Günlük yazılarındaki belli imge ve motifler bazı biçimlerde Dracula’da ortaya çıkıyor. Sinekleri şişeye hapseden erkek çocuk (55) Renfield’in sinekleri toplama (ve sonunda yemesi) alışkanlığının habercisidir. Karşılaştığı herkesin benliğini yansıtan adam (57) Dracula’daki ana motife yapılan erken bir göndermedir, çünkü bu vampir aynada görünmezdir.

En etkileyici bağlantı, “Hikâye için not: The Quatorzième” içinde bulunur. “Quatorzième” (Fransızca on dörtten gelir) görevi on üç kişilik bir akşam yemeğindeki on dördüncü kişi olmak olan profesyonel misafirdir. Bunun amacı on üç sayısıyla ilişkilendirilen kötü şansa karşı koymaktır. Bu Hıristiyan kültüründe, İsa’nın Son Yemeği’nde, ona ihanet edeni de içeren on üç kişinin olması gerçeğine kadar dayanır. Bram bir zamanlar bu genel kavram hakkında hikâye oluşturmayı düşünüyordu. Yazmadı ama Dracula için notlarında buna benzer bir şey yazmıştı. Çok erken bir aşamada (o zaman isim vermediği) Seward’ın akşam yemeği vermesini düşünmüştü:

Deli doktorda akşam yemeği – on üç kişilik

On üç – her birinin numarası var

Her birinden ilginç bir şey söylemeleri istenir – sayıların sırası hikâyeyi tamamlar

Sonunda Kont gelir. (Bram Stoker’s Notes for Dracula, s. 23)

“Quatorzième” olan Kont’tur. Hoş ve zeki bir dokunuş! Hemen sonra yapılan karakter listesinde Stoker bunu geliştirir, (not: on üç kişilik akşam yemeği) diye not almıştır. O zamanlar silinmeyen ve Kont’u da içeren karakter listesi on üç kişiyi bulur. Şeytan’la Son Yemek! Bunların hiçbiri romana girmedi ama “quatorzième” fikrinin bu şekilde yeniden yüzeye çıkması ilginçtir.

Bram Stoker büyük bir çoğunlukla sanat aşığı bir kişi olsa da bilime ve ona bağlı alanlara (tıp gibi) aşırı ilgi duyardı. Doğrusu, erkek kardeşlerinin üçü tıp doktoruydu. Günlükteki iki dikkat çekici yazı çağdaş bilim alanına (ya da sözdebilime) değinir. 1901’de Dracula’nın İzlanda baskısına yazdığı önsözünde ikisi tarafından da etkilendiği açıkça bellidir. Şöyle yazmıştır: “Psikoloji ve doğa bilimlerinin devam eden araştırmaları bu ilginç olaylara gelecek yıllarda mantıklı açıklamalar verebilecek olsa da ben bir ölçüde daima anlaşılamaz kalmalarına çok inanıyorum. Bunu şu an ne bilim insanları ne de gizli polis anlayabilir.” (‘Yazarın Önsözü’, s. 278)

Buna benzer bir konu günlüğün bir sayfasında sadece şu başlıkla bulunuyor: “Elektrobiyoloji” (61). Elektrobiyoloji yaşayan organizmalardaki elektriksel faaliyeti inceleyen bilimdir. On dokuzuncu yüzyılda, birçok sözdebilimci elektriksel içtepiyle hipnotizma, hipnotizma ile tedavi ve katalepsinin hipnoz durumu arasında bağlantı kurmuşlardır. Onlardan biri, The Natural and the Supernatural: or, Man – Physical, Apparitional and Spiritual (1861) adlı eserin yazarı John Jones’tur. Bu kitap Stoker’ın Dracula için araştırma yaptığı sırada başvurduğu kaynak metinler listesindedir. Van Helsing romanda şöyle gözlemlemiştir: “Sana söyleyeyim, dostum, bugün elektrik bilimi ile, onu keşfeden adamlar tarafından günah sayılacak şeyler yapıyoruz” (s. 215) Stoker kitapta daha sonra, elektriksel olaylara jeolojik ve kimyasal özellikleri de ekleyerek kapsamı genişletiyor:

Yaşadığı yerin kendisi jeolojik ve kimyasal açıdan tuhaflıklarla dolu. Nereye kadar uzandığını kimsenin bilmediği mağaralar ve çatlaklar var. Bazıları hâlâ tuhaf özelliklere sahip sular … yanardağlar gibi. Kuşkusuz, bu esrarlı güçlerin bazı birleşimlerinde, fiziksel yaşamı tuhaf bir şekilde etkileyen manyetik ya da elektriksel bir şeyler var. (s. 358-9)

Stoker sonu değiştirmesine rağmen asıl niyetinin (Dracula Şatosu’nu volkanik patlamayla yıkmak) yankıları duyulmaya devam ediyor.

“Fizyonomi” (62) konusu da birçok kez vurgulanmıştır. Bram, bundan günlüğe yazdığı tarihten birkaç ay önce, 1876’da Walt Whitman’a gönderdiği mektupta bahsediyor:

Sizi çalışmalarınız ve fotoğrafınızdan biliyorum. Sizi biraz olsun tanıyorsam mektup arkadaşlarınızın kişisel görünüşlerini bilmek istediğinizi düşünüyorum. Hevesli bir fizyolog olduğunuzu da biliyorum. Ben de bu çalışmaya inananlardanım ve naçizane uygulamaya çalışan biriyim.

Fizyonomi kişinin karakterini ve kişiliğini fiziksel görünüşlerine göre değerlendirmedir. On dokuzuncu yüzyılda yaygın olan fizyonominin en büyük destekçisi Essays on Physiognomy (5 cilt) ile J. C. Lavater’dir. Bram Stoker, Lavater’ın çalışmasının bir kopyasına sahipti. Bram’in gerçekten uygulayıp uygulamadığına gelince, bu kesinlikle kitaplarının çoğunun –ve özellikle Dracula’nın– bir unsurudur.

  1. Mina’nın Van Helsing’i tasviri: Başının duruşu düşünce ve güç ifade ediyor, başı asil, büyüklüğü iyi, geniş, kulakların arkasında iri. Temiz traşlı yüzü sert, köşeli bir çene, büyük, kararlı, hareketli bir ağız, büyüklüğü iyi, düz, çevik, duyarlı duyarlı burun delikleri olan bir burun sergiliyor. Büyük, çalı gibi kaşları bir araya geldiği ve ağız gerildiği zaman burun delikleri de genişliyor gibi. Alnı geniş ve güzel, başta dümdüz yükseliyor, sonra birbirinden ayrı iki tümseğin üzerinden arkaya eğiliyor; öyle bir alın ki, kızılımsı saçları üzerinden aşamıyor ve doğal bir şekilde arkaya ve yanlara düşüyor. (s. 204)
  1. Lucy’nin Doktor Seward’ı tasviri: Sana ondan bahsetmiştim … güçlü bir çenesi ve güzel bir alnı olan. (s. 65)
  1. Jonathan’ın Kont Dracula’yı tasviri: Yüzü güçlü –çok güçlü– bir kartal gibiydi; ince burnunda yüksek bir kemer, tuhaf bir şekilde kemerli burun delikleri vardı; alnı azametle kubbeleniyordu ve şakaklardaki saçları seyrekti, ama başka yerlerde boldu. Kaşları gürdü, burnunun üzerinde neredeyse bir araya geliyorlardı … Ağzı … kararlı ve zalim görünüşlüydü… Kulakları solgundu ve tepeleri oldukça sivriydi; çenesi geniş ve güçlüydü ve yanakları zayıf, ama diriydi. (s. 23-4)

Kont’un tasviri Criminal Man’de (1895) fizyolog Cesare Lombroso tarafından özetlenen çeşitli fiziksel özellikleri hatırlatıyor. Stoker’ın Lombroso’ya aşina olduğunu biliyoruz çünkü Dracula’da ondan ismiyle bahsediyor (s. 383).

Stoker bu fizyoloji ve karakteri birbirine bağlama eğilimini Dracula’nın yayımlanmasından çok sonra da sürdürdü. Örneğin, Winston Churchill’le 1908’de bir röportaj yapmış ve onu şöyle tasvir etmiş:

Çocukluğundan kalan kızıl saçları, ateşinin birazını artık yitirmiş ve şimdi kızıldan ziyade kızılımsı kahverengi gibi görünüyor. Açık mavi gözlerinin gözbebekleri iri ve gözleri, bir kuşun hür oluşunun gözlerindeki niteliğine sahipler. Ağız bir konuşmacının ağzı; keskin hatlı, kolay etkileyen, ama küçük değil. Alnı hem geniş hem de büyük, burnunun üzerinde oldukça derin dikey bir çizgi var; çenesi güçlü ve iyi şekilli. Elleri kısmen dikkat çekici: genel karakterinin yanı sıra hayatının da bir tür göstergesi. Belirgin bir biçimde güçlü eller. Avuç içi geniş, el falına bakanların dürüstlük belirtisi olarak kabul ettiği genişlikte; parmakları hem uzun hem de oldukça kalınlar, ama uçlara doğru inceliyor; başparmağı tepe ekleminde çok az geri bükülmüş. Böyle bir eli olan adam çok başarılı olacaktır. (Stoker, “Mr Winston Churchill”, s. 125)

Bir diğer etkileyici günlük yazısı: “Kadavra inceleme odasında beklenmedik, yeni bir gücün uygulanmasıyla hayata geri getirilen adamın hikâyesi” (58). Bu daha çok Frankenstein’ı (Mary Shelley, 1818) andırmasına rağmen benzer bir motif Stoker’ın Dracula notları arasına girmiş. İlk başta giriş bölümü olarak tasarlanan yerde (sonradan çıkarılan) Harker, Kont’u “yaşlı, canlandırılan ölü adam” olarak tasvir eder (Bram Stoker’s Notes for Dracula, s. 17). Münih’teki ölü evine yapılan ziyarette (son taslaktan alınan başka bir kısım) Harker şöyle not alıyor: “Tabutta yaşlı bir adam gördüm … soruşturmak için döndüm ve cesedin gittiğini fark ettim” (Notes for Dracula, s. 35).

Günlük, Dracula’yı yeniden ilginç bir hâle getiriyor; konu ve karakter motiflerinin yanı sıra Stoker’ın kurgu yöntemine yeni bir ışık tutuyor.

Metinler:


54- Bu gece Greystones Okul Yatakhanesi’ndeki okuma toplantısında, o çevrede dehasıyla anılan Bay Jones, Kuzgun’u[41] okudu. Kocaman elleri ve ayaklarıyla büyük bir adam. Dinleyicileri sadece aşırı bir şekilde güldürmeyi başardı ama bana göre can sıkıcıydı. Söylediği her kelimeyi ruhunda gerçekten hisseden biri, ama eğitimsizlikten dolayı bir gülüşten fazlası elinden gelmiyor. (13 Ağustos 1872)

55- “Kahrolası Bir Yalan”
Bir zamanlar, ölmeye yerleri olmayacak kadar çok sineği şişeye dolduran bir çocuk tanıyordum!!! (27 Ekim 1872)

56- Drama için konu, Poe’dan “Usher Evi’nin Çöküşü” (25 Ekim 1872)

57- Karşılaştığı herkesin kişiliğini yansıtan adamın hikâyesi (1 Ekim 1873)

58- Kadavra inceleme odasında beklenmedik, yeni bir gücün uygulanmasıyla hayata geri getirilen adamın hikâyesi

59- Merkezcil & ve Merkezkaç İnsanlar

60- Merkezkaç & Merkezcil[42] notu vs.
Doğada hareket eden bedenleri etkileyen iki güç vardır: Biri merkez noktaya yönlendiren merkezcil güçtür, diğeri de zıt bir yönelimi olan merkezkaç güçtür.
Var olan her şey ya iradeyle ya da cisimlerin olağan düzeniyle hareket eder. Gerçekten yerlerinde saymadıkları sürece, sonsuza dek bu güçlerin ya ilkinden ya da diğerinden etkilenirler.
Doğanın çeşitli güçlerinin değişik insanlarda çok ya da az derecede temsil edildiğini gördüğümüz gibi, bu iki gücü de onların arasında görüyoruz. Çoğu kez, diğer tüm görülür güçleri gölgede bırakacak ve tek başlarına kalacak seviyededirler.
Böylece, atom çekirdeği gibi her şeyi etrafında toplayanlar –ve her şey kendisinden kaçıyor gibi görünenler– vardır.
incele
mıknatıs, uzaklaştırıcı vs.
savurgan
bencil insan
meraklılık
merkezler
tam halkalar
(18 Eylül 1875)

61- Elektrobiyoloji

62-“Fizyonomi”[43]
İki adam süt arabasının kenarında oturuyordu. İki işportacı arabayla gitmek için acele etti. Onlar yaklaşınca içlerinden birine kuvvetli ve yaşlı bir kadın bağırdı. “Kuşkusuz zeki bir kadınım – tamamen iyi görme gücüyle. Seni ve Billy’yi uzaklardan gördüm ve arkanızdan & bir de eski şapkadan tanıdım.”

63- Hikâye için not:
‘The Quatorzième’ – 13 misafire ölümün gelmesi – ve 14. olması. (27 Kasım 1881)

(…)

[1]         Phil: Philosophical Society’nin [Felsefe Kulübü] kısaltması. –yhn
[2]         Greystones’a Dublin’den trenle ulaşılabilirdi (hâlâ öyledir). Günümüzde DART demiryolu hattının güney istasyonudur.
[3]         Stoker tarihleri gün/ay/yıl olarak sayılarla ifade etmiştir.
[4]         Günlükte görünen ilk şiir olmasına rağmen bu Stoker’ın yazdığı ilk şiir değildir. “Akrostiş” 1870’de düzenlenip daha sonra eklenmiştir. Bkz. s. 48-9
[5]         Hayaller, Stoker’ın ilk derlemesi Under the Sunset’te ana motifi oluşturuyor.
[6]         İrlanda’ya özgü, çoğu dokunaklı Selkies ya da Selchies efsanesinin birinde: “Bir gün bir kız ve nişanlısı İrlanda deniz kıyısında balık tutarlarken küçük tekneleri alabora olmuş. Genç adam çırpınan sevgiliyi kurtarmak için her türlü yolu denemiş. Kız, dalgalar altında kaybolurken ona şarkı söylediğini duyacağını, beyaz bir fok olarak geri gelip ona sık sık görüneceğini haykırmış. Adam kıyıda onu boşu boşuna aramış. Sonra bir gece yatağında şarkı söylendiğini duymuş ve karanlıkta denize doğru koşmuş. Sabahleyin çocuğun bedeni beyaz ölü bir fokun kucaklarına kenetlenmiş olarak taşlı kıyıda bulunmuş.” [Selkies ya da Selchies (Silkies ya da Roanes olarak da bilinirler) İngilizce fok (seal) anlamına gelen kelimeden türemiştir ve denizde fok olarak yaşasalar da karada yaşamak için deri değiştirdiklerine inanılan mitolojik varlıklardır. –çn]
[7]         Bram birinci tekil şahıs zamirini kullandığında kendisinden bahsediyor olabilir de olmayabilir de. Bu durumda, eşinden söz etmesi (Bram birkaç yıl boyunca bir eş edinmeyecek) bu kişinin hayali ya da gerçek başka biri olduğunu kanıtlıyor.
[8]         Bu adlandırma, İskenderiyeli St. Catherine’den gelir.
[9]         Blackguard: (İngilizcede “blaggard” gibi telaffuz edilir) işe yaramaz, kötü adam. [Burada küfür eden, sövüp sayan kişi anlamı da yansıtılmak istenmiştir. –çn]
[10]       “a tergo”, günlükte sık sık ortaya çıkan bir terimdir. Latince “arkadan” ya da “arka taraf” demektir. Bram ara sıra müstehcen mizah değinmelerine karşı değildi.
[11]       Roma Aşk Tanrısı –çn
[12]       Turkenagh Kulübesi, bugüne kalıntıları kalan bir avcı kulübesidir.
[13]       Clare ilçesinde bir köydür.
[14]       Bkz. The Snake’s Pass, s. 73. Bu Stoker’ın yerel ağzı betimlediği birçok örnekten biridir.
[15]       Günlük boyunca birtakım derkenarlar görünüyor. Bu da, The Snake’s Pass ve Under the Sunset’e olan diğer tüm göndermelerle birlikte, yıllar sonra Florence Stoker tarafından eklenmiştir.
[16]       Bu tarih, şiirin geçmişte yazıldığını ve daha sonra buraya geçirildiğini gösteriyor.
[17]       Bkz. The Snake’s Pass, s. 140.
[18]       Burada ve başka bir yerde daha, Stoker, Leitch Ritchie’yi taklit ediyor gibi görünüyor. Ritchie de Friendship’s Offering’de (1844) benzer bir iyilik-kötülük karşıtlığını kullanır.
[19]       III.’ten başlayarak birisi (muhtemelen Florence Stoker) solmuş asılları üzerine başka bir yazıyla yazmış.
[20]       Bkz. The Snake’s Pass, s. 83-4.
[21]       Bkz. The Snake’s Pass, s. 82.
[22]       Derlemede bu başlıkta hikâye yok. Stoker’ın kafasında Charles Dickens’ın 1852 tarihli Dirty Old Man (King of Spiders adıyla da bilinen) eseri olmalı.
[23]       Anlaşılan Stoker, Laurence Sterne’ün Tristram Shandy’deki “Uncle Toby’s Courtship” varyasyonu/adaptasyonu fikriyle oynuyormuş. (cilt, 1759)
[24]       ‘Jarvie’, at arabasının (fayton) şoförüdür.
[25]       Toprağın ıslak olmasından kaynaklanan durumlar olan kelebek hastalığı ve ayak çürüğüne gönderme yapılır.
[26]       1870’ler boyunca insanlar hâlâ hastalıkların kendiliğinden kaynaklandığı fikrine sahipti. Hasta hayvanlar itlaf edilmiyordu ve veterinerlerin hastalığı iyileştirecek gücü yoktu.
[27]       Bkz. The Snake’s Pass s. 30.
[28]       Bu şiir küçük değişikliklerle “One Thing Needful” olarak The Youth’s Companion’da yayımlandı (10 Aralık 1885, cilt 58, s. 522). İlginç biçimde, bir The Youth’s Companion ilanı (The Quiver’ın Aralık 1885 sayısında yer alan) bu sayıda Bram Stoker’ın “Lord Tennyson Among his Familiars” adlı illüstrasyonunun da yer aldığını duyuruyor. Şimdiye kadar bunun izini bulmakta başarısız olduk.
[29]       Bu yeni kitap hiç tamamına ermedi.
[30]       Muhtemelen 1894’te yayımlanan The Watter’s Mou’ya bir gönderme: “Fırtına çoktan geçtiği halde dalgalar hâlâ Watter’s Mou’ya şiddetle vuruyor. Deniz genişçe yayılan bir kızgın su kütlesiydi.”
[31]       Stoker kendisine daha önce yazdığı bir yazıyı hatırlatıyor.
[32]       İrlanda’da bir tefeci; kurnaz, ufak çaplı hilebaz için aşağılayıcı terim olarak “gombeen man” kullanılır.
[33]       The Snake’s Pass 1890’a kadar yayımlanmadı. Bunula birlikte, “The Gombeen Man” başlıklı bir pasaj (romanın 3. bölümü) 1889’da The People’da yer aldı.
[34]       Surrey’deki Wey Nehri, Thames’e dökülmeden önce Godalming kasabasından geçer.
[35]       “A Gipsy Prophecy”, Dracula’s Guest and Other Weird Stories (1914) derlemesinde de yer aldı.
[36]       Diğer meşhur akrostiş örnekleri arasında, Poe’nun “An Acrostic” ve Lewis Carroll’ın “A Boat Beneath a Sunny Sky” eserleri bulunur.
[37]       Çeviri: Seda Ersavcı
[38]       Buradan, bu şiirin günümüze kadar gelen en eski Stoker şiiri olduğunu anlıyoruz. Yaprak, günlüğün sayfalarına sonraki bir tarihte eklenmiş.
[39]       Bram Stoker, Dracula. Çev. Niran Elçi. İstanbul: İthaki Yayınları, 2012. Bundan sonra yapılan alıntılar sadece sayfa numarası verilerek belirtilecektir. –çn
[40]       Bant üzerine kaydedilen sesleri istenilen zamanda tekrarlayan bir alet, kayıt aygıtı. –çn
[41]       Edgar Allan Poe’nun meşhur şiiri.
[42]       Dr Seward, akıl hastası R. M. Renfield hakkında, bu iki terimi anlaşılması güç bir biçimde kullanıyor (Bkz. Dracula, s. 70).
[43]       “İnsanların yüzünden ruhunun gizemlerini okuyan bilim” (Mariano Aguirre de Venero, New Systems of Physiognomony, 1865).

* Çeviren: Uğur Ceyhan
* Bu okuma parçasının yayını için İthaki Yayınlarına teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.