‘Kurtarılmayı bekleyen çocuklar gibiyiz.’

 

“Adım Baki benim; Baki Yıldız. Tam sekiz yıldır 42 yaşındayım. Zira ben bir roman kahramanıyım.”Hiç kendinizi bir filmin içinde gibi hissettiniz mi? Ya da başınıza gelenlerin hepsinin bir oyun olduğunu düşündüğünüz oldu mu, “Bu kadar da saçma olmaz ki canım” ya da “hadi oradan” dediğiniz? Baki’nin oldu. Çünkü o bir roman kahramanı.” Ece Gamze Atıcı ile Adem Aynası romanını konuştuk.

Adem Aynası romanı birçok katmandan, boyuttan oluşuyor. Bu hem yazar hem de okuyucu için kolay bir kurgu olmasa gerek. Bu “zorluk” kitabı yazarken biraz olsun korkutmadı mı, zorlamadı mı sizi?
Tam tersi, heyecanlandırdı. Çok zengin bir malzeme, gidilecek çok yer var diye düşündüm.  Neler yapabilirim diye tasarlamaya başladım. Düşünme, araştırma ve hesaplama kısmı dört senemi aldı. Masa başına geçip yazıp bitirmem ise yaklaşık bir buçuk ay. Kafamda her şeyi yerli yerine oturttuktan sonra yazmaya başladığım için bu kadar kısa sürmüş olmalı. Yazdıkça da çözümler ve yeni fikirler çıktı haliyle karşıma. Bu arada kitabın girişini ve sonunu o dört senenin başında yazmıştım. Baki, yani başkahraman meramını yani kitabın esas meselesini daha ilk birkaç sayfada anlattığı için benim adıma yolun büyük bir kısmı alınmıştı. Sonunu da biliyordum, dediğim gibi… Yani yazar mı galip çıkacak bu işten yoksa Baki mi sorusuna cevabım vardı. Kısacası, meselenin özü derli toplu bir halde önümde duruyordu esas yazma mesaisinden önce. İşin büyük kısmını Baki birkaç sayfada yaptı diyebilirim.

Türk Edebiyatı’nda çok rastlanan bir durum değil roman içerisinde yazar ve karakterin çatışması. Kaldı ki kurgularda büyülü gerçekçiliğe de o kadar sık rastlanmıyor. Adem Aynası bu az rastlanır grubun içerisinde nerede duruyor tam olarak?
İşin o kısmını eleştirmenler, editörler daha iyi bilir. Şimdiye kadar onlardan gelen yorumlarda da sıkça karşılaştığım, Adem Aynası’nın öncü bir roman olduğu yönünde. Postmodern bir roman olduğu, sürreal ögeler taşıdığı konusunda da hemfikirler. Üstkurmaca, yani roman içinde roman olduğu da aşikâr. Editörümün yorumuyla, biçimin içeriğe dönüştüğü ve postmodern konvansiyonun hemen hemen tüm araçlarının kullanıldığı öncü bir roman Adem Aynası.

ece_gamze_2

Baki Yıldız açısından bakarsak, hakkı yenildiği ve umursanmadığı için kaderine başkaldırdığını söyleyebiliriz. Tüm bu kader algısı yorumu Baki Yıldız’ın varoluşunu tehlikeye mi sokuyordu da kendini anlattırmaya karar verdi?
Tabii. Hissettiği, olduğunu düşündüğü varlıktan çok uzak tasvir edilmişbir Baki var karşımızda. Katil, hatta seri katil olmak üzere tasarlanmış natamam bir başkahraman. Ama kendi sözleriyle “bırakın cinayet işlemeyi, sokaktan geçen böcek ilaçlama aracının bile vebalinden korkarım ben,” diyen birisi. Varoluşuna ters bir durumun içinde kalmak istemediği ve bir yandan da büyük bir kahramana dönüşmek istediği için başkaldırıyor yazarına. Ondan, kendisine hakkını vermesini istiyor yani. Olup bitenler de  “karakterin kaderindir” meselesi özünde. Karakterin ne kadarı bizim elimizde? Bu, tayin edebildiğimiz oluşum değil haliyle. Diğerlerinden ne kadar ve nasıl ayrıldığı konusunda net miyiz peki? Bilim buna türlü –ve çoğu huzursuz edici nitelikler taşıyan- cevaplar veriyor elbet. Bir de şimdi Baki’nin durumunu düşünelim. Baki, kendi karakterine pek vakıf birisi değil hâlihazırda. Kendini bilmediği gibi insanı da bilmiyor. Yalnızca bir takım hisleri ve arzuları var. Kendisinin de insanın da ne olduğunu kitap boyunca keşfediyor.

Adem Aynası’nda yazar, yaşantılarına göre değerlendirip romanına kahraman yapabileceği insanlar arıyor. Birçok başvuru oluyor. Herkes günün birinde bir romana kahraman mı olmak istiyor Türkiye’de?
Türkiye’de herkes bir yanıyla roman kahramanı zaten. Sokağa çıkıp insanlarla tanışın, yazar olduğunuzu söyleyin, büyük bir çoğunluğu kendisini yazmanızı isteyecektir. Benim sıkça başıma geliyor bu. Bu kitapta komik bir şekilde daha sık geldi. Nice romana sığmayacak bayağı güzel hikâyeler de dinledim. Kitapta, sizin de bahsettiğiniz “mülakatlar” bölümünde gerçek bir hikâye kullandım bu arada. Oradaki karakterlerden biri tamamıyla, ismi – cismi, özellikleriyle gerçek. Yazmadan önce mülakat yaptım onunla ve tek satırına bile dokunmadan, olduğu gibi yani bütün sahiciliğiyle yer alıyor kitapta. O sahneyi canlandırdık diğer bir deyişle.

Başa dönecek olursak… Bir yanıyla herkesin hikâyesi biricik; herkes kendi romanının başkahramanı. Ben bu duygunun dünyada bir olduğunu düşünüyorum. Her insan kendi hikâyesinin anlatılmasını isteyebilir. Sevilme, beğenilme, ilgi ve takdir görme arzusundan kaynaklanıyor sanıyorum bu. Biricikliğin onaylanması da diyebiliriz buna. Çok doğal. Fakat bizim toplumda yaşanan şekli, bizden daha gelişmiş olduğunu söylediğimiz toplumlara göre bozuk sanki. Bununla ilgili de yüzlerce sebep sayılabilir. Ben özetle, burada neoliberal politikaların söz konusu ülkelere göre daha sert sonuçlarının olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Başka bir deyişle buna, insanların temelde güzel ve insancıl olan duygularının, kısa yoldan ün, şöhret ve servet arzusuna yönlendirilmesi ve bunun da mevcut sistemi beslemesi diyebiliriz. Toplumsal açıdan da, biz kurtarılmayı bekleyen çocuklar gibiyiz. Belki ergen bile değiliz tam olarak. Yetişkin olmadığımıza eminim de… O da biraz daha “yazılma” arzusu uyandırıyor olabilir. Kitapta, bahsettiğiniz yerde bu duyguya da temas ediliyor zaten sizin de söylediğiniz gibi. Herkes bir destanın parçası olmak istiyor, belki destan yazmak istiyor ama ne yazık ki çoğu destan yazarken verilmesi gereken mücadelenin zor yanlarından da kaçınma eğiliminde. Küçük adımlarla büyük adam olma arzusu diyeyim buna kısaca.

Herkesin roman yazma isteğiyle bir romanın kahramanı olma isteği arasında bir bağ var o zaman. Yanılıyor muyum?
Bence de var. Katılıyorum size. Kahraman olma biçimleri bunlar. Fakat bir meramı şık bir şekilde anlatma dürtüsü ile; görünür, bilinir –popüler- olmak için yazma işini buna alet etme arasında bir fark var muhakkak. Ama ikisinin de altında aynı duygu olduğunu düşünüyorum. Sadece gidiş yolları ve ortaya çıkan işler farklı tabii.

Fakat şu da var: Günün birinde yazacakları romanda kendi hayat hikâyelerini anlatacak olduklarını ifşa ediyorlar bu yorumla?
O konuda ancak kendi adıma konuşabilirim. Ben kendimi saklıyorum zaten metnin içine. Ancak iyi saklanıldığında iyi bir metin çıkacağı yönünde de bir inancım var. Yazar ne kadar saklanırsa, karakterler o kadar iyi konuşur bana kalırsa. Aksi halde, kendinizi ne kadar anlatabilirsiniz ki… Ya da bu, ne kadar önemli diyelim.

Karakter Ajans’a başvuru yapan Fırsat N. aracılığıyla bir önceki romanınıza da selam gönderiyorsunuz sanırım. Romanlar arası bu tür etkileşimler sık rastlanan bir durum mu acaba?
Sıklığını ölçemem tabii ama ben daha önce defalarca rastladım. Tabii, Adem Aynası’ndaki örnek kendi içinde epey garip. Zira bir romanda kahraman olmak için görüşmelere giden insanlar arasında çıkan ve daha önce bir romanda çalıştığını söyleyen birisi Fırsat N. Üstelik daha önceki romanın ortamından ve kendisine biçilen rolden hiç memnun kalmamış. İlk romanım Nar’daki haliyle, yani tüm sevimsizliği ve kibriyle duruyor burada da. Oradaki selam, Nar’dan çok Nar’ın okurlarına işin aslı. Onları gülümsetmek istedim. Espri niteliği de var tabii. En başta dediğim gibi, Baki’nin hikâyesi çok zengin bir malzeme sunduğu için alıkoyamadım kendimi bu espriyle karışık selamdan.

ece_gamze_1

Baki Yıldız, “yaratıcısı” yazara en çok kızdığı anlarda dahi oldukça naif ve edebiyatın içinden beddualar ediyor. Acaba bu biraz da roman kahramanı olmasından mı kaynaklanıyor?
Elbette. Onun varlığı, yaradılışı yazı dünyası ve haliyle onun gereçlerinden ibaret. Bizim medeniyet dediğimiz şeyin içinden ancak bu parça onda aidiyet hissi uyandırıyor. Medeniyetin geri kalanıyla da bağ kurmaya çalışıyor kitap boyunca.

“Hay kutsal plastik aşkına!” Baki Yıldız, şaşkınlığını birçok kez içinde plastik geçen bu cümleyle dışa vuruyor. Bu durum yalnızca kendisini plastik olarak nitelemesinden kaynaklanıyor olmasa gerek?
Haklısınız. Plastik, bir sonraki kitabımın ismi. Adem Aynası’nın sonunda Plastik’in ilk birkaç sayfasını görüyoruz. Bir yanıyla da Plastik, Adem Aynası boyunca Baki’nin yazarının yazmaya çalıştığı kitap. En son onu görmemizdeki sebeplerden biri bu. Adem Aynası bitiyor ama bizim aralarda yazar ve Baki çatışması boyunca okuduğumuz ve ara ara Baki’nin gasp ettiği metin parçaları yeni bir kitap olarak sonda başlıyor. Hatta yeni bir kitap kapağı görüyoruz, Plastik’in kapağı ve o yeni kitabın ilk beş altı sayfasını okuyabiliyoruz. Adem Aynası’nda aralarda gördüğümüz metinlerin bir araya toplanmış olduklarını ve hatta bir parça da devamını görüyoruz. Adem Aynası, başkahramanı Baki’nin isyanetmesiyle Plastikyazılmaya çalışırken araya girmiş bir roman olarak da düşünülebilir daha sonra. Daha sonradan kastım, Plastik yayımlandıktan sonra.

Adem Aynası’nda Baki Yıldız’ın roman kahramanlarıyla karşılaştığı bölümler de var. Hatta Baki Yıldız’ın, Werther ile sohbetinde Yaşar Kemal’e müthiş bir eleştiri de getiriyorsunuz İnce Memed hakkında?
Hayır, eleştiri getirmiyorum. Yaşar Kemal’in vaktiyle ettiği bir söz üzerine, sözün muhatabı olarak aldığım İnce Memed üzerinden hayal kurdum sadece. Adem Aynası’nda bahsettiğiniz bölümde, büyük roman kahramanlarının bir arada oldukları âlemdeyiz. İnce Memed de tıpkı Baki gibi yazarına küsmüş bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Orada önemli olan gerçeklik değil, söylenmiş bir söz üzerinden kurulmuş bir fantezi, o kadar.

ece_gamze_9

Baki Yıldız’ın bir müddet giydiği “kadın hırkası” da bir şeyi simgeliyor olmalı romanda. Nedir bu? Cinsel açıdan “farklılığı” mı? Adem ile arasındaki münasebete atıfta mı bulunuyor?
Çok enteresan bir konuya temas ettiniz. Daha önce bunu soran olmamıştı. Orada bahsedilen hırka, melâmet hırkası. Aslında olmayan bir hırka. Olan kısmıyla da “hiçlik hırkası” diyebiliriz belki. Melâmilikteki temsili bir hırka söz konusu olan. Baki, kelimeleri ekseriyetle düz anlamlarıyla aldığı için Adem’in bir benzetmesini fazla ciddiye alıyor. Adem, “Ben çoktan giydim melamet hırkasını,” dediği noktada o da o hırkadan giymek istiyor. Çünkü Adem gibi olmak istiyor. Hadisenin özü ve çıkış noktası bu. Cinsiyet meselesine gelince… Baki cinsiyetsiz bir varlık. Cinsiyet, ırk, din gibi mefhumlardan muaf o. Sadece yazıldığı ve vakıf olduğu bir dil var elinde. Dolayısıyla Adem ile münasebetinin cinsiyetle hiçbir ilgisi yok. Cehaleti ve görgü yoksunluğu hasebiyleAdem’e olan hislerini tanımlayamıyor. Ona olan aşkı, yaratıcıya duyulan aşkın yansıması aslında. Yazarına duyduğunun daha aşkın olanı. İlk kez yazarının karşısına çıktığı anı düşünün. Onca öfkesi, kini, nefreti birden tuzla buz oluyor hani. Şefkat ve sevilme arzusuyla eriyor onun karşısında. İşte onun daha derin ve gerçek olanı Adem’e duyduğu.  Orada cinsiyetten bahsedemeyiz. Bilakis cinsiyetsiz Baki. İnsanları kadın ve erkek olarak bizim kadar net ayırmıyor zaten.

Baki Yıldız saklanmaya karar verdiğinde Alice Harikalar Diyarında öyküsü içinde buluyoruz onu. Kahramanın çocuksuluğunun dışa vurumu olabilir mi bu durum? Kendini hem keyifli, hem tehlikeli hem de fantastik bir diyarda bulmak istemiş olabilir mi tıpkı saklanmadan önceki durumu gibi?
Elbette Alice Harikalar Diyarında rastgele seçilmiş bir hikâye değil burada. Bu fikir aklıma geldikten sonra, yani Baki’yi çok bilinen ve sevilen bir hikâyenin içine gizleme fikri aklıma geldikten sonra, burası neresi olmalı diye epey düşündüm üzerine. Alice Harikalar Diyarında’da kurulan zaman ve mekân ilişkisi ve hikâyenin niteliği, haliyle ölümsüzlüğü ve evrenselliği de bu konuda pek de tereddüt etmememi sağladı diyebilirim. Ayrıca ismini söylemeden herkes tarafından kolayca ayırt edilebilir bir metin olmalıydı ki Alice’den bahsediyoruz zaten. Üstelik Baki de diyarlar arasında dolaşan kayıp bir kahraman bir yanıyla. Dolayısıyla zorunlu bir göndermeydi benim için. Baki’nin askerliğiydi bir nevi.

Adem Aynası, Plastik isimli ek bir bölümden sonra bitiyor. Plastik, tıpkı romanın içerisinde geçtiği gibi yazılmayı planlanmış bir kitap mı?
Evet. Dediğim gibi, bir sonraki kitabım olmasını planlıyorum. Adem Aynası, kötülük üçlemesinin ilk kitabı. Peşinden Plastik ve Firuzgelecek.

“…bana hangi dini tutuyorsun diye sorsanız size tereddüt etmeden ‘İslam’ diyemem. Kendimi bütün dinlere hâkim sayacak kadar cahil olduğumu düşünmenizi istemem,” diyor Baki Yıldız. Burada da keskin bir dini eleştiri var gibi görünüyor. Yanılıyor muyum?
Daha önce de dediğim gibi,  Baki din, ırk, cinsiyet gibi mefhumlardan muaf bir varlık. Bunlar onun sözleri ve düşünceleri. Bu ve benzeri sözler etmesi tamamen saflığı ve medeniyeti anlama çabasından kaynaklanıyor. Ayrıca Adem Aynası aslında bir yönüyle de şeytanı anlatan bir kitap. Şeytanın, tanrının tahtına oturduğunu söylüyor alenen. Kötücül bir yaratıcıdan bahsediyoruz yani. Baki de bu meselenin elbette müsebbibi ya da muhattabı değil, yalnızca mağduru gibi görünüyor. Baki’nin samimiyetinden şüphe etmeyiniz. O inanmak istiyor. Gönüllü bu konuda. Sadece, dediği gibi, bilmiyor.

ece_gamze_8

Editör Adem, yazardan bahsederken bir yerde “Umurunda olan iki şey var, medyada nasıl göründüğü ve para,” diyor. Sahiden şimdiki yazarların çoğunun derdi bu ikisi mi sizce?
Bu kitap-bir boyutuyla- yazı dünyası eksenli bir kitap olduğu için temas edilmiş konulardan biri de buydu evet. Kitaptaki yazar karakteri, yani Baki’nin yazarı, mevcut sistemde bu şekilde konumlanan yazar tipini temsil ediyor tabii. Bu konuda sayı verecek kişi ben değilim ama daha önce de dediğim gibi, bu işi öncelikle bu sebepten yapan ya da sırf bu dertler yüzünden bu işe soyunmak isteyen insanların sayısının az olduğunu sanmıyorum. Zira son sayfayı okuyup kapağını kapattığınızda biten kitaplarla dolu raflar. Edebiyat, has edebiyattan bahsediyorum tabii, sürer. Yoksa edebiyat dediğimiz şeyin derinlikten yoksun olduğunu iddia etmemiz gerekir. O zaman da nice yazarın, kahramanın ruhu kovalar bizi geceleri; uykularımız kaçar. Yapmayalım bence.

Yazar fotoğrafları: Sibel Topkaya

Adem Aynası / Yazar: Ece Gamze Atıcı / İthaki Yayınları / Roman / Sayfa Düzeni ve Baskıya Hazırlık: Ahmet Çevik / Kapak Tasarımı: Jeff Treves-Treves Studios / 1. Baskı Kasım 2013 / 412 Sayfa

Ece Gamze Atıcı; 1978′de İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu. Öğrenciliğinden itibaren çeşitli roman ve makale çevirileri yapmasının yanı sıra dergilerde müzik ve sinema yazıları yazdı. Galatasaray Üniversitesi İletişim Stratejileri ve Halkla İlişkiler bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Bir süre İspanya’ da kaldı. Salamanca Üniversitesi’nde Çağdaş İspanyol Edebiyatı dersleri aldı. Medyada çalıştı. İlk romanı Nar 2011’de yayımlandı. Adem Aynası yazarın ikinci romanıdır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.