“Psikanalizin bize verdiği bir ders var; ne istediğimizi ne kadar kesin olarak bilirsek amacımızın o kadar uzağına düşeriz.”

 

Psikanaliz alanında, kültürel çalışmalara dair odaklanmasıyla bir ufuk ayarı geliştiriyor Suret dergisi… Psikanalizin dışında, yanında, “çözümlemeyi ve hakikat üretmeyi amaçlayan diğer okuma yöntemleri”yle yakınlaşmalar hedefliyor. Yayın ve danışma kurullarında, felsefe ve kültürel araştırmalar alanlarında sayısız nitelikli ürün yayımlamış entelektüellerin yer aldığı bir dergi Suret… Aynı zamanda Metis Defter dergisinden de hatırlayacağımız Bülent Somay, Saffet Murat Tura, İskender Savaşır, Orhan Koçak gibi isimler de göze çarpıyor künyede… Bu heyecan verici dergi projesi, ilk sayısında “Norma Jean’i Kim Öldürdü?” başlıklı yetkin bir Marilyn Monroe dosyasıyla okurlarıyla buluştu. Alternatif kültür yayımcılığına yakın ilgi duyan bir oluşum olarak, biz okuryazar.tv editörleri de bu projeyi konuşmak, paylaşmak istedik. Sorularımızı derginin editörü Özgür Öğütcen yanıtladı.

Çıkış yazısında, “Psikanalize bağlı kalmanın bir yolu, psikanalizle ilgili bildiğimiz şeyleri durmadan tekrar etmektense, psikanalizin diğer disiplinlerle karşılaşmasının yaratacağı olasılıklara açık olmaktır” deniyor. Bu Suret dergisinin yolunu tarif eden bir cümle mi?
Öncelikle Suret / Psiko Kültürel Analiz dergisine göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı teşekkür ederiz. Bildiğiniz üzere, Freud’un en büyük eserlerinden biri olan Rüyaların Yorumu’nun yayımlanmasının üzerinden yüz yıldan fazla bir zaman geçti. Psikanalizin hem uygulaması hem teorisi bu süre içinde büyük değişikliklere uğradı. Yüz yıl önce psikanalistlere sıradan, kendi pratiklerinin bir parçası olarak gelen uygulamalar bugün neredeyse hiç uygulanmıyor. Psikanaliz malum olduğu üzere tek başına, ruhsal hastalıkları tedavi etmekte kullanılan, bir “tedavi” yöntemi değildir. Psikanaliz teorik bir bünyedir. Psikanalitik tedavi bunun bir parçasıdır. Bu en başından bu yana böyleydi. Freud her zaman, sadece kendi kuramını doğrulamak için değil, onu geliştirmek ve sınava tabi tutmak için de diğer disiplinlere yakınlaştı. Onun tarihe, antropolojiye, resme, heykele ve tabii ki edebiyata olan ilgisi iyi bilinmektedir. Psikanaliz birbirine eklemlenen halkalar olarak betimlenebilir; en iç halkada analistler vardır, analizleriyle kendi yönelimlerine uygun olarak psikanaliz çalışmasını sürdürürler. İkinci halkada analist olmaya aday olan kişiler vardır. Üçüncü halka ise psikanalitik kuramın durmadan eleştirilmesi ve bu eleştirilerin diğer yakın disiplinlerle karşılaşmalar içinde ele alınması yer alır. Psikanalistler sadece sanatçıların biyografilerine meraklı değillerdir, aynı zamanda diğer bir disipline ilişkin asli sorular da sorarlar. Örneğin film kuramında imgesel gösteren, bakış, özdeşleşme gibi kavramlara yer açılması film kuramını baştan sona değiştirmiştir. Bunun tersi de doğrudur; mesela Freud hâlâ hayattayken gerçeküstücülerin bilinçdışına, rüyalara, libidoya, cinselliğe ilgi duymaları sonucunda psikanaliz kendisini gözden geçirebileceği bir alana açılmıştır. Başka bir şekilde söyleyecek olursak, psikanalizin diğer disiplinlerle karşılaşması baştan itibaren psikanalizin içine kaydedilmiş bir olgudur. Biz de tam bu noktadan devam etmek istiyoruz.

Suret  Psiko Kültürel Analiz 1 Suret  Psiko Kültürel Analiz 2

“Çözümlemeyi ve hakikat üretmeyi amaçlayan (…) okuma yöntemleri” tarih, antropoloji, edebiyat incelemeleri, politika, hukuk, etik, feminizm, ideoloji eleştirisi, film kuramı, sosyoloji, felsefe, cinsiyet ve “queer” çalışmaları, kültürel incelemeler, nörobilimler… Heyecan verici bir alan tarif ediyorsunuz. Ve tüm bu alanlarda üretilecek metinler için bir mecra yaratmış oldunuz. Suret’te neler okuyacağız?
Bunu baştan bilemeyiz. Psikanalizin bize verdiği bir ders var: Ne istediğimizi ne kadar kesin olarak bilirsek amacımızın o kadar uzağına düşeriz. Arzu bilinemez bir şeydir! Arzumuzun gideceği yön üzerine kesin olarak konuşamayız, ama bu konuda bir şeyler de söylemek gerekir. O halde şunu diyebiliriz: Aynı bilinçdışının serbestçe, konuşma aracılığıyla akıp gitmesi gibi bir hareket öngörebiliriz. Bu bize yukarıda saydığımız alanlarla karşılaşmanın olası olabileceği alanları yaratma görevini yükler. Örneğin psikanalizin feminizmle neredeyse yüz yıldır süregiden karşılaşması nasıl bitimsiz bir çatışma, zenginlik ve çeşitlilik ürettiyse ve bu değerli birtakım sonuçlara yol açtıysa bize bundan sonra yapılacak olanı da işaret etmez mi? Her kültürde psikanaliz ve Freud kendince yollarla alımlandı/okundu, her ülkede, her dilde başka bir Freud bulmak mümkündür. Geniş anlamda bir psikanalitik alan yaratabilmek için psikanalizin kliniğinin, entelektüellerle, bilim insanlarıyla ve sanatçılarla bir araya gelmesi gerekir. Bunlardan birine sıkışmak menzilimizi kısaltabilir. Psikanaliz en çok hatalarından bir şeyler öğrendi ve bugün –defalarca psikanalizin öldüğünün ilan edilmesine rağmen– canlılığını sürdürebilmesinin önemli nedenlerinden birisi bu olsa gerek. Psikanalizin eleştirilmeye ihtiyacı var ama diğerlerinin buna ihtiyacı olmadığını kim söyleyebilir? Sonuç olarak amacımız bu psikokültürel analiz alanının açılmasına katkıda bulunmaktır ve “kesin bir hedefi” önümüze koymadan!

Dergiyi ilk eline alan okur, bir sinema dergisiyle karşı karşıya olduğunu düşünebilir, ama sanırım buna da pek itirazınız olmaz. Bu derginin ekibi, sinemanın ve film izleyicisi olmanın psikolojisinde dünyanın bugününe dair bir “içerik” mi buluyor?
Dediğiniz çok doğru. Dergiyi ilk gördüğünüzde, kapakta Marilyn Monroe’yla (MM) karşılaşıyorsunuz. Dosyadaki dört yazı MM üzerine ve ayrıca iki yazı daha sinemayla ilgili. Sinema içinde yaşadığımız dünyayla ilgili çok şey söylüyor. Ayrıca aşkla, arzuyla, aileyle, kadınlıkla, erkeklikle, temsille, bilinçdışıyla ve ideolojiyle ilgili de çok şey söyledi ve söylemeye devam ediyor. Bu sayılanlar psikanalizin de üzerine konuştuğu konulardır. Psikanalizi bu kavramlar olmadan düşünemeyiz. Hem sinema perdesinde görünenleri anlamlandırmak hem de izleyicinin tekil psikolojisini bunlarla ilişkilendirmek önümüzde bir görev olarak duruyor. Psikanaliz, film eleştirisine çok şey kattı: özdeşleşme, bakış, kadının sinemadaki temsili, izleyicinin filmle girdiği aktarım ilişkisi ve tabii ki fantezi. “İdeolojik silah olarak sinema” kavramının yapısalcı film eleştirisinde ortaya çıkması dahi, psikanalitik yönelimli film eleştirmenleriyle girişilen ve bitmemiş bir tartışmanın içinde yer almaktadır. Gördüğümüz üzere sinema, psikanalizi ve ideoloji eleştirisini birbirine yakınlaştıran bir alandır. Sinemanın psikanalizle macerası sürüyor!

Derginin ilk sayısı durduğunuz yeri ifade eden bir makale toplamı sunuyor. Sinemanın toplumsallığında beden, imgeler ve “ruhsallık”, kadın temsili, queer çalışmaları ve özgürlük sorunsalı. Bu Marilyn Monroe’ya dayalı bir metaforlaştırmayla tasarlanmış bir içerik mi? Yoksa ana eğilimini de işaret ediyor mu derginizin?
Öncelikle şunu söylemeliyim: MM bizim için bir metafordan ötedir. MM’nin deneyimlediği ruhsal acılara yabancılaşmak ve onu salt bir kavramsal nesne olarak görmek amacında değiliz. Yapmaya çalıştığımız, MM olayı üzerinden –onun ruhsal acılarının üzerini çizmeden– neler öğrenebiliriz buna bakmak. Doğrudan doğruya onun hayatının bir tür “doğru” versiyonunu üretmek niyetinde de değiliz. Göstermeye çalıştığımız şey MM üzerine olan tartışmaların tekrar eden doğasıdır. Bitmek tükenmek bilmeyen itiraflar, tanıklıklar, ifşaatlar bize ne söylüyor bunu anlamaya çalışmaktır. Belki de Amerikan toplumunun travmatik çekirdeğiyle –çatışmalarla, eşitsizliklerle, baskıyla ortaya çıkan yönüyle– bütün bunların libidinal içeriğini bir arada okumak gerekiyor. Ne bileyim, belki de, “Amerika’yı yeniden keşfetmek” gerekiyordur.

Suret  Psiko Kültürel Analiz 4

Derginin kapağında Marilyn Monroe resmini, altında da “Suret-Psiko Kültürel Analiz” başlığını görünce bir okur olarak heyecanlandım. Sonra da “Editör’den” yazısındaki şu bölüm: “MM, dergi projemizin durduğu dörtyol ağzını temsil edebilecek bir metafordur: Bunlardan birincisi bireyin tekil bilinçdışı anlatısıdır; ikincisi bireyde somutlanan evrensel, birey aşkın güçlerdir (ideoloji, kapitalizm, pop kültür vb.); üçüncüsü bilinçdışının başından beri bireysel olmadığının gösterilmesidir ve sonuncusu ise kültürün aynı biçimde bilinçdışına batmış olmasıdır.” Karikatürize etmek istemem ama, “kişisel” ile “politik” (alanlar) arasında bir tartışma mı bu aynı zamanda?
Başka bir yerde de belirttiğim gibi, klinik ile politik arasında ya da “kişisel” ile “politik” arasında bir ayrım yapmaya çalışmak çok kolay olmayabilir. Bir bireyin politik davranışının olası sonuçlarının tümünü bilerek hareket ettiğini söyleyemeyiz. Bu davranışın anlamını doğrudan “fayda”, “sınıf bilinci”, “yanlış bilinç” gibi kavramlara başvurarak açıklamak da mümkün görünmüyor. Bu alandaki tartışmayı yukarıda saydığım sınıf bilinci, yanlış bilinç olarak ideoloji, hegemonya gibi kavramları da men etmeden, onları da içerecek şekilde fantezi, toplumsal-simgesel fantezi, özdeşleşme, acıdaki keyif gibi psikanalitik kavramlarla bir arada düşünebiliriz. Hatta denebilir ki, bunu seçmeye mecburuz. Ne vakit, divandaki bir analizanın bilinçdışının dışavurumlarına baksak zaten orada çoktan politik olan, “gerçeklik” içinde olan iş başındadır. Freud’un “Oidipus kompleksi” kavramı halihazırda bu soruna, bu ayrımın imkânsızlığına getirilmiş bir yanıttır: Oidipus kavramsallaştırması sayesinde “dışsal” yasa içsel libidinal ekonomiyle eklemlenebilmektedir. Böylece kişi dışsal ahlaki yasaların, yasakların, kuralların bir tür içsel temsilcisini elde etmektedir. Bu sayede içsel-dışsal, fantezi-gerçeklik, klinik-politik gibi ayrımların mutlak sınırları olan kavram çiftleri olmaktan çok birinin diğerine nüfuz edebildiği etki alanları olduklarını söyleyebiliriz.

Psikanalizi “alet çantası” olarak görmemek gerektiğine vurgu yapıyorsunuz. Bu reel bir durumun eleştirisi mi aynı zamanda?
Haklısınız, öyle de denebilir. Birtakım psikanalistler ya da psikanalitik düşünceden esinlenen kişiler bir filmi, bir romanı, bir tabloyu ele aldıklarında, bu sanat eserlerinin içinde doğrudan doğruya yaratıcısının kişisel psikopatolojisini görme eğiliminde oldular, öyle yapmaya devam edenler hâlâ var. Ya da psikanalizin birtakım temel kavramlarını (örneğin kastrasyon, Oidipus kompleksi, fallus, kısmi nesne, iyi-kötü nesne vs.) doğrudan doğruya filmin bir sahnesinin, romanın bir cümlesinin içinde teşhis etmeye çalışıyorlar. Bu tutum hem sanatçının eserine hem de psikanalize haksızlık etmektir. Aynı zamanda bu çok tatsız, çok yüzeysel bir tutumdur. Psikanaliz konuşacak şeyinin olmadığı yerde susmayı bilmelidir. Psikanalizle bütün dünyayı anlayamazsınız, psikanalizle dünyadaki bütün sorunları çözemezsiniz. Dünyayı değiştirmek istiyorsanız politika yapmanız gerekir. Ama bir kulağı psikanalizde olan bir politika hiç de fena olmaz.

Suret dergisinin ilerleyen sayılarında hangi dosya konularıyla karşılaşacağız?
Suret’in ikinci sayısının dosya konusu “Atalar, Babalar ve Hayaletler” olacak. Bu sayıda baba, babalık, hayaletler, kuşaklar arası aktarım, Cevdet Bey ve Oğulları, Kafka’nın babasıyla ilişkisi, babalık işlevinin çökmesi ve bunun toplumsal cinsiyet üzerindeki etkileri, “Doğu” ve “Batı”daki baba figürleri yer alacak. Dergiyi çıkarırken psikanalitik bir yöntemi takip etmeye çalışıyoruz; derginin başlığını ilgili kişilere iletiyoruz ve bununla serbest çağrışım yaparak nereye ulaşıyorlarsa bir yazı yazmalarını istiyoruz. Biraz garip bir yazı ısmarlama yöntemi! Bu bize bilinçdışının yaratıcı doğasını serbest bırakmakta fayda sağlıyor olabilir. Üçüncü sayı örtünme üzerine olacak; kadınların örtünmesi, bunun olası bağlamları, örtünün ontolojik statüsü, hiçlikle ilişki, “türban-başörtüsü” tartışmasına psikokültürel analitik bir yaklaşım nasıl olabilir gibi elden geldiğince geniş bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Dördüncü sayı ise çift-dillilik üzerine olacak. Böylece derginin iki yıllık yayın programı aşağı yukarı ortaya çıkmış oluyor.

Suret / Psiko Kültürel Analiz, sayı 1, 2012. Yılda iki kez yayınlanır dergi… Encore Yayınları, 288 sayfa. Yayın kurulu: Bilgin Saydam, Bülent Somay, Hakan Gürvit, Hakan Kızıltan, Işıl Ertüzün, Özgür Öğütcen, Saffet Murat Tura, Yavuz Erten. Danışma kurulu: Ali Akay, Erkan Korkmaz, Güler Fişek, İskender Savaşır, Murat Paker, Orhan Koçak, Serra Müderrisoğlu, Zeynep Özarslan. Dil ve çeviri editörü: Deniz Arduman. Tasarım: Mehmet Öznur. İmtiyaz sahibi ve editör: Özgür Öğütcen.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.