“Mülksüzler, yalnızlar, kendilerini koruyup kollayacak dayanışma ağlarından yoksunlar.”

 

Yüksek lisans tezinizi kitaba dönüştürme fikri nasıl oluştu?
Nişantaşı Teneke Mahallesi’yle ilgili bölük pörçük bir sürü basılı materyal bulunmasına rağmen bunları bir araya getiren bir çalışma yoktu. Farklı bakış açılarından o bölgede bir dönem yaşanmış olan sosyal ilişkiselliklerin derli toplu bir değerlendirmesi oldu benim tezim. Bunun daha fazla insana ulaşmasını ve benzeri çalışmalar için bir kaynak olarak kullanılmasını istiyordum. Tezi kitaba dönüştürme arzumun en önemli gerekçesi buydu. Tabii tez kitap haline gelirken epeyce değişiklik oldu. Hem kurguyu yeniledim hem de çok sayıda yeni bilgi ekledim çalışmaya.

Sizi Nişantaşı Teneke Mahallesi hakkında çalışmaya iten nedenler neydi?
Birincisi herkesin dikkatini çeken şu meşhur kontrast meselesi var. Bir yanda anlı şanlı Nişantaşı. İstanbul elitlerinin kutsal mabedi. Elitlerin değer yargıları ve yaşam kültürü burada üretilmiş, burada yaşanmış ve buradan yaygınlaştırılmış. Öbür tarafta bizim Teneke Mahallesi. 1950’lere kadar mutlak yoksulluğun en keskin biçimlerinin yaşandığı bir alan. Bu zıtlık Teneke Mahallesi’ni diğer yoksulluk merkezleri arasında özel bir konuma yerleştiriyor. Diğer taraftan Teneke Mahallesi’nde yaşanmış olan yoksulluk biçimi de kendine özgü. Bu çalışmada her şeyden önce Teneke Mahallesi’nde yaşanmış olan benim “teneke mahalle yoksulluğu” olarak adlandırmayı tercih ettiğim özgün yoksulluk halinin kategorizasyonu yapılmaya çalışılıyor.

Saha çalışmasında zorluk yaşadınız mı?
Saha çalışmasından karşılaştığım en önemli zorluk araştırma evreninin belirlenmesi oldu. Gerçek Teneke Mahallesi bugün artık yok. Mahallenin en eski yerleşimcilerinin doğrudan akrabalarının pek azı bugün mahallede yaşıyor. Büyük çoğunluk sonraki dönemlerde mahalleye yerleşmiş. Mesela 1990’lardan sonra buraya taşınan aileler var. Onların Teneke Mahallesi’nin benim üzerinde durduğum dönemiyle hemen hiçbir bağlantısı yok. Tamamen yabancılar konuya. Bu koşullarda kiminle görüşmek gerekiyor? Hangi kaynak kişiler bize Teneke Mahallesi’nin dönüşüm öncesi ve dönüşüm sürecindeki yapısı hakkında bakış açılarını, bilgi ve değerlendirmeleri sunabilir. Danışman hocam Sibel Yardımcı’nın katkılarıyla bu noktada tutarlı bir çerçeve oluşturmaya çalıştım. Kaynak kişilerimi üç ana kategori içerisinden seçtim. Birinci grupta halen mahallede oturan eski Teneke Mahallesi sakinleri var. Bunların, ataları 1950 öncesinde mahalleye yerleşmiş kişiler olmasına özel önem verdim. Diğer bir kategori ise mahalleden başka semtlere taşınmış eski Teneke Mahallesi sakinleri. Son olarak Teneke Mahallesi hakkında bir şekilde bilgi sahibi olan Nişantaşı sakinleri var. İlk iki kategori mahalle sakinlerinin kendilerini ve yaşadıkları sosyal ilişkisellikleri algılama biçimlerini, üçüncü kategori ise dışarıdan algılamayı ortaya koyması için seçildi.

Bu seçimi yaptık. İş orda bitmiyor tabii. Buna ek olarak bir de kaynak kişilere ulaşmak var. Halen mahallede yaşayanlar nispeten kolay. Ama başka semtlere dağılmış eski Teneke Mahallesi sakinlerine ulaşmak hiç de kolay olmadı. Tabiri caizse iğneyle kuyu kazmak gerekti. Biraz da şansın yardımıyla önemli sayıda insana ulaşabildim.

EGEMEN.YILGÜR1 EGEMEN.YILGÜR2

İnsanları sizinle konuşmaya ikna etmekte güçlük çektiniz mi?
Sağ olsun bütün kaynak kişilerim bana fazlasıyla yardımcı oldular. İnsanlar son derece istekli davranıp benim önümü açtılar. Görüşmelerde mümkün olduğunca kaynak kişilerin öznelliklerini gözeten bir yöntem izledim. Bir ön araştırmayla mahalle sakinlerinde ortaklaşan anlamlı konusalları belirlemiştim. Sohbetler hep bunun üzerinden gitti. Konusallar hakkında düşüncelerini sorduğum kaynak kişiler büyük bir samimiyetle sahip oldukları bilgileri ve anıları paylaştılar. Hatta yazılmamak kaydıyla verdikleri sırlar bile oldu. Ben de onların bu isteklerine saygı duydum.

Nelerle karşılaştınız, nasıl tepkiler aldınız?
En zoru başka semtlerde tesadüfen karşılaştığım eski mahallelilere derdimi anlatmak oldu. Orada bulunmanızı, amacınızı ve ne yapmak istediğinizi anlatmak hiç de kolay olmuyor. Ama ciddi sorunlar yaşamadım diyebilirim. Mesele anlaşıldıktan sonra insanların reaksiyonu hep olumlu oldu.

Teneke Mahallesi bu tür mahalleler arasında varlığını koruyan tek mahalle mi?
Öncelikle Teneke Mahallesi artık yok. 1980’ler sonrasındaki hızlı apartmanlaşma sürecinden geriye bir avuç aile kalmış. Onlar da yepyeni bir yaşam tarzına sahipler. Orta sınıflaşmışlar. Bugün eski Teneke Mahallesi’nin yerinde tartışmasız bir orta sınıf yerleşimi var. Bu orta sınıf yerleşiminde yaşayanların da büyük bölümü dönüşümden sonra mahalleden ev alan ya da kiralayan yeni yerleşimciler.

Eski Teneke Mahallesi’nde yaşanmış olan yoksulluk biçiminin varlığını koruduğu pek çok mahalle var. Onlarca örnek verilebilir bu noktada. Ama en bilinenler arasında Ankara Çinçin Mahallesi, İsmetpaşa Mahallesi, İstanbul İstiklal Mahallesi gibi yerleşimleri sayabiliriz.

İstanbul’da gecekondulaşma sürecinde pek çok mahalle kuruldu. Etiler Armutlu, Ümraniye 1 Mayıs (Mustafa Kemal) Mahallesi gibi… Teneke Mahallesi’ni diğerlerinden ayıran nedir?
Aslında bu çok önemli bir nokta. 1950 sonrası hızlanan kırsal bölgelerden göçle kurulan mahalleler ile Teneke Mahallesi’nde gördüğümüz yoksulluk tipinin yaşandığı bölgeler arasında çok yapısal farklar var. Gecekondu tipi yoksulluğun farklı dönemlerde işleyen dinamiklerini tarif etmek için nöbetleşe yoksulluk, zincirleme göç gibi muhtelif kavramlar geliştirildi. Sema Erder’in, Şükrü Aslan’ın, Oğuz Işık ve Melih Pınarcıoğlu’nun çalışmaları bu konuda klasikleşen örnekler. Nedir gecekondu yoksulluğunun tipik özellikleri? Birincisi kırsalla olan bağlantının hemen kopmuyor oluşu. Buna bağlı olarak kentte elde edilen gelir sınırlı bir düzeyde kalsa bile kırdan gelen erzak muazzam bir destek sağlıyor. Artı göç süreci genellikle aşamalı gerçekleşiyor. Önce ailenin bazı bireyleri geliyor. Kentte iyi kötü bir düzen kuruyor. Sonra diğer akrabalarını yanına alıyor. Çeşitli kent içi ilişki ağları ve rantların yardımıyla giderek daha fazla kentin bir parçası oluyor. 1960’larda, 1970’lerde kurulan gecekondu mahallelerinin kısa zamanda gelişip önemli merkezlere dönüşmesi bu açıdan değerlendirilmeli.

Teneke Mahallesi’nde yaşanan yoksulluk ise çok daha kalıcı, sosyal mobiliteyi çok daha büyük ölçüde kısıtlayan bir yoksulluk tipi. Bu yoksulluk halini yaşayanlar çok dar bir ekonomik alanda geçimlerini temin etmek zorunda kalıyor. Yaşadıkları mekân parçası şu veya bu kodla ötekileştiriliyor. Bu etiketleme kent içi ilişki ağları ve rantların dışına itiyor bu mahalle sakinlerini. Bu noktada barınma, gıda, giyim gibi en temel ihtiyaçların karşılanmasında çeşitli zorluklar yaşanıyor. Bu zorlukların aşılabilmesi içinse eşyaların kullanım değerleri çeşitlendiriliyor. Ne demek bu? Teneke Mahallesi örneğinden gidelim. Mesela gaz tenekeleri, sac parçaları normalde bir inşaat ve onarım malzemesi olarak üretilmemiştir. Ama formel inşaat ve onarım malzemesine ulaşamayan teneke mahallelerin sakinleri bunları kullanarak evlerini onarır veya kendilerine bu malzemelerden ev inşa ederler. İşte teneke mahalle yoksulluğu böylesi bir ilişkisellik zeminine işaret eder.

EGEMEN.YILGÜR4 EGEMEN.YILGÜR3

Dediğiniz gibi, bir yanda tüm acıtıcılığıyla yoksulluk, diğer yanda ihtişamlı bir zenginlik… Bu çelişki bölge insanını ruhsal ve sosyolojik olarak nasıl etkilemiş? Yaşamlarına nasıl yansımış?
Başlarda şaşırtıcı bir kopukluk var. Her iki alan da birbirinden bağımsız bir şekilde kendi dünyasında yaşıyor. Zamanla mahalle sakinleri Nişantaşı’nın konaklarında, lüks apartmanlarında iş bulmaya başlıyorlar. Ev hizmetçiliği, şoförlük vs. İlk başlarda bunlar geçici işler. Misal bir konakta gidip günlük temizlik işi yapıyor mahalleli kadınlar. Ya da çamaşırları yıkıyorlar. Zamanla sürekli hale geliyor bu durum. Çalışma ilişkisi süreklileştikçe tabii Nişantaşı’nda üretilen elitlere özgü normlar daha fazla etkiliyor mahalle sakinlerini. Özellikle 1950 sonrası dönemde Teneke Mahallesi iyiden iyiye Nişantaşılılaşıyor diyebiliriz.

Teneke Mahallesi’nin en eski sakini, kaç yıldır orada oturuyor?
Kesin bir yanıt veremeyiz tabii. Mutlaka benim görüşmediğim aileler vardır. Ama şu an itibariyle 70-80 yıldır mahallede yaşayanlar var.

Teneke Mahallesi’nin insanları bu isimle anılmaktan hoşnut mu?
Olan da var olmayan da. Öyle diyelim. Bu insanların geçmişle ve bugünkü hayatlarıyla kurduğu ilişkiye bağlı bir durum. Aynı şekilde Teneke Mahallesi’ni nasıl algıladıklarına da. Şunu söyleyebilirim: Mahallede yaşayan farklı kuşakların zihninde farklı “Teneke Mahallesi” algıları var. Mahallenin 1950’ye kadar olan dönemine tanıklık edenlerin “Teneke Mahallesi” ile daha sonraki dönemlere tanıklık edenlerin “Teneke Mahallesi” çok farklı. 1990’lardan sonra ise bu isimden bahsedildiğini duyarsanız aklınıza yoksulluk gelmesin. Kastedilen teneke evler değildir. Daha ziyade Nişantaşı’nın bir mevkii olmuştur artık. Bugün o bölgede oturup gururla Teneke Mahalleli olduğunu söyleyenlerin büyük bölümünün anımsadığı ve öğrendiği “Teneke Mahallesi” ile 1950’lere kadar yoğun bir biçimde yaşanan gerçeklik arasında derin bir gerilim var.

Geçmişin izlerini silmek isteyen mahalle sakinlerinin bugünkü tavırları nasıl?
Öncelikle şunun altını çizmek önemli. Mahalle sakinleri bilinçli bir tavırla bir şeylerin üzerini örtmek istiyor değiller. Kolektif hafızada Teneke Mahallesi imgesinin farklılaşması aslında anımsama olgusunun yapısından kaynaklanıyor. Huyssen’in vurguladığı gibi anımsama geçmişte gerçekleşen bir olgu değil. Anımsama her seferinde bugünü referans alarak yenileniyor. Halen Teneke Mahallesi’nde yaşayan eski semt sakinleri de bugün başka bölgelere dağılmış eski Teneke Mahalleliler de bugünkü yaşamlarından etkilenmiş ve büyük ölçüde bugünlerini meşrulaştıran bir Teneke Mahallesi imgesini üretiyorlar.

Kitabınızda, Süha Tuğtepe’nin Nişantaşı Nişantaşı / Renkli Sinemaskop Yıllar kitabında mahalleyi üçe ayırdığından söz etmişsiniz: Teneke, Arnavut ve Kürt mahalleleri. Bu ilginç bir ayrım değil mi? Teneke Mahallesi neden etnik bir kategoriye sokulmak istenmiş? Bu sınıflandırmayı siz nasıl açıklıyorsunuz?
Bu sınıflandırma Osman Cemal Kaygılı’nın. 1930’larda geliyor mahalleye. Halk mahalleyi üçe ayırır, diyor. Teneke, Arnavut ve Kürt mahalleleri. İlginç olan Teneke Mahallesi”nin etnik adlandırmalarla birlikte sınıflandırılması. Mahalle sakinleri tarafından farklı dönemlerde yapılan başka sınıflandırmaların olduğunu da belirtelim. Kimileri Kürt Mahallesi de denilen “Dere” bölgesine, kimileri mahallenin en alt sınırına “Teneke Mahallesi” der. Kimileri ise Etfal Hastanesi’nin arkalarındaki daha geç dönemde yapılaşmış gecekondu alanına. Öte yandan epey sayıda mahalle sakini de Kaygılı’nın yaptığı gibi üçlü bir sınıflandırma yapar. Akkirman Sokak ve civarı Arnavut Mahallesi, Dere bölgesi Kürt Mahallesi, Elhan Sokak-Melek Sokak ve çevresi ise Teneke Mahallesi olarak adlandırılır. Bu çelişkili sınıflandırmaların hepsi mahallenin iç gerilimlerini yansıtan kategorizasyonlar. Dışarıdan bakanlar, Nişantaşı sakinleri ise genellikle bu bölgelerin hepsine birden Teneke Mahallesi der.

Gelelim Teneke Mahallesi’nin etnik yerleşimlerle birlikte sınıflandırılması meselesine. Bu nokta çok karmaşıktır. Öncelikle Kaygılı’nın Teneke Mahallesi dediği yer Elhan Sokak-Melek Sokak civarıdır. Buranın sakinleri ağırlıklı olarak Balkan muhacirleridir. Tabii 1950’lere kadar. Başlangıçtan, yani mahalleye geldikleri 1850’lerden itibaren kendilerini muhacir, Rumeli göçmeni olarak tanımlamışlar. Zamanla bunun yerini İstanbullu, Nişantaşılı gibi adlandırmalar alıyor. Buna karşılık Nişantaşı sakinleri ve semte sonradan gelen diğer etnik gruplar ilk dönemlerde muhacirleri Çingene olarak adlandırmışlar. Bu arada Nişantaşı’nda yaşamış kaynak kişilerimizin 1950’lere kadar mahallede yaşayan tüm toplulukları Çingene olarak tanımladığını vurgulamakta fayda var. Yani Çingene adı burada etnik bir sınıflandırma olmanın ötesinde mahallenin tamamını kuşatan bir dışlayıcı kod olarak kullanılmış. Muhacirler dışındaki Teneke Mahallesi sakinleri ise Muhacirleri Çingene olarak adlandırıyor uzun bir dönem. 1950’lerden sonra bu adlandırmanın da yumuşamaya başladığı ve giderek unutulduğunu söyleyebiliriz. Kaygılı’nın sınıflandırması işte bu arka plandan besleniyor. Arnavut ve Kürt mahallelerini etnik isimleriyle anarken muhacirlerin yaşadığı bölgeye Teneke Mahallesi adını veriyor. Zira bu insanlar kendilerine dışarıdan verilen etnik kodu kabullenmiyorlar. Sonuç olarak Osman Cemal Kaygılı gibi muhataplarının kendilerini adlandırma şekillerine saygı duyan yazarların kaleminde Teneke Mahallesi ismi etnik adlandırmalarla birlikte anılıyor. Buna karşılık günlük kullanımda kimileri muhacirlerin yaşadığı o bölgeyi Çingene Mahallesi olarak da adlandırır.

Kendilerini muhacir olarak adlandıran bu grubun gerçek etnik kökeni nedir? Bu soruyu biz yanıtlayamayız. Zira etnisiteye ilişkin kavram tartışmalarında görüyoruz ki etnisite iki şekilde kurulur. Birincisi etik etnik kategorizasyon. Yani dışarıdan size yüklenen etnik aidiyetler. İkincisi ise emik etnik kategorizasyon. Yani sizin etnik olarak kendinizi tanımlama şekliniz. Muhacirler dışarıdan Çingene olarak adlandırıldıkları ölçüde etik anlayışa göre Çingene etnisitesiyle ilişkilendirilebilirler. Buna karşılık Çingene olmadıklarını ifade ediyorlarsa emik bağlamda Çingene değillerdir. Bunun ötesine geçmek bu çalışmanın sınırlarını aşacağı için mahalledeki etnik gruplardan bahsederken genellikle “Çingene olarak adlandırılan muhacirler” ifadesini kullanmayı tercih ettik. Kitapta bu mesele çok tartışmalı bir konu olduğundan çok farklı boyutlarıyla değerlendiriliyor. Epey yer ayırdık bu meseleye.

EGEMEN.YILGÜR5 EGEMEN.YILGÜR6

Teneke Mahallesi’nin coğrafi sınırları konusunda verilerin çeşitlilik gösterdiğini görüyoruz kitabınızda. Tüm bu verileri bir kenara bırakırsak; bugün Teneke Mahallesi olarak adlandırılan bölgenin insanı kendilerini nasıl tanımlıyor ve bu mahalleye ait hissediyorlar mı kendilerini?
Hâlâ mahallede yaşayanların bir bölümü bölgede hiçbir zaman bir teneke mahalle olmadığını söyleyeceklerdir. Onlar bu geçmiş ile güncel hayatları arasında uzlaşmaz bir çelişkinin varlığını sezinleyen insanlar. Diğerleri ise evcilleştirilmiş bir Teneke Mahallesi imajı üzerinden geçmişi ve mahalleyi sahipleniyorlar. Her halükârda Teneke Mahallesi’nin eski sakinlerinin çoğunluğu bugün dağılmışlardır. Gittikleri yerlerde büyük ölçüde ait oldukları yeni sosyal dokularla bütünleşmişler ve onları benimsemişlerdir. Başka bölgelere giden eski mahallelilerin torunları ise bugün büyük ölçüde atalarının yaşadığı bu semtten tamamen bihaber durumdalar.

Farklı etnik, sosyal ve kültürel özellikler taşıyan bölge insanı ne tür iç gerilimler yaşamış? Bugünkü durumları nedir?
Genel hatlarıyla söyleyelim. Mahallede iki ayrı gerilim hattı var. Birincisi etnik gruplar arası ilişkiler. Diğeri ise farklı gelir grupları arasındaki ilişkiler. Elhan Sokak-Melek Sokak civarı ve Dere bölgesi nispeten daha yoksulların yerleşim alanı. Akkirman Sokak ve çevresi ise göreli olarak daha üst bir gelir grubunun mıntıkası. Benim gördüğüm en derin uçurum bu iki farklı alanda yaşayanlar arasında. Birbirlerine çok uzaklar. İlişkiler minimum seviyede. Akkirman Sokak ve civarı yüzünü Nişantaşı’na dönmüş. Diğer kesim ise tamamen farklı bir hinterlandla ilişki içerisinde. Mahalledeki diğer fay hattı ise etnik gruplar arasındaki ilişkiler. Bu noktada uyum çatışmaya göre daha ön planda. Aynı gelir düzeyinde yer alan farklı etnik gruplara mensup mahalle sakinleri iyi ilişkiler kuruyorlar. Yoksulluk onları bu semtte yaşamaya mecbur ediyor. Bu mecburiyet içerisinde farklılıkları tolere edip, dayanışma ve yardımlaşma ilişkileri geliştiriyorlar. Etnik gruplar arasındaki dingin gerilimin kitlesel bir çatışmaya dönüştüğü tek örnek 6-7 Eylül. Mahalledeki az sayıda Rum aile bu dönemde zarar görüyor. Yağmalanan dükkânlar var. Çoğu olaylardan sonra mahalleden taşınmak zorunda kalıyor. Diğer taraftan başka yerlerde olduğu gibi Teneke Mahallesi’nde de komşularının Rumlara sahip çıktığı, yağmacıları engellediği örnekler de var.

Teneke Mahallesi insanları geçimlerini nasıl sağlamışlar? Ne tür işler yapmışlar?
İki döneme ayırarak söyleyelim. 1950’lere kadar genellikle kayıt dışı, düşük gelirli, insan sağlığına zararlı işlerde çalışmışlar. Ayrıca tekstil ve tütün fabrikalarından çalışanlar var. Bir de tabii Nişantaşı’ndaki elitlerin yanlarında çalışanlar. Hizmetçiler, uşaklar, aşçılar Teneke Mahallesi’nden. 1950’den sonra çalışılan alanlar çeşitleniyor. Farklı bölgelerde nispeten daha yüksek gelirli işlerde çalışanlar var. Eski arabacıların, faytoncuların yerini taksi şoförleri alıyor. Ticaret yapanlar var. Eğitim görüp doktor, avukat vs. olanlar da. 1980’lerden sonra ise zaten bölge orta sınıflaşıyor.

Teneke Mahallesi’nin ekonomisini canlı tutan dinamikler nelerdir?
Mahalledeki ekonomik yaşam 1950’lere kadar olan dönemde zorunluluklara dayanan, imkânsızlıklar içerisinde ayakta kalma savaşının temel dinamiğini oluşturduğu bir dizi faaliyetler toplamı. Sonrasında ise daha kompleks bir hale geliyor.

Teneke Mahallesi’nde geçmişten bugüne kalmayı başaranlar nasıl bir dönüşüm yaşamışlar? Dünü ve bugünü nasıl değerlendiriyorlar?
Düşünün, bir zamanlar aynı semtte yaşadığınız, aynı yoksulluğu paylaştığınız insanların önemli bir bölümü mahalleyi terk ediyor. Değişen şartlara uyum sağlayamıyorlar. Başka yerlerde şanslarını deniyorlar. Onların yerine Nişantaşı’nda oturmak isteyen ama merkezde oturmaya paraları yetmeyen orta sınıflar geliyor. İnsanların giyim tarzları, tüketim alışkanlıkları değişiyor. Siz de farklı işlerde çalışmaya başlamışsınız. Çocuklarınız eğitim görmüşler. Orta sınıflaşmışlar. Yeni arkadaşları var. Yeni bir hayatın içerisinde yetişiyorlar. Bu şartlar altında sizin geçmişe ilişkin değerlendirmeleriniz de değişiyor tabii. Daha önce de belirttiğim gibi geçmiş bugünün şartlarına göre anımsanmaya başlıyor.

EGEMEN.YILGÜR7 EGEMEN.YILGÜR8

Büyük değişimlerden, geçmişi yok saymaktan söz ediyorsunuz kitapta. Kolektif hafızanın kaybolmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu biraz hüzünlü bir sonuç değil mi?
Hüzünlü ama bir yandan da doğal. Kolektif hafıza hiç kaybolmaz ama hep değişir. Farklılaşır. Yeni şekiller alır. Bu sadece Teneke Mahallesi’ne özgü değil. Cemaatlerin, sınıfların, şirketlerin, okulların ve hatta ailelerin de kolektif hafızası değişkendir.

Suat Derviş 1935 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısında Teneke Mahallesi’ni “karanlık ve dehşet verici bir dünyanın çıplak gerçeği” olarak tanımlıyor ve bu karanlık dünyaya yakınlığın elitleri rahatsız ettiğini vurguluyor. Bununla da yetinmeyip okurlarını bu “mezbele”yle ilgili uyarıyor. Suat Derviş gibi önemli birinin bu yorumları çok şaşırtıyor bizi… Bunu elitizm diye mi anlamalıyız, bu aydın zihninde eksik neydi?
Öncelikle kısaca o yazıya değinelim. Suat Derviş İstanbul’un farklı bölgelerinde bulunan yoksul yerleşimlerini ziyaret ediyor 1935 senesinde. Bunları “İstanbul Halkı Nerelerde Otururlar” başlığı altında yayımlıyor Cumhuriyet gazetesinde. Derviş, ilk Türk feministlerinden. Önemli bir kadın yazar. Teneke Mahallesi röportajında kullandığı dil yadırgatıyor ilk bakışta. Ama diğer taraftan çok önemli gerçeğe işaret ediyor. Yoksulluğun iki biçimi var. Biri ehlileşmiş, tolere edilebilir bir yoksulluk. Bu Adile Naşit’li, Münir Özkul’lu filmlerin, Neşeli Günler yoksulluğu. Aslında alt-orta sınıf. Genellikle Osmanlı elitlerinin doğrudan devamı olan Türk aydını bu yoksullarla empati kurar. Hatta Marksizm’den etkilendiği hallerde mesela bu kitleyi kendi toplumsal projesinin merkezine bile koyabilir. Özel anlamlar yükler ona. Buna karşılık mutlak yoksulluk şartlarında yaşayan, hayatı ölüm kalım sınırında götüren insanlar onun tahayyül sınırlarının ötesindedir. Bu yoksulların yoksulluğu o kadar gerçektir ki, aydının gerçeklik evreninin dışına taşar. Yiyecek ekmek bulamayan, tenekeden barakalarda kömür alamadığı için titreye titreye kışı geçiren gerçek yoksulların yüzü soğuk gelir aydınımıza. Onlarla empati kuramamasının nedeni yapısaldır. Empati ancak kısmi birtakım değerlerin paylaşıldığı gruplarla kurulabilir. Teneke Mahallesi’nin ilk döneminde yaşanmış olan yoksulluğun ise Osmanlı elitlerinin devamı olan aydının yaşam deneyimine tamamıyla aykırı sonuçları vardır. Anlayamaz, anlayamadığı ölçüde ya görmezden gelir –ki Teneke Mahallesi çok uzun bir süre boyunca komşuları elitler tarafından görmezden gelinmiştir– ya da lanetlenir. Ortası yoktur.

Teneke Mahallesi’nde gruplar arasında ilişkiler bugün ne durumda?
Bugünün Teneke Mahallesi’nde iki grubun varlığından söz edebiliriz. Sayıları her geçen gün giderek azalan eski mahalle sakinleri ve dönüşümden sonra bölgeye gelenler. İşin esası ortada ciddi bir gerilim yoktur. Ama tabii zaman zaman sorunlar yaşanabiliyor. Yine de her iki kümenin de bugün itibariyle aynı sosyoekonomik kategoride yer aldıklarını vurgulamakta fayda var.

Her ne kadar bugün değişimler sonucu farklı konumda olsa da yine de sınırları belli bir sınıf farkı yaşanmıyor mu Teneke Mahallesi ile Nişantaşı arasında?
Yaşanıyor. Somutlamak gerekirse Nişantaşı yeni zenginlerin ve geleneksel elitlerin son kalıntılarının mekânıdır halen. Teneke Mahallesi ise bir orta sınıf yerleşimidir. Yer yer Çapa, Kocamustafaşa, Gülbağ gibi semtleri, yer yer de Cihangir’i andırır. Ama derin bir uçurum yok bugün bu iki bölge arasında. Özellikle son yıllarda eski apartmanların yerine süper lüks konutların yapılmasıyla birlikte özellikle mahallenin üst bölgeleri giderek daha fazla üst-orta sınıfın yerleşim alanı olmaya başlıyor. Tabii bu arada başka değişim dinamikleri de var. Mesela 20 yıldır semte sürekli tekstil atölyeleri geliyor. Her apartmanın altında bir atölye var neredeyse. Son 10 yılda ise bu atölyelerde ve bazı başka işyerlerinde Afrikalılar çalışmaya başladı. Mesela bugün Elhan Sokak’ın başında mesai saatlerinde gün içinde 5’erli 10’arlı gruplar halinde Afrikalılar durur. Kimileri mahallenin kuytu köşelerinde ev de tutuyorlar. Yani bir yandan üst kısımları orta sınıflaşmanın ötesine geçip üst-orta sınıfı içine almaya başlamışken, mahalledeki ara sokaklarda ise Afrikalılar yerleşiyor. Mahallenin geleceğini hangi dinamikler biçimlendirecek? Göreceğiz bunu. Şimdiden bir şey söylemek zor. Kim bilir belki de Elhan Sokak-Melek Sokak civarı ve dere bölgesi giderek bir çöküntü bölgesi halini alacak. Konutlar yenilenmezse bu civar 20 sene içerisinde eski Tarlabaşı durumuna gelebilir. Ya da tam aksine Nişantaşı tamamen yutacak semti. Göreceğiz.

EGEMEN.YILGÜR9 EGEMEN.YILGÜR10

Teneke Mahallesi’yle bire bir benzerlik taşımasa da Sulukule sakinleri de ötekileştirilen, horlanan ve yerlerinden koparılan bir sürülmeyi yaşadılar. Bu iki mahallenin ortak paydası nedir sizin açınızdan?
Ortak nokta değişim. Her iki bölgede de ciddi bir değişim yaşanmış. Ne var ki Sulukule’de Fatih Belediyesi’nin başlattığı bir idari süreç var. Bunun sonucunda mahalle dağılmış. Teneke Mahallesi’nde ise çok karmaşık bir dönüşüm süreci yaşanıyor. Bu süreç idari kararlarla başlamıyor. Sosyolojik dinamiklerin etkisiyle gelişiyor. Bu dönüşümden epey kârlı çıkan eski semt sakinleri var. Bunlar kat sahibi olmuş. Hatta bazıları ciddi servetler edinmişler. Mahallede kalmayı başaranlar en azından orta sınıflara özgü tüketim kalıplarını benimsemişler. Teneke Mahallesi’nde dönüşümün asıl kurbanı esas olarak mahalleden ayrılmak zorunda kalanlar. Mahallenin en yoksul kesimleri bugün Dolapdere’de, Kuştepe’de, Feriköy’de; İstanbul’un ve Türkiye’nin en yoksul mahallelerinde yaşamlarını sürdürüyor. Bu ailelerin bazılarıyla tanıştım ben. Dramlarına şahit oldum. Yüz yıldan uzun süredir İstanbul’da yaşamışlar ve tamamen mülksüzler. Tamamen yalnızlar. Kendilerini koruyup kollayacak dayanışma ağlarından yoksunlar.

Kitabınızı tek cümleyle özetlemek gerekirse ne söylemek istersiniz?
Kitabım bugüne kadar hep geçerken uğranılmış bir mekân parçasına ilişkin ayrıntılı bir çalışmadır. Hem özel yoksulluk biçimleri hem de Nişantaşı Teneke Mahallesi hakkında çok boyutlu, ayrıntılı bilgilere ulaşmak isteyen herkese tavsiye ediyorum kitabımı. İnanıyorum ki size farklı bir dünyanın kapısını aralayacaktır.

Nişantaşı Teneke Mahallesi – Teneke Mahalle Yoksulluğundan Orta Sınıf Yerleşimine / Yazar: Egemen Yılgür / İnceleme – Araştırma / İletişim Yayınları / Editör: Berna Akkıyal / Dizi Kapak Tasarımı: Ümit Kıvanç / Kapak: Suat Aysu / 1. Baskı 2012 / 216 Sayfa

Egemen Yılgür; 1982′de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden 2005′te mezun oldu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Sosyoloji ve Metodoloji Bölümü’nden yüksek lisans derecesi aldı. 2008′de “Nişantaşı Teneke Mahallesi: Marjinal Yoksulluktan Orta Sınıf Yerleşimine” başlıklı tezini vererek yüksek lisans eğitimini tamamladı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Bölümü’nde, İstanbul’da yaşayan geç-peripatetik topluluklar ve kent yoksulluğu üzerine hazırladığı doktorasına devam etmektedir. Doktora tezi dışında özel yoksulluk biçimleri, sanayi sonrası dönemde farklı toplumsal kümelerin uyum stratejileri gibi alanlarda çeşitli çalışmalar yürütmektedir.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.