‘Yazarın, başkalarına gösterebileceği bir çukuru ve bu çukuru göstermeye yetecek cesareti olmalı.’

 

Emrah Polat’ın ‘Yüzler’ romanının ‘tuhaf’ bir gerçekçiliği var. Üç erkek kahraman ve onların hikayelerine konuk olan kahramanlar, anlatımının cam gibi netliği ve soğukkanlı üslübu nedeniyle çok ‘gerçek’, ama onları gerçek kılmak için fazladan hiçbir şey yapmıyor yazar.  Kitabın sunuşunda belirtildiği gibi, “Emrah Polat Yüzler’de, ülkenin kaderini değiştiren sürecin gölgesinde tutunmaya çalışan hayatların bugününü ve geçmişini, daha bütün bir resmin kırık dökük bir parçasını içtenlikle anlatıyor… Bilenlerin çok sevdiği, diğerlerinin hiç anlamadığı kendine has dokusu, atmosferi, dışardan donmuş gibi görünen ritmi, sokakları ve yokuşlarıyla, Seyranbağları, Mamak, Ulus, Türközü’yle Ankara’nın ve ona has karakterlerin öyküsü; durgunluğun içinde patlayan, sıradanlık içinde devinen, derin ve dingin, yorgun ve öfkeli…”

Klişe anlamıyla hatırlarsak, ‘gerçekçi’ romanlar, kahramanları üzerinden bir olumlama peşindedirler, çoğu kez de buna kurban olurlar. Sizinki böyle bir metin değil. Sizin kahramanlarınızla bu anlamda ilişkiniz nedir?
Karekterlerin dünyasına girip yeterince orada kaldıktan sonra, romanın amaçları doğrultusunda yola devam etmek gerekiyor. Tersi durumlarda yazar herhangi bir karakterle “özdeşleşme” gibi bir sorun yaşar ki bu da yazarın ölümüdür bir bakıma.

12 Eylül ertesini anlatan romanlardan çok farklı bir yaklaşımınız var. Bu ‘adamlar’ ne yazarın ne de hikayenin korumasında kahramanlaşmıyorlar… Yazar onları zaaflarında dolaştırıyor, biz yaşama mücadelelerine ortak ediyor. Ama sonunda ‘beklenen’ bir olumlama yok… Okurlarınızın bu kahramanları hafızasında nasıl bir yere oturtmasını istiyorsunuz?
“Mutlu sonlara” koşullandırılmış bir çağda yaşıyoruz. Filmler, romanlar, tiyatro oyunları çoğunlukla böyle bitiyor. Son denilen şey başlıbaşına mutsuzluk aslında. Roman okurken hayatı unutup rahatlamak, arınmak isteyenlere karşı çeşitli önlemler alıyorum yazarken. Herkes bir romanı farklı okur, bu gerçeği bilen yazarın yapıtla okur arasına fazlaca girmemesi gerekli. Bırakalım okurlar karakterlerle istedikleri gibi ilişki kursun, onları hafızalarında istedikleri yere oturtsunlar.

emrah_polat_5 emrah_polat_1

‘Bir iki bira yuvarladıktan sonra Cezmi, Arif’i çözmüştü: Mutsuzdu ve yaşamını değiştirmek istediği bir dönemden geçiyordu. Elini Arif’in omzuna atarak, “Bak koçum,” dedi. “Şu hayattaki baki olan tek şey mutsuzluk… Parasız ve mutsuz olacağına, paralı ve mutsuz ol daha iyi!”Anlattığınız dönemi en iyi anlatan insanlık hallerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum. İtirafçıdan reklamcıya, liberalden ‘dönek’e, aslında herkesi yöneten düşlerine dair olan hayalkırıklıkları ve umutsuzluk oldu galiba. Para kazanmak isteğinden çok, mutluluk ihtimalini sonsuza kadar kaybetmenin derin bilgisi… Ne dersiniz?
Ne güzel söylemişsiniz: “Mutluluk ihtimalini sonsuza kadar kaybetmenin derin bilgisi…” Olay örgüsünün ardında yatanı özetleyen cümle bu işte.

Roman, ‘Hepimiz en az iki yüzlüyüz!’ cümlenizle açılıyor. Bu cümlenin bu romanı ifade eden anlamı üzerine birşeyler söyler misiniz?
Mutlak dürüstlüğün –geri dönüşü olmayan biçimde- kaybı ve bunu itiraf edememe durumu diyebilirim.

‘Hayata karşı mağlup olmuş ya da baştan kaybetmiş insanların yolları mutsuzluk üzerinden kesiştiğinde birbirlerinin iç ya da ikinci yüzünü görmeye çalışırlar. Gündelik konuşmalarındaki belli belirsiz acıdan, kabullenilmiş yenilgilerden tanırlar birbirlerini; mutsuz evlilikler, işsizlikler, hayal kırıklıkları, hep başka bir dünya düşü.’ Kahramanlarınız da böyle yapıyor. Başkalarının yüzünde, acısında kendi durumlarını onarmaya mı çalışıyorlar, ya da şöyle sorayım; neden kendi acımızı tanımak için başkalarının yüzlerinde iz süreriz?
Genellikle bize benzeyen ama bizden daha “eksikli” bulduğumuz insanların yüzlerinde iz sürerek rahatlamaya çalışırız. Deşelenmesi gereken insani zaafımızın romancı için iyi bir malzeme olduğunu itiraf etmeliyim.

Nazım, Arif ve Orhan… Bu üç adamın çakışan yolları ve ayakta kalma çabaları hiçbirini ‘başarı’ya götürmüyor. Sizce nerede ‘yanlış’ yaptılar?
Bazen ne yaparsanız yapın “doğru”yu bulamazsınız. Onların durumu da böyle sanki. 12 Eylül 1980’le birlikte kaybetmişler diyelim.

Kitabınızda muhteşem bir yerel doku atmosferi var. Ankara’nın semtlerini, sokaklarını bu karakterlerin yaşam alanlarını tüm renkleriyle, oralardan geçen küçük insan manzalarıyla anlatıyorsunuz. Buralar yaşadığınız bildiğiniz yerler mi, sizin bu şehirle, sokaklarla ilişkiniz nasıl?
Teşekkür ederim. İki yıllık İstanbul macerası dışında yaşamımın neredeyse tümü Ankara’da geçti. Sokakları iyi tanıyarak büyümenin getirdiği avantaj da var elbette. Dokuyu, dekor olarak değil önemli bileşenlerinden biri olarak görüyorum “Yüzler”in.

emrah_polat_6 emrah_polat_7

Çok konuşulan, edebiyat medyasının neredeyse bir yazın türü gibi kategorize ettiği ‘Ankara ruhu’ diye bir şeyin varlığına inanıyor musunuz? Kitabınızı bu ‘ruh’un bir parçası, dillendiricisi olarak görür müsünüz?
En iyi bildiğim yer burası olduğu için burayı anlatıyorum. Zürih’te yaşasam orayı anlatırdım. Yaşar Kemal’in dediği gibi, “Her yazarın bir Çukurorova’sı olmalı”.  Bunu elbette metaforik düzeyde algılamak gerekiyor; edebiyatın tek bir coğrafyası vardır, o da dildir. Yaşar Kemal’in güzel sözüne bir ek yapmak gerekirse, her yazarın başkalarına göstebileceği bir çukuru ve bu çukuru göstermeye yetecek cesareti bulunmalı diye düşünüyorum.

İzninizle ben de bir kategorileştirmeden destek alacağım; bu roman oldukça ‘erkek’ bir roman… Üç erkeği anlatırken kadınlar olması gerekenden bir satır bile fazla değil, bir şimşek çakımı kadar hikayeye sızıyorlar… Bunu kahramanlarınızın diline yaklaşmak için mi tercih ettiniz, yoksa sizin anlatımınızla ilgili bir üslup olarak mı kabul etmeliyiz?
Her ne kadar erkek eğemen bir dil kullanmamaya, siyaseten doğrucu bir tavız takınmaya çalışsam da son kertede erkek dünyasını anlattım ve maalesef bu dünyanın dili kadını ikincilleştiren, adeta nesneleştiren, ona şiddet uygulayan bir dil. Aslında bu, herkesin varlığından haberdar olduğu ama unutmak için yokmuş gibi davrandığı bir gerçek. Bu dili dikkatli bir biçimde kullanmaya çalışmam onu onaylamam anlamına gelmiyor ayrıca: İki gece önce üsttekiler kavga ediyordu, adam öyle sözler söylüyordu ki aman yarabbi! Kadın saatlerce, “Ne olur sus, bi duyan olacak!” dedi, başka bir şey demedi. Bu adam pislik. İnanın o gece uyuyamadım. Şimdi lütfen söyleyin: Bir yazar olarak, bu adamı ele alacaksam onun dilini kullanmayacak mıyım? Kuşkusuz meselenin “nasıllığı” da önemli; bildiğiniz gibi edebiyat her konuda kıvam tutturma sanatı esasen.Umarım ileride başka cinsel kimlikteki insanları da anlatabilirim.

Biraz kişisel geçmişinizden söz eder misiniz? Bu romana kadar neler yaptınız, nasıl bir yaşamdan geliyorsunuz?
ODTÜ Sosyoloji mezunuyum. 2001 yılından beri yazıyorum. Kalemim karanlık konulara kayıyor ama kendi içinde mutlu sayılabilecek bir yaşantım var, ne kadar olabilirse işte.

emrah_polat_4 emrah_polat_3

1974 doğumlusunuz. 12 Eylül öncesi ve darbenin hemen sonrasında çocuk denecek yaşlardasınız. Bu kitap için gözlem ve kişisel tanıklık biriktirme şansınız oldu mu, yoksa edebi bir emeğin sonucu mu ‘Yüzler’ romanındaki canlı tarihsel arka plan?
Araştırma süreci her roman için çok önemli oluyor. “Yüzler”i de “Köpek Adamlar”ı da canlı kanlı kılan bu sürecin sağlamlığı diyebilirim, demirden çalmadan yazmaya çabaladım yani. Dönemle ilgili kitaplar okudum, yaşayanların anılarını dinledim, zaten çocukluktan itibaren tanıdığım insanlar sayesinde meseleye –kılcal damarlarına varıncaya dek- hakimdim. Gerisi, her şeyi imgelemden süzüp kurmacanın gerekleri doğrultusunda kullanmaya kalıyor.

Önceki kitabınız ‘Köpek Adamlar’ çok bilinmiyor, ya da ben atlamışım. Biraz bahseder misiniz? Nasıl bir kitaptı?
Beni çok heyecanlandırıyor “Köpek Adamlar”, ama ne söylesem övgüye girer, o yüzden özetleyici bir cümleyle geçmek istiyorum: İnsanın yanlış olduğunu bildiği şeyleri nasıl yapabildiği sorusunun olası yanıtlarını bulmaya koyulan, kötülük üzerine bir roman ‘Köpek Adamlar’.

‘Köpek Adamlar’ Arnavutluk, Bulgaristan ve Romanya’da yayınlanmış. Büyük bir başarı doğrusu, nasıl gelişti bu yayınlar? oralardaki okur ve yayıncılardan nasıl tepkiler geldi?
Teşekkür ederim. Okurlar nasıl karşıladı henüz bilmiyorum ama romanın Rumen çevirmeninden aldığım mektuptan dolayı heyecan duyduğumu belirtmeliyim. Bu gelişmeler büyük oranda yurtdışı haklarımı temsil eden Kalem Ajans sayesinde oluyor.

Aynı zamanda www.edebiyathaber.net sitesinin yayın yönetmenisiniz. Büyük bir okur kitlesinin takip ettiği, kültür dünyasının haberlerini ilk elden okurlara ulaştıran, dinamik ve renkli bir haber portalı www.edebiyathaber.net Nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz bu sitede?
En çok okunan online edebiyat yayını olmak hem keyifli hem güç demeliyim… Sorumluluklarını iyi bilen beş kişilik bir ekibiz: Gaye Dinçel, Elçin Polat, Mine Egbatan ve Barış Berham Acar. Edebiyatı merkeze alan ama sanatın diğer alanlarını da ıskalamamaya çalışan Edebiyat Haber’de çok sayıda yazar görmek mümkün: Feridun Andaç, Aysu Erden, Sevin Okyay, Zeynep Heyzen Ateş ilk aklıma isimler.

Yeni çalışmalarınız neler? Yazı masanızda neler var?
Bir buçuk yıldır dolandırıcılık ile ilgili bir roman üzerinde çalışıyorum. Büyük olasılıkla Temmuz 2014 gibi bitecek.

Yüzler / Yazar: Emrah Polat / Roman / Sel Yayıncılık / Genel Yayın Yönetmeni: İrfan Sancı / Editör: Bilge Sancı / Kapak Tasarımı: Savaş Çekiç / Mart 2013 / 112 Sayfa

Emrah Polat; 1974 doğumlu. ODTÜ Sosyoloji bölümünü bitirdi. Köpek Adamlar isimli ilk romanı 2012 yılında Arnavutluk ve Bulgaristan’da, 2013 yılında ise Romanya’da yayınlanmıştır. Edebiyat Haber www.edebiyathaber.net adlı online edebiyat dergisinin yayın yönetmenidir.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.