‘Halk her zaman kendine bir lider, dolayısıyla kahraman arar.’

 

‘Ergun Hiçyılmaz Kitaplığı’ serisinden çıkan dördüncü kitap olan,  ‘Silahım ve Namusum Üzerine Yemin Ederim ki…’ çeteleşme ve özel harekât birimleri hakkında en kapsamlı eserlerden biri olacak gibi görünüyor… Popüler tarih hakkında çalışmaları çok beğenilen ve sevilen önemli tarihçi Ergun Hiçyılmaz ile Osmanlı-Türk ve yabancı 500 isim ve birimi, belge ve fotoğraflarla…açıklayan ilk kitapözelliğini taşıyan son kitabını konuştuk…

“Ağaç sallanıyor, dallar kırılıyor, ama asla kökler kökten sökülmüyordu” Bu cümleniz, çetecilikle ya da gizli örgütlenmelerle mücadelelerin tamamıyla ilgili bir tespit mi? Sizce, neden çetecilikle mücadele, köklere inemiyor?
Kitabımın bütünüyle bir tespit yaptığı fazla iddialı olur. Ancak bu tespite ulaşmak konusunda yoğun çaba verdiğimi söyleyebilirim. Olayların ardından asırlarca yaşamış bir insanın gerçeğe inerken çok yokuşlar da çıkması gerekiyor. Üstelik bir yol haritasından ve kaynaklardan çok uzaktaysanız… Ama bunlar araştırmacı için mazeret değildir. Doğru mantık ve buna uygun tahayyüllerinizle gidersiniz üzerine. Tam yolun bittiğini sandığınızda çıkmazlarla karşılaşırsınız. Sadece bu çalışma değil, eskiye dönük yeni anlayışımla dibe indikçe bu ulu ağacın dibine kadar geliyor… Kimi yeşil, kimi sararmış ve bazıları da çürümüş olan dallar ve gövdenin dibe doğru filizlendiğini görüyorum. Fırtınalarla geçen yıllar, dallar kopuyor ya da başka bir anlayışın eseri olarak  bu yüzyıllık ağaç yok oluyor. Hayır, olmamış ve kök tekrar filizlenmiş. Yeniden büyüme başlıyor.  Hangi dönem de ne kadar boy atacağı ve tekrar ne zaman kesileceği bilinmiyor. Ama o kök hep duruyor ve yer altında başka köklerle birleşip yeniden oluşuyor. Bu filizlenmenin yani yeniden doğuşun gelecekteki tarihinin tespiti yerine alanın tespiti gerekliydi. Bu alanın kuraklığı ya da verimli oluşuna baktım. İster bireysel, ister grup, ister örgüt fark etmiyor. Tohum, nadas ve ekim önemli. Sonra da biçme geliyor. Her halde bir isyan tohumu olmalı. Ölmüyor ve yenileniyor. Tek dikkati çeken nokta bu isyan duygusunun hangi amaçla yeşerip büyüdüğü veya büyütüldüğüdür. Bunu sadece bireyler değil, karşıtlar ile icra makamı da yapabilir. Özetle her bir başkaldırının bir tespit noktası vardır. Benzerlikler kadar aykırılıklarla karşılaşabiliyoruz.

‘Eşkıya’ nasıl ‘isyancı’ya dönüşür? Çeteciliğe bakış da resmi tarihin belirlediği bir tarih yazımıyla mı şekillenir?
İsyancının eşkıyaya ya da eşkıyanın isyancıya dönüşmesi başka bir irdeleme konusudur ve kolay değildir. Cezaevlerinden alınan gönüllülerin nasıl bağımsızlık yoluna girdiklerini açıklamak geniş ve yorucudur. Çünkü bağımsızlık mücadelesini dile getirmekle onun arasında bir fark yoktur. Ülkemi tüm insanları ile seviyorum ve tarihin içindeki hiç kimseden de nefret etmiyorum. Ama ihanet yolunda yürüyüp isyanı ve çeteciliği ile “Baş” almışların da başını alabilirim. Bu benim insani tarafımı ortadan kaldırmaz. O binlerce keskin satıra, bir cümlelik satır yani. Çünkü ülkesine cellât olmuşların niye cellâdı olmayayım ki? Bakışın resmisi, gayri resmisi yoktur. Yazarın ilkesi ideolojisinin önünde gidiyorsa menfaatlere eğilmiyorsa, ödün vermiyorsa mesele yok.

Osmanlı devletine karşı olan isyanların sebebi, milliyetçiliğin yükselişiyle mi ilgiliydi, yoksa ticaretle ilgili çeteleşmeler mi ön plandaydı?
Yönetenler ile yönetilenlerin arasındaki farklı bakış, giderek hem devlet yapısında hem de yığınlar arasında uçurumlar yaratacaktı. Osmanlı, önceleri sıkıntısız mal ve paraya sahip olmanın ortaya koyduğu ayaklanmaları “Ayak Takımı”nın her zaman bastırılacak bir hareketi olarak gördü. Bir yanda ayak takımı bir yanda beyin takımı… İktidar ve karşıtları savaşında çetecilik de ideolojiye, milliyetçiliğe soyunabilir. Dini kisveye de bürünebilir. Zamanla bu unsurlardan biri yükseliş devrini yaşayacaktır.

Halk edebiyatı eşkıyalara, isyancılarla övgü doludur. Türkülerde adları geçer. Bu isyancılar dönemlerinde sivil halkın hayran olduğu kahramanlar mıydı?
Halk her zaman kendine bir lider dolayısıyla kahraman arar. Bu arayışında da bir değil, birçok kişiyi bulabilir. Kendisini onlarla özdeş yaparak yaşar. Şiir yazar, resim yapar, roman veya oyunla yaşatırlar. Söylemler notalı da olabilir. Sadece bize mahsus bir hayranlık değildir bu. Yaşamın bir parçasıdır ve kahramanın yok edilmesi, insanın kahramanlarını yok ettiği anlamını vermez.

ERGUN.HİÇYILMAZ.ANASAYFA.REMSİ ERGUN.HİÇYILMAZ1

‘İttihat ve Terakki’ süreci ve ‘kurtuluş savaşı’ süreçlerine baktığınızda, bu sürece katılan yerel birlikleri de sayarsak, bu bir isyancılar koalisyonu mu idi?
İsyancılar Kurtuluş savaşında elbette bir koalisyon yapmıştır. Ama İstanbul hükümeti ve müstevlilerin de koalisyonu üstelik işgalciler destekli birleşik cepheyi unutmamak gerekir.

Sizce ‘kurtuluş savaşı’nın en enteresan ‘çeteci’ ya da ‘komitacı’ figürleri kimdi?
İpsiz Recep, Topal Osman, Çerkez Ethem, Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali, Kasap Osman ve kitapta adı geçenler milli mücadeleye güç ve kan vermişlerdir.

Bir ‘örgüt’ü çete ya da ‘özel harekât birimi’ yapan şey devlet karşısındaki pozisyonları mıdır?
“Baş Verenler” kadar “Baş Alanları”nda hüküm sürdüğü Osmanlı Devleti’nde büyük topraklara sahip olmanın getirdiği büyük sorunlardır.

‘Eşkıya’ların, ‘çete’cilerin, istediklerinin yerine getirildiği, hatta bazı makamlara tayin edildiği bir süreçler var Osmanlı’da. Bugün, ‘terörle müzakere’ tartışmalarını, geçmiş deneyimlerin ışığında bize yorumlar mısınız?
Anadolu’da türeyen eşkıyalara ve isyan edenlere “Celali” adı verilmiştir. Adını Tokat yöresinden “Bozok’lu Celal”den almıştır ve sözlük anlamıyla 16. ve 17. yüzyıllarda Anadolu’da isyan çıkaranlara verilen addır. Herhangi bir nedenle azledilen paşalar ve derebeylerinin yönetime karşı gelmesi ve etrafına topladıkları kişilere dönemin baldırı çıplakları da dâhil olmuş, Anadolu halkını uzun süre yıldırmıştı. Celali isyanlarının bazılarında din faktörü öne çıkar. Yavuz Selim döneminde isyan eden “Bozoklu Celal” ile Osmanlı Tarihinde yer almaya başlamıştı. (1519) Celal mehdilik iddiası ile ortaya çıkan bir dervişti. Aşırı Alevi tarikatlarından Kalenderi şeyhi olan “Bozoklu Celal” Turhal’a gelmiş ve günlerini bir mağarada ibadetle geçirmeye başlamıştı. Ardından kendini mehdi ilan ediyor ve etrafına topladığı müritleriyle ilk kuvvetini oluşturuyordu. O durum veya günümüz… Tarz aynı… İrdeleme biçiminin farklı oluşu özü ortadan kaldırmıyor.  Terör başka bir oluşum ve süreç. Konumun dışında olduğu için temas edemem.

Araştırmalarınızı nasıl yaptınız? Hangi kaynaklardan faydalandınız?
Araştırma gayretim diğer kitaplarımda olduğu gibi bilinen kaynaklara ve kütüphanelere dayanmaz. Tamamen kendi arşivimden yola çıkarım. Yeterli ise kitabı oluştururum. Bu kitap da böyle olmuş ve yararlı olan kaynakları göstermişimdir. Bu kitapta ilk kez ulaştığım çok kaynak ve bilgi var.

Kitabın son bölümünde, bir sözlük yayınlamışsınız. Burada onlarca ‘kişi’nin adı geçiyor. Kimi ‘komitacı’, kimi ‘çeteci’, kimi ‘özel kuvvet’. Bu insan galerisinden sizin enteresan bulduğunuz kişiler kimler, hangi yönleriyle beğeniyorsunuz?
Enver Paşanın akrabası Halil Paşanın kayıklar ve gönüllü tutuklular ile yaptığı çıkarma harekâtını çok beğenirim. Büyük gerillacı Fuat Balkan ile Süleyman Askeri Beye ve büyük öncü Mustafa Kemal Paşanın birliktelik oluşturma ve savaş yöntemini takdirle karşılarım.

Bu kitapta bahsedilen çeteleşmelerden, bugüne uzananlar var mı, fikirsel ya da örgütsel olarak?
Eski dönemden bu güne çete oluşumu da benim araştırmamın dışındadır. Dileyen benim kitabın temelinde inşaya girebilir.

Bugün, haksızlığa uğradığını düşündüğünüz, tarihe yanlış kaydedildiğini düşündüğünüz bir kişi ya da örgüt var mı?
Haksızlığa uğrayanları saymaya rakam yetmez. Bu binlerin, on binlerin içinde o kadar yetkin kişi var ki. Kendimi de oraya koyabilirim ve nihayetinde yazar değil “okuryazar” safında olduğumu söyleyebilirim. Gereğinde, kendine “Baş Kaldıran” bir insan yani…

Silahım ve Namusun Üzerine Yemin Ederim ki… / Yazar: Ergun Hiçyılmaz / Destek Yayınevi / Genel Yayın Yönetmeni: Ertürk Akşun / Editör: Ferda Karabacak / Kapak Tasarım: İlknur Muştu / 1.Baskı / Ocak 2012 / 462 Sayfa

Ergun Hiçyılmaz; 1942 yılında Eskişehir’de doğdu. 1964 yılına kadar Eskişehir’de lise öğrenimimi tamamladı. O sırada sporla da meşgul oldu, tiyatro faaliyetleri de oldu.  Gazeteciliğe başlangıç tarihi 1960 Eskişehir’dir. Daha sonra İstanbul’a geldi ve Yeni Sabah Gazetesi’nde İstanbul’da basın hayatına girdi. Yeni Sabah’tan sonra Akşam, Tercüman, Güneş gazetesinde yöneticilik ve muhabirlik yaptı. Ekonomi, politik bütün dergiler grubunda da aşağı yukarı 7-8 tane dergi çıkardı. En son Sabah Gazetesi’nden emekli oldu. Bu arada televizyon yayıncılığı yaptı ve müzikaller yazdı. Yazdığı kitap sayısı 75’i geçmektedir.  Yazdığı kitapların çoğu İstanbul ağırlıklıdır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.