“Gönlüne uzak kalan, ‘aşk’a yakın olamaz.”

 

Faruk Dilaver, çok yoğun çalışan bir işadamıyken bir trafik kazası geçirir ve öldü diye bir odaya alınır. Üstü örtülür. “Orada dış dünyayla ilişkim kesilmesine rağmen, içim uyanıktı. Orada hayatımı bir sinema şeridi gibi seyrediyordum. Şuurum yerindeydi, Allah’tan tekrar bir avans istediğimi çok iyi hatırlıyorum. Kalmayı çok arzu ettim. ‘Ölüm bana bu kadar yakın mıydı, ben nereye gidiyorum?’ diye sorguladım kendimi. Tanrı’nın yanına gidiyorum ama hazır değilim duygusunu hissettim. İşe çok dalmış, bazı şeyleri unutmuştum. İki taraflı yaşamamış, sadece dünyalık yaşamıştım. Bir fırsat daha istedim. İlk duam buydu. Çok samimi, içten bir istekti bu. Alnıma bir el dokundu, gözüm açıldı. Başımda yaşlı bir teyze, omzunda atkı vardı, köyden geldiği belliydi. Bana dedi ki, ‘Hadi sana bir fırsat daha verildi. Ama unutma, yine buraya gelip yatacaksın, içindeki soruların cevabını bul.’ İçimdeki sorular şunlardı: Madem ölecektim, niye yaşadım, yediğim, içtiğim hepsi bitti, gezip, görmek keza öyle. Herkes gibi hayatı sorguladım. Sonra dönüş oldu. Belimde iki omur kemiği göçmüş, iç kanama geçirmişim. Derken sekiz ay gibi bir tedavi süreci vs…” diye anlatmıştı Faruk Dilaver. Ve bu tecrübeden sonra Faruk Bey’in yolu Yunus Emre yolu olur. Yani sevgi, kardeşlik, hoşgörü, barış, kendini bilme ve aşk… Ama nasıl bir aşk? Allah aşkı… Tanrısal aşk… Allah yolunda bir ben, benden içeri… Yelda Cumalıoğlu, Faruk Dilaver’le Aşkın Gerçeği kitabını konuştu.

Faruk Bey, aşk nedir?
Aşk, insanın yaradılış gayesidir. İnsanoğlu aşk için, aşktan yaratılmıştır. Sevmekten ve sevilmekten nasibini almayanlar, yemiş içmiş, ama yaşamamıştır. Yaşamak için sevmeli ve sevilmeli, sevmek için yaşamalıdır.

Kutsal mıdır?
Kesinlikle… Aşk, menfaatsiz ve çıkarsız sevginin yükselerek kutsallaşmasıdır.

Zor mudur?
Aşk, ateştir. Sevenler bu ateşte yanmalıdır. Aşk, ıstıraptır. Sevenler bu ıstırabın tadıyla mest olup, kanmalıdır. Ne mutlu sevenlere, ne mutlu sevmekte ısrarlı olup, vefalı kalanlara…

FARUK.DİLAVER1 FARUK.DİLAVER2

Aşk sevmekle mi başlar?
Aşk, sevmekle başlar, yalnız sevgi değildir, seven sevdiğine hayrandır, onu benimser, ama o değildir. Aşk, menfaatsiz sevginin yükselerek yücelmesidir. Aşk, insanın yaradılış gayesidir. İnsanoğlu, aşk için, aşktan yaratılmıştır. Aşkı, ayrı kalanlar bilir, birlikte olanlar anlamaz. Aşk, sadakattir, vefadır. Vefasız olanlar ne bilir! Aşk, sadakat ister gerçeğe varmak için. Aşk, vefa ister uğrunda ölmek için. Aşk, yaratılmış tüm varlıkların birliğe dönüş sebebidir. Aşkın ilkesinde birlikte olmak, birlik amacı vardır. Aşkta seven ve sevilen olmak üzere iki taraf vardır. Seven, sevebildiği kadar, hatta canından çok sever, sevilen ise cazibesiyle seveni mest eder. Aşkı hasret artırır. Seven sevileni özler, ona kavuşmak için her türlü fedakârlığı yapar. Uzaydaki hareketlerin, bitkiler âlemindeki değişikliğin ve fiziki olayların kaynağı, aşktır. Maddenin en küçük parçalarından biri olan atomdaki elektronlardan uzaydaki gezegenlere kadar tüm varlıklar, hem kendi ekseni etrafında hem de bir merkez etrafında aşkın cazibesiyle dönmektedir. Aşk, ruhsal boyutta bir ilişkidir. Kendi ruhundan haberi olmayanın aşktan nasibi olmaz. Gönlüne uzak kalan, aşka yakın olamaz. Evet, aşk sevmekle başlar. Sevmek için sevilmeye layık olanı bilmek ve tanımak lazımdır.

Peki kim sevilmeye layıktır? Kimi sevmeliyiz? Nasıl sevmeliyiz? Ne kadar sevmeliyiz? Halil Gibran bir yazısında “O ki, hayat ırmağından bir bardak su içmeye hak kazandı, sen mi bileceksin onun layık olup olmadığını?” diye sorar.
Doğru… Sevilmeye layık olanı tanımak çok önemlidir. İnsan tanımadığını sevemez. Tanımak ise bilmek ve inanmaktır. Yüce Yaradan gizli bir hazineydi. Şekli ve niteliği bilinmeyen bir varlık halinde iken sadece kendi kendinde idi. Hiçbir şey yaratılmamış, hiçbir sıfat ve esması tecelli etmemişti. İşte, kudreti sonsuz Yaradan’ımız bu haldeyken bilinmek istedi ve kendi kendine muhabbet etti. Bu muhabbetlerinden bir “Nur” hasıl oldu. Bu “Nur”a “Muhammet” ismini koydu. Peygamber Efendimiz’in aslı ve özü bu “Nur”dur. Bu “Nur” Allah aşkıdır. Allah, tüm varlıkları ve insanı, isim ve sıfatlarının niteliklerini seyretmek için, kendi kendisine olan aşkının nurundan yaratıp, seven ve sevilen arasında kendini sunmuştur.

Böylece, ilk tecelli eden esması “Aşk”, daha sonra tecelli edeni ise “Nur” olmuştur. Rabbimiz, ilk insan olan Âdem’i yaratırken, onun toprakla suyun karışımından ibaret olan balçık bedenine kendi ruhundan üfleyerek, dirilik ve hayat vermiştir. Bu üflemeyle tüm isim ve sıfatlarını ilk insana yüklemiş oldu. Dolayısıyla Yaradan’ımızın tüm isim ve sıfatları bizim ruhumuzda da mevcuttur, ancak tecelli ettiğinde görülür. İnsan, doğuştan mevcut olan yeteneklerine bu şekilde sahip olmuştur. İnsandaki bu gizli hazinenin ortaya çıkması için ilk önce aşkın tecelli etmesi gerekir. Aşkla gönülde bir nur hasıl olur ve o nurdan, Rabb’imizin diğer sıfatları ortaya çıkar. Hak da, ışık gibi varlıklarda kendi kendine görünmez, sıfatlarıyla görünür. Âşıklar, O’nun sıfatlarını tanır ve Hakk’ı görür.

FARUK.DİLAVER4 FARUK.DİLAVER3

Bu konuyu biraz açarsak?
Varlıkları sadece ışık varken görebiliriz. Karanlıkta göremeyiz. Çevremizdeki varlıklar üzerinde renk olarak gördüğümüz, ışıktır. Bunun gibi, varlıklarda gördüğümüz, her sıfatta görünen “Nur” olan Hakk’ın varlığıdır. Âşıkların gözü bunu öyle görür, öyle anlar. Her bir rengin ışıktan ayrı ve bağımsız olduğunu düşünmek bir yanlış olur. Bu renkler ışık sayesinde vardır. Işıksız mevcut olamazlar. Renklerin çok oluşu, ışığın tek oluşunu bozmaz. Varlıkların da çok oluşu Hakk’ın tekliğini değiştirmez. O çokluktaki tekliktir.

Onun için mi âşık olduğumuzda renkler bize daha net ve parlak görünür?
Evet, gerçekte âşıkların gördüğü, görünen ve görünmeyen yönüyle Hakk’ın varlığıdır.

Şems “Bilen için kadın ‘nefes’, bilmeyen için ‘nefs’tir” der.
Aşkın kaynağının anlaşılması için nefesin iyi idrak edilmesi gerekir. Eğer insanı örnek alacak olursak, insanın nefesinin o kişiyle aynı olup olmadığını araştırmamız gerekir. İnsanın nefesi, kendisi değildir. İnsanın kendisi kendisidir, nefesi de nefesidir. Başka bir ifadeyle, nefessiz insan, cesettir. İnsansız nefes ise havadır. O halde nefes, o insanın hem kendisidir hem de kendisi değildir. Bu örnekteki gibi, Hakk’ın nefesi de Hak’la hem aynıdır hem de değildir. Sonuçta Yaradan ile O’nun kelimesi olan bir varlık arasında ne kesin bir ayrılık ne de kesin bir aynılık vardır. Ama âşıklar, kelimelerde Hakk’ı seyreder, varlıklarına Hak diye bakarlar. İşte Yüce Yaradan apaçık ortadadır. Işığın apaçık ortada olup, görünmediği gibi.

Seven, sevdiğini o kadar çok benimser ki, onun gibi davranıp, onun gibi yaşayarak kendini, sevdiği sanır. Nefsinden ve kendinden geçerek, sevdiğini kendinde, kendini de sevdiğinde bulur.

Aşkın olgunluğuna nasıl ulaşılır?
Her varlıkta sevgiliyi sevmeyen, aşkın olgunluğuna erişmiş sayılmaz. Aşk gönül işidir. Gönlü temiz olanlar aşkın gerçeğini yaşarlar. İnsanlar, ruhsal boyuttaki gerçek aşka, ancak beşeriyetten soyutlanarak katılabilir. Önce lezzet, acı, neşe, keder hissedilir. Fakat âşık, beşeriyetten soyunup birlik deryasına dalarsa, ne acı ne keder ne korku ne de ümitsizlik kalır. Aşkın birliğinde, beşeri olan, beşeriyet olmayanda yok olur. Aşk, sevgili yönünden âşığa aynalık etmek, âşık yönünden ise isim ve sıfatlarını görebilmesi için sevgiliye ayna olmaktır. Aşkın kaynağı, âşığı kendine doğru çeker, bırakır. Buna “cezbe” denir. O anda çekilen, tamamen çekenin sıfatlarını yansıtarak, onunla görür, onunla duyar, onunla duyar, onunla dokunur. Böylece ruhsal aşka erişilmiş olur.

FARUK.DİLAVER5 FARUK.DİLAVER6

Ya aşkın bedeli?
Aşkın bedeli, karşılaşılan çeşitli deneme ve imtihanlardır. Aşkı hasret besler, çile güçlendirir. İnsanın kendi gönlünden haber alması, aşk sayesinde gerçekleşir. İçe doğuşların yolu, yine aşkla açılır. Aşk, uzağı yakın eder. Aşk, insanı birlik sırlarıyla avlar. Nefsin tuzaklarından kurtarır. Sevgilinin yüzünde şekilsiz ve niteliksiz tecelliler gösterir. Canlara, mana güzelliğinden lezzetler sunar. Nefsin esaretinden kurtarıp, vuslat şarabı ikram eder. Âşık, gözünün gördüğüne değil, sevdiğinin söylediğine şüphesiz inanmalıdır. İradesini, sevgilinin iradesinde yok ederek, onun uydusu olmalıdır. Aşk, bir uydu sistemidir. Uzaydaki tüm uydular aşkın cazibesiyle dönüyor. Büyük aşk üstadı Mevlana bu sırrı keşfederek, gönül güneşinin etrafında bir uydu olup dönmüştür.

Ve gerçek aşk?
Seven ile sevilen arasındaki bu aşk, gerçek aşk boyutuna ulaşmış olup, sevilenin de sevene hayran kalarak âşık olmasına neden olur. İşte bu noktada seven de sevilen de “birbirlerine” (bir, birine) âşık olmuştur. Aralarındaki aşk, kusursuz bir aşktır. Kusursuz olan, tek varlığın sıfatıdır. Seven “ve”, O”nu aralarında bularak, “ve O ve” sırrına ermiştir. O, kusursuzdur. O, aşktır. O gerçektir. Bu noktada, “Biz, o aşkın çocuklarıyız!” diyor Mevlana. Ey aşkı dileyen! Âşıklar sohbetine katıl, orada sakinin sunduğu aşk şarabından, dudaksız içmeye bak. O şarap ne baş ağrıtır ne de mide bulandırır. İçeni sarhoş edip, mest eder. Durma, canlarını mest eden o aşk şarabından kana kana içip, aklında sarhoş olarak, gönlünde uyan!

FARUK.DİLAVER9 FARUK.DİLAVER8

Aşkın Gerçeği / Yazar: Faruk Dilaver / Destek Yayınevi / Genel Yayın Yönetmeni: Ertürk Akşun / Editör: Devrim Yalkut / Kapak Tasarım: İlknur Muştu / 1. Baskı Ekim 2012 / 200 Sayfa

Faruk Dilaver;  1946 yılında Samsun’un Vezirköprü ilçesinde doğmuştur. İlkokulu Vezirköprü’de, ortaokulu Tokat’ta, liseyi Ordu’da bitirmiş, yüksek tahsilini, Eskişehir İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi’nde tamamlamıştır. Ayrıca Almanya ve İngiltere’de Bilgisayar eğitimleri almıştır. Bilgisayarın Türkiye’ye girmesinde ve yerleşmesinde büyük hizmetleri olmuş ve bu alanda çok sayıda uzman yetiştirmiştir. Hava Kuvvetleri ve NATO’da uzun yıllar çalıştıktan sonra, Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı bir vakıf kuruluşunda Teknik Müdürlük yapmıştır. Bu görevinden kendi isteği ile ayrılarak bilgisayar sektöründe dört şirketin kurulmasında öncülük etmiş ve yönetim kurulu başkanlığı yapmıştır. Otuz yıl süren bu iş ve ticaret hayatını tamamlayarak Yunus Emre Kültür ve Yardımlaşma Derneği’ni kurmuş ve bundan sonraki hayatını Yunus Emre’nin fikrini, kültürünü araştırma ve yayma çalışmalarına adamıştır. Bu çalışmalarına paralel olarak çok sayıda eser üretmiş, bu eserlerinden iki tanesi İngilizce’ye çevrilmiştir. Halen, ülkemizde ve yurt dışında Yunus Emre’nin sevgi, kardeşlik, barış fikirleri doğrultusunda seminer ve konferanslar vermektedir. Faruk Dilaver, evli ve iki çocuk babasıdır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.