‘Her romancı esasta sadece bir roman yazar.’

 

Fatih Atila 1993 yılındaki Sivas Katliamı’nı  konu alan “Ölücanlar” romanını 10 yıl sonra tekrar yayımladı. Zaman, insanların otellerde yakıldıkları bir zamandı. Kalplere beton döküldü, dökülüyor. Bu kadar önemli bir konu üzerine yazılmış bir kitabın bu kadar ilgisizlikle karşılanması ne kötü! Bunca zaman raflarda olmaması da ayrı… Fatih Atila’ya romanını yeniden sorduk. ( Söyleşi Yazarı Tarhan Gürhan’ın kendi eseriyle ilgili söyleşisi de okuryazar.tv de yayınlanmıştı…

Tarihe tanıklık etmeyi sürdürdüğünüz bu süre boyunca, geçen yıllara bakınca neler değişti?
“Değişmeyen tek şey değişimin bizatihi kendisidir” gibi eskiden kullandığımız bir önerme vardı .Bu hâlâ geçerli. Yaşam, teknoloji, sınıflar, zümreler, politikalar değişse bile değişmeyen tek şey… Ülkemizin jeopolitik önemi. Türklerin karakteri. Bu ülkeyle ilgili planlar azalmıyor artıyor, giren para azalmıyor artıyor, güç odakları tarafından satın alınan TV, gazete, STK sayısı artıyor dolayısıyla insan sayısı da. Napolleon Bonaparte demiş ki; “Eğer bütün dünya tek bir imparatorluk olsaydı, başkent İstanbul olurdu”. Bir söz daha “Ülkelerinin kaderlerini coğrafyaları belirler”.Asya’nın steplerinden Batı’nın karnına gireceksin ve en güzel önemli yerleri 1000 yıldır, şöyle ya da böyle elinde tutacaksın… Sonra da huzur arayacak, mutluluk dileyeceksin… Yok böyle bir durum.

Madımak’tan sonra soru sormak ne kadar zor. Size bırakayım, ne sorulabilir!?
Çok şey sorulabilir… İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Yahudi Soykırımı’yla ilgili binlerce öykü-roman yazılmıştır. Bir o kadar film çekilmiştir. Sivas katliamı da bizim en çarpıcı, etkileyici hikayemiz. Tipik, kitlesel bir Marquez “Kırmızı Pazartesi”cinayeti. Cinayetin olacağını, kimlerin tasarladığını, yaptığını, planladığını herkes bilir ama, cinayet yine de gerçekleşir. Bu konu üzerinde düşünmeye ve sormaya, yazmaya devam etmeliyiz … Hikaye tarih öncesine taşınmadı hâlâ…

fatih_atilla_1 fatih_atilla_2

Bu süre boyunca romana müdahale ettiniz mi? Bu yangının külünde neler buldunuz?
Dört roman ve bir öykü kitabı yazdım. Kitaplarımı yayınladıktan sonra tekrar hiç dönmedim onlara, yayınevi ve editörün isteği üzerine okuyabiliyorum ancak . Ölü Canlar da öyle oldu bir iki küçük değişiklik dışında kendini korudu. Bu yangın ne yazık ki hiçbir zaman tam olarak sönmeyecek, zamansız, zamandışı yani… Güneşin yanması gibi. Dolayısıyla tam olarak küllenmeyecek. Çünkü aşağılık, haince planlanmış, affedilmeyecek bir olay. Ve kıyıma uğrayanlar inanılmaz derecede… Küçük çocuklar kadar masum… Bu hikaye unutulursa insanlık biter.

Yanılmıyorsam doğrudan Madımak Oteli’nde yaşananlar için yazılmış ilk kitap. Bu romanın temel izleri ne? Neyin izini sürüyor?
Romanlarımda temel olarak özgün bir izlek belirlerim ve konunun içine girerek anlatımlarım. Bu roman anlayışımla ilgili. Romanı evrensel kılan şey büyük ölçüde “tema’dır. Dil, kurgu, tipler yıpranabilir ama, tema değişmiyor sanatta. Yunan trajedileri, Sheakespeare’in oyunları niçin güncelliğini koruyor? Çok basit ve temel bir dramatik yapısının olmasından. İlk romanım Akdenizin Kıyısı’nda bir fabrika romanıdır. Direnen işçileri kapitalistleri anlatır. Alaturka Rapsodi Türk aydınlanmasını ve solunu ve Dargeçit ise Doğu Anadolu’yu anlatır… Yani konuları da özgündür. Ölü Canlar bu katliamı birkaç  roman kahramanının  yüreklerinde nasıl hissettiğiyle ilgili. Yangında ölen Hollandalı genç kızın nişanlısı İngiliz William, anlatıcı şair ve avukat Yücel… Bir yürek burgusu. Doğal olarak birçok izlek, insani durum, sosyal hadiseler, Doğu-Batı sorunsalı iç içe.

Ölücanlar’ı “yazmasaydınız çıldıracaktınız”, bu belli. Yazdınız, neler oldu?
Ülkemize yönelik derin komplolar daha da teknik hâle geldi. Tasarım olarak rafineleşti. O kadar. Onun dışında huzur arıyorsanız Yeni Zelanda’ya gideceksiniz ya da izleyeceksiniz ya da savaşacaksınız hatta bazen yanacaksınız.

Ölücanlar’ın “bir sanat yapıtı olarak” şahdamarı nedir?
Romanda tema önemlidir esas olarak, söylemiştim. Ölü Canlar tasarlanmış bir toplu katliamın… Acının ve vahşetin hikayesidir. Ben sadece bütün dosyaları anlatılan ve yazılanları okudum ve tekrar tasarlayarak yazdım. Bir de tabii sıradışı göndermeleri olduğunu sezdim.

Eleştirmenler yıllar içinde romanınızı kavrayabildiler mi?
2003’te epey ilgi gördü, önemli birkaç yazı yazıldı hakkında. Ben Sivas’ta değildim. Ama olayın vahametini kavradım. Olayları yaşayan bir çok yazar hikayenin büyüklüğünü  göremedi. Tabii rahatsız olanlar oldu. Postmodern romanlar yazmak varken bu da nereden çıkı diye düşündüler sanırım. Gerçekler acıtır insanı, yüzleşme için cesaret ister. Aradan 10 yıl geçti ve gençlik acı gerçeklere meydan okudu… Küreselleşme ve postmodernizm çöplüğe gönderildi.

Sosyal adalet duygumuza ne oldu?
Bu duygu hakça üretim ve bölüşümün olduğu, vicdanın yaşayabildiği  mutlu toplumlarda görülebilir. Bizde, metropollerde sosyal kıyım var. Yüzlerce yıldır Anadolu’da varolan adalet duygusu, dayanışma  da giderek azalıyor tabii.

İnsanların fikirlerini değiştirebileceğinize inanıyor musunuz?
Elbette… Ancak akıllı ve onlarla iletişim kurmayı bilmek gerekiyor.Fethi Naci’nin kitap isimlerinden hareketle söyleyelim…”Gücünü Yitiren Edebiyat” ortamında“İnsan Tükenmez”…

Gogol, Fatih Atila ve Ölücanlar üçgeni bize en çok neyi anlatıyor?
Bir yazar yazısında bu ismin, Gogol’un Ölü Canları’ndan daha çok benim romanıma yakıştığını söylemişti. Bu doğru olabilir bence de. Bizde daha fazla anlam kazandı bu. Çağrışımları daha çok. Gogol’a gelince Dostoyevsky’nin sözü bilinir. “Biz hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık!”der. Edebiyatta zirve Ruslardır, genelde Ruslar’ı, özelde Gogol’u çok severim. Onun eserlerindeki taşra havası, küçük insanları, atmosferindeki hafif karanlığını, zekasınının hayranıyım.

Ölü Canlar üzerinden yazarlığınızı konuşsak biraz?
İlk kitabımı ’84 de yazdım. Aralıklarla ve gördüğüm ilgiyle bağlantılı olarak 4 roman yazdım. Sanat zengin çoçuklarının işidir, bilinir. Hem ilgi görürsünüz hem de ekonomik sıkıntı çekmezsiniz ne yazık ki bizde bunlar yoktu. Yalnızım, içe kapanık biriyim, az roman yazdım… Edebiyat çevrelerinden uzak kaldım özel olarak. Ne yaptığımı biliyorum. Daha çok ilgi görseydim 10 roman fazla yazardım rahatlıkla. Ama bunun da önemi yok… Her romancı esasta sadece bir roman yazar. Bunu da bütün romancılar bilir. Bu açıdan mutsuz değilim. Ama bu ülke ve harcanan insanları için acı çekiyorum.

Son olarak söylemek istediğiniz neler var?
Son sözleri sevmem. İnsanlardan, sevdiklerimden ayrılırken vedalaşmayı sevmem. Bu tür şeyler hüzünlendirir beni. Hüzün insanın elini kolunu bağlar.

fatih_atilla_5 fatih_atilla_3_2

Ölü Canlar / Yazar: Fatih Atila / Roman / Cumhuriyet Kitapları / Yayın Yönetmeni: Zeynep Atayman / 3. Baskı Temmuz 2013 / 152 Sayfa

Fatih Atilla; Uşak Karahallı doğumlu… Babasının görevi gereği Anadolu’nun birçok kendini gezdi. 1974’te Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümü’ne girdi. 1984’te ODTÜ Felsefe Bölümü’ne girdi. 1989’da mezun oldu. 1987 yılında, 80 öncesi grev ve direnişlerine tanık olduğu Mersin / Çimso Çimento Fabrikası işçilerini konu alan ilk romanı ‘Akdenizin Kıyısında’yı yazdı. Bu romanını, eleştirmen Fethi Naci ‘Nicedir beklediğim romanın habercisi’ diye niteledi ve değerlendirmelerini topladığı ‘Yüzyılın Yüz Romanı’ adlı kitabına aldı. 1998’de ‘Alaturka Rapsodi’, 2003’te ‘Ölü Canlar’ kitaplarını yayınladı. ‘Ölü Canlar’ romanı, Cumhuriyet Kitapları tarafından Sivas Katliamının 20. Yılı anısına yeniden yayınlandı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.