‘Konstantinopolis,  Konstantiniye ve İstanbul’

 

Tarih Profesörü Feridun M. Emecen, İstanbul’un Fethi ile ilgili çekilen, Türkiye Sinemasının en büyük prodüksiyonlarından biri ‘Fetih 1453’ filminin de tarih danışmanı. İstanbul’un fethi ile ilgili yaptığı çalışmalar bu son kitapta ilk kez yayınlanan belgelerle ve akıcı bir anlatımla ele alınmış.

‘Fetih 1453’ filmi, tarihsel gerçekliklere tümüyle uygun olarak mı çekildi, yoksa hayal unsuru hikâyeler de ana hikâyeye eklendi mi?
Film şüphesiz bir belgesel değil, burada tarihi zeminin kaynaklarda anlatılanlara uygun olmasına çalışıldı; filmin tabiatı gereği fantastik unsurlar tabii ki her benzeri çalışmada olduğu gibi bunda da var. Birkaç hikâye birden anlatılıyor. Ben mümkün olduğunca tarihi şahsiyetlerin tarihi kimliklerinin bozulmamasına gayret ettim.

Bu filmin tasarlanma ve çekilme sürecinde sizden nasıl yararlanıldı?
Senaryo aşamasında metni belki on defa okudum, ama çekimlerde tabii ki bulunmadım, bu benim de işim değil. Ayrıca filmin bu anlamda başka danışmanları olduğunu da unutmayalım.

Sizce nasıl bir film oldu? Önerileriniz yerini buldu mu?
Bu soruya 30.01.2012 tarihi itibarıyla, yani filmi tam olarak seyretmediğim için cevap vermem mümkün değil, ben de şu an için bilemiyorum. Onu film vizyona çıktıktan sonra göreceğiz.

İstanbul’un fethi denince ilk akla gelenlerden biri ‘gemilerin bir gecede Haliç’ten yürütülmesi’ … Bu olay nasıl gerçekleşti?
Olay hem Osmanlı/Türk kaynakları hem de Bizans, Latin kaynakları temelli olarak bütün döneminde yazılmış eserlerinde geçiyor, bu hadise hakkında şüphe duymak tamamen yersiz. Önemli olan bir gecede mi geçirildi konusu. Kitabımda da geniş şekilde bunun hazırlıklarının çok önceden yapıldığını bir gecede değil, uzun bir hazırlık sonrası gerçekleştirildiğini gösterdim. Üstelik güzergâhı konusunda da bazı yeni tespitlerimi orada açıkladım.

Fatih’in yalnızca 21 yaşında olması ilginç bir kahramanlık öyküsü… Bu o zamanda dünyada da konuşulan bir konu oldu mu?
Fatih’in çok genç yaşında böyle bir işi başarması döneminde çok yankı buldu. Bütün İslam dünyasında şaşkınlık ve sevinçle karşılandı. Batı dünyasında tam tersi bir hava hakim oldu. Aslında başlangıçta genç ve tecrübesiz bir sultanın böylesine büyük bir işin altından kalkması hiç beklenmiyordu. Bunda şüphe yok ki Batı’daki yetersiz ilginin de rolü var. Bizans çok zayıflamıştı ve müttefiki Batı güçlerince de yalnız bırakılmıştı. İstanbul Türklerin eline geçince de Batı’da büyük bir telaş hakim oldu. Oluşan bu korku ve endişe havası, uzun yıllar  boyunca türlü şekillerde zihinlerde yer etti.

Bu kitap, filmin gündeme gelmesiyle mi yazıldı yoksa projenin farklı bir geçmişi mi var?
Kitabın filmle bir alakası yok. Benim çalışmalarımı bilenler uzun yıllardır bu konuda çeşitli araştırmalar yapıp bunları yayımladığımdan zaten haberdardırlar. Kitabın ilk taslak şekli 2003’de Fethin 550. Yılı münasebetiyle yayımlanmıştı. Aradan geçen zaman zarfında bunu daha da geliştirme imkânı buldum.

İstanbul’un fethi hadisesini neden yeniden ele almak istediniz “İstanbul’un Fethi Olayı ve Meseleleri” kitabınızla bu kitabınız arasında nasıl bir fark var?
Bu konu epeyidir özellikle Batı’da romanvari kitaplarla ki bazıları Türkçeye de tercüme edilmiştir, sık sık gündeme getirilmektedir. Türkiye’de ise konu hemen hemen yine aynı havada çoğu dönemin kaynak dillerine vakıf olmayan bazıları amatör bir takım kimseler tarafından çoğu yanlış ve indî yorumlarla dolu olmak üzere ele alınmıştı. Fethin tam bir monografisini vermek ve sağlam bir akademik çalışma yapmak gereği ortada idi. Burada tamamen dönemin çağdaş, yani o dönemde kaleme alanmış orijinal kaynaklara dayalı olarak meseleyi derinlemesine incelemeye çalıştım.  Öte yandan demin de belirttiğim gibi bütünüyle yeniden ele alıp dilini de çok akademik olmaktan çıkararak orta bir yol bulmaya çalıştığım, önemli bir bölümünü tamamen yeniden ele aldığım bu kitaba, diğerine neredeyse hiç benzemeyen bir şekle bürünmüş durumdadır.

İstanbul’un önemli ve farklı kılan nedir? Tek sebep coğrafi konumu mu?
İstanbul’u sadece coğrafi konumu değil, ondan da önemli olarak Hıristiyanlık tarihindeki yeri ve İslam dünyasında da nasıl algılanmış olduğu keyfiyeti öne çıkar. Her iki dinin mensupları için bu şehir üzerinde kutsiyet atfedilen bir mutabakat söz konusudur. Hristiyanlar için ilk Hıristiyan imparatorluğun merkezi iken, Müslümanlar için Hz. Peygamberin müjdesine mazhar olmuş bir şehir hüviyetindedir. Bu manevi anlamları gözden uzak tutmamak lazım.

“İstanbul için zamanının bir yazarından kaleme dökülen bu ağıtın hiç şüphesiz sonraki dönemlere yansıyan bir yönü de mevcuttur” diyorsunuz. O zamanın, dönemin insanlarının gözünde İstanbul nasıl bir şehirdi?
Ben bu ağıt konusunu, İstanbul’un düşüşüne duyulan bir tepki olarak yani vaktiyle Latin istilasına karşı Bizans tarafından gelen tepkileri göstermek için not ettim. O dönemin insanları bu şehre büyük bir manevi önem atfediyorlardı.

feridunemecen1 feridunemecen2

Süreçte “fetih” dünya için bir kıyamet olarak mı algılanıyordu?
Fethin Müslümanlar nezdinde, Hz. Peygamberin hadisleriyle oluşan mukaddes bir yanı olduğu açıktır. Ancak söz konusu iki hadiste fetih ile kıyametin kapılarının açılacağı öngörüsü hakimdir. Bunu kitabımda uzun uzadıya dönemin orijinal kaynaklarına dayalı olarak ele aldım. Burada kısaca İstanbul’un Müslümanların eline geçmesiyle bu şehrin kıyamete kadar onların elinde kalacağı tezi öne çıkarılmıştır.

Fetihten sonra neler yaşandı? İstanbul, Osmanlı’yı nasıl karşıladı?
Fetihten sonra İstanbul bir “imparatorluk” merkezi olmayı sürdürdü. Fatih burayı yeniden adeta “dizayn” ettiği devletin merkezi yaptı. Burası bir Türk-İslam şehrine dönüştü. Onlar için İstanbul’un imarı fetihten de önemli bir olaydı. Bugün İstanbul’un sur içi mahallelerine bakarsanız pek çok mahallenin adını Fatih dönemindeki imar hareketinin mimarlarından aldığını görürsünüz.

Osmanlı’nın İstanbul’a olan tutkusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burası her şeyden önce devletlerinin başkenti, dini açıdan özendirilmiş, bir kutsal şehirdi. Ayrıca uzun süredir ikiye ayrılmış durumdaki toprakların birleştiren bir ana merkezdi.

Kuşatma için son hazırlıklar yapıldığı esnada, Bizans içinde ne tür çelişkiler yaşandı?
Bizanslılar dışarıdan yardıma muhtaç oldukları için kiliselerin birleşmesi yani Latin ve Ortodoks kiliselerinin birleşip hıristiyanlığı yeniden tek vücut hale getirmeye çalıştılar. Bu durum çok tepki çekti. Bizanslı din adamlarının çoğu buna karşıydı. Ama Türk tehlikesi karşısında şimdilik böyle bir birleşmenin menfaatleri gereği olduğunu kabul ettiler. Fakat kuşatma sırasında İstanbul’un içinde dini tartışmaların hayli yoğun şekilde sürdüğünü biliyoruz.

Nasıl siyasi gelişmeler vuku buldu? Savaşın başlangıcında ve sürecinde nasıl siyasi gelişmeler yaşandı?
Siyasi gelişmeler olarak özellikle Bizans’ın Batı’dan yardım talepleri öne çıkar. Daha önce bahsettiğim gibi o sırada Bizans için Avrupa’da harekete geçebilecek bir siyasi durum ortada yoktu. Papa çok uğraştı, fakat krallar ve imparator kendi iç meseleleri yüzünden işi ağırdan aldılar. Osmanlı tarafında ise ciddi bir iç siyasi rekabet yaşanıyordu. Fatih ve yanındaki genç ekip, Çandarlı Halil Paşa’ya karşı fethi destekledi. Bu durum kuşatma öncesi Fatih için hayli sıkıntılı bir süreç oldu. Sonunda kararlılığı ile bunları bertaraf etmesini bildi.

Dünya’da fethin yankıları nasıl oldu?
Batı’da büyük bir felaket, Hıristiyanlar için acı veren bir dönem olarak algılandı. Tür tehdidi ve tehlikesi yakından hissedildi, İslam dünyasında ise şüphesiz büyük bir sevinçle karşılandı, fakat Osmanlıların rakibi olan bazı devletlerin hükümdarları bu durumdan endişe duydu. Mesela Memlük sultanı bunların başında gelir. Bu hususta kitabımda hayli detay mevcuttur.

İstanbul’un Türkler tarafından fethi, dünyada hangi önemli değişimleri gerçekleştirdi?
Değişim öyle birden ortaya çıkan bir şey değildir. İstanbul’un fethiyle bir çağ da açılmadı veya kapanmadı. Bunun Osmanlılar için yeni bir siyasi yapı kurmak bakımından büyük bir dönüm noktası olduğu kesindir. Yani Osmanlı tarihi için hakikaten yeni bir çağın başlangıcı olduğu söylenebilir. Batı için ise Türk ilerleyişinin mahiyeti itibarıyla önemi vardır. Osmanlıların Orta Avrupa’ya kadar ulaşan gücünün başlangıcı gibidir. Öte yandan Batı’da yeni bir kültürel hamle (Rönesans) başlattığı tezi ise artık tamamen terk edilmiştir. Batı dünyası için bu olayın yeni siyasi gelişmelere yön vermek bakımından önemi aşikârdır.

Günümüzde çok popüler olan Osmanlı tarihine birden bire gösterilen bu ilgi ve merakın sizce sebebi nedir?
Aslında Osmanlı tarihine olan ilgi hiç kesilmemiştir. Zaman zaman ivme kazandığı açıktır, ama bu daha çok basının yönlendirmesinin de bir sonucudur.  Hele son zamanlarda türlü basın faaliyetleri, açık oturumlar diziler vb. gibi bu ilgiyi desteklemiş gözükür. Bana göre bu çok da tenkit edilecek bir şey değildir. Ama Osmanlı tarihini romanlardan ve dizilerden öğrenmek yanlış olur. Sağlam akademik çalışmaların okumasını tavsiye etmek isterim. Bugün Osmanlı tarihçiliği akademik anlamda ciddi bir ivme kazanmıştır, bunun geniş kesimlere kadar yayılması gerekir. Bunda şüphesiz medya araçlarının devreye girmesinin kolaylaştırıcı, ilgiyi destekleyici rolü olacaktır. Son zamanlarda dünyada gelişen siyasi meseleler, tarihi açıdan ele alındığında Osmanlıların oynadıkları role vurgu yapılmakta olması ilgiyi desteklemiş gözükür.  Avrupa ve dolaylı olarak Dünya tarihi Osmanlı tarihi iyi bilinmeden asla anlaşılmaz.

Feridun M. Emecen; 1979’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yeniçağ Tarihi Kürsüsü’nden mezun oldu. 1981’de Yeniçağ Tarihi Kürsüsü’ne asistan olarak girdi. 1985’te XVI. asırda Manisa ve yöresinin sosyal ve iktisadi tarihini aydınlatmaya yönelik doktora tezi kabul edildi. 1987’de Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı’na Yardımcı Doçent olarak atandı. 1989’da Doçent oldu. 1995’te aynı Anabilim Dalı’nda Profesör kadrosuna atandı. Halen İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde görev yapmaktadır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.