‘Seri katil aralıklarla öldürmeye devam eden, yakalanmamak için tedbirli davranan kişidir.’

 

Fikret Topallı, seri katillerin portrelerinin çizildiği ve karanlık hikâyelerinin anlatıldığı üç kapsamlı kitap yazdı. Bu kitaplarda çok bilinen, sinema filmlerine konu olmuş, hakkında biyografiler yazılmış seri katiller olduğu gibi, sadece Fikret Topallı’nın kitaplarında bulabileceğimiz insan figürleri de var. Seri Katil olgusu, son yüzyılın en karanlık ve kafa karıştırıcı durumlarından biri… Bu katillerin sıra dışı cinayet hikâyeleri, yalnız onların yaşamlarını anlatmıyor, içinde bulunduğumuz dünyanın karanlık yanına dair ipuçlarını ele veriyor.

‘En Psikopat Seri Katiller’ seri katillerle ilgili yazdığınız kitapların üçüncüsü… Dünyadaki seri katil profilleri hakkında Türkiye’de çalışma yapan tek araştırmacısınız. Seri katillere ilginiz ve bu konudaki çalışmalarınız nasıl başladı? Polisiye edebiyat, suç kitapları gibi konulara da ilgi duyuyor musunuz?
Seri katillerin eylemleri ve profilleri konularında tek araştırmacı olduğumu zannetmiyorum. Türkiye’de bu konular ile ilgilenen pek çok kişi var. Araştırmalarımı kitaplaştırdığım için böyle görülüyor. Seri katil olgusu polisiye tutkunları için vazgeçilmez bir unsurdur. Polisiye romanlar, filmler, dizilerin önemli bir kısmı seri katil hikâyesi içerir. Art arda işlenen cinayetler senaryoyu akıcı kılar; cinayetlerin işlenme biçimi kadar dedektiflerin katilin kimliğini ortaya çıkarma çalışmaları, ipuçlarını takip etmeleri, katilin yarattığı dehşet kitabın ya da filmin vazgeçilmezleridir. Polisiye meraklıları iyi yazılmış, zekice kurgulanmış senaryolara bayılırlar. İşte benim ilgim de böyle başladı. Çocukluğumdan beri türün takipçisiyim. Uzunca bir süre sadece kitap okudum, filmleri izledim. Sonra bu yapıtlarda devamlı göndermeler yapılan, isimleri geçen gerçek seri katilleri merak etmeye başladım. “Ted Bundy kim? Katil Palyaço John Wayne Gacy de ne ola?” Henüz internet devri başlamamıştı ve bu konularda ulaşabileceğim kaynaklar yok gibiydi. Yurt dışında yaşayan yakınlarımdan konu ile ilgili kitaplar sipariş etmeye başladım. Ve böylelikle somut biçimde ilgim ve araştırmalarım başlamış oldu. İzleyen yıllarda “True Crime/Gerçek Suç” konusunda yazılmış sayısız kitap edindim.

Bildiğim kadarıyla Türkiye’de sadece Phoenix yayınlarından çıkan ‘A’dan Z’ye Seri Katiller Ansiklopedisi’ adlı bir çeviri inceleme ve Metis Siyahbeyaz dizisinden çıkan Sevinç Yavuz’un ‘Kolici-Bir Seri Katilin Öyküsü’ incelemeleri çıktı. Bu kadar dar bir alanda çalışıyor ve üçüncü kitabınızı yayınlıyorsunuz. Kitaplarınıza ilgi nasıl, bu temanın Türkiye’de nasıl bir okuru var?
Dediğiniz gibi bu konuda Türkçe kitap çok az. Zaten benim 2006’da yayınlanan ilk kitabım “Seri Katiller”i yazmamdaki ana sebep bu idi. Benim gibi konu ile ilgilenen polisiye severlere kaynak oluşturmak. 2004’de tamamladım kitabımı, sonra bir süre tereddüt yaşadım “kaç kişi ilgilenir ki?” diye. Ardından kararımı verip İthaki yayınevine gönderdim, dosyama sıra gelip, inceleyip yayınlamaya karar verdiklerinde aradan epeyce zaman geçmişti. Daha ilk kitap yayınlanmadan ben biriktirdiğim notlarımdan ikinciyi yazmaya koyulmuştum bile. “Kimseye ulaşmasa da içimde kalmasın” diye düşünüyordum. Birinci kitap ve 8 ay sonra yayınlanan ikinci kitaba ilgi beklediğimin çok üzerinde oldu; her iki kitap -cep baskılar da dahil- toplam 17 baskı yaptı. Her yaştan insan okuyor. Konuyu senelerdir takip eden deneyimli polisiye okurları kadar çok sayıda genç de kitaplarıma ilgi gösterdiler.

fikret_topalli_yazi fikret_topalli_6

Kaynaklarınız doğal olarak yabancı kitaplar… Bu konularda yapılmış araştırmalar dışında bizzat gazete ve haber taraması da yapıyor musunuz?
Evet, seri katiller ya da diğer suçlar ile ilgili gerçek olayları anlatan çok sayıda kitabım var. Bir dönem dediğiniz gibi haber taraması da yapıyordum, kaynaklar kısıtlı idi.  Ancak özellikle son beş, altı yıldır bu konularda yazılan, yayınlanan haber, makale sayısı o kadar arttı ki, yetişmek imkânsız hale geldi. Şimdi sadece ilgilendiğim konuları takip edebiliyorum.

2006 Haziranında yayınlanan ilk kitap ‘Seri Katiller’de, Eddie Gein gibi, Ted Bundy gibi çok bilinen, filmlere kitaplara konu olmuş seri katiller ağırlıkta idi. Mart 2007 de yayınlanan ‘Seri Katiller 2’ de ise, sizin dikkatimizi çekmek istediğiniz, az bilinen figürler görünmeye başladı. Siz bir seri katil üzerine çalışmaya başladığınızda nasıl bir yol izliyorsunuz? Seri katillerin yaygınlığını da düşünürsek, hangi hikâyeler bir biyografi yazmak için sizi heyecanlandırıyor?
İlk kitabımda ele aldığım seri katiller bu konu ile az ya da çok ilgilenen okurun mutlaka adını duymuş olduğu isimlerdi. Sayısız kitaba, filme ilham veren Ted Bundy, Eddie Gein, Jeffrey Dahmer, John Wayne Gacy, Albert Fish, Sam’in oğlu David Berkowitz, … Bunları bilmeden türü takip etmek büyük eksiklik. Yapılan imalar, göndermeler havada kalmaya mahkûm. Ben bu konudaki açığı bir ölçüde kapatmayı planlıyordum. İkinci kitapta yine bilinen isimlerin arasına çok az bilinenleri de ekledim. Bu da klişelerle bağlı olmamak, farklı örnekleri de sergilemek isteğimdendi. Kitaplarıma konu ettiğim katillerin hikâyelerinin tamamlanmış olmasını tercih ediyorum. Yaşamöyküsü, suçları, yakalanması, yargılanması mutlaka bu konular bilinmeli. Elimizde az ya da çok bilgi bulunmalı. Hikâyenin eksik kalmasından hoşlanmıyorum. Sırf bu yüzden en meşhur canilerden Karındeşen Jack’ı kitaplarıma konu etmedim. Yüzlerce spekülasyona karşın kimliği asla ortaya çıkmadı. Bunun dışında kendime göre ilginç bulduğum, farklı yönleri de bulunan karakterleri ele almaya çalıştım.

Ünlü Amerikan seri katillerinden sonra dünyanın dört bir yanından, Pakistan, Endonezya gibi uzak coğrafyaların hikâyelerine de eğildiniz. Özellikle ikinci kitap bu açıdan çok çarpıcı… Bunca seri katil ‘kahramanı’ bilen biri olarak, ‘Seri Katil’ olgusunun ‘Amerikan’ karakteri hakkında ne söyleyebilirsiniz? Gerçekten de seri katiller, Amerikan rüyasının karanlık yüzü mü?
İlk kitabımda da Amerikalıların yanı sıra Rusya, İngiltere, Almanya, Kolombiya’dan örnekler vardı. İkinci kitabıma dediğiniz gibi daha farklı coğrafyalardan seri katilleri de ekledim. Amerikalıların çoğunlukta olması bu konunun dünyanın her coğrafyasından farklı olarak en fazla bu ülkede irdelenmesi, kullanılması ve pazarlanması sonucudur.


Neden seri katiller deyince Amerika akla gelir? Klasik ifadesiyle ‘Kapitalizmin doğurduğu bir olgu’ olarak mı görmeliyiz, yoksa Amerikan popüler kültürünün bu olguyu yoğun malzeme edilmesiyle ilgili bir durum mu var?
Seri Katiller Amerikan icadı değil elbette. Ancak bu konunun son 40 yıl içinde en çok gündeme geldiği ülke Amerika Birleşik Devletleri. Cinayetlerin tüketim toplumunun kaçınılmaz sonucu olarak TV’ler ve gazetelerde tüm detaylarıyla işlendiği, filmler, diziler, belgeseller ve kitaplar biçimlerinde paket olarak pazarlandığı ve tüketildiği bir toplum. Suç her zaman, her toplumda ilgi çekmiştir, çekecektir. Roma devrinde de böyleydi, Ortaçağ’da da, şimdi de, gelecekte de. Dünyanın neresinde olursa olsun bir katilin peş peşe cinayetler işlemesi büyük bir olaydır, nefret uyandırır, dehşet yaratır, ilgi çeker, takip edilir. Ancak bunu pazarlamayı ve maddi kazanca çevirmeyi en iyi Amerikalılar becerdiği için “Seri Katil” bir Amerikan fenomeni olarak görülüyor. Büyük ölçüde doğru. Ancak seri katillerin birbirlerinin etkisinde kalarak bu kariyeri seçmeleri söz konusu değildir. Nüfusun kalabalık olduğu ülkelerde böylesi caniler her zaman olmuştur, ancak siyasi ya da dinsel olarak içe kapalı toplumlarda bu “günahlar” fazla açık biçimde pazarlanmadığı için dünyanın başka köşelerinde yaşayanların haberi bile olmaz. Haklarında bir iki kısıtlı gazete haberi dışında bilgi bulunmaz.


İkinci kitapta, dünyada çok az bilinen seri katil hikâyeleri var. Endonezya’lı Ahmad Suradji, Güney Kore’li Yoo Young-Cheol ve Hindistan’dan Javed Mughal İqbal… Bu hikâyelerin Amerikan kültürünün –ya da FBI tariflerinin- yarattığı seri katil algısı açısından nasıl değerlendirirsiniz? Ne gibi benzerlikleri ve farklılıkları var?
Yaşadıkları coğrafyaların etkisi ile ortaya çıkan bazı küçük farklılıklar dışında hiçbir önemli fark yok. Özellikle de kişilik boyutunda. Amerikalı “meslektaşları” gibi pek çoğu sosyopat ya da psikopat kişiliğe sahipler, bencillik, kurbanlarını “değersizleştirme” ve eylemlerinden pişmanlık duymama gibi özellikler tüm coğrafyalardaki canilerin ortak özellikleri arasındadır. Tek tek ele alındığında tüm seri katil hikâyelerinde ortak noktalar bulunsa da farklılıkların çeşitliliği çarpıcıdır; Örneğin bahsettiğiniz Endonezyalı Ahmad Suradji yöresinde “Büyücü Hekim” olarak tanınıyor, hastalıkları kendine özgü yöntemlerle iyileştirdiğine inanılıyordu; kendisi de inanmıştı elbette ve bu gücünü arttırmanın yolunun genç kadınları öldürmek olduğunu düşünüyordu. İnsanları hastalıklardan kurtarmak için işlediği cinayetler ortaya çıkana kadar tam 42 kadını öldürmüş ve tarlasına gömmüştü. Benzer bir hezeyan içindeki bir başka Seri katil ise son kitapta ele aldığım Amerikalı Herbert Mullin’dir. Yaklaşmakta olan büyük bir depremi engellemek için kurbanlar verilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu yüzden hiç tereddüt etmeden karşısına çıkan kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk kurbanları katletti. Ama hedefi insanları kurtarmaktı! Kısacası her hikâye bir diğerinden çok farklı olsa da benzer yanlar da içermektedir.

Javed Mughal İqbal, bir İslam ülkesinde çıkan en korkunç seri katil figürü olmasıyla kitabınızda dikkat çekiyor. Yüzden fazla erkek çocuğunu katleden bu seri katilin dünyada yarattığı etkiden bahsedebilir misiniz?
Javed Mughal İqbal’in 1999 yılında karakola giderek teslim olmasıyla detayları ortaya çıkmaya başlayan bu korkunçhikâye öncelikle yoksul Pakistan halkını etkiledi. Yaşananlar dehşet vericiydi, işin içinde homoseksüellik ve çocuklara tecavüz edilmesi de girdiği için şok hem ülkede hem de tüm dünyada, özellikle de İslam coğrafyasında etkili oldu. Yöneticilerin ve zengin kesimin lüks içinde yaşadığı, sokakların ise kimsesiz, sahipsiz çocuklarla dolu olduğu Pakistan ve benzeri ülkelerde halk bazı şeyleri sorgulamaya başladı. Küçük çocukların korunamaması, yoksulların başlarına gelen benzer olayların basın tarafından görmezden gelinmesi, hükümetlerin etkisiz kalmaları sorgulandı uzun süre. Ancak aradan geçen zaman içinde yankılar azalmaya başladı.


İslam dünyasından başka seri katil profilleri ortaya çıktı mı?
İranlı Saeed Hanaei var öne çıkanlar arasında. 2001 yılında yakalanan 39 yaşındaki katilin iki yıl içerisinde en az 16 hayat kadınını boğarak öldürdüğü ortaya çıkmıştı. “Fahişeler gözümde hamamböceği kadar değersizdir” diyen cani, kurbanlarına öldürmeden önce tecavüz ediyordu. Yine İranlı Mohammed Bijeh var; 2004 yılında birkaç ay içinde 18 kişiyi öldürmüştü. Kurbanlarının çoğu erkek çocuklardı ve Bijeh onlara tecavüz etmişti. Daha eski yıllardan İran asıllı Ali Asghar Borujerdi sayılabilir. 1893 doğumlu Borujerdi küçük yaşta ailesi ile Irak’a taşınmıştı, burada henüz 14 yaşında cinayetler işlemeye başlayan seri katil çoğu Irak’ta 33 genç erkeği tecavüz ederek öldürdü. 1934 yılında son cinayetlerini işlediği İran’da yakalanarak idam edildi.

Irak’tan, Ürdün’den, Mısır’dan pek çok örnek sayılabilir, en son Suudi Arabistan vatandaşı Awdhah geçtiğimiz sene idam edildi, katilin hizmetçi olarak işe alma bahanesi ile görüşmeye aldığı Asyalı genç kadınlara tecavüz ettikten sonra öldürdüğü ortaya çıkmıştı.

Medyada ilan edildikleri gibi, seri katillerin çoğunluğu, seksüel saplantıları olan ya da homoseksüel eğilimli midir? Eşcinsellere yönelik nefret söyleminin de bir parçası olmuştur bu… Neler söyleyebilirsiniz?
Hayır, böyle bir genelleme hatalıdır, en azından birinci kısım için. Bütün suçlular içerisinde homoseksüellerin oranı ne kadarsa seri katiller arasında da aynıdır. Seri katillerin önemli bir kısmının cinsel saplantılarının olması ise kaçınılmazdır. Seksüel güdüleri yüksek olan her insan sapık, tecavüzcü ya da katil olmaz elbette. Ancak aşırı seksüel güdülerini tatmin edemeyince şiddete başvuran ve sonuçta cinayet işleyen seri katillerin sayısı bir hayli fazladır.

Kadın düşmanlığı ve saplantılı cinsel arzularla dolu ‘erkek’ figürleri… Neden seri katillerin hemen hemen hepsi erkek?
Kadınlar suça yatkın değiller. Dünya istatistiklerine göre suç işleyen kadınların oranı, suç işleyen erkeklerin yaklaşık dokuzda biri kadar. Üstelik bu oran her türlü suç için geçerli; hırsızlık ve fahişelik hesaba alınmadığında bu oran çok daha küçülüyor. Bu yüzden tüm seri katiller arasında kadınların oranı çok küçük bir yüzdedir.

Belki bu noktada seri katillerin benzer özelliklerinden konuşmak gerekebilir. Çoğunluğunun erkek olması, kadın düşmanlığı… Başka ne gibi ortak özellikleri var?
Seri katillerin tek ortak özelliği peş peşe cinayet işlemeleri ve “yakalanmama” içgüdüsüne sahip olmalarıdır. Bunun dışındaki bütün karakter, davranış, metot, yaşam tarzı, cinsel tercih, cinayet işleme nedenleri gibi özellikleri değişkendir. Pek çok açıdan birbirine benzeyen seri katiller vardır ancak genelleme yapamayız. Kadınları sadece cinsel obje olarak görenlerin yanı sıra bariz biçimde kadınlardan nefret edenler de vardır, kadınları çok sevenler de, hiçbir teması bulunmayanlar da. Bu yüzden bu bir ortak özellik olamaz. Çok kötü çocukluk geçiren, türlü işkencelere, istismarlara maruz kalanların yanı sıra son derece normal çocukluk geçirenler de vardır.  Pek çoğu sosyopat, anti-sosyal kişiliklere sahiptir, ama hepsi değil. Sosyal açıdan hiçbir sorun yaşamayan, insan ilişkileri –en azından görünürde- son derece normal olan seri katiller de vardır.  Bu yüzden seri katiller hakkında üretilen klişelere her zaman şüphe ile bakmak lazımdır.

aileen_wuornos aileen_wuornos_2

FBI profiline uyan tek kadın seri katil olan Aileen Wuornos’un hikâyesini biraz anlatabilir misiniz?
Aileen Wuornos gerçekten de konunun önemli bir figürü. Tarih boyunca tanıdığımız kadın seri katillerin büyük bölümü maddi kazançlar için cinayet işliyorlardı. Mary Ann Cotton, Belle Gunness örneklerinde görüldüğü üzere, sigortadan para almak, mirasa konmak gibi planlar sonucunda yakınlarını çoğunlukla aynı yöntemi kullanarak, yani zehirleyerek öldüren kişilerdi. Oysa Wuornos farklı. Sorunlu bir çocukluk geçiriyor, çok erken yaşta cinsellikle tanışıyor, kısa sürede uyuşturucu ve içkiye alışıyor, yaşamını fahişelik yaparak kazanmaya çalışıyor, batakhanelerde, kuytu barlarda, motel odalarında erkeklerden dayak yiyor, tecavüze uğruyor, sömürülüyor. İçinde neredeyse kaçınılmaz biçimde bir erkek düşmanlığı gelişiyor. İlk kurbanı kendisine dayak atarak tecavüz eden bir adamdı. Sonraki cinayetleri de bu nefretin dışavurumu olmaya devam edecekti. Ailesinden ve yaşamına giren erkeklerden göremediği sevgiyi bu dönemde tanıştığı genç bir kadında arayan Aileen Wuornos yine hayal kırıklığına uğrayacaktı. Hüzünlü bir hikâyesi var. 2003 yılında Aileen rolünde Charlize Theron’a Oscar kazandıran “Monster – Canavar” filmi hikâyeyi gerçeğe oldukça yakın biçimde anlatmıştı.

Son kitap, ‘En Psikopat Seri Katiller’ Belle Gunness’in hikâyesi ile açılıyor. Onu ‘Öncü Kadın Seri Katil’ diye anıyorsunuz. Belle’nin hikâyesinde ve diğer kadın seri katillerin hikâyesinde feminist bir dürtüden söz edilebilir mi? Kurbanları üzerinden ‘erkek dünya’ ile mi hesaplaşıyorlar?
Belle Gunness modern çağ kadın seri katilleri arasında erken örneklerden birisi. Acımasızlığı, kararlılığı, ince hesapları ve planları ile öne çıkıyor. Ancak erkeklere özel bir garezi yok, gözünü bürüyen para hırsı yüzünden öz çocuklarını bile yok edebilen birisi idi. Gunness’in amacı yolunacak kazlar bulmaktı; bunu da erkeklerin çeşitli zaaflarından ve saflıklarından yararlanarak gerçekleştirdi.

Klasik anlamda seri katil sayılabilirler mi bilmiyorum ama benim üç kitapta en çok etkilendiğim hikâye, “Yalnız Kalpler” Katilleri; Raymond Fernandez ve Martha Beck. Bir kadının kurban adayı iken eşe dönüşmesi, ardından da birlikte başka kadın kurbanlar tavlayıp onları birlikte öldürmeleri çok garip ve irkiltici… Bu insanlardan biraz söz edebilir miyiz, onların hikâyesi nasıl bir hikâye?
Evet, haklısınız benim de en çok etkilendiğim hikâyelerden birisi. “Yalnız Kalpler Katilleri” olarak tanınan Martha Beck ve Raymond Fernandez çiftinin birliktelikleri bir hayli ilginç. Martha Beck oldukça kilolu bir dul kadın, hayatı boyunca gerçek aşkı ve mutluluğu aramış, iki küçük çocuğu var, kısa süren başarısız bir evliliğin ardından artık umudunu yitirmek üzere ve gazete ilanları ile tanışacağı bir adamla evlenmeyi planlıyor, Raymond Fernandez ise bu ilanlar sayesinde tanıştığı varlıklı kadınlardan para sızdırma peşindeki bir dolandırıcı. Sonuçta ikisi bir araya geldiğinde Martha kurban olacağına bir biçimde Raymond’un suç ortağına dönüşüyor. Bu defa ikili olarak kurbanların peşine düşüyorlar ve “Yalnız Kalpler” konseptinin romantik yanına hiç uymayan korkunç cinayetler işliyorlar. Daha önce benzeri pek görülmemiş bir seri katil hikâyesi. İkilinin yakalanışları ve yargılanmaları ABD’de çok ses getirmiş, hikâyeleri pek çok kitap ve filme esin kaynağı olmuştu.

raymond_fernandez_martha_beck_2 fikret_topalli_7

İşin terminolojisine eğilmişken, ‘Seri Katil’ deyince ne anlamalıyız? Her birden fazla cinayet işleyen katil, seri katil midir?
İşin aslı “seri katil” Türkçe’ye uygun, doğru bir tanımlama değil.1980’lerde kitap çevirmenleri tarafından İngilizce’den, “serial killer=seri katil” biçiminde doğrudan aktarılmış. Ülkemizde ilk defa duyulan bu kavramın üzerinde fazla düşünülmemiş. Serial sözcüğü İngilizce’de “art arda, birbirini izleyen” eylemler için kullanılırken Türkçe’de Seri “hızlı, eline çabuk” anlamlarını taşıyor. Ama artık yapacak fazla bir şey yok, böyle alışıldı, yerleşti ve böyle kullanmaya devam ediyoruz. “Art arda cinayetler işleyen katil” kullanımda pek pratik değil çünkü.

En basit tarifi ile Seri Katil tabiri, nedeni ne olursa olsun eylemini tek bir cinayet ile sınırlandırmayan, yakalanana ya da vazgeçene dek can almaya devam eden katiller için kullanılır. Suçun nedeni her şey olabilir: ihtiras, maddi kazanç, nefret, öfke, seks, her çeşit psikolojik bozukluklar… Ama birden fazla insan öldüren herkes seri katil değildir. Örneğin teröristler tamamıyla ayrı kategoride kabul edilirler. Ya da tek seferde gerçekleştirdiği bir eylemle onlarca insanı öldürenler de seri katil sayılmazlar, örneğin bir okulu basarak otomatik silahıyla çocukları katleden ya da patlattığı bomba ile alışveriş merkezinde insanları öldüren kişi “mass murderer/toplu katliamcı”dır. Seri katil belirli aralıklarla öldürmeye devam eden, cinayet yöntemi hep aynı kalabildiği gibi değişikler de gösterebilen, büyük çoğunluğu yakalanmamak için az ya da çok tedbirli davranan kişidir.

Artık Türkiye’de de seri katil figürlerinden bahsetmek mümkün… İlk kez gündeme düşen hikâye, Sevinç Yavuz’un da kitabında konu ettiği ‘Kolici’ lakaplı Orhan Aksoy. “Artvin canavarı” Adnan Çolak, Yavuz Yapıcıoğlu, Hamdi Kayapınar ve sadece mobilyacıları öldüren Seyit Ahmet Demirci… ‘Çivici Katil’ Süleyman Aktaş. Neden hiçbir Türkün hikâyesine eğilmediniz? Türkiye’de ortaya çıkan seri katillerin biyografilerini de yazmayı düşünür müsünüz?
Türk katilleri de kitaplarıma konu etmeyi başlangıçta düşünmüştüm,  araştırmaya başladığımda erişilebilecek çok kısıtlı bilgi vardı; erteleyerek sonra daha detaylı bir başka incelemenin konusu olarak ele almayı planladım. Birbirinden farklı, hem üzücü hem ürkütücü hikâyeleri var. Saydığınız isimlere ek olarak zamanında suçları ile toplumu hayli rahatsız etmiş ancak aradan geçen zaman içinde arşivlerde kalmış,  unutulmuş birkaç isme daha rastladım; bir başka projede bu az bilinen, unutulmuş canileri de ekleyerek Türkiye dosyasını ele almayı planlıyorum.

Sinemadaki seri katil içerikli filmler de ilgi alanınızda mı?
Yanıt: Evet, sinemaya uyarlanmış seri katil filmleri de ilgimi çekiyor. Her defasında Jonathan Demme’nin meşhur “Kuzuların Sessizliği”, Alfred Hitchcock’un “Psycho”su ya da Brett Ratner’in “Red Dragon/Kızıl Ejder”i  kadar başarılı olan filmlere denk gelmek zor. Ancak yine de ilgi ile izliyorum.

fikret_topalli_5 fikret_topalli_6

Amerikan Sinemasının seri katil hikâyelerine duyduğu ilgi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Son derece normal karşılıyorum. Sinemacılar ve TV yapımcılarının popüler konulara el atmaları beklenen bir şey. Ortaya eli yüzü düzgün yapıtlar çıkınca beğeni ile izleyenlerdenim zira. Ancak çoğu kez belgesel gibi değil,  bir hayli abartılı ele alınıyor bu konu; tabi ki film işinde bu biraz kaçınılmaz. Ya katil, ya dedektif normalde olmadığı biçimde “kahraman” haline sokuluyor. Normal yaşantıda bu kadar “hatasız” katiller ya da “süper” dedektifler yok. Beş dakikada DNA analizi ise imkânsız!

Muhafazakâr düşünce, bu tür filmlerin özendirici olduğunu vaaz ediyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Medyada ve sanatta seri katil olgusunu işleyen yaratıcılar nasıl bir duruş sergilemeli?
Katılmıyorum. Bir filmde cinayet sahneleri gördüğü için katil olmaya karar veren insanda zaten başka sorunlar vardır. Filmler uç noktadaki marjinallerin fikirleri etkilenmesin diye yasaklanamaz. Ben kişisel olarak (çocuk istismarını teşvik eden yapımlar haricinde) her türlü yasağa karşıyım. Seri katiller ya da başka bir konuda proje üreten yapımcılar veya senaristlerin kendi yaratıcılıklarından başka bir duruş sergilemelerini öneremem. Ortaya çıkan yapıt iyi olur, kötü olur, başarılı ya da başarısız olur, buna izleyici karar verir. Mesajını beğenmiyorsa ilgi göstermez.

Bu üç kitabın dışında, siz hangi konularda çalışmalar yaptığınızı merak ediyordum ki, “Baba, Dışarıda Bir Melek Var” adlı yeni bir kitabınız yayınlandı. Bu nasıl bir kitap?
Türkiye’den ve Dünya’dan gizemli şehir efsanelerini inceledim, çeşitli örnekleri kitabıma aldım. Devam eden başka çalışmalarım da mevcut.”Baba, Dışarıda Bir Melek Var” kitabımda “kesinlikle gerçek” olarak anlatılmalarına karşın hiçbirinin gerçekleşmiş olduğuna dair bir verinin var olmadığı hikâyeler yer alıyor. “Urban Legends/ Şehir Efsaneleri” denmesinin nedeni de bu. Anlatırken “Bir arkadaşımın arkadaşının başına gelmiş” gibi anlatılır ama asla kaynağa ulaşılamaz. Her konuda olabilir şehir efsaneleri; önemli bir kısmı güldürmek veya şaşırtmak amacıyla anlatılan komik,  tiksindirici, şok edici ya da seksle ilgili hikâyelerdir. Eskiden kulaktan kulağa anlatılan, arkadaş toplantılarında, işyerlerinde ofis toplantılarında yayılan, nadiren gazetelerde yer alan, daha sonra iletişimdeki ilerlemeler sayesinde önce e-postalar ve ardından da sosyal paylaşım siteleri sayesinde kitlelerle buluşan şehir efsaneleri. Bazıları neredeyse tüm dünyada yayılır, birçoğu ise sadece anlatıldığı bölgede kalır.  Ben bu kitabımda hem Dünyadan hem Türkiye’den biraz daha gizemli, ürkütücü olanları ele aldım.

Seri Katiller dizisi devam edecek mi?
Yukarıda söylediğim gibi Türk seri katiller ile ilgili süregelen çalışmalarım var, dünyadan seri katiller dizisine devam edip etmemeye henüz karar vermedim.

Size en çok hangi katili seviyorsunuz diye sormayacağım elbette :) Şöyle sorayım. Bu 35 seri katil hikâyesinden birini başrole çekip geniş bir kitap yazsanız hangi hikâyeyi seçersiniz?
Karar vermek gerçekten çok zor. Ama birini tercih etmek gerekirse son kitabımda yer alan “Ruhr Avcısı” Joachim Kroll’u yazardım, hatta becerebilsem filme çekerdim. Zira Kroll’un yaşam öyküsünde konunun bütün klişeleri mevcut: yoksul çocukluk, evden kaçma, suçla erken tanışma, seksüel sadizm, yamyamlık, toplumsal dehşet… Vb.

Son olarak sormak istediğim şu; seri katil olgusuna bakarken, modern dünyanın kendisini sorgulaması gereken konular nedir? Kendi adaletini kurmak isteyen, ölçüsüzce bencil ve dehşet verici bir biçimde öldürme isteğiyle dolu bu insanlar için kimi suçlamalıyız?
Seri katiller tek bir ortak nedenle cinayet işleselerdi suçlanacak kişi ya da kurumu tespit etmek kolaylaşırdı. Ama o kadar farklı nedenleri var ki… Mesela evlatlarının ileri derecedeki şizofrenisini “devlete ağır yük oluyor” diye yatış yasaklanan Devlet Hastanesinde tedavi ettiremeyen,  pahalı özel kliniklere de güçleri yetmeyen Herbert Mullin’in ailesi ve onu mahkûm eden Jürinin, dönemin California Valisi Ronald Reagan’ı suçlaması gibi. Suçlama yerindeydi, hatta Reagan bile bunu kabullenecekti. Ancak seri katiller çok farklı nedenlerle suç işliyorlar. Her birinde suçlu bireyin kendisi kadar duruma göre ailesi, öğretmenleri, arkadaşları, sevgilileri, yalnızlığı, adalet sistemi, sağlık sistemi, ekonomi, tüm devlet yöneticileri de suçlanabilir.

fikret_topalli_1 fikret_topalli_9

Seri Katiller / Yazar: Fikret Topallı / İnceleme / İthaki Yayınları / Yayına Hazırlayan: A. Ömer Türkeş / Yayın Koordinatörü: Füsun Taş / Sanat Yönetmeni: İbrahim Çeşmecioğlu / Sayfa Düzeni ve Baskıya Hazırlık: Yeşim Ercan / 1. Baskı Haziran 2006 / 400 Sayfa

Seri Katiller 2 / Yazar: Fikret Topallı / İnceleme / İthaki Yayınları / Yayın Koordinatörü: Füsun Taş / Sanat Yönetmeni: Murat Özgül / 1. Baskı Mart 2007 / 416 Sayfa

En Psikopat Seri Katiller / Yazar: Fikret Topallı / İnceleme / İthaki Yayınları / Yayına Hazırlayan:Özlem Akalan / Kapak Tasarımı: Şükrü Karakoç / Sayfa Düzeni ve Baskıya Hazırlık: Ahmet Çevik / 1. Baskı Ekim 2013 / 216 Sayfa

Fikret Topallı; 1964 yılında Giresun doğumlu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olduktan sonra uzun yıllar Ankara’da serbest çevirmenlik yaptı. Çeşitli kitap çevirileri yayınlanmıştır. 2001 yılından bu yana Bursa’da yaşıyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.