“Müzik dünyası, ‘sanat dünyasından’ ‘gösteri dünyasına’ doğru hızlı bir değişim yaşadı.”

 

Filiz Ali’nin Müzikli Geziler kitabı, 1982-2010 yılları arasında yazdığı yazılarından bir derleme. Bu müzik yazıları, bir gezi kitabı kurgusuna dönüşmüş ve Filiz Ali’nin bakışıyla ülkelere, kentlere ve oralardaki müzik etkinlikleri yoluyla o toprakların müziğine bir yolculuk yaptırıyor bize. Müzikli Geziler gerçek bir canlı arşiv niteliğinde. Besteciler, yorumcular, eserler, salonlar, etkinlikler hakkında çok şeyin anlatıldığı kitap, kentlere, kent yaşamına dair ilginç ve önemli ayrıntılara da yer veriyor. Filiz Ali’nin fotoğraf koleksiyonuyla görsel bir şölene dönüşen bu yazılar, haritalardan silinip gitmiş ülkeleri ve oralardaki sanat ortamını hatırlatırken, bugün artık yaşamayan sanatçıları da selamlıyor.

Geçmiş yıllardaki yazılarınıza baktığınızda, o dönemden bugüne, hem yapılan müzik etkinlikleri, hem de klasik müziğe yaklaşım anlamında nasıl bir gelişim gözlemliyorsunuz?
1982’den bugüne hem dünya değişti hem ben değiştim. Müzik dünyası bu zaman zarfında hem yurtdışında hem de yurtiçinde “sanat dünyasından” “gösteri dünyasına” doğru hızlı bir değişim yaşadı. Örneğin Alfred Brendel tarzındaki piyanistlerin yerini Lang Lang gibi piyanistler aldı. Yani iç dünyanın yerini dışdünya kapladı. Opera sanatçıları görünüşlerine daha çok önem vermeye başladılar. Kilo verdiler, konserlerinde dünyaca ünlü modacıların gösterişli kostümlerini giymeye özen gösterdiler. Erkekler saç modellerini değiştirip, tişört ve blucin giyerek seksi pozlar verdiler, parlak dergilerin kapaklarında boy gösterdiler. Çağdaş, güncel besteciler, ya kolay anlaşılır, kulakta kalıcı, kimseyi rahatsız etmeyen eserler vermeye yöneldiler ya da tam tersi izleyiciyi ve dinleyiciyi şoke edecek, şaşırtacak performans denemelerine giriştiler. Sözünü ettiğim akımların dışında kalmaya kararlı sanatçılar belki büyük resmin içinde yer almıyorlar gerçi ama samimiyetle sanatı ön planda tutan müzisyenler de az değil ve onların değeri mutlaka er veya geç anlaşılacak.

filizali1 filizali2

Müzik yazarlığına Doğan Hızlan’ın ısrarıyla başlamışsınız. Ve Cumhuriyet gazetesinde on yıl süren müzik yazarlığı, müzik sayfası idareciliği… Bu yazılar için çok fazla seyahat yapmışsınız ve o yılları çok güzel anıyorsunuz. Cumhuriyet’te, o yıllarda müzik yazmak nasıldı, nasıl bir müzik sayfası kotarıyordunuz?
Cumhuriyet gazetesi Kültür Servisi önce Doğan Hızlan, sonra da rahmetli Aydın Emeç ve Celal Üster tarafından yönetilen, genç ve heyecanlı kültür / sanat muhabirleriyle fokur fokur kaynayan, enerji üreten bir servisti o yıllarda. Sanat dünyamızın da hareketli olduğu yıllardı bu yıllar. İKSV’nin İstanbul müzik, sinema, tiyatro festivalleri, yabancı ülkelerin kültür merkezlerinin kültür alışverişi çerçevesinde ülkemize önemli sanatçıları ve toplulukları getirmesi bu hareketliliği sağlıyordu. TRT İstanbul Radyosu müzik yapımcılarımdan arkadaşım rahmetli Üstün Duruel, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın AKM’de verdiği bütün konserleri radyo için kaydederdi. Gazetede her hafta İDSO’nun konserleri hakkında ikimizin yazıları çıkardı. Ben resitaller, oda müziği konserleri ve genel olarak müzik üzerine yazılar da yazardım. Ayrıca haftanın konserleri hakkında bilgi ve haberler de yer alırdı sayfamızda. 1989’da yeni açılan Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun genel sanat yönetmeni olduğumda buradaki konserleri de yazmaya başlamıştım. Yurtdışındaki festivallere, konferans ve seminerlere çoğu zaman davetli olarak gidiyordum. Yol masraflarımı bazen gazete bazen de davet eden taraf karşılardı. Örneğin Münih Opera Festivalleri’ne İstanbul’da tanıştığım Münih Operası Basın ve Halkla İlişkiler müdürü tarafından davet edilmiş ve temsilleri kral locasından izlemiştim.

Günlük bir gazetede –ağırlıkla– klasik müzik hakkında yazılar yayımlanması, bir sayfası olması, bugün bakınca hayal gibi… Cumhuriyet yazılarını Nadir Nadi’nin klasik müzik aşkına mı borçluyduk?
Kesinlikle. Gazetenin başyazarı ve sahibi olan Nadir Nadi”nin klasik müzik aşkı olmasaydı benim haftada bir müzik yazısından, haftada bir müzik sayfasına doğru bir ivme kazanmam söz konusu bile olamazdı. Ne var ki Aydın Emeç’in hakkını yemeyeyim. Aydın Bey de geniş bir sanat kültürüne sahip, müziği seven ve anlayan bir kültür adamıydı. Hasan Cemal de bizim bu lüksümüze izin vermişti sağ olsun.

Cumhuriyet’ten sonra yeni saygın gazetelere, Esquire, Marie-Clarie, Vizyon gibi popüler formatlı dergilere yazdınız. Bugün de Milliyet Sanat… Bugünkü medyada dilediğiniz içerikte yazabiliyor musunuz, yoksa daha popüler yazılar mı bekliyor okurlar, editörler?
Basınımızda uzun zamandır gerçek anlamda sanat eleştirisi yapıldığını söylemek güç. Bugün sanat eseri, ister müzik, ister edebiyat, ister resim, ister tiyatro veya sinema olsun bir ürün olarak ele alınıyor. O ürünün tanıtımı yapılıyor, neden o ürünü almamız gerektiği vurgulanıyor, bir de o ürünü sunan kişi ve kişilerin popüler olmasına önem veriliyor. “Eleştiri” sözcüğü dilimize ne yazık ki olumsuzluğu çağrıştıran bir sözcük olarak yerleşti. Oysa “kritik” daha farklı anlamlar taşıyor. Benim gönlüm ve kalemim “kritik” sözcüğünün hakkını veren yazılar yazmayı yeğliyor.

filizali3 filizali4

Müzik yazarlığı yaptınız uzunca süre. Önceki kitaplarınız ve kitaplaşmış müzik yazılarınızdan bahseder misiniz?
Müzikli Geziler kitabından epey önce yayınlanmış olan iki kitabım var: 1987’de Cem Yayınevi tarafından yayımlanan Müzik ve Müziğimizin Sorunları ile yine aynı yayınevi tarafından 1994’te yayımlanan Dünyadan ve Türkiye’den Müzisyen Portreleri. Bu kitapları şimdi ancak sahaflarda bulabilirsiniz. Oysa içindeki yazıların çoğu müzik tarihimize ışık tutacak yazılardır. Ayrıca Sevda ve Cenap And Vakfı için hazırladığım besteci Cemal Reşit Rey ve piyanist Ferhunde Erkin biyografilerini de unutmayalım. Ayrıca 2002 yılında İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan özgün adı “Elektronik Müziğin Öncüsü / Bülent Arel” olan biyografi, Bülent Arel hakkında Türkçe yayımlanmış tek kaynaktır.

Kendi adıma klasik müzik konusunda bilmediğim birçok besteci ve eser sahibi hakkında bilgi edindiğim bir kitap oldu Müzikli Geziler. Türkiye’de klasik müzik anlamında yapılan çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizde akademik anlamda bilimsel müzikoloji alanında inceleme ve araştırmalarıyla ciddiye alabileceğimiz, yurtiçinde ve yurtdışında yayın yapmış üç isim sayabiliriz: Mahmut Ragıp Kösemihal, Cevat Memduh Altar ve Gültekin Oransay. Her üç değerli bilimadamı da çoktan Allah’ın rahmetine kavuştu. Konservatuarlarımızda müzikoloji eğitimi uzun yıllar ihmal edildi. Yurtdışına müzikoloji ve etno-müzikoloji disiplinlerini öğrenmeye öğrenci gönderilmedi. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından kurulan YÖK’le Konservatuvarlar çeşitli üniversitelerin bünyeleri içine alındı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne bağlanan İstanbul Devlet Konservatuvarı başta olmak üzere birkaç üniversitede müzikoloji bölümü kuruldu. Ne var ki bu bölümlerde ders verecek yeterli kalifiye öğretim görevlisi henüz yetişmemiş olduğundan sıkıntı yaşandı. Üniversiteler yayın yapmayınca bu boşluğu uzun süre amatör müziksever yazarlar doldurdu. Son 20 yılda yetişen az sayıda genç müzikoloğun çalışmaları sanırım bu boşluğu yakın zamanda dolduracaktır.

Katıldığınız onlarca festival ve gösteriden hâlâ hatırladığınızda sizi en çok etkileyen konser hangisidir?
O kadar çok ki. Belki Berlin Devlet Operası’nda seyrettiğim Johann Adolf Hasse’nin Solimano yani Kanuni Sultan Süleyman operası beni en çok etkileyenlerden biridir diyebilirim.

Hem klasik müziğe gönül vermiş biri hem de bir eğitmen olarak, Türkiye’de bu alanda yetişmek isteyen genç nesil için sizce ne kadar erken bir eğitim süreci gerekli?
Erken yaşta, yani en geç beş yaşında müzik eğitimine bir şekilde başlamak bütün çocuklar için çok önemli. Müzik eğitimi derken ille de bir enstrüman çalmayı öğrenmekten bahsetmiyorum. Çocukların toplu halde vurmalı çalgılarla, yürüyerek, zıplayarak, ellerini çırparak ritim duygusunu geliştirmeleri, yine toplu halde basit şarkıları söylemeyi öğrenmeleri yeterlidir. Orff sistemiyle bu tür eğitim zaten yarım yüzyıldan fazla zamandır dünyanın çeşitli ülkelerinde uygulanıyor. Çocuk dokuz on yaşına geldiğinde yeteneğinin, isteklerinin ve meraklarının derecesine göre bu işi meslek olarak seçip seçmeyeceği zaten belli olur. İşte bu noktada ciddi müzik eğitiminin başlaması gerekir. Müzik eğitimiyle paralel olarak akademik eğitimin de devamı, özellikle yabancı dil eğitimi hiç ihmal edilmemeli bu arada.

filizali5 filizali6

Belki sonu gelmeyecek bir tartışma konusudur ama Türkiye’de okullardaki müzik eğtimi hakkında neler düşünüyorsunuz? Yurtdışında tıpkı fen bilimleri-sosyal bilimler gibi müzik bilgisi de çok büyük bir öneme sahip, enstrüman eğitimi konusunda okullarda daha çok destek var. Sizce ülkemizde bu anlamda eğitim durumu için nasıl bir yol izlenmeli?
Yukarıda belirttiğim gibi her çocuğun küçük yaştan başlayarak müzikle tanışması ve eğitilmesi en doğal hakkıdır. Müzik eğitimi çocukların sosyalleşmelerini, birbirlerini dinlemeyi öğrenmelerini, bedenleri ile beyinleri arasında uyumu sağlar. Biliyorsunuz antik çağlarda çocukların temel eğitimi matematik, müzik, beden eğitimi ve güzel konuşmadan ibaretti. Türkiye’de böyle bir eğitim henüz ufukta görünmüyor ama Güher&Süher Pekinel’in projelerinden biri tam bu noktaya çare bulmak üzere çalışmaları sürdürmekte.

Biraz AIMA (Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi) hakkında sizden bilgi almak isteriz. 2008 senesinde 10. senesini deviren akademiyle ilgili önümüzdeki dönem çalışmalarınız hakkında bizleri bilgilendirebilir misiniz?
2008’de AIMA’nın 10. yılını kutladık. Ardından hemen ikinci 10 yılımızın projelerini gerçekleştirme çalışmalarına başladık. Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’ni Geliştirme ve Destekleme Derneği’ni kurduk. 2010’da Ayvalık Kültür ve Sanat Vakfı kuruldu. 2003 yılında Nejat. F. Eczacıbaşı Vakfı’na Avukat Haluk Barutçuoğlu tarafından AIMA’nın kullanımı koşuluyla bağışlanan üç katlı ev, 2011 yılında Ayvalık Kültür ve Sanat Vakfı’na intikal ettirildi. 2012 yılında başlattığımız AIMA Bestecilik Yarışması’yla genç bestecilerin yaratıcılığına katkıda bulunmaya karar verdik. AIMA Akademik Şenlik Müziği Beste Yarışması için son başvuru tarihi 4 Mayıs 2012. Bilgi için www.ayvalikmusic.com adresine başvurulabilir. Yarışmayı kazanan eserler AIMA masterclass’larına katılan öğretmenler ve öğrencileri tarafından yorumlanacak.

Akademinin sponsorluk konusunda sıkıntıları olduğunu okumuştum basında, şu anki durum nedir?
2011 yılında Sayın Suzan Sabancı Dinçer AIMA’ya şahsen ana sponsor olarak destek oldu. Bizim için büyük bir mutluluk olan bu destek vakfımıza ait olan binanın yıllık bakı, onarım ve personel giderlerini karşılayacak. Vakfımızın ileriye dönük festival projesini hayata geçirmek ve AIMA masterclass projelerini devam ettirebilmek için destek arayışlarımıza devam etmekteyiz.

Müzikli Geziler’i okurken bir anlamda bizler de gittiğiniz ülkelerde eski dönemi gözlemliyoruz. Müziğin en çok yakıştığı, sizdeki etkisi en yoğun olan ülke-şehir hangisidir?
Viyana, Berlin, Milano ve Londra Avrupa’nın en müzikli kentleridir bana göre. Bu kentlerin her köşesinde müzik tarihinin anılarına rastlayabilirsiniz.

14 Aralık 1988 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Leyla Gencer’le Milano” yazınızda Leyla Gencer’le yakın ilişkinizi kıskanmamak elde değil. Yazıya yansımayan, o güne dair aklınızda kalanları bizimle paylaşabilir misiniz?
Leyla Hanım, gerçek anlamda bir prima donna idi. Mesafeli görünmekle birlikte bizim eski geleneksel kültürümüzün özelliklerinden biri olan anaç kişiliğini hemen ele verirdi. Bana Milano’da da annelik yapmıştı. Önce “Hiç vaktim yok” der, iki dakika sonra telefon edip, “hemen öğle yemeğine bize geliyorsun” diye ısrar eder. Yine “Vaktim yok” der sonra da beni saatlerce Milano Scala opera binasının sahne arkasında, dekor, kostüm, peruk, ayakkabı atölyelerinde gezdirir, orkestra şefleri, rejisörler ve sanatçılarla tanıştırır. Scala’da kapıcıdan direktöre kadar herkes Leyla Hanım’a tapar, ona müthiş hürmet ederler. Leyla Gencer bugüne kadar hiçbir politikacı veya diplomatın yeterince yapamadığını yapmış, Türkiye’ye ve Türk adına sonsuz saygı duyulmasını sağlamıştır.

filizali7 filizali-anasayfa

Türkiye’de müzik ve sponsorluk konusundaki düşünceleriniz nelerdir?
O kadar geniş bir konu ki bu. Müziğimizin sorunları hakkında yazdığım yazıların sayısını unuttum. Asıl temel mesele olan küçük yaşta başlayan yaygın müzik eğitimi tüm çocuklara sunulmadıkça sorun çözülemez. Devlet, mahalli idareler ve özel destekçilerin her şeyden önce eğitim meselesine el atmaları gerekir. Taşıma suyla orkestralar kurmak, o suyun kaynağını beslemeden eldeki sermayeden yemek demektir. Olumlu yaklaşım örneğin Güler Sabancı’nın Atatürk Kültür Merkezi’nin onarımına destek olması demektir. AKM kapanınca sokakta kalan İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’na, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne Süreyya Operası binasını, Caddebostan Kültür Merkezi’ni, Fulya Kültür Merkezi’ni açan Kadıköy ve Beşiktaş belediyelerinin desteği demektir. Eğer başka belediyeler de böyle hizmet veriyorlarsa onları da kutlamak gerekir. Müzik eğitimini destekleyen TEV gibi vakıflar doğru yoldadır. Sosyal sorumluluk demek gösteriş yapmak demek değildir kısaca.

Müzikli Geziler’de gezdiğiniz ülkelerdeki kültür merkezlerini bizlerle paylaşıyorsunuz. İstanbul ve müzik hakkında yazsaydınız, neler üzerinde dururdunuz? İstanbul’un Filiz Ali’nin kulağındaki müziği, nasıl bir müzik?
İstanbul’un müzik hayatı üzerine yazmaya devam ediyorum zaten. İstanbul ülkenin tüm renklerini içinde toplayan, içinde eriten bir mega kent. Daha geçen cumartesi sevgili Rabia Çapa’nın Maçka Sanat Galerisi’nde rahmetli Mengü Ertel’in doğum gününü kutladık. Mengü’nün oğlu biliyorsunuz Baba Zula topluluğunu kuranlardan biri olan Murat Ertel. Baba Zula’nın küçük darbukacısı daha 12 yaşında bir virtüöz. İsterseniz İstanbul’da cazın en iyisini, senfonik müziğin iyisini, operanın çok iyisini de ortasını da, çağdaş / güncel müziğin en ileri denemelerini, her tür popüler müziğin âlâsını veya tam tersini bulabilirsiniz. Arabeskinden türkü bar müziğine, rock’tan techno’ya, dünya müziğinden Türkçe tangolara, en otantik fasıl müziğinden rembetikoya kadar aklınıza gelebilecek tüm müzik türlerine ulaşılabilen bir kent İstanbul.

Müzik kitaplarınız ve yazılarınız bir yana, okurların gözünde Filiz Hiç Üzülmesin’in yeri bambaşka. Tabii babanız Sabahattin Ali’nin büyük hatırası, onun önemli bir aydın ve yazar oluşu bunu belirliyor. Bu önemli kitabın yeni bir baskısı yapıldı. Bu kitabı ve “babanızı” başka bir söyleşide konuşmayı çok isteriz. Son soru bu olsun: Babanızın dileği, bugün size ne hissettiriyor?
En zor soru da bu. Ben ömrüm boyunca babama layık olmaya çalıştım ve çalışıyorum.

Müzikli Geziler / Yazar: Filiz Ali / Yapı Kredi Yayınları / 1. Baskı Ocak 2012 / 240 Sayfa

Prof. Filiz Ali; 1937 İstanbul doğumlu piyanist ve müzikbilimcidir. Gazeteci-yazar Sabahattin Ali’nin kızıdır. Ankara Devlet Konservatuarı piyano bölümünü bitirdi. 1989-92 yılları arasında Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun genel sanat yönetmenliğini yapan TRT için 1962-1995 yılları arasında müzik programları yaptı ve Cumhuriyet, Hürriyet, Yeni Yüzyıl ve Radikal gazeteleri için müzik eleştirmenliği yaptı. İstanbul’da Mimar Sinan Üniversitesi’nin 1990-2005 yılları arasındaki Müzikoloji Bölümü’nün başkanıydı ve aynı zamanda Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin kurucu ve 1998′den beri direktörüdür. Mimar Sinan Üniversitesi’nden emekli oldu. Artık Sabancı Üniversitesi’nde haftada bir gün “müziğin baş eserleri” isimli dersi veriyor. Zamanının büyük bölümünü Ayvalık’taki akademiye ayırıyor. Bir yandan da Milliyet Gazetesi’nde müzik yazıları yazıyor. Balkan Müzik Forumu’nun bir üyesidir, Uluslararası Müzik Konseyi ve Avrupa Müzik Konseyi’nin temsilcisidir.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.