“Ben çocuklar için yazmıyorum, çocukların da okuyabileceği bir dünya kurmaya çalışıyorum…”

 

“Bana göre çocuk oyunu oynayan, çocuğa oynadığını; çocuk kitabı yazan çocuğa yazdığını düşünürse başarılı olamaz. Kadına oynamak, erkeğe oynamak, yazmak gibi şeyler de saçma! Birey bireydir.” diyen Görkem Yeltan, “Haliç’ten Bulutlar Geçerken” isimli son kitabıyla okurlarıyla buluştu.Oyunculuğu ve yazarlığı dışında savaş karşıtı eylemlerde karşımıza çıkan Görkem Yeltan ile, oyunculuğu, yazarlığı ve çocukların dünyasına dair gözlemlerini konuştuk…

Sizi oyunculuk yaparken tanıdık sevdik, her zaman hoş mizacınızla yetişkinlerin olduğu kadar çocukların da dünyasını fethettiniz. Oyunculuktan yazarlığa uzanan serüveninizi anlatır mısınız ?
Her ikisi de yapmak istediğim, yapabildiğim için de çok mutlu olduğum işler. Konservatuar öncesi Edebiyat Fakültesinde olduğum dönemde, yazdıklarımı toparlamaya başlamıştım. Oyunculukla birlikte tanıştığım çocuk oyunlarındaki bakış tarzı beni rahatsız etmeye başladıkça, yazdıklarımın çocuk karakterlerle kurulduğunu, o dünyaya yöneldiğini fark etmeye başladım. Böylelikle her ikisi de benim için vazgeçilmez  iki alan olmaya başladı.

Neden çocukları tercih ettiniz yazı için ?
Biraz yanlışlıkları görmem, biraz beni bu dünyanın içine çekmesi, biraz da tesadüfen o dünyaya dalmam diyebiliriz sanıyorum. Çocukları tercih etmekten çok, o dünyanın güzelliği beni içinde tuttu demek daha doğru olacak.

Çocukların dünyasına girebilmenin sırları neler sizce ?
Ben çocuklar için yazmıyorum. Çocukların da okuyabileceği bir dünya kurmaya çalışıyorum. Bir hayal dünyasını ve uydurulanları onlarla da paylaşmak istiyorum. Genel anlamda düşünecek olursak çocuk dünyası her zaman zor,  güzel ve hoş bir dünyadır. Ben çocuk dünyasından çok şey öğreniyorum.

Masalların unutulduğu hatta çocukların masal kavramını neredeyse bilmeden büyüdüğü bir zamanda, çocuklara anlatacaklarınızı düşünürken  hayal gücünüz sizi zorluyor mu ?
Masalların unutulduğunu düşünmüyorum. Günümüze aktarılan ve hala yaşayan bir çok masal var. Bunlar bazen kitap bazen animasyon bazen de başka biçimlerle çıkıyor karşımıza. Bizim topraklarımızdaki masalların unutulmaya başladığını düşünürsek, bu doğrudur. Çocuk Filmleri yapılmayan, animasyon üretemeyen bir toplumda dönüşümü sağlayamadığımız muhakkak. Buradan çıkanlar her anlamda desteklenmekten yoksun  olduklarından kendi kendilerine yaşamaya çalışıyorlar.  Bir gün dolaşıma çıkmayı bekliyorlar.

Siz çocuk oyunları da oynadınız. Çocuk tiyatrosunun bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Dünyada sahnelenen çocuk oyunları, bestelenen çocuk şarkıları, yazılan hikayeler, üretilen kitaplar diğerlerinden başka bir mantıkla, örneğin basit algılarda geçiştirilen işler değiller. İşe doğru yerden bakıldığında hedeflenen yerlere varılabiliyor. Yalçın Akyıldız ile üzerinde çalışıp hazırladığımız müzikal projesini biz bu anlamda kurguladık her aşamasında. Hazırladığımız müzikal, yetişkinlerin çocukları ile izleyebileceği bir müzikal. Her yaş grubunun keyifle izleyeceği cinsten. Bu işin batıdaki örnekleri olarak Aslan Kral ile Güzel ve Çirkin’i sayabilirim. Bizden olan bir hikayeyi, dünyaya sunabileceğimiz inancındayız. Bu tip çalışmaların çoğalmasını arzu ediyoruz.

Çocuklar için hazırlanan tiyatro oyunları içerik ve sunum açısından sizce yeterli mi ?
Bizdekiler değil ne yazık ki. Öte yandan Tiyatro Bereze gibi doğru mantıkla yola çıkan topluluklar da var. Daha çok desteklenmeleri, bu anlamda teşviklerin artması gerek.

Ülkemizde çocuk sineması diye bir sektör yok ne yazık ki, sizce bu açık nasıl giderilir, ya da çocuklar yeterince önemsenmiyor mu?
Aklıma gelen ilk soru; sinema sektörü var mı sorusu olacak elbette. Bunu bir kenara bırakırsak; çocuğa bakıştaki yanlışlıkla bütünleşen yanlışlıklarımız sürüp gidiyor. Bir ülkede, özellikle de biz söz konusu isek, nasıl olur da çocuk filmleri olmaz, anlamak mümkün değil. Elbette çocuk önemsenmiyor, elbette çocuğa bakışta çok ciddi sorunlarımız var. Film işi de bunun bir yansıması. Dünyada çocuk filmleri festivallerinin bilmem kaçıncıları düzenlenirken bizden her sene düzenli olarak o festivallere yollayacak, bizi temsil edecek filmler bile çıkamıyor. Çok üzücü tabii ki.

Bir çocuk filmi senaryosu yazıp yönetmeyi düşündünüz mü hiç ?
Yönetmeyi düşünmedim. Belki çok ileride gönlüme düşebilir yönetmenlik işi ama şu an böyle bir isteğim yok.  Senaryo işi ise şöyle: Ben zaten senaryo yazarlığı yapıyorum. Çocuk hikayelerime de senaryo düşler gibi başlıyorum. Bir gün film olmalarını, animasyona dönüşmelerini umut ederek… Ama çekilemeyeceğini bildiğim için sadece kitaba uygun yazmayı tercih ediyorum şimdilik.

Çocuk oyunları oynamak mı, onlara kitap yazmak mı daha kolay ?
Bana göre çocuk oyunu oynayan, çocuğa oynadığını; çocuk kitabı yazan çocuğa yazdığını düşünürse başarılı olamaz. Kadına oynamak, erkeğe oynamak, yazmak gibi şeyler de saçma! Birey bireydir. Elbette hedeflenenler vardır ama bu düşünce biçimi üreteni hiç mi hiç ilgilendirmemeli bence. Zorluk meselesine gelince her işin başka başka zorlukları oluyor. Yazmanın da oynamanın da.

Sinema, tv ve tiyatro dünyasından pek çok hayranınız var. Bunlara birde çocuk okurlar eklendi. Hangisi sizin için daha değerli, ya da farkı nedir diye sorsam? Ne hissediyorsunuz?
Hayran kelimesi çok  büyük bir kelime. Bazı işlerimi sevenlerin, beğenenlerin olması bana umut veriyor, beni destekliyor elbette. Devam etmek için kendimde daha fazla güç buluyorum ve mutlu oluyorum.

Çocuk okurlarınızla bir araya geliyor musunuz hiç ?
Atölyelerde. O günün hikayesini birlikte uydurmak üzerine atölye çalışmaları yapıyoruz. O kadar çok keyif alıyorum ki bu işten… Daha önce hiç duymadığımız bir hikaye uyduruyoruz. Bu bile başlı başına büyülü bir iş bana kalırsa.

IMG_0780 IMG_0781

Çocuklardan nasıl tepkiler alıyorsunuz ?
Çocuklar, gerçekçidir. Sevgi dolu da olabilir, acımasızca eleştirebilir de… Ben çocukları biraz da bu sahicilikleri yüzünden bu kadar çok  seviyorum zaten.

Çocuk kitapları yazarken keşfettiğiniz bir yönünüz ya da duygunuz oldu mu ?
Sorgulamayı, bildiğim şeyi esasında nasıl da bilmediğimi, gerçekçiliği, kendin olmayı, istediğine istiyorum, istemediğine istemiyorum diyebilmeyi, karşılıksız sevmeyi… sayamayacağım kadar çok şey öğreniyorum ben çocuk dünyasından.

“Haliç’ten Bulutlar Geçerken”’de ki Rojin karakteri sizin çocukluğunuzdan izler taşıyor mu? Siz nasıl bir çocuktunuz ? 
Rojin, benden çok farklı biri. Rojin’de de benden izler vardır elbette. En çok ilk kitabımdaki Kırmızı karakterim ve o kitaptaki diğer karakterlerim benim hayatımdan izler taşıyordu. Ben, güzel bir çocukluk yaşadım.

Sizin çocukluğunuzun yazarları kimlerdi ? Kitap okumayı sever miydiniz ?
Hiç değişmeyen üçlüyü sayayım size sırası gelmişken: Pıtırcık,AsteriksKüçük Prens.. Okumayı hep sevdim. İzlemeyi, dinlemeyi, oynamayı, öğrenmeyi, uydurukçuluğu… Ve daha bir çok şeyi.

Çocukların dünyasında sizi en çok etkileyen şey nedir ?
Ne olursa olsun, nereye giderseniz gidin sahici bir yolculuğa çıkıyor olmak sanırım.

Sizi çocukluğunuza ne götürür ? Çocukluğunuzdan aklınızda en çok neler kaldı mesela ?
En çok kokular. Ege’de büyüdüm ben. Zeytin kokusu beni hemen çocukluğuma götürüyor.  Babaannemin çok sevdiği Pereja kolonyası da öyle. Sabunlar… O kadar çok koku var ki… Aklımda kalan çok şey de var. Röportajda sayamayacağım kadar çok. Ölene kadar çocuk kitabı yazabilmeyi diliyorum. O zaman aklımda kalanların büyük bir kısmını kullanabilirim diye düşünüyorum.

Geçtiğimiz Altın Koza Film Festivali’nde “Eylül” filmindeki performansınızla “en iyi kadın oyuncu” ödülünü aldınız. Bekliyor muydunuz bu ödülü ?
Ödül almayı elbette beklemiyorsunuz bir işi yaparken. İşi iyi çıkarmak gibi başka dertleriniz olduğu için, onu düşlemek bile uzak duruyor size galiba. Uzak İhtimal filmi ile en iyi kadını aldığımda ya da senaryo ödülü aldığımızda da beklemiyordum o ödülleri. Ödül alınca çok seviniyor insan, ondan eminim.

Twitter’da “Çok üzülüyorum. İnsancıklar, kendilerinden olmayanları küçümsediklerinde ne kadar zavallı görünüyorlar değil mi?” diye yazmışsınız. Öteki olmak ve linç kültürü milli davranış biçimi oldu neredeyse. Bu hastalıklı düşünce ve davranış biçiminden nasıl kurtulacağız sizce ?
Bir tek milli diye bakmamak gerekir buna. Dünyada savaşlar bu nedenle çıkıyor, barışın önü hep bu duygularla kesiliyor. Farklılıklara saygı bir türlü benimsenemiyor. Bu da beni üzüyor. İnsanlar bu davranış biçiminden hiç kurtulamamışlar ki…  Keşke şu an bir sihirli değnek değse de kurtulsak. Keşke olsa. Ben bu umutla yaşamaya devam edeceğim. Benim gibi düşünen insanların varlığını bildikçe de yaşamak için kendime hoş nedenler bulmaya devam etmiş olacağım.

Görkem Yeltan; 1977 Nazilli doğumlu. 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünden mezun oldu. İlk çocuk kitabı “Kırmızı’nın Mektupları” 2001 yılında basıldı. 2003 yılında “Zebra Zaza”, 2004 yılında “Hımbıl Beyaz”, 2005 yılında “Kaplumbağa ve Eşek” ile “ Define Bahçesi”, 2006 yılında “Kelebek Kız”, 2007 yılında “Yapraklı Pelerin” ile “ Boyalı Hamsi ile Süs Balığı” isimli çocuk kitaplarını yayınladı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.