‘Kadın, tarihte önce kutsandı, sonra aşağılanarak yok sayıldı’

 

Anadolu’da Kadının 6000 yıllık şiirli tarihi bu kitapta… Anadolu, çağlar boyu acılı kadın yaşamlarına tanıklık etti. Şairlerin kıvrak, usta dilleri de katıldı bu tanıklığa… Gülsüm Cengiz, işte bu tanıklıkların izini tam 20 yıl büyük bir titizlikle sürdü ve ortaya bu özel çalışma “Kadınlar İçin Söylenmiştir” çıktı. Gülsüm Cengiz, kadınların yaşamına ışık tutarken; şiirlerin yazıldığı dönemlerde ki toplumsal ilişkilere, değer yargılarına, kadının toplumsal yaşam içinde ki yerine ve  kadın – erkek ilişkilerine mercek tutuyor…

Yazarlık yaşamınızda, geçmişten bugüne kadın konusuna eğildiniz. Bu proje nasıl yöneldiniz?
Kadınların toplumsal yaşamdaki ikincil konumu, kadın yaşamlarının tarihsel süreç içinde geçirdikleri değişimler ve kadının kurtuluşu mücadelesi benim her zaman ilgi duyduğum bir konu oldu. 1980 öncesinde TÖB-DER’de örgütlüyken kadın öğretmenlerin sorunları ve mücadeleye katılımı konusunu yazarak ifade etmiştim. Aynı dönemde İlerici Kadınlar Derneği içindeki çalışmam benim pek çok alandan emekçi kadınla buluşmamı sağladı. Ülkemizdeki kadınların yaşadıkları gerek 80 öncesinde gerek 80 sonrasında yazdığım şiirlere doğrudan yansıdı. Şiirlerimde kadın sorunları, çalışan kadınlar, oğulları öldürülen analar, eşi cezaevindeki kadınlar, mevsimlik işçi kızlar, dokumacı kadınlar, analık durumu vb. konuları işledim. Ayrıca geleneksel kadın rollerinin dışında çalışan, yaşamı paylaşan, toplumsal yaşama çalışarak, üreterek katılan; yaşama izleyici olmak yerine değiştirip dönüştürme uğraşı içindeki kadın karakterlere yer verdim.

‘Kadınlar İçin Söylenmiştir’ projesi nasıl doğdu ve böyle özel bir çalışma çıktı ortaya?
Şiirde kadın yaşamlarının izini sürme fikri ise, 1991’de British Council ile Ege Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği 20. Yüzyılda Kadın İmajları konulu sempozyuma hazırlık sürecinde doğdu. Sempozyumdaki konuşma süresini göz önüne alarak çalışmamı, 1970 sonrasında yazılan şiirlerle sınırlı tuttum. Sempozyuma “20. Yüzyılın Son Çeyreğinde Türkiye Şiirinde Kadın” başlıklı sunumla katıldım. 13. Türkiye İngiliz Edebiyatı Seminer’i 13.4. 1992 – 15.4.1992 tarihlerinde İzmir Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Ülkemiz şairlerinin 1970’den sonra yazdıkları şiirlerdeki kadın temasını araştıran “20. Yüzyılın Son Çeyreğinde Türkiye Şiirinde Kadın” konulu sunumum hem yabancı katılımcılar hem de Türkiye’den çeşitli üniversitelerden gelen bilim insanları tarafından büyük ilgiyle karşılandı. Bu da bana, doğru bir şeyler yaptığım konusunda cesaret verdi. Etkinlikten birkaç ay sonra, Hürriyet Yayınları’nın Cağaloğlu bürosunda çalışan Sennur Sezer ile Adnan Özyalçıner’in yanına uğramıştım. Sohbet sırasında bu çalışmadan söz edince, Sennur Sezer, bunu kitap olarak hazırlamamı önerdi. O gün için cesaret edebileceğim bir iş değildi; ama “kurt” girmişti beynimin içine. Bu düşünceyle, yıllarca bu konuya uyan şiirleri araştırarak bulduklarımı biriktirdim.

GÜLSÜMCENGİZ1 GÜLSÜMCENGİZ3

Peki çalışmanızın kapsamı neydi, neyi amaçlamıştınız?
Bu çalışmanın amacı; insanlık tarihinin başından bu yana Ege’den Mezopotamya’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar yaşadığımız ve kültürel açıdan etkilendiğimiz coğrafyada çeşitli evrimlerden geçmiş kadın yaşamlarına şiirli bir tanıklık sunmak… Bu şiirler aracılığıyla şairlerin (kadın ya da erkek) kadınlara bakışını ortaya koymak; dolayısıyla şiirlerin yazıldığı dönemlerdeki toplumsal ilişkilere, değer yargılarına, kadının toplumsal yaşam içindeki yerine, kadın erkek ilişkilerine ışık tutabilmek… Kadınların yaşam koşullarını ortaya koyarken; değişme istek ve çabalarına, bu uğurda verilen mücadeleye, direnç ve umuda da tanıklık etmek… Kadının ya da daha doğru bir söyleyişle insanın özgürleşmesi için yapılan etkinlikler ve yürütülen mücadele için bir kaynak oluşturabilmek.  Kadının cins olarak da emekçi olarak da sömürülmediği bir dünya kurma ve insanın özgürleşme mücadelesine küçük de olsa bir katkı sunabilmek. Öte yandan bu kitabı hazırlama fikrinin bir ihtiyaçtan doğduğunu söyleyebilirim. 1995’te Evrensel Kültür Merkezinde gerçekleştirdiğim Şiirde Kadın konulu sunumumun ardından dinleyicilerin gösterdiği ilgi, sordukları sorular bu örneklerin derlendiği bir kaynak oluşturulması gerektiğini düşündürdü bana. Ne var ki daha önce başlamış olmama karşılık, bu kitaptan önce başka bir seçkiye yöneldim. Eray Canberk’in önerisiyle, birlikte ‘Selam Yaratana’ ve ‘Ellerimiz Günışığı’ adlarını taşıyan iki ciltlik Emek Şiirleri seçkisini hazırladık. 2001’de yayınlandı.

Bu kitap ne kadar zamanınızı aldı? Ne tür zorluklarla karşılaştınız?
1991’in son aylarında başlayan çalışma, 2011’in son aylarında tamamlandı ve Kasım 2011’de Evrensel Basım Yayın tarafından yayınlandı. Dile kolay 20 yıl. Tabi ki bu 20 yılda yalnız bu kitabın üstünde çalışmadım. Onlarca çocuk ve gençlik kitabı, tiyatro, anı roman ve şiir kitaplarım yayınlandı bu süreç içinde. Ülkemizdeki şairlerin hemen hemen bütün kitaplarını tarayarak belirlediğim temaya uygun şiirleri aradım. Bu çalışmada yer verdiğim şiirlerin altında belirtilen kaynakların dışında içinde temaya uygun şiir bulamadığım yüzlerce kitap geçti elimden. Antoloji, seçki, edebiyat yıllıkları, edebiyat dergileri de yararlandığım öteki kaynaklar oldu. Bu emek yoğunluklu bir çalışmadır. Bu çalışma sırasında öğrendim, bilgilendim, çoğaldım. O nedenle üretim sürecindeki güçlükler beni yıldırmadı. Ne var ki yayın aşamasında yeni telif yasası nedeniyle şairlerden, yayıncılarından ya da varislerinden izin alma sürecinde çok yoruldum. Yaşamda olmayan şairlerin varislerine ulaşmak çok güçtü. Bazı şairlerin telif davaları henüz sonuçlanmamıştı. O nedenle çok istememe karşın bu şairlerin şiirlerine bütünsel olarak yer veremedim ve araştırma bölümündeki alıntılarla yetinmek zorunda kaldım.

Bu denli özenli ve özel çalışmanız nasıl karşılandı, kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız ?
Özellikle şair arkadaşlarımdan hep olumlu iletiler aldım. Bu beni çok sevindirdi. Onlar da alanın içinde olduklarından yapılan işin ne kadar emek yoğunluğu ve sabır gerektirdiğinin ayrımındaydılar. Bunu sözlü olarak ileten şair arkadaşlarımın yanı sıra, kitap eklerinde ve dergilerde yazdıkları yazılarda dile getiren arkadaşlarım da oldu. Üniversitelerdeki alanla ilgili bilim insanları tarafından araştırma ve değerlendirme yazıları yazıldı. Bunlar, süreç içinde dergilerde yayınlandı, yayınlanıyor.

GÜLSÜMCENGİZ2

Bu çalışmayı yaparken; şairlerin kadına bakış açılarında neler fark ettiniz ?
Bir kez daha gördüm ki, kadınların yaşamı içinde yaşadığı toplumun ekonomik, politik ve kültürel koşullarından etkileniyor. Bu da dinlerin kutsal kitaplarındaki metinlerin yanı sıra destan, şiir, söylence ve mitolojik öykülere yansımıştır. O nedenle, kitabımı hazırlarken bu metinlerden de oldukça yararlandım. Dinsel metinler ve mitolojik öykülerin yanı sıra; destan ve şiirler de sözlü kültürden yazılı kültüre ulaşan uzun bir tarihsel süreç içinde, üretildikleri dönemdeki toplumsal yaşama, yaşanan olaylara ışık tutma özelliği taşımaktadırlar. Bu çalışma sırasında ulaştığımız ve örneklediğimiz değişik dönemlerden bazı şiirler de yazıldıkları döneme ilişkin genel bilgiler vermenin yanı sıra; kadınların toplumsal yaşam içindeki yerini, erkeğin kadına bakışını, insanlık tarihi boyunca kadın yaşamlarının geçirdiği değişiklikleri ortaya koymaktadır. Tarihsel süreç ve dönemsel özelliklerin yanı sıra; bölgesel özellikler ve sınıfsal farklılıklar da bu şiirlerde kendini göstermektedir. Kimi ozan doğup büyüdüğü bölgede yakından tanıdığı kadınların yaşamını anlatmış; kimi yaşadığı büyük kentlerde dokumada, tütünde, konfeksiyonda çalışan kadınların, genç kızların şiirini yazmış; kimi Osmanlı sarayından bir kadının yaşamını sorgulamıştır.

Kadın ve erkek şairlerin kadına bakış açılarında nasıl farklılıklar var ?
Özellikle köleci ve feodal sistemlerde erkek şairlerin yazdığı şiirlerde kadın cinsinin aşağılandığını, kötülüklerin kaynağı olarak gösterildiğini bulguladım. Gılgamış Destanı, Homeros’un İlyada va Odissea’sı ve Dede Korkut Destanlarında da, Anadolu’daki sözlü kültür ürünleri olup sonra yazıya geçirilen halk şiirlerinde de bu böyle… Bu dönemlerde şair kadınların yazılı kültüre geçen yapıtlarına fazla bir örnek yok ne yazık ki. Sumer’den Enheduanna, Ege’den Sappho, Amasya’dan Mihri Hatun geleneksel kadın görüntüsünün dışına çıkan kadınlar ve şiirlerinde de bu farklılık öne çıkıyor.

Şiirlerin yazıldığı dönemlere bakarsak, kadının toplumsal yaşam içerisindeki yerini nasıl tanımlayabiliriz ?
İnsanlık tarihinin başından bu yana, çeşitli uygarlıkların yeşerdiği Anadolu topraklarında yaşamış ve yaşamakta olan şairlerin yazdığı şiirler aracılığıyla, tarihsel süreç içinde kadınların değişen, gelişen konumuna da tanık oluruz. Ayrıca, yazılı kültürün olmadığı dönemde kadınların, kendi durumlarını, sıkıntılarını, özlemlerini anlattıkları ninniler, ağıtlar, türküler dilden dile aktarılarak günümüze dek gelmiştir. Bütün bunların toplamından yola çıkarak oluşturulan bu seçki için, bir bakıma, şiirlerin yol göstericiliğinde ve tanıklığıyla, üstünde yaşadığımız topraklardaki kadının şiirli tarihi de diyebiliriz. Bilimsel kaynaklarda da belirtildiği gibi, önce kutsandı kadın, Ege’den Mezopotamya’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar yaşadığımız ve kültürel açıdan etkilendiğimiz coğrafyada, yani Anadolu topraklarında; ana tanrıça, doğa ana, toprak ana dendi adına. Geniş karınlı ve çok memeli yontularla doğurganlığı ve yaşamın sürekliliğini simgeledi Kybele, elindeki buğday başaklarıyla bereketi simgeledi Demeter. “Övün tanrıçayı, en görkemlisini tanrıçaların,” dizeleri yazıldı yılın döngüsünü simgeleyen İştar için. Asur’da “öfkelenmeyen Kadınım, bize nimetler bağışlayan / Kadınım, / ‘‘Kadınım’’ onun adıdır, yer ve gök ıssı Damkiyanna’nın / adıdır,” dizeleri yazıldı Beltil için…  Sonra, köleci sistemde özel mülkiyetin, ailenin ve devletin doğuşuyla durumu değişti. Erkek egemen oldu. Kadın aşağılandı, yok sayıldı. Aşağılanmalara örnek olarak özellikle dinsel metinleri gösterebiliriz. İbrani mitlerinde ilk kadın olarak anlatılan Lilith buna en iyi örnektir. İlk kadın, Adem’e, kendisiyle eşit olduğunu söyleyerek bazı isteklerine karşı çıkınca, Asur dilinde dişi ifrit anlamına gelen Lilith sözüyle adlandırılmıştır. Çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerde, dinsel metinlerde kadın, kötülüklerin kaynağı olarak gösterilmektedir. Önce bereket, doğurganlık, yılın döngüsü vb. özel ve olağanüstü olayları simgeleyen kadın, kötülüğün kaynağı olarak gösterilmeye başlandı. Yeryüzüne kötülüğü getiren Pandora, Troya savaşına neden olduğu söylenen Güzel Helene bunlardan yalnızca birkaçıdır. Ayrıca bütün tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında Adem’i günah işlemeye ve cennetten kovulmasına neden olarak Havva gösterilir.  

GÜLSÜMCENGİZ4

İlerleyen çağlarda durum nasıl şekillendi?
Kapitalist sistemde, egemenler ucuz işgücüne, kadın emeğine gereksinim duydukları için kadın evden dışarı çıktı. Fabrikalarda, atölyelerde çalışmaya başladı. Bu dönemlerde yazılan şiirlerde işçileşen kadınla ilgili görüntülere rastlarız. İşçileşen kadının eşitlik arayışı, mücadelesi yansır şiirlere; hem kadın hem de erkek şairlerin bu yöndeki şiirleri vardır.  20. yüzyılın son çeyreğinde ülkemizde özellikle politik mücadele içindeki kadınların çoğaldığını görürüz. Hem eşitlik arayışı, hem politik nedenle hapsedilen oğullarının kızlarının ya da yakınlarının yaşamı için mücadele eden kadın görüntüsü pek çok şairin şiirinde kendisini göstermiştir.

Ekonomik ve toplumsal sorunların kadın üzerindeki etkisi, şiirlere nasıl yansımış ?
Bu sorunların kadın yaşamları üzerinde belirleyici bir etkisi var. Bu olgulardan biri savaş, öteki göç… Savaşlar gerçekten son derece olumsuz etkiliyor kadın yaşamlarını. Geçmişte savaş ganimeti, köle oldular. Günümüzde yenen ordulara ait askerlerin tecavüz mağduru. En son Bosna ve daha da sonra Irak’ta kadınların yaşadıkları bunun yakın örnekleri… Yaşadığımız coğrafyada da kadınlar sürüp giden savaşlardan olumsuz etkilenmişlerdir, etkilenmektedirler. Savaşların ve ekonomik olanaksızlıkların sonunda yaşanan göçler de en çok kadınları vurmuş. 1950’li yıllarda büyük artış gösteren iç göç olgusu, kadınların yaşamlarını da doğrudan etkiler. Daha önce ailenin erkeklerinin büyük kentlere çalışmaya gidişinin yerini ailelerin hep birlikte göçü alır. Kentlerin kıyısına yapılan gecekonduların yanı sıra, erkeklerle birlikte kadın ve genç kızların çalışma yaşamına yaygın olarak katılması olguları ortaya çıkar. Daha önce kırsal kesimde aile işlerinde, tarlada ücretsiz aile işçisi ya da büyük toprak sahiplerinin topraklarında ya da halı tezgahlarında çalışan kadınlar fabrikalarda, atölyelerde çalışmaya başlarlar.

İşçileşen kadınların yaşamı nasıl değişir?
Çalışma yaşamına katılarak işçileşen kadınların yaşamlarında büyük değişiklikler ortaya çıkar. Kırsal kesimden gelen ve vasıfsız işçi olarak nitelendirilen kadınlar, genç kızlar yaygın olarak tütün işçisi, dokuma-konfeksiyon işçisi, gündelikçi olarak çalışırlar. İşçileşen kadınların kiminde sınıf bilinci uyanır; sendikal haklar ve siyasal haklar için mücadeleye katılanlar olur. Kadınların yaşamlarındaki bu değişimler, edebiyatın öteki dallarında olduğu gibi şiirde de karşılığını bulur. Dönemin özellikle toplumcu şairlerinin şiirlerinde kırsal kesim kadınlarının yaşamlarına tanıklıkların yanı sıra, kentlerde çeşitli işlerde çalışan emekçi kadınların yaşamları da şiire konu olur. A. Kadir’in ‘Cibali’ ve ‘Zehra’ adlı şiirlerinde; Rıfat Ilgaz’ın ‘Parmaklığın Ötesinden’ şiirinin III. bölümünde Cibali Tütün Fabrikası’nda çalışan kadınların yaşam koşullarına tanıklık edilir. Şükran Kurdakul ‘Diyorum’ adlı şiirinde iplik fabrikasında çalışan bir kadını anlatır. Arif Damar’ın ‘Karanlığa Kalan’ şiiri de çalışan bir kadını anlatmaktadır. DP iktidarının uyguladığı sürgünlerin kadın yaşamları üzerindeki etkisine de Gülten Akın’ın ‘Kadın Olanın Türküsü’ adlı şiirinde rastlarız. 1960 ve 1970 kuşağından şairlerin şiirlerinde işçileşen, hak arayan; 12 Mart ve 12 Eylül sürecinde politikleşen kadınların görüntüsü çıkar karşımıza.

Bu şiirler, kadının özgürleşme mücadelesine ışık tutabilir mi ?
Şiir ya da yazınsal metinlerin, uzun bir süreci kapsasa da insanın değişip dönüşmesinde etkili olduğunu düşünüyorum. Katıldığım söyleşilerde, kadının tarihsel süreç içinde geçirdiği değişiklikleri paylaştığım zaman, özellikle kadınların şaşırdığını ve öfkelendiğini gözlemledim. Öte yandan kadının yaşadığı acıları dile getiren son dönemden şairlerin şiirlerinden de etkileniyorlar. Mihri Hatun’dan başlayarak kadının eşitlik ve hak arayışından cesaretleniyorlar. O nedenle, kadının toplumsal yaşam içindeki konumu konusunda farkındalık yaratması ve mücadele eden kadın kimliklerini tanıyarak cesaret vermesi açısından mücadele sürecinde yararlı olacağını düşünüyorum.

Bu şiirlerdeki söylemler arasında ne tür farklılıklar var ?
Hangi çağda yazılmış olursa olsun, ozanların kadınlara bakışı, kadın sorunlarına eğilip dile getirme biçimi; cinsiyetlerinin dışında, dünya görüşlerine ve şiir anlayışlarına göre değişiyor. Bazı ozanlar yalnızca sevdalandıkları kadınlara ya da erkeklere şiirler yazarken; bazıları bunun yanı sıra, toplumun değişik kesimlerinden kadınları da “görüp gösteren” şiirler yazmışlardır. Onların şiirlerinde; yaşadıkları dönemlerde egemen olan ekonomik toplumsal yaşamın kadın yaşamlarına etkisini dışa vuran, toplumun değişik kesimlerinden çeşitli kadın resimleri çıkar karşımıza. Kadınların gerek toplumsal yaşamdaki ikincil konumu, gerekse aile içindeki ezilmişliği, kadına yönelik ön yargılar, baskılar, kadın tipleri, kadın-genç kız yaşamları, kadın sorunları, özlemleri, umutları; kadın ya da erkek ozanlar tarafından yazılan şiirlerle anlatılmıştır. Bazı ozanlar anaları, kızları, kız kardeşleri için yazdıkları şiirlerle kadın yaşamlarına tanıklık ederken, bazıları da kadınların ağzından şiirler yazıp onlara ses olmuştur.

Geçmişten bugüne kadın profillerini nasıl sıralayabiliriz bu şiirlere göre ?
Değişik dönemlerden ozanlar yazdıkları şiirlerle; kırsal kesimden kentlere, Anadolu’nun doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine pek çok değişik kadın resmi çizmişlerdir. Geçmiş dönemlerde tanrıça, kral eşi, kral kızı, soylu sınıftan eş, köle kız, doğumda ölen kadın, oğlunun haylazlıklarından yakınan ana, hayat kadını… Daha yakın dönemlerden ozan, aydın,  aristokrat, kırsal kesim kadını, kıtlık nedeniyle ölen genç kız, tarlada çalışan kadın, halıcı kızlar, işçi kadın, gecekondu kadını, tutuklu eşi, anası, çocuğu öldürülen analar, kendini gerçekleştirme sürecinde yoğun baskı ve bunalımlar yaşayan genç kızlar, kadının ezilmişliğini ve egemen düşünceyi sorgulayan kadın, toplumsal mücadele içinde yer alan özgürleşmiş kadın…

Anadolu topraklarında tarihsel süreç içinde kadınlar neler üretmişler ?  Var olma mücadelelerini nasıl sürdürmüşler ?
Bu sorunun yanıtı oldukça uzun ve tasarladığım başka bir çalışmanın konusu. Yine de kadınların yazın alanındaki üretimlerine kısaca bir göz atalım. Kadınlara yönelik önyargı ve aşağılama sözlerine isyan duygusunu işleyen ilk şairlerden biri Mihri Hatun’dur. Divanının girişindeki Değersiz Mihri’nin Yakarışları şiirinde “Elinden iş gelen, becerikli bir kadın/ Beceriksiz bin erkekten yeğdir;” der. Onu izleyen süreçte, Divan şiirinde de halk şiirinde de şair kadınlara rastlıyoruz. Varlıklı ailelerden geldikleri için eğitim alma olanağı bulan bu şair kadınların kendilerini kabul ettirmeleri çok kolay olmamış. Bazen takma adla, bazen erkek adıyla yayınlamışlar şiirlerini. Yoksul bir aileden gelen Yaşar Nezihe ise daha büyük güçlükler yaşamış, buna karşın mücadeleden vazgeçmemiş. Cumhuriyet öncesi ve cumhuriyetin ilk yıllarında şiirleri yayınlanan Şükufe Nihal ise, yaşadığı dönemde ülkede yaşanan yoksulluğa ve acılara karşı duyarsız olan kadınları eleştirmiş, emekçi kadınların yaşamlarına tanıklık etmiş. Muazzez Menemencioğlu, Gülten Akın, Melisa Gürpınar, Sennur Sezer, Türkan İldeniz, Zerrin Taşpınar, Gülsüm Cengiz, Ayten Mutlu, Arife Kalender, Leyla Şahin yaşayan şairlerden bazıları. Hepsinin şiirlerinde de kadının toplumsal yaşam içindeki durumunu sorgulayan, kadının ezilmesine isyan eden, kadının ve insanın özgürleşme mücadelesine tanıklık eden dizeler vardır.

GÜLSÜMCENGİZ8-gerekirse GÜLSÜMCENGİZ1

Türkiye’de şair kadınlar hangi dönemlerde kendilerini daha çok ifade edebilmişlerdir?
1970’li yılların ikinci yarısında yükselen siyasal talepli grev, direniş ve eylemlere katılan, destekleyen kadınlar; mücadele sürecinde bilinçlenip gelişerek sendikalarda, derneklerde örgütlenirler. O dönemin sıcak mücadele ortamı içinde daha çok eylem ve etkinliklerin içinde yer alırlar. Kadınların kendilerini ifade edebilecekleri ortam ve olanaklar yeni yeni oluşmaya başlar. 1975 yılında sosyalist ve aydın kadınların öncülüğünde kurulan ve başkanlığını Beria Onger’in üstlendiği İlerici Kadınlar Derneği, özellikle işçi ve emekçi kadınlar arasında örgütlenerek kitleselleşir. Kadınların Sesi adlı bir gazete çıkarılır. İşçi, emekçi kadınlara sömürüye karşı mücadelenin ve örgütlenmenin öneminin anlatıldığı Kadınların Sesi gazetesi aynı zamanda işçi kadınların kendilerini yazarak ifade ettikleri bir yayın haline gelir. Kadınların Sesi’nde Adana’da Sasa işçisi Meryem Karakız’ın 1976’da işyerinde yazdığı ve bir emekçi kadının duygularını, sorunlarını ve yaşamı sorgulayışını yansıtan Fabrika Köşesi adlı şiiri de yayınlanır. “insanlar gördüm/ fabrikaya terinden iplik katan” dizelerini yazan Meryem Karakız, bu şiiri yazdıktan kısa bir süre sonra faşist bir saldırı sonucu öldürülür. Yaşasaydı belki de emekçilerin yaşamlarına tanıklık eden başka şiirler de yazacaktı. Belki günümüz şairleri arasında onu da görecektik. Onu başka öldürümler izler. Öldürümlerde en büyük acıları, yüreği evlat acısıyla yanan kadınlar çeker. 1980 darbesi, gerçekten de ülkemiz tarihindeki en şiddetli darbedir ve insanların yaşamlarına daha yoğun baskı ve acılar eklenir. Bununla birlikte, bu dönemde cezaevlerindeki yakınlarının yaşamı için mücadele eden kadınlardan, kadına yönelik şiddete karşı çıkan kadınlara ve sendikalardaki hak arama mücadelesine katılan kadınlara kadar kadınların toplumsal mücadele içindeki görünürlükleri artar. Bu dönemde kadınların sesi, artık daha güçlü biçimde çıkmaya başlar, duygu ve düşüncelerini şiirle ifade eden şair kadınların sayısında da önemli bir artış olur. Daha önce şiire başlayan ve susturulmuş kadın çoğunluğa ses olan şair kadınların yanı sıra 1980 sonrasında giderek artan sayıda kendilerini şiirle ifade eden şair kadınlar yetişir. Bunların büyük çoğunluğu 1980 öncesindeki toplumsal mücadelede etkin yer almış kadınlardır. Yaşamın hemen her alanında ürünler verirler. Ancak özellikle ülkemizde 1980 sonrası yaşanan toplumsal olaylar, bu olayların yaşamımıza getirdiği olgular, kitlesel olarak yaşanan acılar, emeğin özgürleştiği yeni bir dünyanın kurulacağına ilişkin umut; direnç ve mücadele konuları yoğun olarak şair kadınların duyarlığını etkiler. 1980 sonrası şiire çıkan şair kadınlar; kadının bin yıllardır süren ezilmişliğini sorgulayan, bu ezilmişliğe karşı çıkan şiirler de yazarlar. 1990’lı yıllarda ve 2000’den sonra, kendilerini şiirle ifade eden ve kitapları yayınlanan şair kadınların sayısında büyük bir artış görülür.

Kitabınız kadının toplumsal tarih içinde ki yerini anlatan belge niteliğinin ötesinde önemli bir kadın şiirleri antolojisi de olmuş…
Evet, antoloji olma özelliği de taşıyor. Ama hem kitabın girişindeki kapsamlı araştırma sonuçları, hem de yedi bölümün başındaki, seçkiye girmeyen şair ve şiirlerin anlatıldığı bölümler araştırma ve belge olma özelliğini güçlendiriyor. Yedi bölüme ayırdığım seçki bölümündeyse Tanzimat döneminden günümüze kadar şairlerimizin yazdıkları kadını bir özne olarak ele alan şiirler var. Bu şiirlerin seçilmesi de bir araştırma ve inceleme sonucunda gerçekleşti. Bir şair arkadaşımın “Sen bu kitaba antoloji demiyorsun, değil mi?” cümlesiyle özetlenebilir belki kitabın niteliği… Okuyan herkes araştırma ve belge olma özelliğinin ağır bastığı fikrinde birleşiyor ki ben de böyle düşünüyorum.

Kitapta yer alan şairleri nasıl seçtiniz, nelere dikkat ettiniz ?
Önceleri çalışmamı Cumhuriyet dönemi şairlerinin yapıtlarını kapsayacak biçimde tasarladım. Ancak çalışmalar ilerledikçe bunun yeterli olmayacağını düşünerek Divan şiirindeki ve Halk şiirimizdeki kadın görüntülerini de araştırmaya başladım. Bu araştırma beni daha önceki dönemlere götürdü. Üzerinde pek çok uygarlığın kurulduğu Anadolu topraklarındaki kadın yaşamlarının; değişik toplumsal sistemler, coğrafi koşullar, savaş ve göç gibi olgular karşısındaki durumunu dile getiren şairlerin metinlerini inceledim. Tabi ki birçok metinde kadınlara duyulan aşk dile getiriliyordu. Bense bu çalışma sırasında da, kadınların yaşam içindeki yerini belirleyen, kadını bir şiir nesnesi değil de yaşam koşullarıyla, sorunlarıyla, özlemleriyle, mücadelesiyle bir özne olarak ele alan şiirleri derlemeyi yeğledim.. Bununla birlikte temaya uygun şiir ararken, şiirlerin estetik düzeyinin de yüksek olmasına özen gösterdim. Sonunda çalışmayı bir yerde noktalamam gerektiğini düşünerek 2000 yılının sonuna dek ilk şiir kitabını yayınlayan şairlerin şiirleriyle sınırlandırarak çalışmamı tamamladım. 2000 yılından sonra şiir yayınlayan şairlerin şiirlerine yer veremedim. Bunu önsözde belirttiğim için fazla sorun yaratmadı.Yayın aşamasına gelmeden önce birçok sorunu çözmek zorunda kaldım. Şiirlerine yer verdiğim şairlerden tek tek izin yazısı alınması, yaşamda olmayan şairlerin varislerine ulaşma sorunları, varislerine ulaşılamayanlar, veraset davaları sürenler vb. pek çok sorunla yüz yüze kaldım. Bu da yaklaşık bir yılımı aldı. Yayın aşamasında, şiirlerin yayınlandığı kitap, dergi, seçki, yıllık, antoloji vb. kaynakları yeniden araştırdım. Çünkü 20 yıl önce yayınlandığı yayınevi değişmiş, dergilerden aldığım şiirler kitaplara girmişti. Okuyucuya en son kaynağı vermekle yükümlü saydım kendimi. Okur, kaynaklardan şairin başka şiirlerine ulaşma olanağı bulur düşüncesiyle.

Kadınların toplumsal yaşam içinde en önemli sorunları nelerdir sizce ?
Günümüzde, kadına yönelik şiddet en önemli sorunumuz. Bu yalnızca erkeğin uyguladığı fiziksel şiddet, yaşama hakkına saldırı değil. Kız çocukların eğitimsiz bırakılması, çalışan kadınların işyerlerinde karşılaştıkları taciz, saldırı, eşitsizlik ve yoğun sömürü de kadına yönelik şiddetin başka bir türü. Hak, eşitlik ve demokrasi arayışı içinde mücadele eden Kürt kadınları çok yönlü şiddetle karşı karşıya…

Anadolu’daki kadınların 6000 yıllık tarihine bu kitapla baktınız. Bu birikimle bakınca dünden bugüne değişimin ölçüsü sizce nedir ?
Kadınların çalışma yaşamına katılması, eğitim olanaklarının geçmişe göre çoğalması ve asıl olan örgütlenerek hak aramak için mücadele etmeleri ve politikleşmeleri… Yönetim genellikle, yine erkeklerin egemenlik alanında… Bununla birlikte kadın mücadelesinin görünür kılınması, kadın sorunlarının yazın alanı başta olmak üzere kültür sanat alanında ifade edilmesi ve çözüm aranması, bu alanda üretilen yapıtların çoğalması önemli değişim ve kazanımlar.

Kadınların hak arama mücadelelerinin engellemelere rağmen devam ettiği günümüzde, tecavüzcülerin aklandığı çarpık adalet mekanizmasını düşündüğünüzde umudunuzu nasıl diri tutuyorsunuz yarınlara dair?
Kendimi bildim bileli örgütlü mücadelenin içinde oldum. Gücümü, birlikte yürüdüğüm insanlardan alıyorum. İçinde yaşadığımız kapitalist sistemde toplumsal yaşamdaki eşitsizliklerin, anti demokratik uygulamaların; yakınma ya da sızlanmanın dışında birlikte mücadeleyle değişeceği düşüncesini taşıyorum. Bu doğrultudaki mücadele sürecinde ve şiir, çocuk ve gençlik yazını, tiyatro, gazete yazısı, TV programı vb. pek çok alanda üreterek umudumu diri tutuyorum. Umudumuzu yitirirsek geriye ne kalır? Bir de yaşama, doğaya bakıyorum. Gecenin en karanlık anı, güneşin doğuşunun en yakın olduğu andır. Kışın ölen doğa, ilkyazda yeni filizlerle, yepyeni tomurcuklarla yeniden yaşam bulur. Bu olguyu, şiirlerimde ve öteki yazınsal metinlerimde de umut imgesi olarak kullanıyorum.

Kadın bedeni ve emeğinin sömürülmediği günler gelecek mi?
İyimser bir insanım; iyimserliğim, uzun yıllardır bağlandığım bilimsel sosyalizm öğretisinden kaynaklanıyor. Değişmeyen tek şey değişmektir; düşüncesini taşıyorum ve insanın mücadelesiyle bu acıların sona ereceğini düşünüyorum. Ancak, kadının ve insanın özgürleşmesi, bu doğrultuda vereceğimiz mücadeleye bağlı.

Kadınlar İçin Söylenmiştir – Anadolu’da Kadınların Şiirli Tarihi / Gülsüm Cengiz / Evrensel Basım Yayın / Genel Kapak Tasarım: Savaş Çekiç / Kapak Resmi: Zehra Aral / 1. Basım / Ekim 2011 / 647 Sayfa

Gülsüm Cengiz; 1949 doğumlu. İstanbul İlk Öğretmen Okulu’nu bitirdi. 1980′de mesleğinden ayrılarak yayıncılık alanında çalışmaya başladı. Cumhuriyet,Emek ve Evrensel gazetelerinde köşe yazarlığı yapan Gülsüm Cengiz, şu anda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmakta; Hayat TV’de program hazırlayıp sunmaktadır. Şiir ve yazıları Varlık, İnsancıl, Evrensel Kültür, Gösteri vb. dergilerde yayımlandı. Çocuk ve gençlik kitaplarıyla ve toplumcu şiirleriyle tanındı; İngilizce’den çocuk öykü ve masalları çevirdi. Çeşitli yayın kuruluşlarında ansiklopedi editörü, Çocuk Yayınları Yönetmeni; Çocuk Dizisi Editörü; çocuk sayfası sorumlusu olarak çalıştı. Şiir kitapları, Eylül Deyişleri (1987) , Sevdamız Çiçeklenir Zulada (1990) , Mayısta Üzgün Gönlüm (1993) , Akdeniz’in Rengi Mavi (1997) Ayrıca, Makas Kesmez İğne Dikmez Olmasa Ellerimiz (1997) ve Hepimiz Çevreciyiz (1997): Yaşamın İzindeki Kadınlar (2007) adlı oyun kitapları bulunan yazar; Selam Yaratana: Emek Şiirleri 1 (2000) , Ellerimiz Günışığı: Emek Şiirleri 2 (2002) antolojilerini Eray Canberk’le birlikte hazırladı. Çok sayıda çocuk kitabı yayınladı. Şiirleri değişik dillere çevrilerek dergi, antoloji ve seçkilerde yer aldı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.