Günlük Yaşamın Psikopatolojisi – Sigmund Freud

 

“Yayımlanışının üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, Günlük Yaşamın Psikopatolojisi hâlâ Freud’un en çok okunan metinlerinden biri. “Özel Adların Unutulması”, “Dil Sürçmeleri”, “Yanlış Okumalar ve Kalem Sürçmeleri”, “İzlenimlerin ve Tasarıların Unutulması” gibi konu başlıkları bu ilginin nedenini açıklıyor. Çarpıcı anekdotlar ve olgularla dolu olan Günlük Yaşamın Psikopatolojisi, aynı zamanda Freud’u okumaya başlamak için en elverişli metinlerden biri.” Günlük Yaşamın Psikopatolojisi’nden Özel Adların Unutulması başlıklı bölümü yayımlıyoruz. 

Özel Adların Unutulması

Özünü burada kısaca yineleyeceğim ve daha ayrıntılı tartışmalar için başlangıç noktası olarak ele alacağım “Unutkanlığın Ruhsal İşleyişi” başlıklı kısa yazı (Freud, 1898b), 1898’de Monatsschrift für Psychiatrie und Neurologie’de yayımlanmıştı. Bu yazıda, kendimde gözlemlediğim son derece çarpıcı bir örneği incelemiş, ve sık rastlanan bir olgu olan geçici bir süre için özel adları unutma durumuna psikanaliz uygulamıştım; (doğrusu pek sık rastlanan ve fazla bir önem taşımayan) ruhsal bir işlevin –belleğin– işlemeyi reddedişi şeklinde dile getirilen bu durumun, söz konusu görüngüye (fenomene) genelde verilen önemden çok daha geniş kapsamlı açıklamaları hak ettiği sonucuna vardım.

Bir ruh hekiminden, çok iyi bildiğimizi sandığımız bir özel adın pek çok durumda aklımıza gelmeyişinin nedenlerini açıklaması istense, yanılmıyorsam, özel adların unutulma süreçlerinin, bellekte yer alan diğer öğelerinkinden çok daha kolay olduğunu söylemekle yetinecektir. Özel adların bu nedenle ayrı tutulması gerektiği yönünde kabul edilebilir nedenler öne sürecek, ancak bu süreçlerde rol oynayan başka koşulların var olabileceğini düşünmeyecektir.

Adların, geçici bir süre için unutulması görüngüsüyle yakından ilgilenmeme yol açan olgu, hepsinde olmasa bile, bazı durumlarda açıkça kendilerini belli eden bazı belirleyici özellikleri gözlemlemem oldu.

Bunlar, adların aslında yalnızca unutulmakla kalmadığı, yanlış anımsandığı durumlardı. Bellekten çıkan adı anımsama çabası içinde, başka –aslının yerinegeçen– simge adlar bilincimize girer; onların yanlış olduğunu hemen anlarız, ama bu yanlış adlar, onulmaz bir ısrarla aklımıza gelmeyi sürdürürler. Akla gelmeyen adın gelmesine yol açacak süreç, deyiş yerindeyse yerini başka bir sürece bırakmıştır, ve bu yüzden yanlış bir sonuca, aslının yerine geçecek yanlış bir ada ulaşılmaktadır. Ben, bu yerine-geçme olgusunun keyfi bir ruhsal tercih sonucu gerçekleşmediğini, söz konusu sürecin, izinin bulunması olanaklı ve yasalara uygun yollar izlediğini kabul ediyorum. Anımsanacak adın yerine geçirilen ad ya da adların, unutulan adla kesin bir bağlantısı olduğunu sanıyorum; ve bu bağlantının varlığını kanıtlamayı başarırsam, adların unutulma koşullarını aydınlatma yönünde ilerlemeyi umuyorum.

1898’de çözümlemek üzere ele aldığım örnekteki anımsamak için boşuna çabaladığım ad, Orvieto katedralindeki o görkemli “Son Dört Şey” fresklerini yapan sanatçının adıydı. Aradığım adın –Signorelli– yerine başka iki ressamın –Botticelli ve Boltraffio’nun– adları aklıma geliyor ve bunlar anında yanlış yargısıyla kesin bir şekilde geri çevriliyordu. Doğru adı bir başkasından öğrendiğimde, hemen ve hiç düşünmeden anımsamaya çalıştığım adın bu ad olduğunu kabul ediyordum. Signorelli yerine Botticelli ve Boltraffio adlarını ortaya çıkaran çağrışım yollarını ve bu sürecin etkilerini araştırdığımda, şu sonuçları elde ettim:

(a) Signorelli adının yitmesinin nedeni, ne bu adla ilgili bir özel durumdan ne de ortaya çıktığı bağlamla ilgili herhangi bir psikolojik özellikten kaynaklanmaktadır. Unuttuğum ad, onun yerini alan simge adlardan biri –Botticelli– kadar ve çok daha fazla aşinası olduğum ancak hakkında, Milano okuluna bağlı olduğu dışında hiçbir şey söyleyemeyeceğim diğer simge ad –Boltraffio– kadar bildiğim bir addı. Üstelik, adın unutulduğu bağlam, bana zararsız görünüyor ve beni fazla aydınlatmıyordu. Dalmaçya’da, bir yabancıyla birlikte, arabayla Ragusa’dan Hersek’te bir yere gidiyordum: söz İtalya’da yolculuktan açılmıştı, ve yol arkadaşıma, Orvieto’ya gidip gitmediğini, orada …nın yaptığı ünlü freskleri görüp görmediğini sormuştum.

(b) Az önce konuşmakta olduğumuz konuyu anımsayınca, adın unutuluşu aydınlandı ve ortaya atılan konunun, bir önceki konu tarafından rahatsız edildiği bir durumun varlığı açığa çıktı. Yol arkadaşıma, Orvieto’da bulunup bulunmadığını sormazdan az önce Bosna’da ve Hersek’te yaşayan Türklerin geleneklerinden konuşuyorduk. Onlara bakan bir hekim arkadaşımdan duyduklarımı anlatmıştım ona; bu insanların doktorlarına çok güvendiğini, yazgıya müthiş bağlı olduklarını aktarmıştım. Bir hasta ile ilgili olarak yapılacak hiçbir şeyin bulunmadığı söylendiğinde, yanıtları şöyle oluyormuş: “Ne diyelim, Herr (Beyefendi)? Kurtarılacak olsaydı, kurtarırdınız, biliyorum.” Bu tümcelerde ilk kez Signorelli ve Botticelli – Boltraffio ile bir çağrışımlar dizisine yerleştirilmesi olanaklı olan Bosna, Hersek ve Herr sözcük ve adlarıyla karşılaşıyorduk.

(c) Sanıyorum Bosnalı Türklerin görenekleriyle ilgili bir dizi düşüncenin, kendisinden bir sonra gelen düşünceler dizisini rahatsız edici bir niteliğe bürünmesi, bu düşünceler dizisi henüz bitirilmeden dikkatimi onlardan uzaklaştırmış olmamdan kaynaklanıyordu. Hatta, belleğimde, ilk anlattığıma yakın bir başka anıyı anlatmak istediğimi anımsıyorum. Bu Türkler, cinsel hazza her şeyden fazla değer veriyorlardı ve cinsel bozukluklarla karşılaştıklarında, garip bir şekilde ölüm korkusu karşısında duydukları kabullenmişlikle çelişen bir umutsuzluğa kapılıyorlardı. Meslektaşımın hastalarından biri bir keresinde ona, “Herr,” demişti, “işte onun sonu geldi mi, yaşamın pek bir değerinin kalmadığını anlarsınız.” Bir yabancıyla konuşurken, bu konudan söz etmek istemediğimden, bu belirleyici özelliği bastırmıştım. Hatta daha da fazlasını yapmıştım: dikkatimi, “ölüm ve cinsellik” konusunda zihnimde belirebilecek düşüncelerden de uzaklaştırmıştım. O sırada, daha hâlâ, birkaç hafta önce, Trafoi’de kısa bir süre kaldığımda bana ulaşan bir haberin etkisi altındaydım, iyileştirmek için büyük çaba harcadığım bir hasta, cinsel rahatsızlıklarının düzelmemesi nedeniyle yaşamına kendi elleriyle son vermişti. Çok iyi biliyorum ki, Hersek’e yaptığım yolculuk sırasında, bu üzücü olay ve onunla ilgili ayrıntılar bilincime ulaşmadı. Ancak “Trafoi” ve “Boltraffio” arasındaki benzerlik, bu anının, dikkatimi ondan bilerek uzaklaştırmama karşın, o anda [konuşma sırasında] harekete geçirildiğini varsaymaya zorluyor beni.

(d) Artık Signorelli adını unutma olgusunu, bir rastlantı olarak kabul etmem olanaksızdır. Süreçte, bir itici güç’ün etkisini kabul etmek zorundayım. Belleğimde bulunan (Türklerin görenekleriyle ilgili) şeyleri anlatırken kendime engel olmama neden olan bir itici güçtü bu, ve onunla ilgili düşünceleri, Trafoi’de aldığım haberi çağrıştıran düşünceleri bilinç düzeyine çıkarmamı engelleyici etkisi olan bir itici güç söz konusuydu burada. Dolayısıyla, bir şeyi unutmak istemiştim; bir şeyi bastırmıştım. Gerçi, unutmak istediğim şey, Orvieto’daki sanatçı değil, başka bir şeydi; ama gene de, kendisini onun adıyla çağrışımsal bağlantısı olan bir yere yerleştirmişti; böylece isteğim hedefini şaşırdı ve ben, bir başka şeyi bilerek isteyerek unutmaya çalışırken, unutmak istemediğim o şeyi unutmuştum. Anımsama eğiliminde olmama durumu bir içeriği hedef almıştı; anımsama yetersizliği bir başka içerikte ortaya çıktı. Elbette, anımsamama eğilimi ile anımsama yetersizliği aynı içerikle bağlantılı olsaydı çok daha yalın bir olguyla karşı karşıya bulunacaktık. Ayrıca, bir adın yerini alan simge adlar, konunun aydınlanmasından önce olduğu kadar yersiz görünmüyorlar bana artık: Beni anımsamak isteğim şey konusunda olduğu kadar unutmak isteğim şey konusunda da uyarıyorlar; bir de bir şeyi unutma girişimimin tümüyle başarıya ulaşmadığı gibi başarısızlığa da ulaşmadığını gösteriyorlar.

(e)Aranan adla bastırılan konunun (içinde Bosna, Hersek ve Trafoi adlarının bulunduğu ölüm, cinsellik vb. konusunun) birbirine bağlanış şekli çok ilginç. 1898’de yayımlanan yazıdan aktararak buraya aldığım çizim bu işleyişi göstermeyi amaçlıyor:

(…)

Signorelli adı, iki bölüme ayrılmış. Hece çiftlerinden biri (elli) simge adlardan birinde değişime uğramaksızın yeralmış; diğer iki heceyse, Signor sözcüğünün Herr şeklinde Almancaya çevrilmesiyle bastırılan konunun içerdiği adlarla sayısız ve çeşitli bir ilişkiler dizisi edinmiş, ancak bu nedenle, (bilinçli) akla getirme işlemi için elverişli konumda bulunmamıştır. Onun (Signor) yerinegeçen sözcüğe varış şekli, hecelerin anlamları ya da sessel sınırlan dikkate alınmaksızın “Herzegovina ve Bosnia” birleşik adlarında bir yer değiştirmenin gerçekleştiği sanısını desteklemektedir. Demek ki adlar, bu süreçte bir yap-boz bilmecesi (ya da rébus=eski ve kent gibi iki nitelik ya da nesne göstererek Eskişehir adının oluşturulmasını istemek şeklindeki bilmece oyunu) gibi bir tümcedeki resim-yazılar gibi ele alınmış. Bu gibi yollarla, Signorelli adı yerine geçecek simge adları ortaya çıkaran olayların gidişi hakkında bilince bilgi verilmemiş. İlk bakışta, Signorelli adının ortaya çıktığı konu ile zaman açısından bundan önce gelen ancak bastırılmış olan konu arasında, bu aynı hecelerin (ya da daha doğrusu harfler dizisinin) tekrarından başka bir ilişki bulmak olanaksız gibi görünüyor.

Belki de psikanalistleri yeniden ortaya çıkarma ve unutma için gerekli gördükleri ve belli ilişki ve konumlarda aradıkları koşulların yukardaki açıklamada yok olmadığını belirtmek yerinde olacaktır. Yaptığımız tek şey, belli durumlarda, bütün süreç boyunca, bir adın unutulması sonucunu yaratabileceğini kabul ettiğimiz bir itici gücü etmenlere eklemek olmuştur; bir de ayrıca, yanlış anımsama işleyişini (paramneziyi) aydınlatmış bulunuyoruz. Bu itici güçler, bastırılmış öğenin, aranan adı çağrışım yoluyla ele geçirmesini ve onu da kendisiyle birlikte baskı altına almasını olanaklı kılmak açısından bizim örneğimizde kaçınılmaz niteliktedir. Yeni bir ad ortaya çıkarma koşulları daha elverişli olan bir başka ad söz konusu olsaydı, bu olmayacaktı belki. Bastırılmış bir öğenin daima kendisini bir başka yerde ortaya çıkarma çabası içinde olduğu söylenebilir belki, ancak bu çabasında başarıya ulaşması için, yan yolda uygun koşullarla karşılaşması gereklidir. Bastırma işleminin, herhangi bir işlevsel rahatsızlık, ya da yerinde bir deyişle, herhangi bir belirti (semptom) olmaksızın başarıya ulaştığı durumlar da vardır.

Unutmanın anı karışıklığıyla birlikte görüldüğü bir durumda bir adın unutulması için gerekli koşullar, şöyle özetlenebilir: (1) adın unutulması için belli bir eğilimin bulunması, (2) kısa bir süre önce gerçekleşmiş bir bastırma sürecinin varlığı, (3) söz konusu adla, daha önce bastırılmış öğe arasında bir dış çağrışımı sağlama olanağının bulunması. Son koşulu yerine getirme güçlüğünü pek büyütmemek gerekir, çünkü bu türden bir çağrışımın ortaya çıkması kolayca gerçekleşeceğinden, çoğu durumda bir dış çağrışım kendini gösterecektir. Öte yanda, böyle bir dış çağrışımın, bastırılmış öğenin unutulan adın yeni bir biçimde ortaya çıkarmasını engellemeye yeterli bir koşul olup olmadığı; iki konu arasında biraz daha yakın bir bağlantının gerekip gerekmediği sorusu vardır. Yüzeysel bir bakışla, kişi, bu ikinci talebi reddetme eğilimi göstererek, içerikleri tümüyle farklı olsa bile, iki konu arasında geçici bir sürekliliği yeterli görebilir. Ancak yakından incelendiğinde, bir dış çağrışımla birleştirilmiş olan iki öğenin (bastırılmış öğeyle yenisinin) içerikte bulunan bazı bağlantıları barındırdığı çoğu kez görülecektir; işte bu türden bir bağlantı, Signorelli örneğinde açıkça görülmektedir.

Signorelli örneğini çözümlemekle elde ettiğimiz sonucun değeri, bu örneği tipik bir örnek olarak mı, yoksa soyutlanmış bir oluşum olarak mı kabul ettiğimize bağlıdır. Bu durumda şunu belirtmek isterim ki, paramneziyle birlikte görülen ad unutmaları, olağandışı bir sıklıkla, Signorelli olgusunda açıkladığımız şekilde gerçekleşmektedir. Bu görüngüyü kendimde gözlemlediğim her durumda, yukarıda açıkladığım şekilde, yani bir baskının yönlendirmesi (motivasyonu) sonucu gerçekleştiğini gördüm. Çözümlememizin tipik olduğu savını destekleyen bir başka noktaya da dikkat çekmek isterim. Adı unutmanın paramneziyle birlikte görüldüğü durumlarla, doğru olmayan simge adların ortaya çıktığı durumlar arasında kuramsal bir ayrım yapmayı haklı gösterecek nedenler yoktur. Bu simge adlar, pek çok durumda kendiliğinden ortaya çıkmakta; kendiliklerinden ortaya çıkmadıkları diğer durumlardaysa, biraz dikkat verme çabasıyla bunları ortaya çıkarmak olanaklı; ve bu ikinci durumda da, bastırılan öğeyle unutulan ada olan ilişkileri, kendiliğinden ortaya çıkmış simge adlardakinin aynı. Simge adları bilince taşımada iki etmenin belirleyici rol oynadığı görülüyor: birincisi dikkat verme çabası, ikincisiyse, ruhsal malzemeye bağlanan iç koşullar. Bu ikincisini, iki öğe arasında gerekli dış çağrışımın ortaya çıkışındaki kolaylık derecesinde aramamız gerekir. Demek ki, paramneziyle birlikte görülmeyen ad unutma olgularının büyük bir bölümü, simge adların oluştuğu olgulara –Signorelli örneğindeki işleyişin geçerli olduğu olgulara eklenebilir. Elbette, bütün ad unutma olgularının aynı grupta sınıflandırılması gerektiğini söyleyecek değilim. Bunun çok daha yalın örneklerinin bulunduğu kuşku götürmez. Sanırım, özel adların unutulduğu yalın olguların yanısıra, baskı altında bulunma durumunun yönlendirdiği bir unutma şekli de vardır, şeklinde bir açıklama yaparsak, yeterince önlemli davranmış olacağız.

(…)

Çevirmen: Şemsa Yeğin
*Bu okuma parçasının yayını için İthaki Yayınları’na teşekkür ederiz.
**Kitabın bu bölümünde yer alan çizime bu okuma parçasında yer verilmemiştir.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.