‘80’lerde uzun saçlı birileriyle birbirimizi görsek, tanışmasak da selamlaşırdık.’

 

Türkiye’de Rock dinleyicilerinin yakından tanıdığı yazar ve programcı Güven Erkin Erkal, esenkitap’tan çok güzel bir kitap yayınladı. ‘Zenci Velvelesi’ başlığıyla Türkiye’de Caz müziğin görünümünü, ‘Abudik Gubidik Twist’ bölümünde Rock’n Roll ve Twist salgınını, ‘Saykodelik Yıllar’ adlı kitaba adını veren bölümde de ‘Anadolu Pop’un yükselişini anlatıyor. Kitap, belki de bu alanda çıkmış en eğlenceli kitap olarak anılacak, çünkü çok zengin görsel malzeme içeriyor ve Güven Erkin Erkal, çok iyi hâkim olduğu konusunu, en parlak ve çarpıcı noktalardan hareketle özetliyor, kitabın içinde bir dergi karıştırır gibi zevkle dolaşmamızı sağlıyor.

‘Saykodelik Rock’ ne demek?
Dünyada 60’lar sonuna doğru, başta LSD olmak üzere halüsinatif maddeler gençler arasında yaygınlaştı. Bu müzik dünyasında da etkisini gösterdi. The Doors, Iron Butterfly, Pink Floyd ve Led Zeppelin gibi gruplar bu deneyimlerden aldığı ilhamlarla “psychedelic” olarak tanımlanan eserler verdi. Ülkemize bu kavram “Saykedelik” olarak geldiyse de sokak diline “saykodelik” olarak yerleşti. Bu kavram bu kitapta o “kafa”yla ortaya konan, öyle değilse bile bu duruma öykünerek eserler verilen bir dönemi anlatıyor.


Dünyada yayınlanan kimi albümlerde Türkiye Rock Müziğinden ‘Saykodelik’ başlığıyla kimi seçkiler yapılıyor. Bunlara baktığımızda genel eğilimin ve popüler şarkı formatlarının dışında, biraz yüzü doğuya dönük işler gibi görünüyor bana… Bu tür şarkılarla, dünya rock dinleyicisi nasıl bir bağ kuruyor?
Bu bağ çok önceleri Rick Wakeman ve Jon Lord gibi sanatçılar sayesinde zaten kurulmuştu. Daha geri planda bunun daha da çok örneklerine rastlamak mümkün. Türkler tarafından kurulan Atlantik Records etiketi altında, Arif Mardin’le çalışmalar yapan Herbie Mann’in de bu bağ üstüne çalışmaları var. 90’lı yıllarda dünya müzik medyası Ortadoğu’ya dönük bir geçmiş taramasına başladı. Burada en çok dikkatlerini çeken, Türkiye’nin 60 ve 70’li yılları oldu. Bu tarihten sonra müzik meraklıları doğuya ait sesleri ikinci el batılı müzisyenlerden dinlemek yerine orijine yöneldi. Dünyanın çeşitli ülkelerinde o döneme ait plaklar basıldı. Playstation bir reklam filminde Moğollar’ın “Garip Çoban” adlı şarkısını kullandı.

guven_erkin_erkal_2 guven_erkin_erkal_3

Kitabınız, ‘Türkiye Rock Tarihi’ üst başlığını taşıyor ama eğlence endüstrisinin oluşumuna da göz atıyor. Caz müziğinin anlatıldığı uzun bir giriş var kitapta. Bu neden önemliydi sizin için? Caz müziğinin ülkemizdeki serüvenini ortaya koymak mı gerekiyor gerçekten Türkiye Rock Tarihi’ni anlatabilmek için?
Rock’n roll müziğini ülkemizde ilk sahnede uygulayanlar, dönemin caz orkestraları. Dünyadaki müzikal evrim süreci de böyle. Caz daha eğlenceli ve hızlı formlar ararken rock’n roll bu ağacın kollarından birisi oluveriyor. Ülkemizde de rock sürecinin nasıl başladığını anlamak için buna zemin hazırlayan geçmişi de anlamak gerekir diye düşündüm. Tabii bu benim penceremden böyle. Kendimi nasıl biliyorsam okuyucuya da öyle sunuyorum.


O yılların Türkiye’sini anlayabileceğimiz bir üslubu var kitabın. Zengin görsel malzemeler ve kitabın eğlenceli akışı son derece güzel. Bu kitabın oluşumundan biraz bahseder misiniz? Bu kitaba nasıl çalıştınız, içerik nasıl gelişti?
Kitabın görsel yanı benim için önemliydi. Daha 10 – 11 yaşımdayken plak kapaklarının görselliği beni rock’a çekmişti. Bu işlere de 80’lerin başında rock konser afişlerini toplayarak başladım. Dinlediğimiz grup ve sanatçıların ne olduğunu, vizyonlarını ve niteliklerini görsel tanışmayla daha iyi anlarız. Dergilerde karşılaştığımız fotoğrafları, klipleri, albüm kapak ve konser afişleri bence kimliklerinin bir parçasıdır. Hal böyle olunca kitabı da kafamda hep bir belgesel film gibi tasarlamaya başladım. Hatta 60 ve 70’lerin birçok yerli gençlik filmlerini izledim. Bunun dışında Rasih Nuri İleri, Erol Büyükburç, İlham Gencer, Moğollar ve Arda Uskan başta olmak üzere birçok kişiyle sohbet edip hatta çekimler yaparak geriye doğru olan dönemlere yaklaşmaya çalıştım.

Kitabınızın en güzel tarafı bir müzik kitabı olmanın yanı sıra dönemin kültürel gündemini de yansıtıyor olması…
O dönemlerin genç müzisyenlerini anlamaya çalışırken, 30’lu yıllardan itibaren her 10 yıllık dönemde popüler olan filmler, kitaplar, çizgi romanlar neydi, hangi gazete ve dergiler takip ediliyor ve nerelerde toplanıp eğleniliyordu, gençlerin ortak ilgi alanları nelerdi bunları da öğrenmeye çalıştım. Ancak bunu kitaba yansıtırken oldukça kısalttım. Aldığım bu notlar ve topladığım dokümanlar başka bir biçimde değerlendirmeyi düşünüyorum.

guven_erkin_erkal_4 guven_erkin_erkal_6

70’lerin Anadolu Pop için altın çağ olduğu söylenebilir. Bir yandan da –kitabınızda doğal olarak çok yer almasa da – ‘Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği’ denen türün, pop müziğin de yükseliş yılları. Bu iki tarz, paralel bir biçimde hayat buluyor. Kimi zaman birbirlerinden etkilendikleri de oluyor, geçişler yaşanıyor. Bu iki müzik türü, hangi sosyalliği dillendiriyordu?
Buna benzer olarak caz dönemini anlattığım bölümde tangodan da söz ettim. 60’lar öncesinin popüler müziği tangolar. Ve caz müziğini eğlenceden uzak anlayışla yapan müzisyenler ticari anlamda dönemlerinin pop müziğini yapmak zorunda. 60’lar sonrasında da böyle. “Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği” olarak andığımız dönemin iyi örnekleri dışında yoz ve kabul görsün de nasıl görürse görsün diyebileceğimiz örnekleri var. Tabii yine müzisyenler bunun dışında kalamıyor. Hayatlarını buradan kazanmak adına koşullara boyun eğiyorlar. Aralarında koşullar ve yetenekleri arasında iyi denge kuran ve buradan güzel işler çıkartanlar da olabilmiş.

O dönemde hippi ruhunun yaşandığı mekân Sultanahmet olmuş. Turistlerin ağırlıkla eğlendiği bölgelerden biri olmasıyla da ilgili sanırım. Türkiye’de ‘Hippi’ kültürü nasıl yaşandı?
Buralardan gelip geçmiş olan o zamanın “modern çağ dervişleri” yerli gençleri etkilemiş. Yabancı dilde eğitim alan kolejli gençler ve dönemin üniversiteli gençleri arasında bir kesim, bu konuklarla tanışmış, sohbetler etmiş. Büyük ölçüde bir “moda” olarak algılanmış. Bu kültür kimilerinin de hayatında kalıcı bir biçimde yer etmiş. Günümüzde Taner Öngür böyle yaşayan bir müzisyen. Alternatif enerji kaynaklarını yaşama geçirmeye çalışıyor, bisikletle geziyor ve halen bir başka dünyayı düşlüyor. Farklı bir açıdan Vedat Sakman da böyle bir kişi. Kimisi için yaşanıp geçmişken kimisinin hayatında kalıcı izler bırakmış. İster bir müzisyen, ister ünlü tekstilci bir iş adamı olsun. O kuşaktan halen hippi bir yanı yaşayanlar var.

guven_erkin_erkal_1 guven_erkin_erkal_8

Anadolu Rock, doğası gereği yerel kültürden besleniyor, halkın geleneksel giyim tarzını ve ritüellerini de yansıtıyordu. Bu muhafazakârlıkla çelişiyor muydu, nasıl tepkiler geliyordu?
Zaten sahnede yerel kostümlerin yaygınlaşmasıyla birlikte folklorik araştırma yapanlar ve halk müziği sanatçıları ayaklanmış. “Üç etek” denilen bir giysiyi erkekler de bilmeden giymiş. Sonra tam işin doğrusu yanlışı öğrenilip, önyargılar da kırılırken Anadolu pop bitmiş zaten. Ön yargıları kırmayı en iyi başaran Barış Manço olmuş.

Uzun saç, küpe vs… Türkiye’de ötekileştirmenin ve gençlik düşmanlığının simgeleri. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz? Bu gibi sorunlar aşıldı mı?
80’lerde benim kuşağa kadar yaşanılan ilginç bir durum vardı. Uzun saçlı birileriyle birbirimizi caddenin karşısından görsek selamlaşıyor, tanışmasak da tanışabiliyorduk. 90’lı yıllarda konser çıkışları ya da Akmar pasajı çevresinde uzun saçlı gençleri kovalayan ülkücü gençler bile bugün uzun saç ve küpeli geziyor. Sorun, görüntünün moda olmasıyla görüntüde aşıldı!

‘Hippi’ kültürüyle ilgili medyada, bulvar basınında yürüyen ötekileştirme yıllar boyunca sürdü. Hippiler, Türkiye orta sınıfını neden bu kadar “tehdit” ediyordu?
Hippi etkisinin ideolojik açıdan çok ciddiye alındığını düşünmüyorum. Orta sınıf daha çok işin moda ve cinsellik yanını ciddiye alan çocukları için endişelenmiştir. Zamanın film ve fotoromanlarında bu tarz tüm erkekler Tecavüzcü Coşkun gibi keş, kızlar da ağa düşen Hippi Perihan gibi gösterildi. Ailelerin korkuları da bu yönde oldu.

Birinci kitap 12 Eylül ile sona eriyor. 12 Eylül, sizin çalışmanızın akışında neyin miladı oldu?
O günlerde aynı zamanda plakçılar çarşısına arabesk müziğin hâkim olmuştu. Aynı zamanda plak gibi bir formatın yerini kaset gibi kullanışsız bir başka format almıştı. Radyo ve tek kanal televizyonla haber alma kaynakları zaten sınırlıydı. 12 Eylül bunlar üzerine birilerinin ışığı kapaması gibi oldu. Kültürel anlamda tam bir karanlık içinde kalmıştık. Dünyada 70’ler ortasında yükselen heavy metal, punk ve rock müziğindeki yeni akımlar 80 sonrasında buralarda etkisini gösterdi.

Bahsettiğiniz müzikal değişimler ve dönemlere baktığınızda, kişisel olarak sizi en fazla heyecanlandıran, sevdiğiniz ürünlerin ortaya çıktığı zamanlar, ürünler hangileri?
Dikkatimi en çok çeken 69 ve 73 arası dönem. Moğollar, Bunalımlar ve Erkin Koray’ın Yeraltı 4’lüsüyle yaptığı ilerici denemeler var. İlhan Mimaroğlu’nun zamanlar ABD’de yaptığı kimi çalışmaların peşinden, burada 90’lar sonrası gidilebilmiş.


Sizin Türk Rock Tarihinizdeki ‘yıldızlarınız kimler? Bugünden baktığınızda en çok hangi kariyerleri önemsiyorsunuz?
20’li yaşlarımda kolaydı ama artık bu soruya net cevaplar vermem mümkün değil. Tayfun Karatekin’in ölümünden önce yurtdışında yaptığı kayıtlar, Kadri Ünalan ve eşi Lamia’nın yaptığı blues – funk kayıtları ya da Sevinç Tevs’in bilinmeyen radyo kayıtları karşıma çıktıkça yıldız yağmuru altında kalıyorum. Bilinen ve “yıldız” sıfatını hak eden birçok isim dışında daha önemi ortaya konmamış isimler var.

Rock, ya da ‘Anadolu Rock’, ‘erkek işi’ mi olageldi? Kadın şarkıcıların kariyerleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Kadınların bu konuda az ama öz çıkışları var. Anadolu rock olarak sınırlandırmayalım. Esin Afşar’ın müziğine kattığı hayat görüşü, Ayla Algan’ın teatral gücü ayrı ayrı konuşulabilir. Hümeyra’nın New York Rock & Roll Ensemble grubuyla kayıtlar yapması bile ayrı bir kitap konusudur bence. Selda’nın ülkemizde bulamadığı takdir, günümüzde dünya müzik otoritelerince veriliyor. En üzüldüğüm Seyyal Taner gibi bir kadının en verimli çağının kayıtlara hak ettiği gibi yansımaması olmuştur.

Anadolu Rock eğilimi için bugün ne söylenebilir? Bu türün temsilcisi sayılabilecek son popüler örnekler nelerdi size göre?
İşin ticari yanı çok sömürüldü kötü örnekleri çıktı. Popüler değil de nitelikli olanları sıralamak isterim. Nekropsi, Pentagram, Kurban, Replikas, Baba Zula ve en son olarak Kök gibi gruplar buna yenilikler getirip ileriye taşıdı. Önümüzdeki yıllarda gelecek genç gruplar bu isimlerin albümlerini analiz edip bu türü daha da ileri götürebilir.

Türkiye’deki rock dinleyicileri için çok önemlisiniz. Adınız geçtiğinde ardından bir övgü cümlesi kurmazsak eksik kalır… Bunun ardında elbette yıllar boyunca yaptığınız programlar ve etkinlikler var. Çok şey yaptınız elbette ama hayalinizde hangi projeler var?
Bu övgüyü hak ettiysem benim için büyük mutluluk. Bundan sonra da taşımaya çalışacağım. Hayalimde öncelikle bu kitabın devamını hazırlamak var. Ailem matbaacıydı. Bu işlere alaylı olarak başladım. Matbu tarihimiz üstüne görsel hafızamızla ilgili başka kitap çalışmalarım da olacak.

guven_erkin_erkal_7 guven_erkin_erkal_5

Türkiye Rock Tarihi 1 – Saykodelik Yıllar / Yazar: Güven Erkin Erkal / İnceleme & Araştırma / esenkitap / Genel Yayın Yönetmeni: Özlem Özdemir / Sayfa Tasarımı: Eren Taymaz / Kapak Tasarımı: Mazhar Bilgiç / 1.Baskı Kasım 2013 / 200 Sayfa

Güven Erkin Erkal;1966’da İstanbul’da doğdu. 1985 yılında konser organizasyonlarıyla müzik dünyasındaki çalışmaları başladı. 1994’te Türkiye’nin çeşitli illerinde amatör ve profesyonel birçok müzisyen ve grubun konserlerini düzenledi. 1986’da müzik üzerine ilk yazı ve röportajları Hürriyet Gösteri ve Milliyet Sanat dergilerinde yayınlandı. Aralarında Stüdyo İmge, Blue Jean, Boom Müzik dergilerinin yer aldığı birçok yayında sayfalar hazırladı. 2005’te kendi kurduğu Rock Art yayınları adı altında Yüxexes müzik dergisi ve Karakalem edebiyat dergilerini 2009’a dek yayınladı. 1988 – 1993 arası İlhan İrem, Erkin Koray, Cem Karaca ve Moğollar gibi usta isimlere menajerlik ve asistanlık yaptı. 1993 yılında özel radyo ve televizyonların yayına başlamasıyla günümüze dek aralıksız bir biçimde program yapım ve sunuculuğuna yöneldi. Hür FM, Radyo Mega, Radyo Boğaziçi ve halen devam ettiği Radyo D radyolarında, HBB TV, TRT 2, Eko TV ve Dream TV televizyonlarında programlar hazırlayıp sundu. Rock müzik tarihi üzerine 2000 yılında Stüdyo İmge yayıncılıktan poster biçiminde “Türk Rock Antolojisi 1980 – 2000” ve aynı yıl Deniz Durukan’la “Türk Rock 2000” adlı kitapları yayınlandı. 2013 yılında Erkin Koray 55. Sanat yılı CD albümünde sanatçının biyografisini hazırladı. Yerli rock gruplarının çeşitli toplama albümlerin yayına hazırlamış ve koordinatörlüğünü yapmıştır. (1988 Değişim Rüzgarları- Uzelli Müzik, 1989 Hey Boys- Hey Dergisi ve Yankı Müzik, 1998 Kent Ozanları – Ada Müzik, 2003’te Mehmet Fırıl ile birlikteHomesapiens – Anadolu Müzik)

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.