‘Aşkın yarattığı arızalı durumlar, aşkın kendisiyle değil, kişilerin karakteriyle ilgili…’

 

“Kendi varoluşundan dehşete düşmüş bir radyo programı sunucusu. Kayıtsız bir yabancılaşmadan mustarip ve ruhsal tükenmişliğin batağında debelenen bir 21. yüzyıl anti-kahramanı. Alegorik bir hikâyenin gücüyle gerilim türünün heyecan verici öğelerini bünyesinde toplayan Varlık ve Piçlik, Hakan Akdoğan’ın beşinci romanı. Günümüz tüketim toplumunun konformizmine ve insanlık durumundan kaynaklı “bulantı”ya tokat gibi bir yanıt.” Hakan Akdoğan ile uzun bir zamandan sonra yayınladığı son romanını konuştuk.

‘Nü Peride’ 1998’de yayınlandığında ‘büyük bir çıkış’ yapmıştınız ve Yunus Nadi Roman Ödülünü de kazandınız. Böylesine beğenilmiş ve kabul görmüş bir ‘ilk roman’ size ne hissettirmişti?
27 yaşında böyle bir ödül kazanmanın kıymetini anlamak oldukça zor. Ciddi bir ilgi gördüm, doğrudur. Kitap kısa sürede çok baskı yaptı, doğrudur. Ama keşke o ödülü kazanmamış olsaydım o yaşta. Bir süre kendimi ‘olmuş’ bir yazar gibi hissetmiştim. Bu hissi yaşadığınızda ise ‘ölmüş’ bir yazar oluyorsunuz. Yazmak; yazmış olmak değildir. Yazmak; yazıyor olmaktır. Nü Peride yazılmış ve bitmişti. Ödülü bir kenara bırakıp yazmaya devam edemedim ne yazık ki. O yaşta böyle bir ilgi yaşamamalı yazan kişi. Duvara çarpıp, hiçbir zaman tam olarak ‘olmuş’ olamayacağını anlaması gecikiyor. Tabii ki bu benim zaafımdan kaynaklanıyor da olabilir. Çok genelleme yapmak da doğru olmayabilir.


‘Struma’nın ardından sekiz yıl boyunca neden roman yayınlamadınız. Bu doğal bir ara mıydı?

Yazmak istemiyordum. Bir ara “Yazmasam mı?” diye düşündüğüm de oldu. Küskündüm aslında. Ülkedeki edebiyat ortamının vahşiliği üzüyordu beni. Alışveriş merkezlerindeki “patron – dükkân – mal – işçi – müşteri – para” sarmalının da bu sektörde tüm acımasızlığıyla olduğunu, bir de yazan çizen kişilerin birbirlerini nasıl da darp ettiğini iyice görünce “Balık tutmaya gitsem daha iyi,” düşüncesi oluştu. Sanırım böyle olunca da ‘doğal bir ara’ tanımlamanıza uyuyor.

Bu zaman dilimi sizin açınızdan nasıl geçti?
Nitelikli metin nasıl olmalıdır, anlatım teknikleri metne hangi noktalarda daha çok güç katar, çözümleyici okuma daha iyi nasıl yapılabilir, estetik değer taşımayan metinlerin niteliksiz olduğunu nasıl anlatabilirim, tüketim toplumunun eleştirmek için bir karakteri doğal haliyle metne nasıl yerleştirebilirim gibi konularda kafa yoruyordum. Bu, inan ki, yayınlama amaçlı bir düşünce değildi. Balık tutarken zihnin işleyişiyle ilgiliydi.

‘Nü Peride’ ve ardından çıkan romanlarınız, aykırılıklar içerse de dilini, yordamını merkezi bir edebiyat anlayışı içinde konumlandıran kitaplardı. ‘Varlık ve Piçlik’ romanınız bana göre daha başka, daha özgür bir yer aralıyor kendine… Bunu paylaşır mısınız? Bu roman yazarlığınız için bir değişimi mi ifade ediyor?
Kesinlikle. Varlık ve Piçlik, (böyle bir tanımlama iğrenç olsa da) benim romancılığım içinde ayrı bir yol. Bundan önce yazdığım her şeyi bir kenara koyuyorum. İstemiyorum onları. Nedeni de tam da sizin sorunuzda tanımladığınız nokta: “Aykırılıklar içerse de dilini, yordamını merkezi bir edebiyat anlayışı içinde konumlandırmaları.” Merkezi olan her şeyi reddetmek için geç mi kaldım, bilmiyorum ama artık seçtiğim yol için önceki dört romanımı reddetmem gerektiğini düşündüm balık tutarken. Bu kararla tekrar yazmaya karar verdim.


Beşinci roman ve on altı yıldan sonra çok ‘genç’ bir dili olan bir roman ‘Varlık ve Piçlik’. Orta yaşlı erkek kahraman üzerinden anlatılsa da hikâyeyi, yazınsal anlamda kendinizi serbest bırakarak yazmış olduğunuzu düşündüm. Neler söyleyebilirsiniz?

Haklısınız. Keşke bunu on altı yıl önce de başarabilseydim ama hayata bakışın değişmesi, edebiyata bakışın değişmesi ve her alanda olgunlaşmak zaman alıyor ne yazık ki. Bilinç akışı ve iç monolog tekniklerini kullanarak, ısrarla da leit-motive ekleyerek romandaki karakterin iç dünyasını daha iyi aktarabileceğimi düşündüm. Sanırım sözünü ettiğiniz dil farklılığı biraz da bundan kaynaklı.

Neredeyse kitabın yarısını bulan bir girişten sonra, kahramanın aşk acılarının anlatımına tanık oluyoruz. Varlığın anlamlandırılması, yaşamın değer kazanması bir aşkla, aşkla bağlanmakla mı ilgilidir?
Aşkın yarattığı arızalı durumların birçoğu aşkın kendisiyle ilintili değil, kişinin ya da kişilerin karakteriyle ilgili. Varlığını aşkla anlamlandırmaya çalışmak, yaşamına aşkla değer katmaya çalışmak; varlığını anlamlandıracak yaşam felsefesini geliştiremeyen ahmakların işidir bana göre. Yaşam, kötülük, inanç, faşizm ve bunlar gibi meseleler üzerine düşünmeyip bütün dünyayı bir aşkın penceresinden görmek ne yazık ki bizimki gibi toplumlar ortaya çıkarmaktadır. Aşkı çok büyütmemeliyiz. Feniletilamin, dopamin, norapinefrin, endorfin ve oksitosin gibi kimyasallarla açıklanabilen bir durum sonuçta. Âşık olmaya âşık insanlar. Aslında romanın kahramanı Derman’ın Peri’yi idealize ettikçe ruhsal boşluğunun büyümesi, bu boşluk büyüdükçe içini doldurabilmek için Peri’ye daha çok ihtiyaç duyması ve bu döngüden bir türlü çıkamaması çok yaşanan bir durumdur.

Kahramanınız Derman hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Derman; geçmişiyle bir türlü hesaplaşamayan, geleceğini de yaratamayan arada kalmış bir karakter. Ağır depresyonun altına gizlenmiş bir varoluş sorunu yaşıyor. Derman, piçtir. Babası hiçbir zaman çocuğunun duygusal ihtiyaçlarını gözetmemiş, korkularını ve kaygılarını savuşturamamış, ona güvenli ve korunaklı bir içsel alan sunamamıştır. Derman’ın hikâyesinde işler feci derecede yanlış gitmiştir. Baba hiçbir zaman rekabet edilemeyen, anne tarafından da arzulanmayan bir erkektir ve aslında Derman’ı çoktan ruhsal olarak iğdiş etmiştir. Topluma yabancı, köklerini kaybetmiş, temelini yitirmiş bir adamdır. Başarısız bir evlilik ve kaygılarla dolu ama tutkulu bir aşk yaşar. İntihar ise romanın kırılma noktasını oluşturur.


“Gözüm hep penceredeydi. Yıllar sonra başka bir hapishaneye nakledilirken cezaevi aracının küçücük penceresinden dışarıya bakan bir mahkûm hissi taşıyordum.” Psikiyatri süreçlerini siz de böyle görüyor musunuz? Kahramanınız üzerinden konuşursak, Derman’ın varlığını reddettiği durumda ona terapi ne söyleyebilir?
Elbette pek bir şey söyleyemez. Daha ilk aşamada oyunbozanlık yapıyor Derman. Psikiyatristin Derman’ın hikâyesini anlama sürecinde bilinç ve bilinçdışı senkronizasyonuna izin vermiyor. Aslında terapi sürecinin Derman’da yaratacağı içgörü zaten var onda. Yorumladığınız gibi de terapi ona bir şey söyleyemiyor çünkü terapistle olan biten üzerinden gerçekleştireceği yorumlamaları çoktan yapmış bir kişi.

“Yazmak intihar etmenin en kanuni biçimi. Belki beni bir intihar girişiminden koruyan bir kalkan.” Romanınızı ‘bir yazma biçiminin romanı’ olarak okumak da mümkün. Varlığa ve intihara yüklediğiniz anlamların üzerinden bunu yazmaya giden yol olarak görmeniz, göstermeniz ilginçti… Bu bağ ya da süreç hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?
Bu, bugüne kadar bana sorulmuş en güzel sorulardan. İçtenlikle teşekkür ederim zira romanda, eğer becerebildiysem, yazma sorunsalı üzerine de bir katman oluşturmaya çalıştım. Kişinin varlığını ortadan kaldıran bir yöntem olarak intihar edimi üzerinden varlığını anlamlandırmak yani gerçeklemek üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir sarmalken varlığını anlamlandıran bir yöntem olarak yazı üzerinden intihardan korunması da başka bir sarmal. Olan bitenin ayırdına vardıkça yaşamın anlamlanması ve anlamlandıkça da varlığını ortadan kaldırma isteğinin artması; olan bitenin sorgulanmasını gerektiriyor kanımca. Sorguladıkça da balık tutmaya gidesi geliyor kişinin.

Neler üzerinde çalışıyorsunuz? Önümüzdeki dönemlerde sizden neler okuyacağız?
Öfke kusmaya devam etmek geliyor içimden ama bunu daha sakin yapmaya çalışacağım. Yani ağzımı bozmadan öfke kusmayı deneyeceğim. Daha az anlatıp daha çok düşündüreceğim metinler yazmak tek amacım. Distopik bir fikir dönmekte zihnimde bu aralar. Bakalım. Balık tutmaya dönebilirim belki.

Son dönemlerde kimleri okudunuz? Beğendiğiniz eserleri paylaşır mısınız?
Andrey Platonov-Çevengur, Luigi Pirandello-Siyah Şal, Vladimir Makanin-Underground, Fuat Sevimay-Ara Nağme, Per Petterson-Lanet Olsun Zaman Nehrine, Wilhelm Genozano-O Gün İçin Bir Şemsiye, Ölü Reşat-Aslı Tohumcu.

FullSizeRender

Varlık ve Piçlik / Yazar: Hakan Akdoğan / Roman / Aylak Adam Yayınları / Yayın Yönetmeni: Kaya Tokmakcıoğlu / Yayına Hazırlayan: Gül T. Temur / Kapak Tasarımı: Erkan Aslan, Dilem Serbest / 1. Baskı Ekim 2014 / 172 Sayfa

Hakan Akdoğan; Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dil Bilimi, Anadolu Üniversitesi Medya ve İletişim bölümlerini tamamlamış, Uludağ Üniversitesi Sosyoloji ve Felsefe ortak programında eğitimini sürdürmüştür. Dil Derneği Bursa Temsilciliği’ni yürüten yazar, Uluslararası Pen Yazarlar Derneği ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir. 2004 yılından bu yana Yaratıcı Yazarlık Atölyesi yürütmektedir. Yaklaşık beş yüz kişi atölye öğrencisi olmuştur. Çeşitli dergilere yazılar yazan Akdoğan, radyo programcılığı da yapmıştır. Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanan Nü Peride’den sonra Gölge Yaşatan, İlişmek, Struma-Karanlıkta Bir Ninni adlı romanları yayınlanmıştır. Son romanı Varlık ve Piçlik Ekim ayında Aylak Adam Yayınları’ndan çıktı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.