‘Adem, yalnızlığıyla dertlenmiyor, bunu düzeltmesi gereken bir hata olarak görmüyor.’

 

“İstanbul’da turizmin ve ticaretin merkezleri: Eminönü, Kapalı Çarşı, Tahtakale, tarihi hanlar… Tarihsel önemleri, estetik değerleri bakımından pek çok kez mercek altına alınmış mekânlara, bu kez bir kumaşçı yamağı bambaşka bir gözle yaklaşıyor… Hakan Karakaşoğlu, ilk romanı Mumsema Han’da kabuğunu kırmaya çalışan sıradan bir insanın trajedisini gerçekçi bir üslupla ele alıyor. Toplumsal rollerin belirleyiciliğini, bireyin kendini ortaya koyma iradesi karşısındaki tutuculuğunu ve kısıtlayıcılığını cesaretle sorgulayıp hikayesiyle harmanlıyor.” Hakan Karakaşoğlu ile son zamanlarda en çok dikkat çeken romanlardan biri olan kitabını konuştuk…

İstanbul’da, Tarihi yarımadadaki geleneksel ticaret mekanlarında geçiyor romanınız. Bu yönüyle de ilk bakışta dikkat çekmeyi başarıyor kitap… Bu mekanlarda sizi çeken ne idi?
Bölgeyi belirleyen asıl unsurun romanın merkezinde yer alan karmaşa olduğunu söyleyebilirim. Hikayeyi kurgularken, hızı ve renkleriyle yarımadanın çok doğru bir seçim olacağını düşündüğümü hatırlıyorum. O bölgede yaşayan insanların basit görünen ama içlerine girdikçe son derece karmaşık olduğu anlaşılan hayatları da mekan seçimimde etken olmuştur.

‘Mumsema Han’ büyük romanlara özgü bir başarıyı kaydediyor bana göre; kahramanını anlattığı sosyal gerçekliğin metaforu kılmayı başarıyor. ‘Adem’in derdi ile anlattığınız sokakların kaderi birbirine çok benziyor.
Adem’in derdi, haksızlığa uğradığını fark ettiği an başlıyor. Yaşadığı alemin hayallerindekiyle ya da daha açık olmak gerekirse “Yaşaması gerektiğini düşündüğü alem” ile benzeşmemesi nedeniyle dertleniyor kahraman ve bunun neticesinde bir kurtuluş yolu aramaya başlıyor. Kader kısmı onca zaman boyunca sesini çıkarmadan yaşayıp gitmesiyle ilintili sanırım. O sokaklar, semtler, hanlar ve orada yaşayan insanlar Adem’e kendi halinde yaşayıp gitmesini öğütlemiş olsa da O, günün birinde gördüğü gözlerde bulduğu umudu içinde yeşertmeye başlıyor. Nihayetinde eyleme geçiyor ve o eylem ile beraber Adem’in hikayesi şekilleniyor.

MUMSEMA HAN - HAKAN KARAKAŞOĞLU

Adem, fanusunu kırmanın yolunun aşktan geçtiğini hissediyor. Böyle midir gerçekten?
Adem’in hissettiklerini çoğu insan hayatının bir bölümünde hissetmiş ya da hissedecektir diye düşünüyorum. Kitapta “Kurtuluş” diye tanımlamaya çalıştığım varlığına bir neden arama çabasını aşk ile bağlantılamak çok uçarı bir fikir olmadı. Bu sadece bu şekilde olur diyemem fakat sağlam yollarından teki olduğunu söyleyebilirim.

Adem, çok yalnız bir erkek. Ve herkesle kurduğu ilişkide de, kendini giderek daha da yalnızlaştıran bir tarzı var. Sevdiklerine bile uzak. Siz kahramınınız nasıl tanımlarsınız?
Evet, yalnız bir adam Adem, çevresinde pek fazla insan istemiyor. Bir kaç tanıdık ve bir dostun haricinde insanlardan uzak bir yapısı var. Genel anlamda Adem’in çevreyle olan ilişkisini bu şekilde yorumlayabiliriz. Ama bir yandan da insan olmasının gerekliliğiyle, birileriyle konuşma, dertleşme arzusu mevcut. Bunu bazen hanın çaycısıyla törpülüyor bazen de penceresinin önünde her gece içki içen gençlere anlatmaya çalışıyor. Yalnızlığıyla dertlenmiyor ama, bunu düzeltmesi gereken bir hata olarak görmüyor. Çoğu zaman kendini dinlemek istiyor Adem ve tabi bir de Eylül’ü.

Adem’in hayattan almak istedikleri var. Ve çekingenliğinden beklenmeyecek kadar da kararlı. “Hak ettiğini” almak diye tekrar ettiği iddiası var. Bu durumunu nasıl açıklayabiliriz?
Romanın kahramanının tek bir amacı var, ailesinin ölümüyle beraber başlayan haksızlıkların sona ermesi ve hak ettiği yaşama kavuşabilmek. Adem, kendine göre düzgün biri, iyi bir insan. Üstelik çok da sıkıntı yaşamış. Bunun sonucu olarak yanlış konumda olduğunu hissediyor. Bir yerlerde birileri bir hata yapmış olmalı diye düşünüyor hep, önceleri beklemeyi seçmiş, zamanla çözülecektir zannetmiş. Fakat değişen hiç bir şey olmamış. Değişmeyen hayatının ızdırabı içindeki kahraman romanda da söylenildiği gibi, Eylül’ün gözlerinde gördüğünün kendi kurtuluşu, Eylül’ün ise hayatının anlamı olduğuna inanıyor. Bununla beraber eyleme geçiyor, hikaye hızlanıyor ve kahramanın hayatı karmaşıklaşıyor.

Romanınızda polisiye bir durum, heyecan doğuran bir entrika var ama bunu romanın merkezine almadığınızı düşünüyorum. Ve haklı isem, bunun çok hoş bir seçim olduğunu düşünüyorum… Çok büyütebileceğiniz bir romansal gerilim, aslında en çok kahramanınızın vicdani kimliğini anlamamıza yarıyor. Bizi buraya çağırıyor… 
Romanı oluştururken bağlı kalmak istediğim şey, Adem’in iç dünyasındaki o karmaşayı anlatabilmekti. Kullandığım diğer durum ve hadiseleri, kahramanın iç dünyasına katkıda bulunması ve onu daha iyi anlatabilme nedeniyle romana dahil ettim. Sizin de söylediğiniz polisiye durum buna bir örnektir. Asıl olan Adem’in içindeki dönüşümdür benim için, kalan ne varsa bu dönüşümü anlatmaya hizmet etmiştir.


Adem’in kendine sorduğu soru; “Gerçekten yalnız mıydım, yoksa kendime acımak için bir yol mu arıyordum?” Bu soruyu siz nasıl yanıtlarsınız?

Gördüğüm ve şahit olduğum durumlara bakarak, günümüz insanının bir kısmının kendine acımak için yol aradığını söyleyebilirim. Bu psikolojik halin tam olarak açıklamasını yapabilecek yeterliliğe sahip değilim. Fakat basitçe anlamlandırabilmem gerekirse bu davranışın kişininin çevresine kendini daha kolay kabul ettirme çabası olabilir diye düşünüyorum. Gerçekten yalnız olanların haricinde böyle bir grubun var olması, mesleğe yeni başlamış bir romancı olarak benim kafamda diğer insani davranışlar gibi üzerinde yazma isteği doğurmuştur.

Roman oldukça hüzünlü sona eriyor. “Hak ettiğimiz yere çıkacak, sonsuza kadar orada yaşayacağız.” diyen Adem’in hikayesinde ve bu romanın dünyasında siz bir çıkış görmüyor musunuz?
Adem’in yolu romanla beraber sonlanıyor. Evet, umudu devam ediyor fakat dört duvar arasında kısılı kalmış kahramanın maalesef umut dışında başka üzerinde uğraşabileceği bir eylem kalmıyor. Bu nedenle de yol kat edemiyor Adem, tıkanıyor.

‘Mumsema Han’ ilk romanınız. Kendinizden ve yazarlıkla ilgili geçmişinizden biraz bahsetmenizi rica ediyorum…
Mühendislik okudum ve şu an bir firmada tam zamanlı olarak çalışmaktayım. Maalesef sadece yazarak hayatımı idame ettiremiyorum. Bunun olması için çalışıyor ve iş dışında kalan zamanımın hatırı sayılır bölümünü yazarak geçiriyorum. Roman yazarak romancılığı öğrenmeye çalışıyorum aslında. Henüz yolun çok başında olduğumu biliyor, daha çok çalışabilmenin yollarını arıyor ve doğru işler yapabilmek için uğraşıyorum.

Bu romanın oluşumu ve yayınlanışı süreçlerinde neler hissettiğinizi söyleyebilir misiniz?
Romanın oluşumu, yayımlanışıyla beraber başlayan süreçten daha fazla keyif veriyor bana. Hikayenin, karakterlerin oluşumu, romanın derdinin, merkezinin belirlenmesi, planlar, zaman çizelgeleri, düzeltmeler gibi aşamaların tümünü çok seviyorum. Yazmak bana herhangi bir bıkkınlık ya da yorgunluk vermedi şimdiye kadar, umarım bundan sonra da aynı şevkle çalışmaya devam edebilirim.

Kimleri okuyorsunuz?
Şu sıralar Binbir Gece Masalları’na başladım. Çok eğleniyorum okurken, teknik anlamında da bana faydası olacağını düşünüyorum. Bunun haricinde Orhan Pamuk ve İhsan Oktay Anar’ın romanlarını sever, ara sıra, tekrar tekrar onların kitaplarına göz gezdiririm.

Peki bundan sonra neler olacak? 
Şu anda bir dosyam yayınevinde değerlendirme aşamasında. Tuhaf bir ikilinin yol hikayesini yazmaya çalıştım. Mumsema Han’daki anlatım tarzını sevenlerin bu kitabı da beğeneceklerini düşünüyorum. Bunun haricinde bir saatçinin başından geçen kaybetme hikayesini yazmaya başladım. Sanırım önümüzdeki yaz başına kadar bu iki kitap ile uğraşacağım.

Mumsema Han / Yazar: Hakan Karakaşoğlu / Roman / Sel Yayıncılık / Genel Yayın Yönetmeni: İrfan Sancı / Editör: Öykü Özçinik / Kapak Tasarımı ve Teknik Hazırlık: Gülay Tunç / Haziran 2015 / 197 Sayfa

Hakan Karakaşoğlu; 1981 yılında İstanbul’da doğdu. Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği’ni bitirdi. Mumsema Han, yazarın ilk romanıdır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.