‘Anladım ki biz, aslında yaramızı sarmıyoruz, yaramızı hayatımıza sarıyoruz.’

 

Hakkı İnanç, edebiyat dergilerinde öykülerine rastladığımız yeni bir yazardı ve Kırmızı Kedi yayınlarından ilk öykü kitabı ‘Bozuk’ yayımlandı. Tanıtımlarda kullanılan, ‘tadımlık’ bir metin alıntılayalım ve Hakkı İnanç ile yaptığımız yazışmayı sunalım: “Bu yüzden çok çelimsizdi annem. Çelimsizdik. Derimle inatlaşan kemiklerim, olduğumun on misli çirkin gösterirdi beni. Şehrin sırtını döndüğü üç katlı bir gecekondunun merdiven altındaki kömürlükten bozma bu güneşsiz odasında, orkideler yetişecek değildi elbet. Bir saksımız vardı. Kapının yanındaki masanın üzerinde beklerdi. Annem yıkadığı çatal bıçağı yatağın altındaki tahta valize kaldırmadan önce, kurusun diye onun içine koyardı. Saksıdaki o eğri büğrü çatallardan farksızdık biz de. Bunca çirkinliğimize karşın, kırık bir ayna asılıydı yatağın çaprazındaki duvarda. Başka yüzler arardık bakıp bakıp… Bir gece, gözlerimi ağlar buldum o aynada. Boğazımdaki hıçkırığı farkettim hemen sonra. Annem telaşla heladan çıkıp, niye ağladığımı sordu. Cevap aynadaydı. Yüzümde. Yüzünde. “Ağlama” dedi sarılıp, “sen başkasın. Eylül’de okula yazdıracağım seni.” Aynadaki kırıktan güneşi gördüm o an sanki… Gülümsüyordu.”

‘Perdedeki küçük bir sigara yanığı gibi kimsenin gözüne batmadan kendi boşluğumla odanın bir köşesinde dururken, evin içini gösteren koca bir yırtık gibi hissetmeye başlamıştım kendimi birden.’… ‘Bozuk’taki kahramanlar dünya üstündeki varlıklarını yaralarından, sıkıntılarından anlıyorlar, kendilerini böyle kavrıyorlar. Öykü yazarak anlatmak istediğiniz insanlık hali bu mu?
Yazmak, insanları  anlama halim.  Bu adam/kadın neden böyle diye baktığımda üzeri gereğinden fazla sarılmış bir yarayla karşılaştım hep. Öylece bırakılsa belki görünmeyecek, kabuk bağlayacak bir yarayla… Anladım ki biz, aslında yaramızı sarmıyoruz, yaramızı hayatımıza sarıyoruz.  Anlam dediğimiz şey, irinin ta kendisi.

‘Böyle’ öyküsünün kahramanı ‘Yeni bir sokak bulmalıyım kendime’ diyerek koşuyor, kokulara sığınıyor. Küçük çocukların bile kolayca hırpalayabildiği bu genç adam, -kitabınızı açan hikayenin kahramanı olması itibariyle- bu kitabı ne kadar ifade ediyor?
Çocuklar dolaysızlıklarıyla çoğu kez farkında olmaksızın çevrelerindeki insanların kendilerini sorgulamalarını sağlarlar. Onlara daha fazla kulak vermeliyiz. ‘Böyle’deki karakter de bunu yapıyor ve koşmaya başlıyor. Yetişmek için değil, bulmak için. Kokuların hatırlatıcı bir etkisi vardır. Karakter, bilmediği kokular sayesinde daha iyi ya da daha kötü kimliklere bürünüp, asıl varlığından sıyrılıyor. Kendine ve dünyaya başka bir gözden bakarak, neden böyle olduğunu kavramaya çalışıyor. Bu da benim yazıyla ilişkimi andırıyor.

hakki_inanc_1 hakki_inanc_3

Hayatları yargılamak, gençleri örselemek dünyanın gerçeği, ama bu ülkede, bu ülkenin taşrasında daha mı yakıcı biçimde yaşanıyor?
Taşra nereye denir? Taşrada yaşayan çocukların ayakları çıplak mıdır örneğin, erkeklerin başında kasket, kadınların başında yazma mı vardır? Ve bu, yoksulluğun ve cehaletin temsili midir? İyi okullar, iyi öğretmenler yok mudur taşrada? Böcekler çok mudur? İstanbul’daki çocuklar balkondan düşer, taşradakiler ağaçtan ya da damdan. Öyle mi? Taşrada Yaşar Kemal okunur da Márquez okunmaz mı? Taşra bu kadar homojen bir yapı mı? Kırsal ve taşra aynı yer mi? Üniversiteye başladığımız gün matematik profesörümüz, hangilerimizin taşradan geldiğini sormuş, çokluğumuza yüzünü ekşitmişti. Elini kaldıran herkesin koltuk altı Hacı Şakir mi kokuyordu? Yüzümüzde hep aynı saf ifade mi vardı? Kafalara bir taşra imajı yerleşmiş. Oysa bütün Japonlar samuray değil. Türkiye’nin her yerinde genç olmak zor. Kadın olmak zor. Kürt, Ermeni, Rum… olmak zor. Ateist olmak zor. Travestinin yediğinin adı kimi yerde tekme, kimi yerde depik. Ama acısı bir. Bu ülkede özgürce yaşamak zor. Neyse ki parklar var. Parklarda öpüşen gençler var. Parklarda kitap okuyanlar, ağaçlara sarılanlar var.

Kasaba yaşamına sıkışmış genç adamlar, genç kadınlar ve çocuklar… Sizin karakterlerinizle sınırlayarak sorayım, çocukluk ve ilkgençliğin kabuslarını derinleştirir mi taşra?
Bu, kişiden kişiye, çevreden çevreye değişir. Kendimden yola çıkarak cevap verecek olursam, evet, derinleştirir. Ankara’dan Bulancak’a taşındığımızda 9 yaşımdaydım. Bambaşka -ve bugün dahi uyum sağlayamadığım- bir ortama girmiştim. Ankara’da kızlar-erkekler hep birlikte oynardık. Bulancak sokaklarında işler böyle yürümüyormuş. İlk gün sokakta yalnızca kızlar vardı. Onlarla oynamak isteyişimi garipsediler. Sonra erkekler geldiler. Kızlarla (da) oynamak isteyen birini aralarına alacak halleri yoktu. Bu çocuk ibne olmalıydı ve ibnelik, bit gibi bir şeydi. Annelerinin, babalarının ve benim uzak akrabalarımın  yüzlerinde de benzer bir bakış vardı. Hasılı, benim için zor yıllardı. Ama diğer çocukların Bulancak’la bir sorunları yoktu. Kitaptaki bazı karakterler, kâbuslarını benden almış olmalı.

‘Neden böylesin?’ diye hırpalanan ‘Böyle’ öyküsünün kahramanı genç adam, ‘Baban gelecek’ te annesinin acısı olmuş kız… Daha da acılaşan çocukluk hikayeleri var kitabınızda. Yazarlığınızın temel izleklerinden biri olacak mı bu temalar?
Yalnızca aşkın, emeğin, güneşin, barışın, savaşın… yazarı olmak istemediğim gibi, yalnızca çocukluğun yazarı olmak da istemem. Ancak, çocukluk, alnımızdaki bir doğum lekesi gibi. Onu yok saymak, yazının doğasına aykırı.

hakki_inanc_7 hakki_inanc_5

Öykülerinizin kasabaya ve taşraya bakan bir penceresi var elbette, ama sorularımla bunun altını çizmekten korkuyorum. Çünkü ‘Bozuk’, sizin Giresun’da yaşayıp yazmanıza rağmen, öyküleriniz kasabada geçmesine rağmen Türkçe Edebiyattaki ‘taşra’ ve ‘Anadolu’ klişelerine yaslanmış bir kitap değil. Böyle kitapları düşünürsek, ‘Bozuk’ daha sert ve acıtıcı… Ne düşünürsünüz?
Her öykümün kasabada geçmediğini belirtmeliyim. Bir öykünün köyde geçtiğini biliyoruz. 4 öyküde de kasaba vurgusu var. Oysa kitapta 9 öykü daha bulunuyor. Kitabın arka kapak yazısında Giresun’da yaşadığım yazıyor diye –bu ifade belki de bir kez daha düşünülmeliydi– tüm öykü kahramanlarım oraya hapsediliyor. Anlattığım apartmanlar, sokaklar ve onları dolduran insanlar ülkenin hemen her yerinde varlar. Beyoğlu Burger King’in önünde sevgilileriyle buluştuklarını, Sakarya Caddesi’nde bira içtiklerini ya da Kordon’da gezdiklerini söyleseydim taşralı olmayacaklardı… Ben öykü yazıyorum. Kalemimin nüfus kütüğü yok. Yaşadığım kente bu denli vurgu yapılmasından pek hoşlanmıyorum. Yazdıklarımı taşra edebiyatına dâhil edenler ya da etmeyenler olabilir. Bu sınıflandırma tutkusunu anlayamıyorum. Başka kitaplarla bu yönde bir kıyas yapamam. Kitabım sert mi? Bazen bakkala ekmek almaya gittiğimde gördüklerim, duyduklarım bile, yazdıklarımdan sert.

‘Yedi yaşındayken kendi çocukluğunu bıçaklamış biri olarak, hayatımın bu kısa evresinin büyük bölümünün apartman merdivenlerinde oturup, annemin iniltilerini dinlemekle geçtiğini söyleyebilirim.’ … Kitaba adını veren ‘Bozuk’ öyküsünün kahramanı yaralı çocuk, bu sert hikaye bu kitapta, hikayelerden biri olmanın ötesinde gibi… Sizin için anlamı ne?
‘Bozuk’, benim tanıdığım, bildiğim bir çevrenin öyküsü değil. Ama yazarken kendimi içinde en çok hissettiğim öykülerden biridir. Pergelleri açmaya başladığım sıra yazdım onu. Önemli bir virajdır benim için.


Bazı öykü kitaplarında yapılır; olaylar ve karakterler öyküden öyküye ince bağlarla dolaşır, kitap bir mimari kurar. Mutlaka söylemeliyim, sizin kitabınızdaki bu kitabı dolaşan ‘hikayeler’, beni çok etkiledi. Çok da başarılı buldum. Bu öyküye sığmayan akış, sizi bir roman yazmaya götürür mü? Roman, yakın hedefleriniz arasında mı?
Öncelikle, teşekkür ederim. Kitabın yalnızca ilk bölümündeki dört öykü direkt temasta. Bu öyküler  de birbirlerine muhtaç değil, yoldaşlar. Öykülerimi romana yaklaştırmak gibi bir gayem hiç olmadı. Son iki aydır bir novella için notlar alıyorum. Yıl sonuna kadar onu bitirmeyi umuyorum. Ama roman yolunda öyküde soluklanmış değilim. Öykü benim ana dilim. İkinci öykü kitabım için de çalışmaya başladım. Bir de çocuk kitabı yazmak istiyorum; şimdilik en uzak hedefim o.

Bu bir ilk kitap, siz de oldukça genç bir yazarsınız. Biraz kendinizi anlatmanızı isteyebilir miyim?
Otobüs yolculuklarında koltuğumu asla yatırmam. Çünkü arkamda oturan insanın rahatsız olmasını istemem. Önümdeki koltuk yatırıldığındaysa -mutlaka yatırılır- çok sinirlenirim. Ama belli etmem. İşte o an kendimi dünyanın en iyi insanı gibi hissederim. Ardından, aslında arkamdaki yolcuyu düşündüğümden değil, dünyanın en iyi insanı olmak istediğimden koltuğumu yatırmadığımla yüzleşirim. Dilenciler iki kilometre öteden kokumu alırlar; cebimde param varsa, para isteyene hayır diyemem. Ortaokuldayken rock yıldızı olmak istiyordum. Gitar aldım. Ama 16 yıldır çalmayı öğrenemedim. Ne zaman biri hakkında kötü konuşacak olsam, ondan büyük bir iyilik görürüm. Bir kitabı yarım bıraktığımda, bir kâse sakızlı muhallebiyi yarım bırakmış kadar üzülürüm. Zıpkınla dalmayı çok severim. Balık vurduğumda duyduğum haz, beni hep çok korkutmuştur. Kendimi anlatmayı hiç sevmem. Vallahi!

hakki_inanc_7 hakki_inanc_6

Yazmaya nasıl başladınız ve bu kitaba gelene kadar neler yaşadınız?
Lisedeyken İngilizce derslerinde kompozisyon yazardım. Beğenilirdi. Aslında edebiyat dersinde yazamadığım kompozisyonları İngilizce’de yazardım. Çünkü ne  edebiyat hocamı ne de o mefaülün failatünleri  sevebildim. Sonra hiç yazmadım. Dişe dokunur şeyler de okumadım. Çok kötü bir dönemimde, tesadüfen yeniden kalemi elime aldım. Öyle iyi geldi ki, hep yazmak istedim. Daha nitelikli kitaplara yöneldim. Okuduklarımla birlikte yazdıklarım da zamanla birikti. Yarışmalarda dereceler aldım. Sandım ki kitabım hemen çıkacak. Dosyalarım onlarca kez reddedildi.

Orhan Kemal, Yaşar Nabi Nayır, Ümit Kaftancıoğlu gibi önemli öykü ödüllerinde başarılarınız var. 2013 Selçuk Baran Öykü Ödülü’nü aldığınızda ise öyküleriniz kitaplaştı. 14 ödül almışsınız. Bu ödüller ve yarışmalara gerçekten çok şey borçluyuz ki yazarlarla buluşabiliyoruz. Sizin bu yarışmalar, dergiler ve yazarların kendilerini gösterdiği tüm ortamlarla ilgili duygularınız ne?
Bu ödüller bazen çok yetenekli isimleri kaybetmemize de yol açabiliyor. Küsenler çıkıyor. Başarıyı ödülle ölçmemek lazım. Derece alamadığım yarışma sayısı, 14’ü geçer. Bardağın boş kısmına bakarsak başarısızım. Dolu kısmına bakarsak ohooo, 14 ödül almışım. Öyle değil. O kadar çok yarışma var ki, elinizi sallasanız ödüllü yazara çarpıyor. Birçoğu, sıradaki ödülünün Nobel olacağına emin. Yarışmalar, edebiyat ortamına bir hareket getiriyor. Bunu yadsıyamayız. Ancak, kaçında seçme kriterinin katılan eserlerdeki  edebî  nitelik olduğunu tartışmalıyız. Belki klasiklerin arasına girebilecek bir metni, sırf kendi ideolojilerine ters düştüğü için değerlendirmeye bile almayabiliyorlar. Hiçbir yarışmaya katılmamak çok daha dik bir duruş gibi geliyor bana. Ama nihayetinde insanız. Paraya ihtiyacımız oluyor. Bazen morale. Bir el, başımızı okşasın istiyoruz. Dosyam, 2013 Selçuk Baran Öykü Ödülü’nü almasaydı büyük olasılıkla hâlâ yayımlanamamıştı. Ne diyeyim ki… Dergileri yarışmalara nazaran daha temiz buluyorum. Harçlığından kısıp, edebiyat aşkıyla nitelikli fanzinler çıkaran öğrencileri gördükçe seviniyorum. Bir tarafta kötü metinleri, gazetelerde bile rastlayamayacağımız imla hatalarıyla yayımlayan bazı büyük dergilerimiz… Öte tarafta 10. sayısını göremeden kapanmak zorunda kalan güzelim dergiler… İnternet yayıncılığında bile bir standart yok. Niteliği geçtim, sayfalardaki kimi metinleri okumak, deveye hendek atlatmaktan zor. Anlayacağınız, duygularım çok karışık.

hakki_inanc_8 hakki_inanc_9

Yazma serüveninizde Bilgin Adalı’nın da çok etkisi olmuş. Rahmetli Bilgin Adalı, bizim okuryazar.tv serüvenimize de çok değerli katkılar yapmış biriydi, anmış olalım. Sizi nasıl yönlerdirdi?
Yazabildiğimi, daha doğrusu, yazabileceğimi ondan öğrendim. Bana benden evvel inandı. Reklamcılık eğitimi almaya gittiğim akademide yaratıcı yazarlık hocamdı. Bilgin Hoca’nın ısmarladığı biralar eşliğinde sahilde ders yapardık. Yazdıklarıma iyi ya da kötü, ağzına geleni söylerdi. Eşeklik edip onu aramadığım iki yılın sonunda, yoğunbakıma alındığını öğrendim. Sonra Zaman Bisikleti’ne binip gitti. Kitabımı okumasını -belki başıma çalardı- çok isterdim.

Kimleri okuyorsunuz? Sizde izler bırakan kitaplar hangileri?
Samimiyetine inandığım tüm yazarları okumaya çalışıyorum. Sevdiğim kitapları her keresinde eksik saydığımdan, bu defa listeme eklenen son kitabı söyleyeceğim yalnızca: Tirza…

‘Yazarak içimden atıyorum seni. Bu kaçıncı sayfa, kaç defteri doldurdum bilmiyorum. Saymıyorum aslında; saymak ölüme yanaştırıyor beni.’ … ‘Hayat Süpermarket’ öyküsünde, belki bazı diğer öykülerde de kendini gösteriyor ama aşkı yazmaktan ve aşktan bahsetmekten uzakta durduğunuzu düşünüyorum bu öykülerde. Çocukluktan, gençlikten, kurulan yıkılan ailelerden bahseden bu kitapta aşk ve aşk hissi neden bu kadar gizli?
Aşkın yağını çıkarıp sattılar. Bu ilk ve en önemli neden. İkincisi ise; öykü yazarken bazı şeyleri dillendirmez ama hissettirirsiniz ya… Konu aşk olunca ben bunun dozunu kaçırıyorum  galiba. Özel hayatımda da duygularını gösteren biri değilim.

hakki_inanc_11 hakki_inanc_10

Bozuk / Yazar: Hakkı İnanç / Öykü / Kırmızı Kedi Yayınları / Yayın Yönetmeni: İlknur Özdemir / Kapak Resmi: Egon Schiele / Kapak Uygulama ve Grafik: Yeşim Ercan Aydın / Nisan 2013 / 120 Sayfa

Hakkı İnanç; 1984 Ankara doğumlu. Giresun Hamdi Bozbağ Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Bir süre reklamcılık eğitimi aldı. İlk yazıları Yeni Aktüel dergisinde ve Radikal gazetesinin bir dönemki eki Radikal Genç’te yayımlandı. Öyküleriyle Varlık, Kitap-lık, Sözcükler, Dünyanın Öyküsü, Sarnıç Öykü, Çağdaş Yaşam gibi dergilerde göründü. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali kapsamındaki Kısa Film Öykü Yarışması’nda on finalist arasında yer alarak, Festival’in konuğu oldu ve Işıl Özgentürk Senaryo Atölyesi’ne katıldı. Öyküsü senaryolaştırıldı. Selçuk Baran, Orhan Kemal, Yaşar Nabi Nayır, Adnan Yücel, Ümit Kaftancıoğlu, Tarık Dursun K., Mahmut Tunaboylu başta olmak üzere, pek çok öykü yarışmasında ödüle layık görüldü. 2010 altKitap Öykü Seçkisi’nde ve Mübadele Öyküleri kitabında birer öyküsüyle yer aldı. Kırmızı Kedi yayınlarından çıkan ‘Bozuk’ ilk öykü kitabı…

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.