“Kürt temsilinin gerçekten aktarılabilmesi için ‘sahici’ olması gerektiğini düşünüyorum.”

 

Hamza Aktan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan Kürt Vatandaş kitabı, Kürt toplumundaki hızlı değişime ayna tutarken; Türkiye’nin Kürt vatandaşı olmanın anlamını sorguluyor. Nasıl bir vatandaşlık bu? Kürtler, Türkiye’nin ikinci sınıf vatandaşı mı? Hamza Aktan, bu soruların yanıtını ararken, Kürt realitesinin toplumsal yüzlerine mercek tutuyor. Hamza Aktan’la Kürt Vatandaş’ı konuştuk…

Kürt vatandaş bize birçok çağrışım yapıyor. Öncelikle “Kürt vatandaş” tanımıyla bir öteki algısı üretmiş olabilir misiniz?
İfadeyi kitapta da not düştüğüm gibi, Türkiye’deki Kürtlerin gündelik-toplumsal hayatlarına, “vatandaşlık” pratiklerine bir gönderme olarak kullandım. “Kürt vatandaş” tanımının yeni bir öteki algısını üretmiş olacağına pek ihtimal vermiyorum. Türkiye’de Kürt kimliğinin yeni gerçekliği, onu işaret ettiğiniz kırılgan ötekilik sınırlarının dışında tutuyor.

Kürt bir gazeteci yazar olarak, sizce Türkiye’nin Kürt vatandaşı olmak çok mu zor?
Türkiye’deki hemen tüm toplumsal-kamusal hayat örgütlenmesi Kürtleri dışlama üzerine inşa edilmiştir. Kürt olmak bu dışlamayla her zaman ve mekânda tekrarla karşı karşıya gelmektir. On binlerce Kürt’ün hayatına, sosyal, kültürel yaşamına veya ekonomisine mal olmuş bu süreç en hafif şekilde etkilenende dahi izler bırakır.

Sürekli çatışmalı bir bölge Yüksekova… Savaşın tam göbeğinde bir gazeteci olmayı nasıl tanımlarsınız?
Yüksekova için “çatışmalı” kadar “mücadeleci” sıfatını da uygun görüyorum. Özellikle son birkaç yıldır hacminden beklenmeyecek bir etki gücüne sahip oldu. Sadece kendisini değil, tüm Kürt coğrafyasına etki gücü olan bir dinamiğe dönüştü. Bu nedenle de devletin var gücüyle askeri yığınağını topladığı bir yer durumunda. Kent her anlamda devlet ve bürokrasisiyle soğuk bir temasa düştüğü bir dönem yaşıyor. Bu haliyle ve bu dönemde Yüksekovalı olmanın en azından benim için bir imkân olduğunu düşünüyorum. Kürt hareketinin mücadele zemini ile Türk ulus devletinin çelişki ve çıkmazlarının en somut şekilde görülebildiği yerlerden biri. Ancak bu meselenin belki yalnızca romantik tarafı. Öte yandan, devletin askeri-polisiye örgütlenmesinin en kaba haliyle durduğu yerlerden biri şu anda. Resmi olmayan bir olağanüstü hal durumu hâkim. Bu da bizim gibi kent sakinlerinin hayatını her durumda sıradanlıktan uzaklaştırıyor. Ben Yüksekova’da neredeyse hiç gazetecilik yapmadım. Esas olarak İstanbul’da çalıştım. Ancak Yüksekova’da gazeteci olmanın birçok zorluğu olduğu kesin. Bundan yalnızca 15-20 yıl önce herhangi bir gazetecilik faaliyeti sonucu öldürülebilirdiniz. Aynı tehdit bugün de varlığını koruyor. Gazeteciliğe, şeffaflığa asla alışmamış, alışmak istemeyen güçlü bir devlet bürokrasisi var. Bu bürokrasi hükmetmeye çalıştığı şey ile gerçek arasındaki çelişkinin dışarıya yansımaması için ayrı bir özen gösteriyor. Gazetecileri her zaman tehdit altında tutuyor. Bugün çok sayıda Kürt gazetecinin yargılanıyor olmasının nedeni bu. Buna rağmen Yüksekova’da ve çevre kentlerinde bana göre çok cesur ve profesyonel bir gazetecilik pratiği hâkim. Bu pratiğin içinde olan gazetecilere tek tek teşekkür borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

HAMZA.AKTAN.1 HAMZA.AKTAN.2

Siz bir Kürt vatandaş ve gazeteci olarak ana akım medya söylemine karşı nasıl bir dil oluşturma hedefindesiniz? Ya da yazdıklarınız bir kırılma yaratacak, söylemleri değiştirebilecek mi?
Ana akım, Kürt temsilinin her zaman en sıkıntılı mecralarından biri olageldi. Ancak kendini ana akımın dışında gösteren dil de Kürt temsilini hakkaniyetle veya gerçeğin sıradanlığı üzerinden aktarmayı başaramıyor. Ben Kürt temsilinin gerçekten aktarılabilmesi için “sahici” olması gerektiğini düşünüyorum. Yazdıklarımın bir kırılma yaratmasını beklemek zor ancak belki yaklaşım konusunda niyetlilere bir fikir verebilir.

Kürtler ya devletçi ya da milliyetçi olarak adlandırılıyorlar. Ki kendi içlerinde de sürekli çatışma halindeler. Peki bu bağlamda herkesi kucaklayan bir dil oluşturabilmek mümkün olacak mı?
Kürtler, çevrelendikleri bir ulus devlet duvarı, kültürü ve siyaseti içinden geleceklerini tasarlamaya çalışıyorlar. Haliyle bunu yaparken de sayısız çelişkiyle sürekli karşı karşıya kalıyorlar. Herkesi kucaklayan bir dilden çok, tüm Kürtleri içine alan, ulus aşırı bir milliyetçi dayanışmanın güçlü işaretleri söz konusu. Yakın gelecekte göreceğimiz de bu olacak.

Kitapta Kürt vatandaşların yaşadıklarını anlatırken, en yalın biçimiyle örneklemişsiniz değişik insan hallerini… Bu noktada insan şunu demeden geçemiyor: Bunca ayrımcılığı yaşayan ve o koşulların parçası olan bir Kürt istese de istemese de isyan eder… Doğru mu?
Doğru tabii. Ancak Kürt isyanını yalnızca dışarının etkilerine bağlamıyorum. Bunun kolaycılık olacağını düşünüyorum. Kürtlerin dışlanma yaşamasalar da kendi şimdileri ve gelecekleri için kaygılanıp harekete geçeceklerini düşünüyorum. Tersini düşünmek Kürtleri ancak nasırına bastığınızda zıplayan, öbür türlü hayatına kayıtsız kalan insanlar olarak görmek anlamına gelir. Birçok yorumcunun Kürt isyanlarını Kürtlerin karşılaştığı ayrımcılık ve şiddetle izah edebilmesinde bu ihmal ve kolaycılık var.

Eskiden Kürt sorununa mesafeli duran insanlar dahil, şimdi neredeyse hemen herkesin bu mesele üzerinden yorum yapmasını, bu konuda bolca kitap, makale yazılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürt meselesini konuşmak popüler mi oldu, yoksa herkes daha mı duyarlı oldu birden?
Saydığınız iki etkenin ötesinde, bu durumu Kürt hareketinin başarısı olarak görüyorum. Kürt meselesi, ihmal etmeniz durumunda hayatınızda bir eksilmenin olmayacağı bir meseleydi. Ancak Kürt hareketi, meseleyi ihmal etmenize imkân tanımayacak bir hale taşıdı. Gazetecilik tabiriyle söylersek, meseleyi gündemde tutmayı başardı. Bu da ilgili ilgisiz kimsenin kayıtsız kalamayacağı bir durum yaratarak bizi pozitif anlamda bir çözüme daha fazla yaklaştırıyor. Konuşabildiğimiz ölçüde nasıl bir çözüm bulunabileceğine de o ölçüde yaklaşıyoruz.

Mağduriyet dili mücadelenin önüne mi geçti, yoksa yaratılmak istenen algı bu mu? Ya da başka bir dil yok mu yaşananları anlatmaya?
Bir mağduriyet dilinin oluşmasını irrasyonel bulmuyorum, çünkü büyük bir mağduriyet yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Ancak bunun neredeyse tek söz haline gelmesinin suiistimal, kolaycılık ve çıkmaz gibi tarafları var. Başkalarının mağduriyetini o insanların saygınlıklarını düşünmeden paylaşanlar, bunları bireysel üretimlerinin aracı haline getirenler var.

Sadece Kürt meselesinde değil, toplumda şiddetin pornografisinin oluşmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
İletişim kanallarının çok yaygınlaştığı, hemen herkesin bir medyaya kavuştuğu bir dönem yaşıyoruz. Böyle bir dönemde hiç olmadığı kadar bir enformasyon ve ifade bolluğu söz konusu. Birçok insan bu karmaşada görünür olabilmek için en aşırıyı göstermeye çalışıyor. En aşırıyı gösterdiğinde en kıymetli ve en görünür olacağını düşünüyor. Dolayısıyla başkasının dikkati için bu uyaranı sürekli güçlü tutmak gerektiğini zannettiğinden pornografi gibi sürekli bağırması gerektiğini düşünüyor. Kitapta ara ara bu dilin handikaplarını veya yanlışlarını anlatmaya çalıştım.

HAMZA.AKTAN.3 HAMZA.AKTAN.5

Siz her iki tarafı da iyi bilen bir gazeteci olarak sorunun çözümünü tanımlayabiliyor musunuz? Bu kan nasıl duracak?
Kürt sorunu çok boyutlu bir sorun olduğu için çözümünü hemen işaret etmek güç. Ancak önümüzde soruna kaynaklık eden somut nedenler var. Bunlardan en öne çıkanı, Kürtlerin başka halkların baskın olduğu ulus devlet sınırlarına kimlikleri ve özyönetim haklarının yok sayılarak sıkıştırılmış olması. Dolayısıyla mevcut ulus devlet sistemlerini gevşetmenin, çözmenin veya tamamen dağıtmanın kendisi bu nedenin ortadan kalkmasını beraberinde getirecektir. Irak’ta da güçlü bir merkezi yönetim vardı. Ancak ne zaman ki bu “üniter” yapı çözülerek rahatladı, bu ülkedeki Kürtler için de “Kürt sorunu” görünürlükten uzaklaşmaya başladı. Türkiye’nin önce Ankara’ya, ardından buraya bağlı valilikler-kaymakamlıklar üzerinden kurduğu merkeziyetçi yapı sorunun kilit noktalarından. Türkiye’de bu katı merkeziyetçi yapının kısa sürede çözülerek rahatlatılması gerekiyor. Ardından devletin “Türk/çü” kimliğinin değişmesi, herkesi kapsayan bir niteliğe büründürülmesi gerekiyor.

Batıda yaşayan insanların doğuya bakışı her geçen gün, kana kan intikam naralarıyla süsleniyor. Her gün yaşanan ölümler üzerinden bu kinin büyümesi nasıl engellenir, barışın dili nasıl örülür?
Türkiye’nin Türk toplumunda güçlü bir devletçi kültür hâkim. Devletiyle bütünleşmiş bir millet görünümü söz konusu. Dolayısıyla devletin diliyle paralel hareket eden bir toplumsal dilin oluşmuş olması şaşırtıcı gelmiyor. Ancak bahsettiğiniz kinin bir tür çaresizlikten çıktığını da söylemek mümkün. Sorunun çözümü yönünde bir çıkış görememenin, bu çıkışı yaratacak iradeye sahip olamamanın yarattığı bir kin bu. Barışın dili, Türklerin devletlerini Kürtlerle birlikte sorunun barışçıl çözümü yönünde zorlamalarıyla örülebilir. Türklerin devletlerinin bencilliğiyle değil, beraber yaşadıkları bir halkın taleplerini paylaşmaları ve bunu seslendirmeleriyle kurulabilir.

Her gün sıcak çatışmaları yaşayan doğuda insanların psikolojisi nasıl etkileniyor? Bu kadar çok ölüm gündelik hayatın içinde nasıl karşılık buluyor? Oradaki halkın tepkisini nasıl yorumlarsınız?
Kürtlerde ölümlere karşı bir kayıtsızlığın geliştiğini söyleyenler var. Ancak tam tersi söz konusu, Kürtler her ölümde daha fazla sarsılıyorlar. Son yıllardaki PKK’lı cenazelerine bakın, her geçen gün daha fazla insan katılıyor. Belki bir dönem ölümler Kürtlerin içlerine çekilmelerine yol açıyordu ancak şimdi öyle değil. Ölen gençlerini sahiplenen bir tavır söz konusu. Halk, genel olarak hükümetlerden veya devletten önemli ölçüde umudunu kesmiş durumda. “Ne yaparsak kendimiz yaparız” psikolojisi hâkim. Son birkaç yıldır hayata geçen özerkleşme pratikleri, girişimleri bu inancın bir sonucu.

Sizce kitabınız insanlardaki algıyı değiştirmeye, empati oluşturmaya katkı yapacak mı?
Kitapta esas olarak Kürt toplumunun son on yıllarda geçirdiği değişimi anlatmaya çalıştım. Algı değiştirmek veya empati kurdurmaya çalışmak niyetlerim arasında değildi. Kitaplar, medya ürünleri uzun vadede böyle etkiler bırakabilir fakat insanların algıları ancak kapsamlı siyasal-toplumsal girişimlerle değişmeye başlayabilir.

Kürt Vatandaş / Yazar: Hamza Aktan / İletişim Yayınları / 1. baskı 2012 / Editör: Tanıl Bora – Burcu Tunakan / Kapak: Suat Aysu / Kapak Fotografı: Erkan Çapraz / 200 Sayfa

Hamza Aktan; 1983′te Gever’de (Yüksekova) doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi. Bianet, Birgün, Nokta ve Yeni Şafak gibi yayın organlarında muhabir ve editör olarak çalıştı. Londra’da Kürt ve Türk toplum gazetelerinde serbest muhabirlik ve editörlük yaptı. Express, Birikim, Radikal, aciksite.com, haysiyet.com gibi yayınlarda yazıları yayımlandı. Gazetecilik çalışmalarına devam ediyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.