‘Bir sözlükte yazarlara ayrılan satırların, onların edebiyatımızdaki yerleriyle orantılı olması beklenir.’

 

Eleştirmen yazar Hikmet Altınkaynak’ın, Doğan Kitap’tan yayımlanan kitabı Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler Sözlüğü’nü konuştuk… Bir başvuru kaynağı yazarken, yazarın nesnelliğini nasıl koruduğunu, kendi duygularını ve eğilimlerini projeye yansıtıp yansıtmadığını, teknik bir başvuru kaynağı olarak da kullanılabilecek sözlüklerin, nasıl eğlenceli ve renkli de olabileceğini konuştuk…

Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler Sözlüğü’nün genişletilmiş 2. baskısı ne gibi değişiklikler  içeriyor?
Genişletilmiş 2. basımda öncelikle  50’ye yakın yeni madde yer alıyor. Böylece toplam madde sayısı 1450’ye ulaşıyor ki, var olan edebiyat sözlükleri içinde ilk sırada sayılabilir.

Bu alanda hangi sözlüklerden söz edilebilir?
Bu alanda 5 – 6 sözlük var. Bizim çevrelerin en çok saygı gösterdiği elbette Necatigil’in sözlüğüdür. Şükran Kurdakul’un sözlüğüdür. YKY’nin ansiklopedisidir. Ama başka bir sözlük sayarken insan duraksıyor. Acaba adını anarsam, yanlış mı yapmış olurum diye. Güvenilir mi diye… Dolayısıyla genişletilmiş 2. baskıda değişiklik ilk başta madde sayısında… Bir başta değişiklik ise, ilk baskı için getirilen haklı eleştirilerin düzeltilmesi…

Sizce bir sözlüğü güvenilir kılan ölçütler nelerdir?
Sözlük yazarının dünya görüşü, bu alandaki uzmanlığı, yazar ve yapıt karşısında nesnelliği, bir sözlüğü güvenilir kılar… Ve doğal olarak bir de yayımlandığı yayınevi önem taşır…

Bu ölçütlere uyulma zorluğundan mı Türk edebiyatının çok az sayıda sözlüğü var?
Olabilir. Ama asıl az sayıda olmasının bir nedeni, kanımca, çok yoğun ve yılları alan bir çalışma gerektirdiği içindir. Kolay kolay göze alınamayan bir çalışmaya, süreye gereksinim var. Üstelik pek de  keyifle yapılacak bir iş değildir. Önsözde yazdığım gibi, ben de çalışmamın pek çok aşamasında böyle bir işe girdiğim için çok pişman oldum. Ama söz verdiğim için de bitirdim. Bitince de iyi ki, böyle bir sözlük yapmaya karar vermişim, dedim. Yani zor iş, ama üstesinden gelinince, mutlu olunan, sevinç duyulan bir iş.

(HİKMET.ALTINKAYNAK3) Erdal Öz Kitaplığı Açılışı-6 Mayıs 2008-Fotoğraf - Kadir İncesu

Sizin çalışmanızın, öteki sözlüklerden farkı nedir?
Yukarıdaki sorunuza verdiğim yanıtta olduğu gibi, güven verici ölçütlere kesinlikle uyulmuş olması. Bunun dışında mekanik ‘ansiklopedik dil’le değil, ‘sıcak bir dille’ kaleme alınması, içtenlikli bir dil kullanılmış olmasıdır. Bu genişletilmiş baskı, 1450’ye yaklaşan şair ve yazarı kapsıyor ki, sanırım bu da önemli bir farktır. Ayrıca tüm maddelerin güncellenmesi yanı sıra, olabildiğince de teknik hataların yok edilmesi, farkıdır denebilir.

Bu süre içinde sözlük üzerine birçok yazı yayımlandığını biliyoruz. Bunlar için bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Her şeyden önce Prof. Dr. Talat Halman, Doğan Hızlan ve Prof. Dr. Tahsin Yücel’in sözlüğün arka kapağında yer alan değerlendirmeleri benim için büyük bir onur. Bu bile yeter ama bununla kalmadı değerlendirmeler. Sağ olsun değerbilir birçok yazar çok güzel şeyler yazdılar. İlk olarak Tahsin Yücel “Özlediğimiz bir sözlük” dedi Milliyet Kitap dergisinde. Ama eksiklerini de yazdı. Kimi eksik ve hataların yeni basımlarda giderilebileceğini, bu tür şeylerin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Oktay Akbal, Cumhuriyet’teki köşesinde “Çok iyi yapmış Altınkaynak, bugünkü, yarınki kuşaklara, her zaman başucu olacak değerli bir yapıtı gerçekleştirmiş… Kendisini kutlarken böyle bir kitabı aydınlıktan yana tüm okurlarıma öğütlemek bir görev…” diye söz etti. Yüksel Pazarkaya ise, “Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler Sözlüğü” ile bir Sisifos kayasını kaldırıp tepeye taşımış görünüyorsunuz” sözleriyle değerlendirdi Cumhuriyet Kitap’ta. Öner Ciravoğlu da Cumhuriyet’te internet mi basılı yayın mı tercihinde kitaptan yana olduğunu ve edebiyat sözlükleri içinde güncel ve güvenilir olması bakımından benim sözlüğü tercih ettiğini yazdı. Rıza Zelyut, Güneş gazetesinde, Mehmet Ali Birand,  Posta gazetesinde sözlükten beğeniyle söz ettiler. Son yazılardan biri Nurullah Can’ın Virgül dergisinde yayımlanan eleştirisi oldu. Can, sözlüğü benzerlerinden ayıran en önemli özelliğin “sıcak anlatımlı bir eser olması”nı da gösterdi. Ayrıca Nurullah Can yazısında, Behçet Necatigil’in sözlüğünden de söz ediyor, onun zaman zaman kimi isimleri elediğini, edebiyat etkinliği olmayan şair ve yazarları çıkardığını belirtiyordu.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Doğrusu ben de Nurullah Can’ın anımsattığı bu yönteme katılıyorum. Böyle yapmak gerekir diye düşünüyorum. Yani bizim klasik edebiyatçılarımız dışında bu işin başında ortasında sonunda, nerede olursa olsun, birkaç kitap yazmış, dahası ödül almış kişiler, mademki bu işi sürdürmüyor, yazdıkları da artık bir anlam ifade etmiyorsa, sözlüğün dışında tutulabilir. Değilse giderek oylumu ve satış fiyatı artan sözlük, en başta ekonomik açıdan tercih edilmez. Bu da sözlüğün işlevini azaltır.

Sözlük yazarlığını ben gönüllü yapılan bir kamu görevi olarak görüyorum. Bunu vurgulamamın nedeni Nurullah Can’ın yazısı. Can yazısında ‘Türk Edebiyatında’ çerçevesinde, gazetecilerin bu sözlükte yer almaması gerektiğini belirtiyor. Buna katılmadığımı söylemek isterim. Çünkü edebiyatın dallarından biri de “Fıkra yazarlığı”dır. Kimi fıkra yazarlarının yazdıkları birer deneme tadındadır. Ayrıca gazeteci gezi yazarıysa, “gezi” de edebiyatın bir dalıysa, neden yazar sayılmasın, neden bu sözlükte yer almasın! Ya da gazeteci anılarını yazsa, “anı” da edebiyatın bir dalı değil mi? Bu nedenle ben, belki öteki sözlüklerden farklı olarak, kitapları da olan birçok gazete yazarına sözlükte yer verdim. Bu benim sözlüğün açılımı!? Aynı ölçütü ressam, tarihçi, felsefeci için de uyguladım. Bir edebiyatçının görev ve sorumluluğu neyse, bir gazetecinin de görev ve sorumluluğu da odur diye düşündüm. Dili de bir edebiyat diliyse, neden olmasın?

Bu alandaki tutumunuz yine nesnel mi?
Elbette, nesnel davranmaya çalıştım. Nesnel davranmak, zorunludur dedim. Nesnel davranmak zorunlu olsa da işin içinde ‘insan’ olduğu için ‘öznel’ değerlendirmelerden de yer yer kaçılamıyor. Bilim, insanda IQ ve EQ olmak üzere iki tür duyudan/zekâdan söz eder. Her ne kadar kültürden arınmış bir zekâ testi bugüne kadar yapılamamış, ölçümlerde de nesnelliğe ulaşılamamış olunsa bile, günümüzde EQ’nun yani ‘duygusal zekâ’nın varlığı kabul ediliyor. Bu da insanın asla nesnel olamayacağı anlamına geliyor. Yani, belli ilkelere ne denli bağlı kalınsa da sözlük yazarlığında madde seçiminden maddelerin uzunluk ve kısalığına kadar birçok ögenin standardı bozulabiliyor. Bu alanda çalışan on kişinin onu da bir yazarla ilgili olarak farklı düşünebilir, elbette çakışan yanlar da olabilir. Öncelikle bunun altını çizmek isterim. Bu da ne kadar nesnel olursak olalım, bir yerde öznellikten de kaçılamadığını gösteriyor.

Yani eleştiri de beraberinde geliyor, öyle mi?
Evet, getirilen eleştirilerden biri seçilen yazarlar kadar yazarlara ayrılan satırlardı. Bir sözlükte yazarlara ayrılan satırların onların edebiyatımızdaki yerleriyle orantılı olması, elbette beklenir. Ama bu orantılı yerin her sözlük yazarına göre değişmesi, onun nesnelliğini, özünü ortadan kaldırmaz diye düşünüyorum. Çünkü bu sözlükte edebiyatçıların “yaşamöyküleri”ne yer veriliyor. O halde bunu belirleyen de her şeyden önce ilgili yaşamın yoğunluğu, buna bağlı olarak da ayrılan satırların uzunluğu kısalığı değil midir? Bunun için de genelgeçer bir ölçüyü her sözlük yazarının benimsemesi gibi bir kural koymak, bana kalırsa, işin doğasına aykırı olur. Bu nedenle de maddelerin uzunluğu-kısalığı konusunda herkesin yaklaşımı farklı olabilir.

Sözlüğe katı bir eleştiri olmadı mı?
Olmaz mı? Sevgisiz, emeğe saygısız, insanı üzen, yararsız, yarısı da belgesiz, dayanaksız, kısır bir eleştiri de oldu. Ama ne yapalım, her işte oluyor bu. Aslolan ‘yapıt’ diye bakıyorsunuz. Ve çalışmaya, üretmeye daha da bilinçle sarılıyorsunuz.

O zaman sizin sözlüğün ötekilerden ayıran önemli özellikleri var.
Tam bu noktada Nurullah Can, sözlüğü benzerlerinden ayıran en önemli özelliğin “sıcak anlatımlı bir eser olması” olarak tanımlıyor ki, ben de bu tanıma, yargıya katılıyorum. Gerçekten ben de aslında bunu yapmaya özen gösterdim. Yazarın yaşamöyküsünde ailesi, arkadaşları, okurları arasında konuşulup da hiçbir sözlüğe girmemiş bilgileri metne sindirmeye çalıştım. Okurun böyle bir metnin içine girmesi daha kolay olur diye düşündüm. Onda bırakacağı iz, daha kalıcıdır. Sevilmesi, unutulmaması daha güçlüdür. Kuru bir dil, itici oluyor. Bunun anlaşılması sevindirdi beni. Farklı kılan bir buydu, bir de güncel olması. Bunu derken kuşkusuz ki var olan sözlüklerin en yenisinin en az beş yıl öncesinde kalmasını dikkate alarak söylüyorum.

Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler Sözlüğü’nde yer alan isimleri hangi ölçütlere göre seçiyorsunuz?
İşin en zor yanlarından biri de isimlerin seçilmesidir. Bunun için uzun bir deneyim, köklü bir edebiyat tarihi bilgisi gerekir ki, ilk yazımın Yeni Ortam gazetesinde 1972’de, Cumhuriyet gazetesinde  1975 yılında yayımlandığını ve bu alandan hiç kopmadan bir meslek olarak da çalıştığım düşünürse, ölçüt kendiliğinden ortaya çıkar. Ancak  bunun da kesinlikle  yeterli olmadığını biliyorum. Çünkü edebiyat da bir yönüyle geleneksel bir yapı gösterir. Edebiyat akımları, grupları ve bunları temsil eden yazarlar. Bunların bugüne kadar kitaplarda yansıtılışları. Bu yansıtılışların sizde bıraktığı algı ile kendi algınız, yankıları…

İşte tüm bunlar ister istemez sözlük yazarını isim belirlemeye yönelten nedenler olarak ortaya çıkar.

Özetlersem, sözlüğün içerdiği isimleri belirlemede dayandığım ölçüt, genel kabullere saygı göstermekle birlikte, genelgeçer yargıların da yer yer aşıldığı yeni paradigmaların ortaya konduğu kişisel bir ölçüttür.

Yeni çalışmalarınızdan da söz eder misiniz?
Yeni çalışmalar olarak Cumhuriyet’e arada bir, Almanya’daki Hessen/Toplum gazetesine 7-8 yıldır her ay, yazıyorum. Epeyce yazı birikti. Onlardan bir seçme yapıp yayımlama niyetim var. Bir de ‘Ödüller ve Yazarlar’ adıyla haftalık bir televizyon programı tasarım… Sonuncusunu önemli bir televizyon kanalına önerdim, yanıt bekliyorum. Bir de tabii ki bu sözlüğün güncellenme çalışması  ağır ağır ilerliyor. Eh bu kadar konu  bana yeter de artar bile…

Hikmet Altınkaynak; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Gazetecilik, yazarlık, YTÜ’de Rektör Danışmanlığı yaptı. Radyo ve televizyon programları hazırladı, sundu. Milliyet ve Hürriyet Yayın Gruplarında redaktör, yazar, yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Aralarında Eleştiri, Yaşasın Edebiyat gibi dergiler olmak üzere 10 dolayında derginin yöneticiliğini yaptı. Gazete ve dergilerde yazdı. 51 kitap yayımladı. On ikisini MEB öğrencilere tavsiye etti. Atatürk’ü Seviyorum kitabı (on kitap) Çin’de Çince ve Uygurca yayımlandı. Edebiyatımızda 1940 Kuşağı, Zamanla, Orhan Kemal’in Hikâyeciliği, Çağdaş Türk Şiiri 1, Yeni Binyılın Edebiyatçıları, Dünyayı Paylaşan Yazarlar, Ünlüler de Çocuktu 1-2, 100 Temel Eser, Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler Sözlüğü gibi çok önemli kitaplara imza attı. Cumhuriyet’te ve  Almanya’daki Hessen/Toplum gazetesinde yazıyor, Yıldız Teknik Üniversitesi Türk Dili Bölümü Öğretim Görevlisi olarak çalışıyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.